Yeni Anayasaya tekliflerim

featured

Nihat Genç yazdı…

Her yasa ve anayasa, yeni ihtiyaçlar içindir!

Ya da önceki yasa ve anayasalarda yaşanan güçlükler içindir!

Bir tek ‘Kur’an’ değiştirilmez!

Oysa yasalar beşeri olduğu için her gün sabah akşam değiştirebilirsiniz!

Kılıçdaroğlu, başörtüsü yasası çıkartalım, deyince, Tayyip bey, topu doksana çaktı, daha ötesine gidelim, anayasayı değiştirip kökünden halledelim, deyiverdi!

Kur’an hükümlerini yorumlamak fetva vermek sadece müçtehitlerin ve fıkıh ve kelam alimlerinin yani hocaların işidir, ancak, anayasa tartışmasına sivil toplumlar, halk, siyasiler, herkes katılabilir ve fikir beyan edebilir!

Bu itibarla, bir yazar olarak, yeni anayasa tartışmasına acizane ben de fikirlerimi beyan ediyorum!

Son yirmi yılda tarikat ve mürit sayısının milyonları geçtiği aşikardır yani Osmanlı ve ümmet ve tarikat sevdalısı ve ben İslam üzerine yaşıyorum sadece Kur’an’dan sorumluyum, diyenler çoğalmıştır ve bu sosyal bir gerçektir!

O halde, yeni anayasamız bu yeni sınıfa ve sosyal ihtiyaçlara cevap vermelidir!

Önce, İslamcıların toplumdan sakladığı büyük sırrı artık faş etme deşme zamanı gelmiştir!

Sayın AKP’liler ve sayın Diyanet İşleri Başkanlığı!

Kur’an ayetlerini anlamadan bunca yıl milyonlarca insanımızın kıldığı namazlar, boşa gitmiştir, kaza edilmeleri gerekir!

Çünkü manası bilinmeden kılınan namazların dinimizce bir hükmü yoktur!

İmamı Azam Ebu Hanife’nin fetvası ortadadır, namaz kendi dilinize tercüme ettiğiniz ayetlerle kılınabilir! Bu ‘kendi dilinde namaz kılınmasının kaynağı da ilk İranlı müslümanlardan Salman Farisi’nin, Arapça’yı anlayamıyorum deyip, fatihayı Farsçaya çevirip namaz kılmasıdır!

Ve İmamı Azam, ki, Hanefi mezhebinin kurucusudur, fetvası üzerine laf söyleyenler dinden ‘mezhepten’ çıkar!

Bu tarihi tartışma bize gösteriyor ki kendi dilimizde pekala namaz kılabiliriz!

Anlamadığımız dil Arapçayla kılınan bir namaz olur mu sorusuna bugüne kadar İslam alimleri cevap verememiştir, şöyle izahlarla geçiştirilmiştir: Bir, anlamasan da Arapça kılmak çok faydalıdır çünkü zikr etmek de ibadettir! İki, Kur’an’ı müçtehitler-alimler zaten okuyup yorumlayıp size ne olduğunu söylüyor, yani sizin ayrıca anlayıp okumanız bir eksiklik değildir! Üç, sizin niyetiniz önemlidir! Namazda huşu içinde secdeye kapanmak da ibadettir! Dört, (bu tartışmaya verilen en nihai öneri şudur): Arapça öğreninceye kadar zaruretten dolayı kendi dilinizde pekala namaz kılabilirsiniz!

Velhasıl kendi dilinde namaz bahsi İslam tarihinin çözemediği bir büyük sorundur!

Gelin, bu işi, yeni anayasada bir sonuca ulaştıralım ve hiç değilse bugünden sonra kıldığımız namazlar boşa gitmesin!

Dini hükümler ortadadır, Farsçayla kılınabildiği üzere kendi dilimiz Türkçeyle de pekala namaz kılınabileceğinin aksine bir görüş bugüne kadar ortaya atılamamıştır!

O halde, dinimizin ilahi hükümlerini daha fazla görmezden gelmeye gerek yok, hazır Tayyip bey ve AKP’yle çok yaratıcı ve rahat bir ortam bulduğumuza göre, bu devasa girift sorunu da çözelim!

Ayetler ve dualar ve ezanlar pekala Türkçe okunabilir, iddiası, Cumhuriyet’in sapık din dışı bir kötü işi (biatı) değil İslam alimlerinin ortak fetvasıdır! (Diyanet bu cümlenin aksini söyleyebiliyorsa söylesin de bilelim…)

O halde? Başörtüsüyle ilgili düzenlemenin yanında bu düzenlemeyi de hayata geçirelim!

Gelelim, ikinci madde teklifime!

Bugün milyonlarca Müslüman, Menzil, İsmailağa, Fetö, Süleymancı, Nakşi, vs. başlığı altında tarikatların müridi olmuş durumda, ki, onbinlerce medreseleri de yasalara karşı olarak Diyanet’in göz yummasıyla faaliyette olduğu bir gerçektir!

Yani milyonlarca insan şeyhlerine bağlı mürittir!

Velhasıl şeyhler olmadan milyonlarca Müslüman şeyhsiz tarikatsız bir Müslümanlığı akıl edemiyor yön bulamıyor sosyal sorunlarını çözemiyor!

Şeyhlik, şeriatta baba, demektir!

Tarikat erkanına göre, şeyhin sözünden çıkılmaz, tarikat erkanına göre, şeyhlik dokunulmazdır ve şeyhin lafına da laf söylenmez çünkü şeyhler Allah’ın dostlarıdır!

Bir mürit, şeyhin sözünü dinlemiyorsa o tarikatta barınması mümkün değildir!

O halde şeyhle mürit arasındaki ilişkileri de hukuken düzenlememiz şarttır!

Mesela ‘badeleme’ gibi nice tarikatlara şahit olduk!

Kısaca, şeyhle cinsel ilişkiye girmek, ibadet midir, sorusu da vuzuha kavuşmalı! Rica edeceğim böyle derin bir meseleyi de tağuti rejimin deccal hakimlerine bırakmayalım!

Şeyhin sözünden çıkılamayacağı için sizi kucağa oturtma davetine karşı çıkılabilir mi çıkılamaz mı bu konu tüm İslam tarihi boyunca çözümlenmemiş bir büyük sosyal sorundur!

Özetle, şeyh sizden .ötünüzü isterse, verecek misiniz, yoksa dinden imandan tarikattan dışlanmış mı olacaksınız, Şayet verirsek vizite ücretini ihale de olabilir diyanetten mi saraydan mı kimden alacağız!

Başta Diyanet Başkanlığı olmak üzere tüm İslam alimlerine soruyorum!

Bu çok nedameli sorunu çözmek için öncelikle pekala Tayyip Bey’in buyurduğu gibi bir referandum ya da milyonlarca mürit üzerinde istatistiki bir anket yapılabilir!

Müritlere anket sorusu şudur: Şeyh sizden .ötü isterse, verir misiniz, vermez misiniz?

Tek bir kişi dahi ‘hayır’ vermem diyorsa hem o kahramanı tanımak isteriz hem de o müminin haklarını korumak için harekete geçmek zorundayız!

Yani tek bir kişinin dahi canı yanıyor aklı almıyorsa ona da Diyanetimiz dinen bir ‘açıklık’ getirmeli ve anayasada başörtüsü maddesine ilave fıkralarda bu durum ayetlerle açıklığa kavuşturulup dinimiz büyük bir bühtandan derhal kurtarılmalıdır!

Başörtüsü düzenlemesi içeren yeni anayasaya, üçüncü teklifim:

Son şeyhülislamlarımızdan Mustafa Sabri Efendi’nin de söylediği gibi…

Dört kadınla evlenmeyip tek kadınla idare eden her Müslüman Peygamberimize karşı gelmektedir! Peygambere karşı çıkmak dinden çıkmaktır!

Peygamberimizin hayatını işlerini (hadis ve sünnet) kabul etmemekte yani kafir zındık olmaktadır!

Bugün dahi Müslümanlar iki arada bir derede kalmış dört kadın mı tek kadın mı konusu kafa karıştırmaya devam etmektedir!

O halde, başörtüsü için düzenlenecek maddeye dört kadın şartının ilave olunup olunmaması yani dört kadın şart değilse, dinimizin emirlerine karşı çıkmadan dinen neden şart değil, vuzuha kavuşması gerekmektedir!

Gelelim, başörtüsünü düzenleyen yeni anayasaya, dördüncü madde teklifime:

Malumunuz, Vahdettin’in hain olup olmadığı tartışmaları memleketi ortadan ikiye bölmüştür, ki, Vahdettin’den kastımız, hilafet makamıdır!

Hilafet, özelde Türkiye’nin ama bütün Müslümanların en büyük siyasi kurumu ve meselesidir!

İran’da velayet makamı, yani cumhurbaşkanının üstünde ilahi bir makam bulunmaktadır, bu makamda bulunan din adamı dokunulmazdır, lafı üstüne laf söylenmez, nihai ve son karar mercidir!

Mesela, hilafet makamı da ‘dokunulmaz’ bir makam mıdır, yani, halifeye laf söylemek karşı çıkmak onu hırsızlık ve vatan hainliğiyle suçlamak dinimizce caiz midir?

Yeni anayasamızda bu pek mühim siyasi dini meseleye açıklık getirmemiz şarttır, bence de, başörtüsü maddesine eklenecek bir fıkrayla şüpheler ortadan kaldırılabilir!

Ya da, .ötünüz yemedi, olmadı diyelim, tarihte ve Osmanlı’da tüm halifeler masumdur, eleştirilemez hükmünü anayasa maddesine ilave edip gelin memleketi bir dertten daha kurtaralım!

Gelelim, başörtüsünü düzenleyen anayasaya, diğer katkıma!

‘Şura nedir?’ ‘Meclis’ nedir, çok büyük bir dini meseledir!

‘İstişarede, meşverette bulunun’ denirken şurayla mı bulunalım yoksa meclisle mi?

Şura, monarşik bir kurumdur, padişah-kral ve yanında soylu ya da din adamları!

Meclis, halkın seçtikleriyle kurulan bir yapı!

Ve dinimizce halkın seçmediği şeyh ve tarikatlar ve ulema toplumun en önde gidenleri korunanları kayırılanları olmuş ve olmakta! Oysa ‘meclisi’ .ikine takan yoktur!

Ve meclisin başında bir kral ya da padişah şart mıdır?

Değilse ‘şura’ kafi midir ve şurayı kimler oluşturacaktır, ki, bence bu büyük sorun da başörtüsü düzenlenirken ilave bir fıkrayla nihayete erdirilsin!

Gelelim, başörtüsünü düzenleyen anayasaya diğer katkıma!

Dinimizce bir ‘saray’ olması şart mıdır?

Bugünkü ‘saray’ neyin ihtiyacıdır, dinen ilmen fetvası karşılığı var mıdır?

Anayasada ‘saray’ın hangi ihtiyaçlar karşısında inşa edildiği de başörtüsü düzenlemesine ilave edilirse bir büyük dini meseleyi de halletmiş oluruz!

Gelelim, diğer teklifime…

İslami iktidarımız ihaleleri hep aynı dörtlü çeteye vermektedir!

Bu dörtlü çetenin dinen ulvi seçkin yüce makamları nedir, ulema mıdırlar, sahabe midirler, Allah’ın dostları mıdır, imtiyazları dokunulmazlıkları nereden geliyor, ki, mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır! Yoksa göklerden gelen bilmediğimiz bir emir mi vardır!

Gelelim, diğer teklifime…

Beytülmalimiz (devlet hazinesi) artık çok zengindir, Karadeniz’de ucu bucağı görülmeyen doğalgaz stokları ve Erzincan’da Amerikalı şirketle çıkartılan altın madenleri….

Teklifim, eskiden camilerde mevlit okutulurken külah içinde pembe mevlit şekerleri dağıtılırdı!

Bu itibarla aynı camilerde Müslüman kardeşlerimize mevlit şekeri diye gram altınlar dağıtılması…

Ve bir naylon torba içinde vakumlanmış doğalgaz paketleri pekala ikram edebiliriz!

İşte bu sosyal yardımlar mümin kardeşliğimizi pekiştirecek ve beytülmala saraya ve hazinelerine ve korunmuş dokunulmaz Allah’ın dostu yakın adamlarına kıskançlık ve hasetle bakılmasının önüne geçilecektir!

Gelelim, başka bir teklifime!

Son Halife Vahdettin ve Damat Ferid ve şürekası, Ankara’nın başkent olmasını çetecilik eşkıyalıkla ve halifeye Osmanlı’ya başkaldırmakla suçlamış ve kanları helaldir, öldürülmeleri caizdir diye fetvalar yayınlamışlardır!

Yani Ankara, Osmanlı için lanetli bir şehirdir!

Artık İslam alemini ve mümin Müslümanları bu Ankara başkent bühtanından da kurtaralım!

Ve hatta, Yunan Ege’yi işgal edip İyonya’yı kurmaya başladığı zaman el altından ikili görüşmelere başlayan Vahdettin ve adamları, ‘İstanbul’a dokunmasınlar kafi’ noktasında bir anlaşma zemini için İngilizlere ricalarda bulunuyorlardı!

Yani anladığımız, İstanbul, halifenin ve saltanatın başkentidir, ayrıca, Ankara, fesi çıkartıp kalpak takarak Vahdettin’i çok üzmüştür…

Bu vesileyle, İstanbul’un yeniden başkent yapılması…

Ve, fesi reddedip kalpak takmayı bayramlarda milli bir ayaklanma ve sembol ve adet edinenlere karşı başörtüsü maddesi düzenlenirken bir açıklık getirilmesi, tarafımdan rica olunur!

Ve son madde şöyle olmalı: Başörtülü bacımız Zehra Taşkesenlioğlu’na laf edenin, dava açanın Allah belasını versin!

 

 

 

 

 

Yeni Anayasaya tekliflerim

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 1 ay önce

    Anayasa değil “banayasa”.

  2. 4 hafta önce

    Nihat Abi , ben 35 yaşındayım , sizi çocukluğumdan beri severek dinliyorum çünkü GERÇEK BİR VATANSEVER olduğunuzdan , namusunuzdan ve samimiyetinizden hiç şüphem olmadı. Lakin ;

    1- İslam konularında yetkin ve ehil bir insan değilsiniz. Hatta o kadar cahilsiniz ki neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek bir halde dahi değilsiniz. İmam-ı Azam’ın bir tane ”Ana dilde namaz kılınabilir.” diye fetvasını bulup bunu delil göstererek Türkçe namaz kılınabilir diyorsunuz. İmam-ı Azamın o fetvayı kimlere ne için verdiğinden haberiniz bile yok ! İmam-ı Azamın yetiştirdiği en büyük öğrencisi olan İmam-ı Yusuf’un , İmam-ı Azamdan kalan bazı fetvaları değiştirdiğinden de haberiniz yok. O fetvalar genel geçer fetvalar değil duruma ve kişiye göre verilen fetvalar. Bunların sebebini bizzat sizin araştırmanızı ve ehil hocalara danışmanızı tavsiye ediyorum.

    2- İşin aslı bu ana dilde namaz konusunda fetvaya gerek bile yok ! Çünkü Kuran-ı Kerimde , bu konuya direk temas eden ayetler var , bu ayetleri lütfen güvendiğiniz bir İslam Hocasına sorunuz. Ayetlerde namaz kılarken Kuran-ı Kerimden kolayınıza geleni okuyun diye buyruluyor. Kuran-ı Kerimin MEALİNİ OKUYUN DEMİYOR ! Kuran okuyun diyor ! Meal farklıdır , asıl olan farklıdır ! Anlamak tabi ki de önemli , kimse anlamayın demiyor. Açıp mealine bakmak tefsirine bakmak çok zor bir iş değil. Lakin Namaz kılarken meal okursan Kuranın ayetlerine ters düşme tehlikesi var ! ÇÜNKÜ direkt olarak KURAN-ı Kerimde yazıyor ; NAMAZ KILARKEN KURANDAN AYETLER OKUNULMASI GEREKTİĞİ YAZIYOR ! İmam-ı Azamın söz konusu fetvası Asıl olanı okuyabilmeyi öğrenene kadar kendi ana dilinde okursan da namazın olmuş olur demek istiyor. Yoksa sana ille de Namazı ana dilinde kılacaksın demiyor… Ona kaldıysa hiç bir şey okumasan bile Allah (C.C.) namazını kabul edebilir ! Kabul mercii Allah’tır. Sen istersen sadece rüku secde yap namazda hiç bir şey okuma veya söyleme , kabul edecek olan yine ALLAH’tır (C.C.)… Lakin her işin bir üsulu bir adabı var , Peygamber Efendimiz (S.A.V.) nasıl öğrettiyse o şekilde kılmak en doğrusudur.

    3- Ezan’ın Türkçesi , Arapçası , Farsçası , İngilizcesi , Fransızcası OLMAZ ! Ezan da ve aynı şekilde Kuran da aslında Arapça değil ALLAH’çadır. Acaba anlatabildim mi ? Zahirde Arapça olması hiç bir şeyi değiştirmez. Daha iyi anlayabileceğiniz bir şekilde açıklamak istiyorum ; Ezan , o kelimeler varsa ezandır yoksa değildir ! Kelimelerin kendisine bir kutsaliyet atfediliyor anlayacağınız. Bunu daha başka bir şekilde anlatmak gerekirse ; William Shakespeare’in şiirlerini başka dile çevirdiğinizde asla aynısı olmaz , o sadece çeviridir. Söz konusu çeviriden William Shakespeare’in şiiri diye bahsedilmez , şiirin çevirisi diye bahsedilir. Aradaki farkı anlayabileceğinizi umuyorum. Haşa Kuran-ı Kerim bir şiir kitabı ya da bir edebiyat kitabı değildir lakin teşbihte hata olmaz derler.

    Umarım bu hassas konuları daha derin ve doğru bir şekilde araştırırsınız…
    Şairlerin memleketinden selamlar , saygılar Nihat abi…

  3. 4 hafta önce

    Sizin karın ağrınız geçmez.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!