Yeni kimlik kartım: FBI

Nihat Genç yazdı...

Yeni kimlik kartım: FBI

Bir

Memduh Bayraktaroğlu'nun Ağar-Peker-Soylu arasındaki ilişkileri toparlayan (racon kesen)  yazısı üzerine Sedat Peker (kendini Atatürkçü yutturan) 'ağbisi' Bayraktaroğlu'na sitem ve şikayetlerini arz ederken  maskesini de düşürüyor. Bu adamı yazar yapan güç, alo ne ayaksınız?

Sedat Peker 5. videosunda Tansu döneminde evinde toplantılar yaptığı akıl hocasının Korkusuz-Sözcü yazarı Memduh Bayraktaroğlu olduğunu ifşa ediyor. Tansu'nun Akşener'in ve mafyanın kankisi Bayraktaroğlu'nun yirmibeş yıldır kime güvenip bize salladığını şimdi çakızladınız mı?

İki

İneklerimiz tee Arjantin'den geliyor, aşılarımız tee Çin'den, uyuşturucumuz tee Kolombiya'dan geliyor, ajan tarikatımız tee Pensilvanya'da ikamet ediyor, mafya liderimiz Dubai'den yayın yapıyor, Halk Bank gibi hayati davalarımız tee Amerika'da..

Bir de jeopolitiğimizle övünür dünyanın ortasındayız diye.

AKP de can taşıyor hangi birine te Amerikalar'a Dubailer'e kolu ayağı nasıl yetişsin.

Haliyle savcılarımızın da eli kolu bağlanıyor, şimdi dava açsalar te Kolombiya limanı tee Dubai'ye kadar tebligatı kim ulaştıracak?

Ben tee baştan AKP'ye söylemiştim, Türkiye bir 'mahrumiyet' coğrafyası, kurulacaksak Amerika'da kurulalım, bak, Kolombiya da yakın Fetösü de yakın.

Şimdi?

Bir mahkeme için bile kalkıp Amerikalılar'a taşınıyoruz?

Zaten meclisten 'saraya' taşınma işi de çok canımı sıkmıştı. Demiştim ben, saraya taşınmayalım, saray deyince tarikatları mafyaları Esatları Barzanileri şatafattan ihtişamdan korkup diz mi çökecekler sanki. 

Dedim ben, saray yerine FBI teşkilatı kurmalıydık, savcısına polisine kimse karışımıyor, her olaya coğrafyanın her yerinde el koyma hakları var.

Şimdi düşünün sarayımız var ama Sedat Peker siyasi tarihimizde olmayan en ağır utanç verici iddialarda bulunuyor, yahu koca bakanlık koca saray bu lafları yutabilir mi, düşünün bu adamı dahi soruşturamıyoruz?

Bence bir FBI'mız olsaydı, bakanı da mafya liderini de sorgular kimse karışamazdı.

Ellibin tane hukuk reformu yapacağınıza bir tane hükümetten bağımsız FBI kursaydınız sıkıntı yoktu.

Saray-bakanlık emrinde savcı olursa hukuk olabilir mi?

Ne illegal holdingleşen ve on binlerce müritini devlete sızdıran tarikatları sorgulayabiliriz ne limanlarımıza vızır vızır işleyen beş ton dolusu eroin dolu gemileri.

Bu limanın sahibi kim, diyorsun, adam şekil-şekil (kasım kasım) diyor ki, benim adım Ağar.

Savcısı hakimi de Ağar lafını duyunca soruşturma açamıyor!

Oysa o ben Ağar'ım dediğinde sen de 'ben de FBI'yım' diyeceksin, bak o zaman nasıl korkudan donuna işiyor.

Nerdeeeee?

(Şimdi google'a girip FBI kimlik kartı yazdım, ucuz ucuz çok ucuz başlığıyla satılıyormuş, herkese...)

Sahte mahte ama olsun, filmde dahi görünce FBI kimlik kartını, insanın içine bir rahatlık huzur geliyor, hah diyorsun, nihayet yakayı ele verdiler!

Ben size bir şey diyeyim mi benim bu iktidardan anladığım FBI kimlik kartı olmadan bu ülkede tarikatına mafyasına işlem yapamazsın!

Şu edepsizlere bakın, bir yıldır para bulup aşı yaptıramıyorlar, bu beceriksiz akılsızlar yüzünden 80 milyon hapis hayatı yaşıyoruz.

Milyonlarca esnafın birikimi sıfırlandı on binlercesi intihar eşiğinde ve hala Bilim Kurulu karar alacakmış.

Yerim senin kararını. Aşı yok neyin kararı, kurum kurum kurulmuş bilim kurumu olmuş, karar alıyormuş, mürit bakan da çok dinledi sizin kararınızı..

Aldıkları tek karar on binlerce bekçiyi işe almak.

Turizm bakanı turistler gelsin diye 'biz aşılandık' maskesinin reklamını yapınca, tabii ki bir Türk genci olarak ayağa kalktım.

Ve 'dürüst Türkler' eylem planıyla Antalya'da arkadaşları harekete geçirdim, doğrusunu yazan bir maskeyle sokağa çıkacağım dedim.

Maskelerin üstüne: 'yalan söylüyorlar, bize kimse aşı vurmadı' diye yazdırdık.

Aktivist arkadaşlar, 'ağbi, hem ülkemizi gammazlamaktan hem de turizmi baltalamaktan şu anda bekçiler tarafından tutuklandık' dediler.

Tesadüfe bakın, benim de yolumu kaçtır bekçiler kesiyor!

Yok kimlik görelim yok maskeni düzgün tak.

Kendimi öyle çaresiz sinek gibi küçülmüş sanki ellerinde rehineymişim gibi öyle zavallı hissediyorum ki, çevirdiklerinde beni ağlayacakmış gibi oluyor ve utancımdan hep yere bakıyorum.

Bir de bekçiler nüfuz cüzdanımı ellerine alıp, -dayı bu fotoğrafa hiç benzemiyorsun, demiyorlar mı? Çıldıracak gibi oluyorum, içimden, ulan nesine benzeyeyim.

-Dayı burada sakalların siyahmış..

(Nasıl bir gerginlik varsa üstümüzde) Ananın .mı da siyah diyesim geliyor kendimi zor tutuyorum, darlanıyorum şimdi aksi bir laf etsek görevliye mukavemetten, Allahım sen sabır ver!

İki bekçinin ortasında kalmışım, ne geçip gidebiliyorum ne ellerinden yeter artık incelemeniz deyip muafiyet kağıdını geri alabiliyorum, nihayet, bekçi inceledi inceledi:

-gazeteciymiş, dedi.

Diğer bekçi: -Nasıl gazeteci, ben tanımıyorum!

Bekçi kardeşe öğretmemiş olabilirler ama tarihte ve bugün bütün kan davaları işte bu meydan okumayla başlar: '-tanımıyorum'.

Aslında arkadaş özet geçmiş, şunu demek istiyor:

-ben tanımıyorsam sen gazeteci değilsin!

Ya da -ben tanımıyorsam .ikimde değilsin.

Ya da -iktidarın gazetecisi olsaydın kesin tanırdık seni...

Yahu şu cahil bekçilere bakın bir de sinirlerini test edip sınadıkları yazarın adı Nihat Genç.

Nasıl bir bela içindeler haberleri yok.

Ulan yaşadığınız şehirde kitaplarının toplamı milyonların üstünde satmış kaç adam tanıyorsunuz be densiz, deyip, iki tokat çakacaksın.

Vallahi o zaman esas duruşa geçer, bilmedik ağbi, -geç geç, derler.

Dedim ki kabahat bende.

Çünkü: gösterdiğin kimlik kartına bak Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı!

Hadi nüfuz cüzdanı da geçtim bir de sen hangi ülkenin yazarısınız, Türkiye, oohh ohh şu sarayı olan ülkenin gazetecisi?

Saray ne demek arşı ala, yükseklik, cennet mekan, saray ne demek büyüklük, kebir, kibir...

Kibrin siyaseten meşru olup saraylaşıp meşrulaştığı bir ülkede gazetecilik-yazarlık olabilir mi?

Ve bu kimlik kartına daha dün işe alınmış okuma yazma bilmeyen adamlar bile sokakta çevirip  .ötüyle gülüyor, haksızlar mı, saray varken gazeteci-yazar daha ne oluyor? Adamların suratlarında bize karşı işi mi bozuyorsunuz ulan ne ayak ifadeleri buz gibi sabit kalmış!

Vallahi doğru diyorsun Sedat Peker ağbi, nerdesin, hemen geliyorum oraya!

Haklısın ağbi, yok yok ağbi yok bunlara laf anlatamıyorsun, yazdığım yazıları arka arkaya ekle ana caddelerden ara sokaklarına kadar bütün şehri doldurur adam hala bizimle .aşak yapıyor, yok ağbi, ben de buralarda yapamıyorum, kesin geliyorum..

Ya da bir daha çevirdiklerinde beni, basacağım FBI kartını suratlarına.

Buz gibi donup kalırlar.

FBI kimlik kartını suratlarına dayayıp bozum olduklarında... dalgamı geçe geçe -ya .arrağım, diyeceğim.

Ulan ne keyifmiş aynen bu kelimelerle dalgamı geçmek.

Ulan, sanki Fetö'yü yakalamışsın, sanki memleketi yiyip bitiren mafyayı yakalamışsın, sanki devlete sızmış tekkeleri İsmailağa'sından İskenderpaşa'sından Menzil'in Süleymancıları'ndan tek kişiyi yakalamışsın.

Sanki Çakıcı'yı Ağar'ı Peker'i yakalamışsın..

Bir gücün bana geçiyor, değil mi, - ulan .......ğım.'

Şimdi google'a girip siparişini verdim, kartım geliyor, hiç şakam yok!

Suratınıza karşı sahte FBI kartıyla olsun gösterip size korku salacağım.

Menzilmiş, İskenderpaşa'ymış, İsmailağa'ymış, mafyası Ağar'ıymış, Çakıcısıymış, valla hiç şakam yok, sahtesi olsun FBI kartının suratlarınızda alacağı rengi göreceğim.

Hiç değilse iki dakika, havamız yerinde olsun, bak Ankara, sana diyorum, bak saray, buraya geleceksin, adaaaam olacaksın...

Bak ne diyorum, tanıyacaksın beni, ben Ankara'nın yeni müdürüyüm, FBI'yım... Ankara'nın müdürü hep bendim.

Devlete karşı ağza alınmaz hukuka sığmaz o kadar iddia var, kaldırın ulan mafyaları tarikatları, kim bu adamları korumuş kollamış, gelsin ulan mahkemeye!

Yani hani lafı geyiğe çevirip şakacıktan da olsa mutlaka demeliyim... Yoksa kafayı yiyip FBI kartını milletçe takacağız...