Yeni nesil akıllı robotların eseri mi olacak?

Yapay zeka-İnsan İlişkisi Üzerine Tartışmalar

Yeni nesil akıllı robotların eseri mi olacak?

Yaşamın doğal akışında genel kural, insan-insana ilişki ile belirlenir. Her türlü araca öğeyi ya da şeye insan, başka insan ya da insanlara ulaşmak, dokunmak ve hissetmek için, başvurur. Amaç, yaşamı ve onun anlamını yine türdeşiyle doğrudan ya da dolaylı ilişki sayesinde bulma ülküsünü canlı tutmaktır. (Firdevsi, 2009: 578) Yaşam başlı başına ahlaksal ve doğal olarak bir eğitim sürecidir. Kendi başına kutsal, kendiliğinden ve kendisi nedeniyle değerlidir. Çünkü bütün değerler yaşam üzerine kurulur. İnsan yaşamı biyofizyolojik olarak diğer canlıların yaşamıyla aynıdır. Ne ki onun yaşamını diğer yaşamlardan farklı kılan, ahlaksal varlık oluşudur. Bu açıdan insan, yaşayan bir canlıdan çok fazlasıdır. O, baştanbaşa ahlaksal bir varlıktır. Eğitimin bütün aşamaları, onun ahlaksal bir varlık olduğu gerçeğine odaklanmış durumdadır. Nihai amaç da, insanın mutluluğudur.

Yaşam kendi başına değerlidir. Albert Schweitzer, etiğin temel emrini belirlerken “yaşama saygılı ol” demiştir. Doğanın yaşama saygısı yoktur. Doğa, yaşama, dünyanın en değersiz şeyiymiş gibi muamele eder. Milyonlarca kez üretilen yaşam, hızla yok edilir ya da başka yaşamlara yem edilir. Doğanın yaratıkları, hiç bitmeyen bir mücadelede birbirlerine işkence edip dururlar.( Schrödinger,2014: 190). Stoacılar dediği gibi doğada iyi-kötü yoktur. İyi-kötü nitelemeleri ve bunlara ilişkin yargılar bize aittir. Doğa ve doğal yaşam, kendi seyrinde sürer, gider. Bu nedenle bilim dünyası, anlam ve kapsamdan çok, doğayı olduğu gibi algılamaya yöneliktir. Oysa eğitim, doğanın ne ise o olarak öğrenilmesi ve öğretilmesiyle tamamlanmaz; yarım kalır. Çünkü bilgiyi üreten; doğayı iyi ya da kötü yargılarıyla insanlaştırma mücadelesi veren bilinçli özne insan, doğası gereği duyarsız olan bilimsel bilgiye anlam yükler. Başka bir deyişle, düşünmek ve bilmekle kalmaz; düşünceyi düşünür, bilgiyi bilince taşır; doğadan elde ettiği bilgi üzerine düşünür.

Akıllı robotlar, düşünür mü? Bilgi üretir mi? Eğer böyleyse, düşündüğünü düşünür mü? Bildiğinin bilincinde olur mu?

Akıl-etken boyutun medeniyete ve insan yaşamına “evrimsel edilgen” boyuttan daha fazla egemen olduğu bir süreç yaşadığımızı söyleyebiliriz. Geçmişte akıldan dolayı yaşadığımız evrimsel konumumuzdaki kırılmanın bir benzerinin de yapay zeka ile yaşanacağının ve insan yaşamının üç boyutlu (evrim-akıl-yapay zeka) hale geleceğinin ipuçlarını görmekteyiz. 

YAŞAMI MAKİNEYE DEVRETMEK YA DA YAPAY ZEKA

Modern çağımızda bilginin teknolojiye daha çok dönüştürüldüğüne tanık oluyoruz. Endüstri devrimiyle birlikte insanlık,  bilim ve teknolojin yaşamımızı kolaylaştıracağı tezi ve öngörüsü, insanın doğa karşısında kendi hayatını garantiye alma ve sürdürme kaygılarını da içinde barındırıyordu. İnsan, yaşamını, Ortaçağ’lardaki gibi sırlı veya bilinmeyen doğaüstü güçlerin insafına bırakmamakta kararlı olduğunu ortaya koymak için, doğaya karşı çoğun savaşkan bir tutum almıştır. Bilim bu anlamda, insan-doğa savaşının insan lehine sonuçlanacağına dair somut başarıların ifadesi idi. İnsan bilim sayesinde kendi yaşamını doğanın ya da doğa güçlerinin egemenliğinden kurtarıp kendi inisiyatifi altına almanın bitmez tükenmez mücadelesinin başlangıcını işaretleyebilmişti.

1960’lı yıllardan bu güne bilimsel çalışmalar Yapay Zekâ adı verilen “düşünen makine” ya da “akıllı robot”la ilgili gelişmelere yoğunlaşmış durumdadır. Bir önceki bilimsel çağda, “insanın yerine iş gören makinler”, bu çağda ve sonrasında, “insanın yerine düşünen ve bilen makineler” evrimle aşamasına gelmiş bulunuyor. Yapmakla yetinmeyip yapma düşüncesini ve bilgisini de üzerine almaya doğru gelişen bir kurgusal insan yaratılmak üzeredir. Yaşamında düşünen, bilen ve yapan insan, yerini, kendi kurguladığı bir makineye ya da robota devrederek, kendini robotun aynasında seyretmeye hazırlanıyor. Acaba bu gelişme, kendisi yerine düşünüp yapan bir akıl makinesini seyretmekle kalacak mıdır? Yoksa insan, son kertede, düşünme ve yapmadan ibaret gördüğü yaşamını, yapay zekâya mı devredecektir? Peki, insan, düşünme ve yapmanın dışında,  yaşamını anlamlandıran duyarlılığını, duygularını, heyecan ve hislerini de akıllı robotlara devredebilecek midir?  Tüm ahlaksallığını ona yükleyebilecek midir? Yanıt evet olursa, insan için yaşamın anlamı ve değerinden hala söz edebilecek miyiz?

“İnsanca yaşam” ve “insanı insanla eğitmek” tarihe mi karışacaktır? İnsan yaşamını devrettiği gibi, ahlaksal varlığını da devredecek midir? O halde en iyimser bakışla, insan kendi türdeşlerinin yaşamı ve eğitimini yapay zekaya emanet ederek, kendisi devreden çıkacak mıdır?

Yapay zeka, içinden geçmekte olduğumuz teknolojik atılım sürecinin merkezi kavramlarından biri haline gelmiştir. “Düşünen makine” sözcüğü de aynı kavramın başka bir karşılığı olarak kullanılmaktadır. Buradaki “düşünme” kimi uyartıları algılayıp bunlara programlanmış olan tepkileri vermekten, veri yığınlarının içerdiği bazı nedensellik ilişkileri konusunda kestirimde bulunmaya kadar uzanan oldukça geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Verilen tepkilerin ya da çıkarılan sonuçların uygunluk veya doğruluğunun denetçisi, yine insandır. Yapay zekâyı hedefleyen teknolojinin insan-egemen olmasına karşın“düşünen makinelerin” bellek açısından ya da “bıkmadan” olası bütün seçenekleri tarama yetisi bakımından, insan zekasına “üstün” olan ve onu bütünleyen yönleri olduğuna kuşku yoktur. Yapay zekânın, üretim etkinliğinde insanın kol emeğinin yerine geçmekten, insansız hava ve kara araçlarından, rotasını uyarlayıp hedefini bulan silahlardan, satranç ya da go oynamaktan matematiksel ispatlar yapmaya veya izlenecek strateji veya siyasetler konusunda seçenekler sunmaya kadar uzanan geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. (Koray, 2018: 11) Hangi sektörden olursa olsun, son yıllarda şirketlerin üzerine en çok zaman ayırdıkları ve yatırım yaptıkları alanların başında “yapay zeka” geliyor. Dünyanın önde gelen bir çok üniversitesi de son birkaç yıldır öğrencilerini teknolojik gelişmeye ve yapay zekâ alanındaki ilerlemelere adapte etmek için kurslar, konferanslar ve seminerler düzenliyor. Dünyanın en iyi teknolojik üniversitesi MIT, 1 milyar dolar yatırım planıyla yepyeni bir yapay zeka (AI) fakültesi kuruyor. 

Kol emeğinden rotası uyarlanıp hedefini bulan silahlara kadar uzanan yapay zekanın kullanım alanının gittikçe genişlemesi, kuşkusuz insan yaşamına olağanüstü yenilikler ve değişiklikler getirecektir. Yaşam, “kurgusal insan”la yeni bir boyuta evrilecektir. Düşünen makineler, insanın denetlediği  eş-insanı, “yapma insan”ı üretecektir. Yapay zekanın gelişmesiyle insanlığın geleceğine dair her şeyin olumlu seyredeceğini düşünenler yanında, insan ve insanlık için olası olumsuz sonuçları konusunda uyarılar yapanlar da vardır.

YAPAY ZEKANIN GETİRDİKLERİ ÜZERİNE GENELLEYİCİ İYİMSER TEZLER

 Olumlu bakanlar, genel çerçeveyi sosyal ve siyasal örgütlenme ve yaşam pratiklerinden oluşturmaktadırlar. Hatta  yapay zekanın öncülerinden Marvin Minsky “Zihin Toplumu” adıyla 1985’de bu konuda bir eser kaleme almıştır. (Minsk, 1986: 20) Onlara göre, verimlikte üretim patlaması ve büyük gelişme kaydedilecektir. Erdemsizlik ortadan kalkacak, erdemli bir toplum onun yerini alacak, insanın “malul” olduğu unutma zafiyeti, yapay zekanın “unutmaması” sayesinde aşılacak, Kapitalizmin mezarı kazılacak, üretim ve bölüşüm ilişkilerinin sonunu getirecek insan müdahalesinin koşullarını yaratacak, tarih yapamayacak amaakıllı robotlar sayasinde  tarih yine sınıf  mücadelelerini ve devrim tarihi olacaktır. (Perinçek, 2018: Aydinlik Gazetesi). Bundan başka, yapay zeka alanındaki gelişmeler, paylaşımın hakça yapılmasını sağlayacak, üretilenlerin paylaşımı sorunu kalmayacak, sermaye-işçi çelişmesini ve sömürü ortadan kalkacak,  siyasal iktidar için mücadele ortadan kalkacak, bolluk gelince diktatörlüğün zemini yok olacak, sınıflarla birlikte ideoloji de kalmayacak, zorunlu emekten gönüllü emeğe geçilecek, devrimlerin önü açılacak ve nihayet ufukta bu sayede insanlık için cennet ortaya çıkacaktır. Uzun vadede insanlık barışı gerçekleşeceği için devletlere de gereksinim olmayacaktır. (Perinçek, 2018: 4-10).

Yapay zeka, ya da kurgusal zekanın olumlu sonuçlarını, “cennetin ufukta görünmesi”ni sağlayacak bu gelişmelerle ilintilendiren lehteki başka görüşlere göre, başka bir deyişle, yapay zekadaki ilerlemelerin insanlar için olumsuz sonuçları olacağına dair tezleri reddeden bazı uzmanlara göre, bu teknoloji bizleri daha da zeki hale getirecek. Beynin karmaşık işleyişine yetişmenin zor olduğuna dikkat çeken nörobiyolog Terrence Sejnowsky, insanların yapay zeka sayesinde daha da yetenekli hale gelecekleri görüşünü savunur. Yapay zeka, karmaşık süreçleri hatasız yönetebilmektedir. Bu ise insanlara zorlu işlemleri hatasız yürütme fırsatı sunmaktadır. Sejnowski’ye göre bu gelişmeler karşısında duyulan kaygı yersizdir. Bilgisayarların genel insan zekasına ulaşmadan önce aşması gereken çok uzun bir yol vardır. Günümüzün en gelişkin derin öğrenme ağı, insan nöral korteksinin oldukça küçük bir parçasının, ancak bir büyük pirinç büyüklüğündeki parçasının gücüne eşittir. Ve insan beyninin daha büyük beyin bölgeleri arasındaki etkileşimleri dinamik olarak nasıl organize ettiği henüz bilinmemektedir. 

Yapay zekanın sanat alanında da olumlu roller üstleneceğini düşüncesini taşıyanlar bulunmaktadır. Yapay zekanın potansiyelini keşfedip ona yönelen sanatçılar olsa da, sanatın doğası gereği insan yaratıcılığının yerine geçmesi mümkün mü? Yoksa yapay zeka yaratıcılığı sadece kopya mı edebilir?  Fırça boya yerine sanatta kodlama kullanılabilir mi? Gibi sorular, sanatta yapay zekanın getireceği olumlu katkıları sorgulamaktadır.

Yapay zekanın potansiyelini keşfedip ona yönelen sanatçıların ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz.Bu yeni sanatçı nesli fırça ve boya yerine kodlar ve algoritmalar tercih etmektedir. Kodlama önümüzdeki yılların en önemli işlerinden biri olacaktır. Çocuklarımız daha ilkokulda kodlama eğitimi almaya başladılar bile. Yapay zeka buna karşın, sanatsal yaratıcılık gerçekleştiremez, onu ancak kopya edebilir. (Belge, 2018: https//www.aydinlik.com.tr/yeni-sanat-akimini-yapay-zeka-mi-yaratacak-kultur-sanat-kasım). Çünkü belirleyici olan yine insandır.(Kahraman,2018:https//www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-mı-kurgusal-zeka-mı-ekrem-kahraman-kose-yazilari-kasım). Ancak yeni gelişmeler bakılırsa, yapay zeka, düşünen ve yapan olmakla kalmamakta, tartışan, konuşan ve dinleyen bir özne rolünü de üstlenebilecek düzeye getirilmektedir. Başka türlü söylersek, düşündüğü ve bildiği gibi, bunlar üzerine düşünen adeta “bilinçli” bir insan-özne olabilmektedir.  Bilişim teknolojisi şirketi IBM’in konuşan, dinleyen ve tartışarak ikna etmeye çalışan yapay zeka ürettiği belirtilmektedir. Wired haberinde, ABD’de tanıtılan yapay zeka “Project Debater”in 6 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğu belirtilmektedir. Project Debater’in, önceden hazırlanmadığı bir konuya yanıtlarını oluşturmak için çoğu makale ve akademik yayınlardan oluşan yüz milyonlarca belgenin yer aldığı bir kütüphaneden faydalandığı ve görüşünü destekleyecek cümleleri bu belgelerin içinden seçtiği belirtilmektedir.

Yapay zekanın her yönden olumlu sonuçlar getireceğini düşünenler, çok iyimser genellemelerinin satır aralarında, kaygılarının büyüklüğünü gizlemekte zorlanmaktadırlar: Yapay zeka, erdemli olabilir mi? İnsan daha zeki olabilir mi? Yeni sorunlara yol açar mı? Bireysel ve toplumsal yaşamda yeni çelişmeler yaratma olasılığı olur mu? Sorularını sormadan edememektedirler. (Perinçek, 2018: 4-10).

Akıllı robotların, insanlık için olumlu sonuçlar doğuracağına dair tezlerden çoğu bu gün için gerçekleşmesi temenni edilen ve üzerinde iyimser tahminler yürütülen şeylerdir. Ancak olumlu yaklaşım, yapay zekanın olası yararlı sonuçlarını insan sorunu bakımından değil daha çok toplumsal ve siyasal açıdan öngörmektedir. Oysa bu gelişmeden öncelikle etkilenecek olan insan tekleri ve insan yaşamının kendisidir. Yaşam ve buna bağlı olarak sürdürülecek eğitim, yine insan merkezli olmaya devam edecektir. İnsan yaşamını ve eğitimini, insan-dışı bir “zeka”ya menate etmek, insandan insanca bir verim elde edileceğine dair  şu an için yanıtlanması kolay olmayan sorular yaratmaktadır. İnsanı yine insana benzetecek eğitimin düşünen makine ile nasıl gerçekleştirileceği sorusu önümüzde durmaktadır.

YAPAY ZEKANIN GETİRİLERİ ÜZERİNE DAHA İHTİYATLI TEZLER

Yapay zekânın insanın yaşamı ve eğitimi hakkında yararlı sonuçlar vereceğine ilişkin daha ihtiyatlı ve dikkatli tezler ileri sürenler vardır.

Mekanik bir aygıt insan zekâsını kopyalayabilir mi? Kopyalayabilirse, bunun en büyük sınaması gerçek bir insanı kendine âşık etmesi mi olur? Eğer insan benzeri bir makine yapılabilirse, bu hakikaten bilinçli olacak mı? Onu parçalamak bir cinayet sayılacak mı? (Pinker, 2017: 82). Bu ve benzeri sorular, yapay zeka hakkındaki gelişmelerin genel bir iyimserlikle karşılanması fikrinin gerçekçilikle yeterince uyuşmadığını göstermektedir. Kaldı ki evrimci psikolojide gerçekleşen iki aşamalı devrim, insan ruhunun mekanik bir aksamdan oluşmadığını, psikolojinin bu günkü zorlanmalarında kendini gösterdi. Evrimci psikoloji, insan ruhunu ve zihnini, biyokimyasal nitelikli bir tür beden olarak gördü.

Pinker, Evrimci psikolojinin geçirdiği iki aşamayı devrim olarak nitelendirir. Ona göre evrimci psikoloji bilimdeki iki devrimi bir araya getiriyor.: İlki 1950-60’larda yaşanan, düşünce ve duygu mekaniğini bilgi ve hesaplama açısından açıklayan bilişsel devrimdir. İkincisi ise, 1960-70’lerin, canlı şeylerin karmaşık uyarlanımsal tasarımlarını eşleyenler arasındaki seçilim açısından açıklayan evrimci biyoloji devrimdir. (Pinker, 2017: 40-41). Harari, insan duyarlılığının ürünü olan özgürlük, sevgi, yaratıcılık gibi ülküleri, ilk insanın toprağı sürmek için icat ettiği sabana ya da bıçağa benzeterek nesneleştirirek Pinker’in evrimci psikoloji devrimlerinin içeriğini destekler. Ona göre bütün bu duygularımız, aklımızın ilkel dönemimizde yaptığı aletlere benzeyen daha incelikli aletlerden farksız olduğunu öne sürer. (Harari, 2018:230). Diğer taraftan da, hesaplamalı zihin kuramının sonucu ve uygulanışı olarak yapay zeka, insan zekası gibi bilgiyi almakla kalmaz, işler de. Ancak her ne olursa olsun, bilgi elde etme ve onu işleme yetileri, yapay zekâya insan tarafından yüklenen veriler nedeniyledir.

Pinker, insan beyni ile yapay zekâyı özdeşleştirmeye varan eşleştirmesi girişimine rağmen, bu düşünen makinenin insanlığa bir takım tehditlere gebe olduğu uyarısında bulunur. Ona göre “asıl bela, gittikçe güçlenen bilgisayarlar değil, ya öngörülemeyen kaos ya da virüs biçiminde gelen insani kötülükten geliyor. Artık elektronik seri katiller ya da yıkıcı silikon komplolarından kaygılanmıyoruz, çünkü kötülüğün-görme gücü, motor eşgüdüm ve sağduyu gibi-hesaplamalarla birlikte kendiliğinden gelmediğini, sisteme programlanmış olduğunu anlıyoruz. Robot tasarımı, bir tür bilinç ekme işidir. İnsanı robota aktarmak için kaç satır programlama gerekir?” (Pinker, 2017: 31, 35). İnsan varoluşunun merkezi olan bir benlik olup olmadığına ilişkin tartışmalar, düşünme ve duygunun zihinde merkezi bir yeri gerekli kıldığı tezini gündeme getirmektedir.  “Tersyüz” adlı büyükler için animasyon bilimkurgu filminin karhanı Riley Anderson’da hangi düşünce ve hangi duygunun merkezi rol oynadığı konu edilmektedir.(Harari, 2018: 231). Çünkü insan varoluşsal bakımdan karmaşık bir varlıktır.

Yunan bilimi kendisini idrak öznesinin derin bir anlayışından, yani zihinden kopartarak, nesnelleştirme üzerine kurmuştur. Bence bu nokta, mevcut düşünce biçimimizin belki de Doğu düşüncesinden bir parça kan nakli aracılığıyla düzeltilmesi gereken yanıdır. Kan nakli, pıhtılaşmaması için her zaman büyük özen gerektirir. Çünkü mantıksal düşüncemizin yüzyıllar boyu ulaştığı mantıksal kesinliğini yitirmemeliyiz. (Schrödinger, 2014: 189-190). Aldous Huxley, 1931’de tüm dünyada büyük buhranın kasıp kavurduğu bir ortamda, aynı yıl, düşünen makineye dair ilk gelişmelerin tam da olumlu görünen muhtemel sonuçlarının aslında insanları kontrol etmeye yönelik olduğuna yazmıştı. Cesur Yeni Dünya adlı bu yapıtında Huxley, bu teknoloji yoluyla insanların korku ve şiddet yoluyla değil, sevgi ve zevk sayesinde çok daha yakından kontrol edilebileceğini öngörmüştü. (Huxley, 2002: 100-1609. Huxley’in 1931’deki öngörüleri dikkate alınırsa, insanın yaşamı ve eğitimi, yapay zekanın gittikçe daha sıkı denetimine girecektir.  Mutlak iyimserlerin öne sürdükleri gibi, yaşam kolaylaşacak; sevgi ve hoşgörü egemen olacak ancak, Harari’ninde dediği gibi,  ilkel aletlerle toprağı kazan insan,  bu kez yapay zekâ yoluyla düşünce ve bilgisi yanında duyarlılık ülkülerini de alet gibi kullanabilecektir. Yapay zekâya devredilen düşünme ve bilme edimleri gibi araçsallaşan duyarlılıklar da, insanın yaşamını kolaylaştırmakla birlikte, onu denetleyecek; insanı insanla eğitmekten çok, insanı düşünen makinelerle üstelik sevgi ve zevk yoluyla kontrol altında tutacaktır.

Yapay zekânın getirileri konusunda Platon’un Mağara İstiaresi’nden hareket eden Harari, bu sayede insanın kendi mağarasından kurtulabileceğini öne sürer. Ona göre kafatası bizim mağaramız ve zihinsel temsiller de gölgelerimizdir. (Pieper, 2012: 177; Harari, 2018: 108). Modern felsefenin yükselişine rastlayan 17. Yüzyıl filozoflarından Francis Bacon (ö. 1626), zihnimizin, Mağara temsilleri benzeri önyargılarından söz eder. Ona göre araştırmacının ilk ve negatif görevi gözlemlerine önyargı sokabilecek etmenlere karşı gözünü dört açmasıdır. Bacon bu etmenlerin dördünü sıralar ve onlara “put” (idols) der, çünkü onlar bizi hakikat yolundan çıkarabilecek saplantılardır: kabile putları, mağara putları, Pazar putlara ve tiyatro putları. Kabile putları, insanları dış görünüşleriyle değerlendirmeye, yaygın inançları kabul etmeye ve doğayı insan merkezli bir şekilde yorumlamaya meyilli olmak gibi tüm insan ırkında bulunan ayartıcı hastalıktır. (Kenny, 2017: 43; Russ, 2011: 88-89).

Bu ayartıcı ortak zihinsel hastalığa karşı,  insan zihni, yapay zekâ yoluyla mücadele edebilir mi? İnsan zihni yapay zekâdan daha karmaşık değil midir? Önyargılarımızın ne zaman, hangi güçte ve nereye kadar bilimsel bilgimize müdahale edeceğini yapay zekâ ile çözebilir miyiz? Başka dendiğinde, yapay zekân insan beyninin yapamadıklarını ve yapamayacaklarını başarabilecek midir?

Zihin hiçbir mühendisin taklit edemeyeceği hayranlık verici hünerler gerçekleştiren fazlasıyla örgütlü bir sistemdir. Zihin beynin kendisi değildir, beynin yaptığı şeydir ve üstelik yaptığı her şey de değildir. Beynin işlevi bilgi işlemek ya da hesaplamaktır. Zihinsel yaşamlarımızın nesnesi olan anlam ve niyetin uçucu dünyasıyla beyin gibi fiziksel bir madde parçasını birbirine nasıl bağlayabiliriz?

Bilgisayarlar diziseldir, bir anda tek bir şey yaparlar, beyinler paraleldir, bir anda milyonlarca şey yaparlar. Bir bilgisayar, Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki dersi açıklamayı yirmi basamaklı bir sayıyı hatırlamaktan daha zor bulur; siz de o sayıyı hatırlamayı o dersten daha zor bulursunuz. Eğer insan zihnindeki bilgi işlemin devasa bir bilgisayar programı şeklinde kopyasını yapabilseydik, bu programı çalıştıran bilgisayar bilinçli olur muydu? (Pinker, 2017: 40, 41, 42, 44, 109, 176-177).

University College of London öğretim üyesi Rose Luckin, ‘yapay zekânın eğitim-öğretimde kullanılmasında eğitimcilerin kilit nokta olduğunu vurgulamaktadır. Ona göre eğitimde kullanılacak yapay zekâyı geliştirenlerin, öğrenme ve öğretmenin ne olduğunu iyi anlamaları gerektiğini dile getirmektedir. Günümüzün güçlü bilgisayar teknolojisi sayesinde artık çok fazla veri tutulabiliyor, pek çok program bu verileri işleyebiliyor. Güzel tasarlanmış algoritmalarımız var. Ancak insan zekâsıyla karşılaştırıldığında yapay zekânın sınırlı alanları kapsadığını belirten Luckin, insanların yaptığı her türlü bilişsel görevi yapabilen makineler olduğunu ancak yapay zeka sistemlerinin daha özellikli konularda akıllı şeyler yapabildiğini söylemektedir. (https://www.aydinlik.com.tr/yapay-zekâda-eğitimciler-kilit-nokta-bilim-ve-teknoloji-kasim-2018).

İnsan beyni ve beynin işlevlerinin görünümü ve örgütlü işleyişi olan zihin ile bilinç arasındaki farka (Minsky, 1986: 19) vurgu yapmak, insanın yaşamı ve bilinçli davranış ilke ve pratikleri açısından önemlidir. Felsefe ile yapay zekâ yapmak bu anlamda mümkün değildir. Yapay Zeka ve insanın fiziksel-maddi bir parçası olan beyin fonksiyonları felsefenin doğrudan ilgi alanına girmez. Felsefe, yapay zekâ ve insan beyninden çok, zihin ve onun işlevselliği üzerinde durur. Bu ise bilinçtir.

O halde zekâ ile bilinç arasında ne gibi farklar vardır? Gerçekten bunlar birbirinden farklı mıdır? “Düşünen” ve “bilen”, sonra da yapan bir doğal zekâ ve ya yapay zeka, bilinçli, erdemli, iradeli, özgür, sevinçli, üzüntülü olabilir mi?

ZEKA İLE BİLİNÇ FARKI

Zeka, bilişsel bilimlerin icadıyla birlikte anlaşılabilir oldu. Soyut bir analiz düzeyinde sorun çözülmüş gibidir. Ancak bilinç ya da duyarlılık, hala gizem olmayı sürdürmektedir. (Pinker, 2017: 82). Bu da bilginin kendi başına özel olmadığını, asıl özel ve önemli olanın, o bilgiyi işlemek olduğunu göstermektedir.

Hesaplamalı zihin kuramının doğru yolda olduğunun bir başka belirtisi de yapay zekanın varlığıdır. İnsan benzeri entelektüel işler yapan bilgisayarlar buna örnektir.

Düşünme ve bilgi toplamanın ötesinde düşünme üzerine düşünmek ve bilgiyi bilince taşımak işlemleri bilgisayar teknolojisi için henüz tam kurgulanmamış bir alandır. Burada bilincin zekâdan ve yapay zekadan farkı ortaya çıkmaktadır.

Bilinç, benlik algısı, yani benliğin içe kıvrılmasıyla kendini düşünmesi, kendinin bilincine varması; canlı, uyanık ve farkında olması anlamlarını taşır. İkincisi, zengin bir duyum alanının farkındalığıdır. Bilinç, bazı bilgileri ilgi odağı yaparken bazılarına ilgisiz kalır. Duyumlar ve düşünceler duygusal tatlarla birlikte gelir. “ben” adlı bir yönetici erişilen bilgiler arasında bir seçim yapar. Bilincin üçüncü anlamı ise, duyarlılığın ürünleri olan hislerdir.(Pinker, 2017: 82, 88, 105, 163, 165, 168). Bilinç tüm bu anlamları doğrultusunda, insan zihninin yapay zekâdan farkı ve üstünlüğünü ortaya koyar. İnsan zihni, sadece düşünme, bilgiye erişme ve yapma otomasyonuyla davranmaz. Duyarlılığı ve hisleriyle ahlaksal sonuçları olan seçimler yapar. Seçmeyi, düşünmeye ve bilmeye eşlik eden duygular ve hisler belirler. Neden ve niçin seçim yaptığının yanıtını ancak o “ben” verebilir. Eğitim bu noktada yalnız robotlara bırakılacak kadar mekanik olmamalıdır. Duyarlılığa ve hislere bağlı olmayan düşünme ve bilme, insanın değil ancak akıllı robotların “eğitimi” için geçerli olmalıdır. Kaldı ki salt “düşünme” de yoktur. Bilinçsiz “düşünme” insan eğitimi için söz konusu değildir.

Günümüzde bilim kurgunun belki de en büyük gafleti zekâ ile bilinci birbirine karıştırmasıdır. Bunun sonucunda robotlarla insanların savaşına gereğinden fazla eğiliyor. Oysa bizi daha çok endişelendirmesi gereken algoritmaların gücünü elinde tutan az sayıda insanüstüyle, gücü elinden alınmış Homo Sapiens’inn oluşturduğu geniş kitleler arasında çıkabilecek olası bir çatışmadır. Bu çatışma insan yaşamının kılcal damarlarına kadar yayılabilir. Yapay zekânın geleceği üzerine kafa yorarken, Karl Marx hala Steven Speilberg’den daha iyi bir kılavuz olmaya devam ediyor. (Harari, 2018:226-227). Gelir dağılımından eğitim düzeylerine kadar gücün belli ellerde toplanması, kapitalizmin adaletsizliğinden ve yarattığı fırsat eşitsizliğin daha “akıllı”, “duyarsız”, “duygusuz” ve “acımasız” olabilir.

Başka bir açıdan yaklaştığımızda, demokrasi, her bireyin eşit bir şekilde temsilini öngören bir yönetim biçimi olmakla birlikte, herkes adına karar veren ve yöneten bir elde bütün gücün toplanması kaçınılmaz olmuştur. Neredeyse Antikçağ’dan beri herkesin yönetime katılacağı “cennet”e dönüşecek bir siyasal ve toplumsal rejimden söz edilmişti. Ama gelinen nokta, bireysel iradelerini ve yönetme haklarını belirli kişilerin tekeline veren yığınlar ve bu tekeli gerektiğinde istediği gibi kullanabilme yetkisi olan siyasiler ve bürokratlar arasında bitmek bilmeyen gerilimdir. İnsanların şimdiye dek bulduğu iddia edilen “en mükemmel rejim” demokrasinin bu durumu, yaşamın ve aklın, gittikçe akıllı robotlara devri olasılığını artıran yapay zeka teknolojisinin varabileceği nokta ile kıyaslanabilir. Bir yanda akıllı robotlardan gücü ve verilen izin oranında “yararlanmaya çalışan” yığınlar, diğer yanda, bu robotları geliştiren seçkin güç odakları bulunacaktır.

Ne ki yapay zeka teknolojisinin gelişmesinin önünde herhangi bir engel duramayacaktır. Mademki bilim ve teknolojideki bu gelişme hızlanarak sürecektir, o halde akıllı robotların insan yaşamı için olumsuz yanlarına değinen görüşlere yakından bakmak gerekiyor.

YAPAY ZEKANIN OLUMSUZ SONUÇLARI HAKKINDA TEZLER

Yapay zekânın insan aklı ile benzeşen yönleri ve hatta ondan farklı üstünlükleri olsa bile insan türü için aklın yerini tamamen almasının mümkün olmadığı, ancak insan yaşamına üçüncü bir boyut kazandıracağı ve bu nedenle bireysel ve türsel birikimlerimizin ve medeniyetimizin köklü değişikliklere uğrayacağı kesindir. (Ergün, 2018: https://www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-nin-karsisinda-insanin-durumu-ozgurluk-meydani-6 ekim).

Yapay zeka teknolojisinin gelişmesi karşısında kaygı duyanlar başta olmak üzere iyimser düşünenlerin ortak sorularından birkaç örnek verebilirizhttps://www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-nin-karsisinda-insanin-durumu-ozgurluk-meydani-6 ekim).

Yapay zekâ elemanlarını makine dışı bir tür olarak kabul edilebilir mi?

Yapay zekada gelişimin en son sınırlarını görebilir miyiz?

Normatif ve moral değerler yapay zekaya kazandırılabilir mi? Yapay zekanın kendisi ahlaksal değerler üretebilir mi?

Ve biz insanlara ve medeniyetimize ait normatif değerlerin tamamı tarih mi olacak?

Şimdilik bu soruların yanıtları belli değildir. Süreç içinde ise nasıl yanıtlanacaklarını hep birlikte göreceğiz.

Otomasyon, geniş kitleleri “fuzuli” hale getirip, onların toplum dışına sürülerek doğada kendi kaderlerine terk edilmelerine de yol açabilir; otomasyon sayesinde zorunlu çalışma saatlerinin azalmasıyla insanların kitlesel olarak bilim, sanat, kültür etkinliklerine katılımı imkan dahiline girebilir. Büyük veri yığınlarının çözümlenmesinin etkin hale gelmesiyle planlamanın önündeki engeller büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Ama yapay zekanın kişisel bilgileri toplama ve işleme açısından yarattığı olanaklar, aynı zamanda toplumsal mühendisliğin bugüne kadar görülmemiş biçimlerini gündeme getirerek, tekelleşmenin ve eşitsizliğin son derece keskinleşmesini de beraberinde getirebilir. (Koray, 2018: 11-17).

Felsefe, eğitim ve öğretimin insan merkezli yansımasını içeren örgütlü bir düşünme ve bilme ediminin olduğu kadar, etik ve estetik alanlarındaki insan yaratıcılığının da serüvenidir. İnsana ve onun doğa ile olan ilişkisine dair ne varsa, felsefe her şeyi, duyarlılığın doğurduğu merakın konusu yapar. İnsan felsefede öznedir; eğitim ve öğretimde, alan ve veren, farklı pozisyonlarda olsa da, öznedir. Özellikle eğitim-öğretim sürecinde öğreten, gelişerek yaygınlaşan insan robot “özne”liği devralacak; öğretilen ya da eğitilen de, yine insan kalmaya devam edecek ama “özne”liği kalmayacak, nesneleşecektir. Ahlaksal ve sanatsal değerler, “özneleşen” robotla,” nesneleşen” insan arasında kaybolabilir.

Antikçağ’dan beri insan, bir parçası olduğu doğa ile olan ilişkisinde ya onunla mücadele ederek kendine daha rahat bir yaşa alanı açmak için onunla mücadeleye girişmiş, ya onunla eşit ilişkiye girmiş ya da gizil güçleri olduğuna inanarak doğaya boyun eğmiştir. Antikçağ’da doğa araştırılan ve gizemi çözülmeye çalışılan bir varlık evreni olarak görülmüş; Ortaçağ’da örgütlü bir din haline gelen mitoslarla anlaşılmaya çalışılmış, modern çağın başlangıcında ise, doğayı deneysel verilerle kendi yaşamı lehinde biçimlendirmeye uğraşmıştır. Bu ilişki süreci, insanın, içinde yaşadığı doğayı ve evreni matematiksel yasalarla modellemesiyle sonuçlanan bilimsel devrimin başarısına işaret eder.

Pythagoras, din ve mistik gizemlerle karışmış doğa anlayışında sayılarla temsiller yapmış; onlara kutsallık izafe etmiş ancak doğanın matematiksel bir modelleme olabileceği fikrinin ilk tohumlarını da atmıştır. Galileo ise modern çağın başlangıcında daha olgusal ve deneysel yöntemlere başvurarak doğanın matematiksel bir yapıya dayandığını belirlemiştir. Doğa XX. Yüzyıl sonlarına kadar, matematiksel modellemenin nesnesi olurken 1950’li yıllardan sonra insan, bu kez de kendi beyninin matematiksel modellemesini yaptığı yapay zekâyı geliştirmeye başlamıştır. “İkinci doğa” insanın bizzat kendisi olmuştur.

Bilim tarihi, modern çağın başlangıcıyla ilkbaharını, yapay zekâ ile ikinci baharını yaşamak üzeredir.

Bununla birlikte, bu ikinci bahar devrimi, milyonlarca verinin artarak toplanacağı bir çağı açmıştır. Konu, veri toplama ve bunları işleme açısından tamamen bir teknoloji sorunudur ve doğuracağı olumlu ve olumsuz sonuçları yakından izleyebilecek felsefi birikimin ve sorgulama yönteminin yerleşik olduğu Batı bu noktada hazırlıklı sayılır. Veri yığınının nasıl, niçin ve hangi amaçlarla işlenip kullanılacağı, yapay zekânın yaratıcıları ile yığınlar arasındaki ilişkinin hangi insani ve moral değerlere göre yönetileceği, Batı’nın felsefeyle giderek iç içe geçen bilim tarihindeki deneyimleriyle belirlenebilecektir. Ancak aynı teknoloji, ülkemizde ve Ortadoğu’da, felsefeye olan mesafe yüzünden, denetimsiz bir veri yığınının yönetilmesi sorununu büyütmeye adaydır. Üstelik en gelişmiş silahları din ve mezhep cinayetleri ve toplu katliamları gerçekleştirmek için kullanan bilinçsiz kişi ve guruplar, felsefi denetimsizlik yüzünden, bu veri yığınlarından rastgele yararlanabilirler.  Yapay zekâ tüm dünyayı etkileyeceği için, bilim-felsefe birlikteliği artık daha fazla zorunluluk haline gelmiştir. Felsefe geride, bilim uçsuz bucaksız bir ilerleyişte iken, gelişen otomasyon teknolojisinin belki en büyük yararlanan paydaşı Batı olacak, en büyük zarar göreni de Ortadoğu olabilecektir. Öyleyse başta eğitim-öğretim olmak üzere vakit geçirmeden felsefeyle barışık bir toplum, Marvin Minsky’nin deyimiyle, “zihin toplumu” olmaya hazırlıklı bulunmalıyız.

Felsefe bu arada yaşamın, aklın, bilginin ve tüm bunlarla birlikte moral değerlerin öznesi olarak insanı, yapma-insandan daha üstün görmeye devam edecektir.

Felsefe “insanın avukatı” olarak onu yapay zekânın olumsuz sonuçlarına karşı da savunmaya devam edecektir.

 

Kaynakça

Minsky, M., (1986). The Society of Mind. New York: Simon&Schuster Inc.

Koray, K. (2018).Teori Dergisi, 344, 11-17.

Kenny, A., (2017). Modern Felsefenin Yükselişi. İstanbul: Küre.

Firdevsi. (2009). Şahname. İstanbul: Kabalcı

Schrödinger, E., (2014). Yaşam Nedir? İstanbul: Pan.

Ergün, N. (2018).Yapay Zekânın Karşısında İnsanın Durumu. İstanbul: https//www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-nin-karsisinda-insanin-durumu-ozgurluk-meydani-6 ekim.

www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-için-1-milyar-dolarlik-fakulte-kuruyorlar-ekonomi-ekim-2018.

Kahraman, E., (2018). Yapay Zekâ mı Kurgusal Zeka mı? İstanbul: https//www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-mi-kurgusal-zeka-miekrem-kahraman-kose-yazilari-kasım.

https//:www.aydinlik.com.tr/ikna-etmeye-calisan-yapay-zeka-uretildi-bilim-ve-teknoloji-haziran-2018.

Perinçek, D., (2018). Teori Dergisi, 344, 4-10.

Pinker, S., (2017). Zihin Nasıl Çalışır. İstanbul: Alfa.

Perinçek, D., (2018). Yapay zekalı Kazmayla Hangi Mezar Kazılıyor? www.aydinlik.com.tr. İstanbul: Aydınlık Gazetesi.

https//:www.aydinlik.com.tr/yapay-zeka-gelecekte-insanlari-daha-zeki-hale-getirecek-bilim-ve-teknoloji-ekim-2018.

Belge, F. B., (2018) Yeni Sanat Akımını Yapay Zeka mı Yaratacak? www.aydinlik.com.tr. İstanbul: Aydınlık Gazetesi.

Harari, Y.N., (2018). 21. Yüzyıl İçin 21 ders. İstanbul: Kolektif.

Pieper, A., (2002). Etiğe Giriş. İstanbul: Ayrıntı.

Huxley, A., (2002). Cesur Yeni Dünya. İstanbul: İthaki.

Russ, J. , (2014). Avrupa Düşüncesinin Serüveni. İstanbul: Doğu Batı.

https://www.aydinlik.com.tr/yapay-zekada-eğitimciler-kilit-nokta-bilim-ve-teknoloji-kasim-2018.