Yönetilen değil idare edilen ekonomi!

Yönetilen değil idare edilen ekonomi!

MB faiz arttırdı.

Swap anlaşması yapıldı.

Yurt dışından yapılacak işlemlere karşı TL akışının önüne geçildi.

Piyasaya dolar sürüldü...

Sürekli dinlediğiniz/okuduğunuz bu adımlar bir yönetim değil, idare modelidir. Yani bugünü kurtarmaya yönelik, söz konusu yarınlar olduğunda “Allah Kerim” fikrinin Türk ekonomisine yansımasıdır.

İdare-i maslahat ederken bir bakmışsınız idare gitmiş, maslahat elinizde kalmış.

Bize idare edilen değil yönetilen bir ekonomi modeli lazımdır; ancak bunun için eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapmalı, toplumsal bir mutabakat sağlamalı, kaynakları etkin kullanmalıyız.

Günde 4.500 aracın belki geçeceği köprüye 45.000 araç geçiş garantisi veren bir finansal akıl Türkiye’yi düzlüğe çıkaramaz.

Verdiği verginin nereye gittiği, nasıl kullanıldığının peşinden gitmeyen bir sosyal bilinç ise zaten düzlüğe çıkmayı haketmiyordur. Bu da meselenin ayrı bir konusu.

Bugün vatandaş olarak bize düşen şahısları ve partileri bir kenara koyarak, programları konuşmak, Türkiye’yi idare etmeye aday olduğunu söyleyen partilere/şahıslara programlarını sormaktır.

Şüphesiz bölücülere ve bölücülüğe açık kapı bırakan, sırtını millete değil dışarıya dayayarak bir yerlere gelmeye çalışan programlar iktisadi açıdan ne kadar parlak görünürse görünsün, orta vadede devlete ve millete verecekleri zararı tahmin bile edemeyiz. Yani üzerinde durmamız gereken şey Türkiye’yi bir bütün halinde tutacak, ülke üzerinde ameliyata sebep olabilecek politikaları reddedecek ve bunu yaparken yeni bir Türk Kalkınmasının temellerini atacak bir kadro ve programdır.

Bunun için ise tarih bilmek gerekir, edebiyat bilmek gerekir, dünyayı okumak, Batı’yı ve Doğu’yu anlamak gerekir. Yüksek bir milli bilinç ve devlet şuuru gerekir. Maalesef bugün gerek iktidarda gerek muhalefette bu çizgiyi sağlayabilecek bir kadro/parti görülmemektedir. En azından bir vatandaş olarak ben ikna olmuş değilim.

Peki böyle devam edersek ne olur? Şu olur: Belki genel olarak bir ekmeğe muhtaç hale gelmeyiz; ancak bu finansal yapı üzerinde bütünlüğümüzü koruyamayız. Yoksul sayımız her geçen gün artmaya devam eder, huzurumuz kalmaz. Birbirinden değerli kurumlarımız küresel sermayenin eline geçer. Kısacası karnımız doyar karşılığında ise küresel sermayenin kölesi olur çıkarız.

Bize güçlü liderler, güzel konuşan siyasiler, görkemli parti binaları değil, güçlü bir eğitim ve adalet sistemi lazımdır. Bu sistemi kurgulamak ve uygulamaya koymak Türkiye’nin tek çıkar yoludur.