Yüreği bedeninden büyük kadın, Müyesser Yıldız

Yüreği bedeninden büyük kadın, Müyesser Yıldız

Müyesser Yıldız FETÖVARİ yöntemle gözaltına alındı.

Sabah erken saatte evine baskın yapılarak.

Oysa bilirler, “kaç” diye zorlasan kaçmaz. Savcı Bey “gel” dese tıpış tıpış gider.

İlk gelen bilgilere göre evindeki dijital gereçler imajını alınmadan toplanıp götürülerek.

Usul hatası bangır bangır bağırtılarak.

Oysa daha önceki baskın tutuklamada bilgisayarlarına dışarıdan yükleme yapıldığı tespit edilmişti. Aklanmıştı. Yine yükleme yapılsa yine ortaya çıkacak.

Avukatları öğrenmeden dönemin tarafı Sabah’tan duyurularak.

Emniyete götürülüp bir yudum su verilmeyerek.

Oysa, Floyd’un ensesine basıp öldüren polisin gözündeki kin ve hınç bizim polisimizin semtine uğramaz.

Bizim polisimiz evvela insan evladıdır. Su isteyene su vermez mi? İngilizcesi iyi olmadığı için anlamamıştır.

CASUS BELLİ

Sondan söyleyeceğimi baştan aynen aşağıdaki gibi söylüyorum;

İstanbul Milletvekili, gazeteci Ahmet Şık “Bildiği tek iş olan gazeteciliği layığıyla yapmaya çalışan Müyesser Yıldız için ‘askeri casusluk yapıyor’ diyenin kendisi casustur” dedi.

Daha tutuklama olmadan önce her şeyi bilen Sabah tarafının görevlisinin yazdığına göre;

Nuh tufanından kalma cep telefonu ile görevdeki bir askerle konuşmuş,

Libya ve Suriye’ye yapılan harekat planlarını öğrenmiş,

Ama yazmamış.

Niye yazmamış. İşte casus buradan belli olur. Öğrendiğini yazmaz.

Ne yapar ? Satar .

Kime satmış?

Kanıtlanmış mı? Kaç para almış?

Esad ve Hafter planları öğrenince tedbir alıp TSK’ya çok zayiat verdirmiş mi?

Bu satış kaç şehide mal olmuş?

Şehitlerimizin kanı yerde kalmasın. Vurun kahpeye!

Bilen bir taraf vardır herhalde planları kime sattığını.

Kesin bilgi olmasa; onurlu, şerefli, kalemini satmamış bir gazeteci meslektaşını ulu orta suçlamaz herhalde.

Cumhuriyetin savcısı da delilsiz iş yapmaz herhalde.

NEYMİŞ, KİMMİŞ MÜYESSER YILDIZ?

Bakın bir meslektaşı onu nasıl tanıtıyor;

Tanımasam da meslektaşımdı; oturup ”suçu neymiş acaba?” merakıyla bulabildiğim tüm yazılarını okumaya başladım.

Okudukça, ben de emin oldum onun “tehlikeli” bir kalem olduğundan…

Yurtseverdi bir kere…Hem de “Türküm” demenin bile küçümsenmeye aşağılanmaya yettiği böyle bir dönemde!

“Vatan” diyordu korkmadan…

“Sınırlarımızın kutsallığından” söz ediyordu…

“Bölünmez bütünlük” diye tutturuyordu bazı yazılarında…

Yobazlara, ülkeyi din devletine dönüştürmek isteyenlere, uluslararası planlamacılara kafa tutuyordu!

Ve en önemlisi; Mustafa Kemal Atatürk’ten, onun ilkelerinden dem vuruyordu!

Evet, kesinlikle tehlikeliydi bu kadın; susturulmalıydı.(1)

Bu satırlar Mustafa Mutlu’ya ait.

Silivri günlerini ve gerekçelerini anlatan Kitabı “VATAN YAHUT SİLİSTRE” kitabı için kaleme almış değerli Mutlu.

Bu kadar değil yazdıkları Mutlu’nun ama bu kadarı bile yeter sanırım Müyesser Yıldız’ın kim olduğunu anlamak için.

SONRA NE YAPTI?

Müyesser Yıldız, Silivri’ye girmeden önce ne yaptıysa içerdeyken de çıktığı gün de aynı şeyleri yapmaya devam etti.

Hep doğruyu kovaladı.

Hep saklananı aradı.

Hep kafaların ardındakileri düşündürttü.

Kumpas davaların peşini bırakmadı.

Tutukluların sesi olmayı sürdürdü.

FETÖ ile mücadeledeki gerçekleri, yalancılıkları, göstermelikleri aradı, buldu, yazdı.

Neticede çok kişinin tavuğuna “kışt” dedi.

MSB onun hakkında dava açtı.

Daha üç gün önce İçişleri Bakanı’na  o dava açtı.

Camide “çav bela” çalanı yakalarsa minarenin altına getirip ezan dinleterek haddini bildirecek bir adam dava açarken düşünmek lazım değil mi?

YÜREK

Müyesser Yıldız’ı 21 Eylül 2012 günü Silivri’de FETÖ mahkemesinin girişinde gördüm ilk kez.

Ankara’dan giderken yolda okumak için “VATAN YAHUT SİLİVRİ”yi almıştım.

Yolda bir solukta okuyup bitirdim.

Kitap yanımdaydı.

Bir grup tutuklu eşi ile sohbet ediyordu, duruşma öncesi.

Kot, tişörtlü dümdüz bir kadın.

Nihat Genç’in tanımladığı gibi.1.50 boy 40 kg. ağırlık. Üff! desen uçacak.

Ama olası mı.? Üflemek değil bora, fırtına çıksa uçuramaz.

Öyle bir yürek var ki kadında..

Sadece yürekten ibaret bir beden desem az gelir 40kg. Tonlar çeker.

Masadakilerden izin isteyerek

– Müyesser Hanım rica etsem kitabınızı benim için imzalar mısınız? dedim. Ve ekledim:

– Bu kadar yüreği nerenizde ve nasıl taşıyorsunuz?

Yanıtı, jest ve mimikleri onu anlatıyordu bana. Kızararak, adeta biraz daha küçülerek;

  • Lütfen yapmayın, beni mahcup ediyorsunuz. Ben bir şey yapmadım.

O günden sonra kardeşim gibi oldu.

Mahkeme kapılarından, duruşma salonlarında onlarca kez karşılaştık.

Müyesser’in resmini yapar mısın? deseler Abidin’e, suç aleti Nuh’un gemisinden arta kalan telefonuyla haber aktarmak için çatlarcasına uğraşırken yapar ressam onun resmini. Jet daktilo gibidir o telefon.

Sevgili Müyesser, değerli kardeşim Naci, güzel evlat İlim;

Bu davadan casus çıkmaz. Çıksa çıksa tavşan çıkar.

Kitabını imzalarken bana yazdığın gibi Müyesser kardeşim:

Adalet arayışında el ele mücadeleye devam

Silivri’deki Barışlara, Murat’a içten sevgiler.

Mesleğini hakkını vererek yerine getirenlere saygılar.

  • Vatan Yahut Silivri, Kırmızı Kedi, 2012, Shf. 11