Zafer Partisi’nin kongresi var

featured

Körlük rütbeyle makamla tahsille kitapla kazanılan bir şey mi?

Sanki 1918’i yaşıyoruz!

Ankara’nın büyük caddelerinin adı: Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Talat Paşa, Reşit Galip ve Mustafa Kemal Bulvarı, ancak, iş siyasete ve mesela Altılı Masa’ya gelince Ankara’da medyanın dayatıp hakim kıldığı iklim: Damat Ferit ve Hürriyet İtilaf ihaneti!

Milli mücadeleye katılmak için Ankara’ya gelen Meclisi Mebusan (Osmanlı meclisi) üyeleri ve İstanbul’da artık tutuklanmakta olan İttihat Terakki kadrolarının ilk işi: fesi çıkartıp kalpağı takmak oldu!

Kalpak modası 1919’da başladı!

İttihatçılık Müdafaayı Hukuk’a dönüşmeye başladı!

Ankara, 1919’dan önce, adı sanı bilinmeyen, gazeteler meclis ve münevverlerin önceki yazılarında adını bir kez bile geçirmedikleri yani akıllarından hiç geçmemiş yıkılmış kolera hastalık sefalet içinde ve bomboş bir şehirdi!

Ankara’ya en çok Adapazarı İnebolu Kastamonu güzergahından iki ayda ancak gelinebiliyordu!

Kuvayı milliye kadroları işte bu güzergahta çetin savaşlar ve hayatlarında ilk defa gördükleri çıplak yoksul bozkırın köylüler sayesinde Anadolu’yu tanıyor ve millici fikirleri bu yolda kafalarına dank edip öğreniyorlardı.

Anzavur’un halife ordusu yolları kesmişti, kim İttihatçı kim kuvvacı kim sarayın adamı, bilmek anlamak ve sığınacak bir orman köyü bulmak ve erzak bulmak ve silah bulmak ve güvenilir arkadaş ve bir kağnı dahi bulmak mümkün değildi!

Mesela düne kadar Ereğli’de kömür taşıyan takalardan korsanlıkla haraç alıp Robinhood gibi köylülere dağıtan ve yaşı yetmişe dayanmış İpsiz Recep gibiler bir anda çetecilikten Kuvayı Milliye kadrolarına geçti ve bu güzergahı hiç bilmeyen kuvvacılara hem kılavuzluk hem koruma oldular hem de Anzavur’ın adamlarıyla yer yer savaştılar!

Kastamonu yolu bir milletin ölüm kalım istiklal yoluydu!

İstanbul’un konforundan kaçan efendiler işte bu yolda, önce çetecileri tanıyordu, yiğitliklerini, Türklüğe bağlılıklarını. Sonra aç yoksul perişan Anadolu köylüsünün dirayeti ve desteğine şahit oldukça şu fikre geldiler! Biz, münevverler, İstanbul’dayken Anadolu’yu ve insanını hiç tanımamışız! Milli direnişi ve Türklük fikrini kitaplardan değil işte bu yolda yaşadığımız ölüm kalım mücadelesinin büyük tecrübelerinden kazandık!

Bu yolu yaşamayanlar zaten direnişin gücüne ve imanına şahit olamazdılar!

Yani, İstanbul’dan çıktıkları kafaları şüpheli karışık belirsiz ve yeis içinde ama Ankara’ya vardıklarındaki fikirler yüzde yüz değişti, Cumhuriyet’in önüne açan bitmeyen bir neşenin öncüleri oldular!

Anadolu insanını savaşlar ve yoksulluklar içinde tanıdıkça Ankara’ya yepyeni fikirler ve inançla, girdiler!

Yollarda küçük çete savaşları içinde o kadar kalleşlik ve ihanet gördüler ve o kadar çeşitli insanlar tanıdılar ki her biri Ankara’ya milli mücadeleye inanarak girdiler! İki aylık yolda her biri yaralı, çok yorgun, hastaydılar, halsiz mecalsiz bitap düşmüşlerdi, ama hiçbiri yaralı yorgun ve hasta hiç değildiler!

Anadolu köylüsünü tanıdıkça uzağı yani Cumhuriyet’i yani Osmanlısız halifesiz bir dünyayı görmüşlerdi!

Milli mücadelede iki tür insan vardı, medrese okuyanlar içinde milli mücadeleye katkı verenlerin sayısı çok düşüktü, ikinciler, Anadolu’yu görenler!

Anadolu’yu görenler başka tür insan oldular: Kuvayı Milliyeci!

Tanımak, büyük mesele!

Kitaplardan gazetelerden üniversiteden medreseden medyadan, tanınmıyor!

Tanımak için savaşın cephenin sokağın içinde olacaksın!

Bu satırları yazmama sebep, iki gün önce, kafası Osmanlı Mebusan meclisi gibi karışık Mustafa Balbay’ın bir yazısı… İtalya’da Meloni seçim kazanınca, işte ırkçılar faşistler iktidara geldi bu Avrupa ve dünya için büyük felaket, diyerek hocalık yaptığı iletişim dersine giriyor.

Ancak, sınıfta hiçbir öğrencinin kendine katılmadığını söylüyor ve aklınca yazısında, sınıfa hakim olan fikri işaret edip, işte büyük tehlike bu, demeye getiriyor!

Anti-göçmen ve anti-kapitalist partiler Avrupa’nın en büyük ülkelerinde ya başa geliyor ya da ikinci parti konumunda! Dünya büyük bir siyasi türbülans yaşıyor! Avrupa dağılıyor! Korumacılık her yerde! Herkes kendi derdine düşmüş!

Siz ise, dünyayı kasıp kavuran bu büyük fırtınayı görmüyor ve Zafer Partisi’yle bayramlaşmak dahi istemiyorsunuz!

Balbay bilmeli ki Halifeci Meclisi Mebusan kadrolarının içinde de ‘halifeyi’ eleştirenler vardı, ancak hepsi ‘kurulu düzenden’ ve dayatılan ‘mandacılıktan’ yanaydı, yani, halife değiştirmekle iş bitmiyor!

Kurulu düzen, Fesli Kadir, Vahdettin ve tarikatlar ve medreseler ve şirketleri, demek, ve Altılı Masa’nın ‘kurulu düzene’ Mustafa Balbay gibi şakşakçıların katkısıyla bir itirazları yok!

Onlar, yeni bir ‘halife’ arıyor ve ama mandacılıkları baki!

Halk ve Ziraat Bankası’nın yüzde doksan ağırlıklı büyük şirketlere sunduğu kredilere, artık yeter, çiftçiye üretene köylüye ve kooperatiflere vereceğiz diyen tek bir kişi yok Altılı Masa’da!

Uluslararası şirketler ve acentesi yerli ortakları olan bir yerde halk ve devlet menfaatine hiçbir ülke kendi iradesiyle dünyanın hiçbir yerinde karar çıkartamamıştır! Buna Avrupa Birliği merkezi Brüksel dahil! Uluslararası şirketler lobi ordularıyla Brüksel’i işgal etmiş ve AB’nin kendini koruyacak yasalar çıkartmasının önüne geçmiş ve sonunda Avrupa’yı ABD’nin savaş makinesine ve şirketlerine mahkûm etmişlerdir!

Şirketler medyaları avukatları ve servet güçleriyle her ülkede halk iradesini, meclisi ve yargıyı yani milli hakimiyete el koymuşlardır!

Tanımak ve eleştirmek istemediğiniz kurulu düzen budur!

Kurulu düzene karşı başta Avrupa tüm dünyada isyan çok büyüktür!

Türkmen, Yörük dağ köylerine gidin, sokaklara inin, arka mahallelere gidin, hatta, liberallerin çocuklarına gidip sorun, derslere girin, çarşı pazar dolaşın, yer gök dağ taş kasaba, dayatılan mandacılıktan ve gündemden bıktılar, yoruldular!

Hiç kimsenin vatanseverleri cumhuriyetçileri kovan muhalefete saygısı güveni kalmadı!

Memleketin dağında taşında sofrasında pazarında çok sert milli rüzgarlar esiyor!

Hala kalkmış, gününüzün 12 saati altılı masa diğer 12 saati PKK’yı HDP’yi konuşuyorsunuz!

(Körlük öyle bir raddeye varmış ki İmamoğlu işi gücü bırakmış Ayasofya ve Sultanahmet’in üzerine bin yıl öncesinde kalmış Bizans Hipodromu rüyaları çizimleri tasarımları yapabilecek kadar kafayı dağıtmış!)

Ve sofrada yer kalmadı! Asıl zorba ve faşistler, göçmenleri köle statüsünde çalıştıranlardır, göçmenlere ikinci sınıf muamele yapıp onların okulsuz ve işsiz bırakılmasına göz yumanlardır, goygoycu Osmanlıcılık yapıp ‘ümmet’ palavrası adı altında gerçekte onları ‘insan’ yerine hiç koymayıp geleceklerini istikballerini hiç düşünmeyenlerdir!

Ve asıl manyak faşistler, büyük sosyal çatışmaları bugünden görüp tedbirini hiç almayanlardır!

Oysa, medyanın kasıtla görmediği sokaklar ve gençlik, kapıya dayanan felaketi görüyor!

İşte, vakit geldi, bu pazar!

Felaketi görüp Anadolu’yu ayağa kaldıran Zafer Partisi Kongresi’nde olacağım!

Çok isteyip çekemediğim bir filmim vardı.

İşgal günlerinde İstanbul Nişantaşı’nda, komşuları ve arkadaşlarının balolarda İngiliz subaylarıyla eğlenmesine dayanamayan pek güzel iki genç kız…

İki kafadar! Milli mücadeleye katılmak için yola çıkar!

Başlarına on dizilik felaketler gelir. Ağalar, paşalar, Halifenin ordusu, ihanet, istihbarat, çeteler, ormanda ayılar, aç yoksul köylüler…

Bir dilim ekmek bulmak. Gizlenmek. Yağmurdan soğuktan çamurdan korunmak. Yollarda silah tutmayı öğrenmek! Yollarda çetecilerle bir olup düşmana karşı savaşmak!

Düne kadar akıllarından hiç geçmemiş büyük maceraların ortasında ölümle tecavüzle kaçırılmayla baş başa kalmak…

Ve sonunda, gün ağarır, Ilgaz Dağı’nı aşarlar!

Zayıf solgun bitkin yürüyecek halleri kalmamıştır!

Üstleri başları yırtılmış paçavraya dönmüştür, ayaklarında derman gözlerinde fer kalmamıştır!

Yola çıktıkları günkü o gençlik güzellikleri gitmiş yırtıcı vahşi hayvanlara dönüşmüşlerdir!

Ancak.

Bu iki umutsuz ve yorgun genç kız!

Nihayet!

Ankara’yı görünce…

İkisinin de GÖZLERİ PARLAR….

Kamera, iki genç kızın parlayan gözlerine zum yapar ve film biter!

Afyon Savaşı’ndan önce, Mustafa Kemal’e raporlar gelir, şöyle zayiat var, şu kadar hasta yaralı var, diye…

Bu umutsuz fotoğraf karşısında Mustafa Kemal, meclis konuşmasında şunları söyler:

Zafere inanıyordum, çünkü cephede, askerleri gördüm, hepsinin GÖZLERİ PARLIYORDU!

Mustafa Kemal, ‘Gözleri Parlıyorsa’ sorun yok demek istiyor!

Pazar günü, kongreye, gözleri parlayan Zafer Partili gençleri görmeye gidiyorum!

Elde ayakta yok, sorun değil, dolarlarımız arkamızı dayadığımız efendiler yok, sorun değil, rotatiflerimiz ekranlarımız yok, sorun değil, dünyayı büyük bir savaş bekliyor, sorun değil, vahşi kapitalistlerin ve tarikatların milyar dolarları var, sorun değil!

Memleket, bağımsızlık, Cumhuriyet, deyince…

Gözlerimiz parlıyorsa, hiç sorun değil!

 

Zafer Partisi’nin kongresi var

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

28 Yorum

  1. 2 ay önce

    Yazinizin tamamini henüz okuyamadim, ama yazinin basligini görünce ilk aklima gelen;
    Türk Devlet kurulusundaki 3. Kongre aklima geldi.
    Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Ankara Kongresi.

    • 2 ay önce

      Evet çok yorulduk, bu siyasî parti duzeni’nden illallah dedik.Yazinizin başından sonuna kadarki yaptığınız tespitler yürekten katılıyorum. Ancak Zafer Partisinin bu global kurulu düzenine, emperyalizme dair bir söylemine rastlamadim.Nasil olacak?

      • 2 ay önce

        Türk ulusunun Emperyal AngloSaksonlarla en önemli çatışması, bizden BOP gereği Sığınmacı işgaline Kürdistan Açılımına Evet dememizi istemeleridir. Zafer Partisi de buna en önde en etkili karşı çıkan partidir. Bundan daha önemli bir konu var mı ve Özdağ’dan daha keskin eylem ve söylemi olan var mı?

      • 2 ay önce

        Esaslı devrimler mensup ve kul demokrasilerinin hileli sandıklarından doğmaz. Zafer Partisi’nin emperyalizme de diğer konulara da gayet sert ve mantıklı söylemleri var ancak burada dikkat edilmesi gereken Türkiye’nin 100 yıl önce olduğu gibi gene bugünkü asıl ihtiyacı olan zihniyet ve sosyal değişimlere, Kültür devrimlerine ancak 2. Bir Kemalist devrim ile ulaşılabileceği gerçeği.

        Zafer Partisi taban kurma(alıştırma, öğretim) ve özellikle genç dimağlarda milli şuurun oluşması gibi olgular için gayet müsait ve uygun bir ortam oluşturuyor. Gene de biz asıl çözümün yani Atatürk’ün Türk Medeniyetini kurma ve muhasır medeniyetler seviyesinin de üstüne çıkarma ülküsünden geçtiğini unutmadan yol alırsak böyle kıt konuları konuşmaya dahi gerek kalmayacaktır.
        Hem Zafer Partisini destekliyorsak bugün destekliyoruz yarın değil.

    • 2 ay önce

      Yazinin tamamini, tüylerim diken diken, duygularim cosarak okudum. Sanirim 2-3 kere daha okumaya ve dostlara da okutmaya ihtiyac var.
      Elinize, fikrinize, yüreginize saglik Genc.

      Cevapla
  2. 2 ay önce

    Nihat bey inşallah bu da öncekine benzemez, fiyasko olmaz. 12 senemiz boşa gitti, ömrümüzden çalındı.

  3. 2 ay önce

    Üeeh

  4. 2 ay önce

    Güneş umuttan şimdi doğar.

  5. 2 ay önce

    Evet hiç sorun değil!

    “Memleket, bağımsızlık, Cumhuriyet, deyince…

    Gözlerimiz parlıyorsa, hiç sorun değil!”

  6. 2 ay önce

    Evet. Gözlerimiz parlıyor. Kalbimiz yerinden çıkacakmışçasına atıyor. Ey vatan, göz yaşların dinsin. Yetiştik.

  7. 2 ay önce

    Yüreğine sağlık Nihat Genç. Heykeli dikilecek bir Türk Aydınısın.
    Vatanseverler, Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, dünyanın bu en kadim milletinin büyük Türk Milletinin evlatları, her şeyi değiştirecek olan sizlersiniz. Bütün gerçek aydınlarımızı, sanatçılarımızı, öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi, her meslekten, her vatansever yurttaşımızı orada görmek bütün Türkiye’ye ve dünyaya bir mesaj olacaktır. Bu Kuvayı Milliye’nin, kara kalpaklıların gövde gösterisidir. Henüz her şey bitmedi demektir. O gün, mevcut düzenin yıkılacağı, 7’li masaların dağılacağı, Şehitlerimizin ve ebediyete göçmüş gazilerimizin ruhlarının şad olacağı kutlu bir gün olacaktır. Kalplerinizdeki ve gözlerinizdeki Cumhuriyetin ve Atatürk’ün ışığı ile orada olun.

  8. 2 ay önce

    Büyük Usta, Türk Yurdunun zor günlerinde hep deniz feneri gibi olduğuna şahit oldum. Onlara nerelere yaklaşmamalarını söyledin. Kah dinlediler kah kulak aslmadılar. Ama sen yanılmadın. Zafer partisi deniz fenerinin o salonda olduğunun ne demek olduğunu takdir edecek ferasete sahip olmasını umut ediyorum.

  9. 2 ay önce

    Nihat bey,yüreğinize,kaleminize sağlık, Ankara’da görüşmek ümidi ile.

  10. 2 ay önce

    Hayırlısı olsun!

  11. 2 ay önce

    Gerçek Atatürkçü isen popülist milliyetçilik yaparak değil aklını kullanarak bilim ışığında çözümler üretmen beklenir. O yüzden vatan partisinden hiç bir hayır gelmez bu ülkeye; zaten yüzde 5 alamıyacak bile boşuna umut vermeyin insanlara.

  12. 2 ay önce

    Sayın Genç yani Zafer Partisi’ne güvenebilir miyiz? Yıllarca MHP’de siyaset yapmış birisi şüphe uyandırmiyor mu? Gercekten şu anki görüşleri bu partiyi benim adıma onemli kılıyor ama diyor insan ya yine kandırılırsa Türk milleti

  13. 2 ay önce

    Nihat abi ve veryansın sayesinde gözlerimizdeki ışık hep canlı kaldı.
    Bizim de günümüz geldi.

  14. 2 ay önce

    Doğrusu ben de Zafer partisine oy vermeyi düşünüyordum ama önce bence ülkenin en önemli ekonomisti Bartu Soral’in ayrılması ardından da Gülümser Heper gibi ilaç şirketlerinin iç yüzünü bilen ve anlatan birinin istifa etmesi bu fikrimin değişmesine sebep oldu. Emperyalizmle mücadele sadece askeri değil ekonomisi eğitimi ve sağlığı ile topyekûn bir mücadeledir ve bu mücadele kirlenmemiş ve kendini ispatlamış insanlarla verilebilir ancak.

  15. 2 ay önce

    Bizim ailemizin 2,5 oyu Zafer Partisine.O buçuk olan 13 yaşındaki torunum o da Zafer Partisini seviyor.Bir sonraki seçimde 3 oyumuz Zafer Partisinin olacak.
    Bizim için Zafer Partisinin önemi yabancılara karşı çıkmasından değil.Başkanın “Ben herkesin nerden kaç para alıp,nereye harcadığını bileceğim” demesidir.
    Bu sistem ülkeye kalkınma ve ahlakı getirecektir.Bu herşeyden daha önemlidir.

    • 2 ay önce

      Abicim 12 yaşındaki çocuğa siyaset bulaştırmasaydınız. Ya da kendisinin bulaşmasına izin vermeseydiniz

      Cevapla
  16. 2 ay önce

    Helal olsun sana Nihat Genc, Yuce Turk Milleti seni ve Zafer Partisini anliyor. Elde avucta yokken Zafer Partisini iktidar yapicaz.Zafer zafere inanlarindir.

  17. 2 ay önce

    Zafer Ümit kaynağının bir çeşmesidir.. Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.. Gönülleri birleşenler selam sizlere.. Uzaklarda dertleşenler selam sizlere..

  18. 2 ay önce

    Türkiye için yeni bir umudumuz var. Geç oldu, yapacak bir şey yok, artık ileriye bakma zamanı.

  19. 2 ay önce

    Sayın yazar Abdurrahman DİLİPAK’ın RF (Radyo Frekans) dalgaları yazılarında geçtiğinden. Bende 96.0 Ostim radyo yayınını dinlemeye başladım. MK ULTRA-TELEGRAM-BIO HACKER yayını için!!!

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!