’12 Eylül’ün jeo-politiği, ekonomi-politiği

Türkiye Cumhuriyeti bunca kısa tarihine rağmen belki de her on yılda bir tasfiyeler yaşayan tek ülkedir.  

’12 Eylül’ün jeo-politiği, ekonomi-politiği

12 Eylül 1980 askeri darbesi kısa Türkiye tarihinde bir kaç önemli kırılma anlarından biridir.

Diğer darbeler gibi 12 Eylül darbesi de bir tasfiye hareketidir.

12 Eylül darbesinin ekonomi politiği

12 Eylül darbesinin olduğu yıllarda Türkiye’nin nüfusu kırk milyondu. Darbeyi izleyen yıllarda 650 bin kişi gözaltına alındı, 50 kişi asıldı, 30 bin kişi “sakıncalı” denilerek işlerinden atıldı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 300 kişi kuşkulu bir şekilde, 171 kişi işkencede öldü.

Türkiye’nin hemen hemen her on yılda bir yaşadığı darbeleri ve bütün bu tasfiyeleri aynı çuvala sokup bunu Türk devletinin, dolaysıyla Türklerin ceberrut, despot bir millet olduğuna bağlamanın, liberal çevrelerce son yıllarda moda olması, darbelerin ve tasfiyelerin gerçek nedenlerini gizlemekten başka bir hamaset değildir.

Örneğin Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki tasfiyelerle II. Dünya Savaşı sonrası darbeler dönemi tasfiyelerinin birbiriyle ilişkisi ve benzerliği yoktur.

Birincisi emperyalizme karşı bağımsızlık talebinin tasfiyeleriydi, ikincisi emperyalizmin denetiminde emperyalizme bağımlılığı sağlayan tasfiyelerdir.

Birincisinde, Misak-ı Millinin işaret ettiği sınırları yadsıyanlar, Türklük üzerinden sağlanan homojenleşmeye, ulus tanımına yönelik itirazlar, dinsel alanı daraltan sekülerleşme hamlelerine direnç gösterenler, mevcut nizamı sosyalist açıdan eleştirenler, kapitalist modernleşmenin ve merkezi politik birliğin önünde engel olarak görülen feodal toplumsal, iktisadi yapılar  baskılanmış ya da tasfiye edilmeye çalışılmıştır.

Birinci tasfiyelerde emperyalist ülkelerden gelen bir talep istek ve yönlendirme gücü yoktur.

Kuruluş süreci boyunca, II. Dünya Savaşına dek bu duygular korunmuştur.

 12 Eylül darbesinin ekonomi politiği
Kenan Evren darbe bildirisi okurken

Türkiye’nin kapitalist üretim ilişkileri sistemini seçmesi, doğal olarak zamanla bu kapitalist sistemin ihtiyaçlarının bir “faktör” olarak güçlenmesine ve çoğu emperyalistleşmiş kapitalist ülkelerle giderek büyüyen bir orantısız ilişkiye girmesine neden olmuştur.

Devreye giren kapitalist sistemin ihtiyaçları önceleri belirsizdir ancak kapitalistleşme süreci bağımlılık ilişkisi içinde ilerledikçe, emperyalizm, hem bu ilişkiden doğan yeni sınıf ve katmanlar aracılığıyla hem de ortak kurumsal yapılar ve doğrudan yatırımlar aracılığıyla Türkiye’de  içsel bir olgu haline gelmiştir

İşte burada darbeler/tasfiyelerde içsel dinamikler mi ağır basar, yoksa dışsal dinamikler mi sorusu yanıtını bulur:

Emperyalizmin içsel bir olgu olması, Türkiye’de emperyalizmin ilgisiz kalacağı hiçbir büyük çatışmanın, tasfiyenin olamayacağı anlamına gelir.

12 Eylül darbesinin ekonomi politiği
12 Eylül: Öğrenciler ve polis ilişkisi

İşte 2. Dünya Savaşı Türkiyesi’nde hem bölgesel, uluslararası emperyalist taleplerin dayatması ve değişkenliği sonucu ülkeyi yönetenler, hem ülke içindeki bağımlılık ilişkisinin ürünü yeni sınıf ve katmanlar gün gelir emperyalist siyasasıyla çeliştiklerinde, buna uyum gösteremediklerinde tasfiyeye uğrarlar.

İşte 12 Eylül 1980 darbesi Türkiye’de gerçekleşmiş diğer darbelere oranla emperyalist-kapitalist sistemin çıkarlarına en fazla karşılık düşenidir.

Darbe, Türkiye’yi bir yandan emperyalist-kapitalist sistemin 80’li yıllarda dünya çapında geçekleştirdiği neo-liberal atağa uyumlu hale getirirken, diğer yandan emperyalizmin Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgeye dönük spesifik taleplerini de sonuna dek karşılamıştır.

12 EYLÜL”ÜN EKONOMİ-POLİTİĞİ

Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin başını çektiği Sosyalist Blok (Doğu Bloğu) ile ABD’nin başını çektiği Kapitalist Blok (Batı Bloğu) arasında inişli çıkışlı seyir izleyen rekabet koşulları 60’lı yıllardan itibaren Batı Bloğu aleyhine dönmeye başlamıştı. Özellikle 70’li yılların erken dönemlerinde art arda patlak veren tarihsel olaylar dizisi ABD’nin Vietnam yenilgisi, doları altına endeksleyen para sisteminin (Bretton Woods) çöküşü, bütün bunlar kapitalist Bloğun ağır bir hegemonik krize sürüklediğini gösteriyordu.

Böyle bir ortamda programı ve kadroları oluşturulan emperyalist strateji, İngiltere’de Theatcher ve ABD’de Reagan’ın iktidara taşınmasının ardından agresif biçimde uygulamaya sokulacaktır.

Bu yeni stratejinin iktisadi ayağını neo-liberal tezler oluşturur. Hayek ve Friedman’ın (Chicago Okulu)  tezlerini esas alan neo-liberal uygulamalar aslında 70’li yıllarda Latin Amerika’da darbe rejimi şartlarında sınanmıştır. Bu deneyimlerin birikimini de arkasına alarak 80’li yıllardan itibaren önce Kapitalist Bloğun genelinde, ardından Sosyalist Bloğun çöküşüyle birlikte az çok istisnayla tüm dünyada hakim kılınacaktır.

Bu neo-liberal program ülkeden ülkeye değişen şekilde kimi ülkelerde seçilmiş, yasal hükümetler aracılığıyla, kimi ülkelerde askeri darbeler yoluyla uygulamaya sokulmuştur. (90’lı yıllardan itibaren bu çeşitliliğe “renkli devrimler”in de eklendiğini görüyoruz.)

İşte bunlardan Türkiye’nin payına düşen 12 Eylül askeri darbesidir. Programın Türkiye’deki karşılığı 24 Ocak 1980 Kararları, henüz darbe gelmeden deklare edilmiştir, ama ancak darbe rejimi koşullarında uygulanabilecektir.

12 EYLÜL”ÜN JEO-POLİTİĞİ

Kapitalist Bloğun 70’li yılların başında hegemonik bir krize sürüklendiğini biliyoruz.

Aynı dönemin sonlarına doğru Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyayı sarsan iki önemli olay işin tuzu biberi olmuş ve krizi derinleştirmiştir.

Bunlar, sırasıyla, SSCB’nin Afganistan’ı işgali ve İran’da gerçekleşip kısa sürede anti-amerikan bir rotaya yönelen İslam devrimidir.

Bu iki gelişmeyle birlikte, Sovyetler Birliğinden sıcak denizlere (Akdeniz ve Hint Okyanusu) uzanan hat üzerinde emperyalizmin denetiminde Pakistan ve Türkiye’den başka devlet kalmamıştır. Düşünün, sözünü ettiğimiz coğrafya enerji havzalarının ve çıkış yollarının merkezidir ve Afganistan, İran, Irak, Suriye’nin emperyalizmin kontrolü dışına çıktığı bu koşullarda  Türkiye’nin elde tutulması, aksi yöndeki risklerin tümüyle bertaraf edilebilmesi yaşamsal önem kazanmıştır.

12 Eylül darbesi

Emperyalizmin bu jeopolitik sıkışmışlığa verdiği yanıt, bölge çapında Yeşil Kuşak Projesi’ne hız vermek ve Türkiye’yi de bu projenin aktif bir unsuru haline getirmek olmuştur. Projenin özü, emperyalizmin Müslüman halklar coğrafyasındaki sömürü ve talanına tepki olarak ortaya çıkan ve yer yer iktidara uzanan Baasvari milliyetçi-laik akımların ve aynı zamanda güç toplayan sosyalist-devrimci akımların bastırılıp, geriletilmesinde İslam dinine işlevsel bir rol yüklenmesidir.

İslam böylece, emperyalist kapitalist çıkarlara koşut biçimde tanımlanmış özgün bir ideolojik forma bürünmüştür. Bu ideolojik format ekseninde örgütlenmiş müslüman halkların bir bütün olarak SSCB’yi kuşatarak sosyalist genişlemeye set çekeceği öngörülmüştür. Ancak İran İslam Devriminden sonra yeni bir parametrenin eklendiğini görüyoruz: sosyalist genişlemeye set çekecek ama aynı zamanda İran’daki gibi anti-amerikan rotaya yönelmeyecek bir İslam!

İşte 12 Eylül Darbesinin Türkiye’de gerçekleştirdiği tam da bu olacaktır!

12 Eylül, merkez sağın o güne dek biriktirdiğini kendi politikalarına payanda kılmıştır ama, asıl gerçekleştirdiği, toplumu İslamizasyon doğrultusunda niteliksel bir dönüşüme uğratmasıdır.

12 Eylül

İşte 12 Eylül Darbesi, bütün bu dramatik gelişmelerin üst üste yığıldığı son derece kritik bir tarihsel kavşakta gerçekleşmiştir. Hem emperyalizmin küresel düzeydeki (neo-liberal) ihtiyaçlarına hem de bölgesel düzeydeki (jeopolitik) ihtiyaçlarına aynı anda yanıt vermiştir. Öyle ki, bu taleplerin aciliyeti darbenin zamanlamasını koşullarken, her talebin son derece kapsamlı değişiklikleri dayatıyor olması da darbe rejiminin önceki darbelerle kıyaslanamayacak bir şiddetle uygulanmasına neden olmuştur.

12Eylül darbesi ve kayıplar
12 Eylül ve devam eden yıllarda kayıplar ve öldürülenler

MHP ve ÜLKÜCÜ HARAKETİN TASFİYESİ

Darbe başlangıçta, Türkiye solu tarafından devrimci, sosyalist yükselişin önünü kesmek için kotarılmış bir hakim sınıflar hamlesi olarak görülmüştür. Doğal olarak darbe rejimi öncelikle Türkiye Solunun ezilip, bertaraf edilmesine yoğunlaşmıştır. Bu başlı başına bir amaç olduğu kadar, girişilecek yeniden yapılandırma faaliyetinin sorunsuzca yürümesi için de gereklidir.

İlginç olan, hemen ardından, 70’li yıllarda Türkiye’de sağcı saldırganlığın temelini oluşturmuş darbeyi hazırlayan iç savaş ortamının diğer “aktör”ü MHP ve Ülkü Ocaklarının da tasfiyeye uğramasıdır.

Bunun nedeni, bu hareketin yalnızca sol, sosyalistler nezdinde değil, toplumun ezici çoğunluğunun algısında en azından olumsuz bir görüntüye sahip olmasıdır. Bu hareketin tasfiyesi 12 Eylül cuntasına inanılmaz bir meşruiyet ve toplumsal destek sağlamıştır. Darbenin başlangıçta kolaylıkla tutunmasını sağlamak için elzem olan bu destek, böylece elde edilmiştir.

Bugün geriye doğru baktığımızda bu tasfiyelerin cuntanın meşrulaştırılmasının ötesinde daha uzun vadeli amaçlarının olabileceği görülmektedir. Sağ cenahta gerçekleşen bu tasfiyelerle İslami temelli akımların önü alabildiğince açılmıştır.

Türkiye’de İslami hareketlerin zaman içinde gösterdiği değişim, Yeşil Kuşak Projesi’nin seyri ve 12 Eylül rejiminin bu projeye etkisi konusunda yeterince ipucu sunar.

12 eylül darbesi türkeş
Alparslan Türkeş 12 Eylül mahkemelerinde

Darbe rejimi oturur oturmaz bütün politik hayatın, siyasal partiler de dahil olmak üzere darmadağın edildiğini görüyoruz.  

Darbelerle birlikte iktisadi düzlem yeniden yapılandırılırken hem Latin Amerika’da hem Türkiye’de politik hayat bu zemine uygun biçimde yeniden düzenlendi.  Türkiye’de Demireller, Ecevitler tasfiye edilirken ithal ikameci iktisadi rejimin bürokratları da bürokrasiden tasfiye edildiler.

Sol, sosyalist muhalefetin ezildiği, temsili demokrasinin askıya alındığı bu dikensiz gül bahçesinde neo-liberalizm vahşice uygulanacak ve uzunca bir aradan sonra çok partili politik hayat yeniden başladığında yeni rejimin bekası Turgut Özal’ın ANAP’ına emanet edilecektir; tabii, bürokrasisi de ABD’den getirttiği prenslerine…

12 Eylül darbesi Kenan Evren Turgut Özal

SONUÇ OLARAK

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kapitalist sisteme eklemlenme tarzındaki köklü değişikliğin gerçekleştiği II. Dünya Savaşı sonrasında yaşadığımız ve 12 Eylül döneminde zirveye ulaşan bütün bu tasfiye ve baskılama hareketleri neticesinde, Türkiye’de devlet örgütlenmesi, siyaset alanı ve toplumsal alan emperyalist çıkarlar doğrultusunda önemli ölçüde konsolide edilmiştir.

Değişen dünya koşulları karşısında ABD, kendi egemenliğini sürekli kılacak BOP benzeri yeni politikalara yönelmiş ve bu durum da Türkiye’de ABD stratejilerine uygun düşen yeni bir konsolidasyon sürecini tetiklemiştir.

(Bu yazıda Levent Yakış’ın gercekedebiyat.com’daki aynı başlıkta yazısından yararlanılmıştır)