130 yıl sonra Huxley ve Kropotkin tekrar karşı karşıya… Halklar ve hükümdarlar

Özsevi Eröz yazdı...

130 yıl sonra Huxley ve Kropotkin tekrar karşı karşıya… Halklar ve hükümdarlar

Ölümcül Covid-19 virüsünün dünyada yayılması ve karantina koşullarının hayatlarımızı etki altına almasıyla bir takım tartışma ve kutuplaşmalar da – anlam olarak yeni olmayan ancak ‘ yeni’ olarak pazarlanan – tekrar gündeme gelmeye başladı.  

Bunun bir örneği Türkiye’nin önde gelen bir felsefe dergisinin Instagram sitesine koyduğu ve genel postlarından 10 kat daha fazla beğeni alan bir karikatür. Bu karikatürde dünya gezegeni Covid-19 virüs salgını öncesinde insan etkisiyle ‘hasta’ bir halde, virüs sonrasındaysa ‘iyileşmiş’ ve ‘mutlu’ olarak gösterilmekte. Gelen yorumlar ise genel olarak ‘Esas virüs insandır. Doğa, virüs ile kendine aşı geliştirdi.’ şeklinde.  

Aynı şekilde yine ülkemizin en önde gelen, hocaların hocası bir biyoloji profesörümüz geçtiğimiz yaz katıldığı TV programında “Dünyanın korunması için bana derseniz ki ‘insanların yarısını yok edip doğayı koruyalım’, gözümü kırpmadan evet diyebilirim.’ diye bir açıklama yapabiliyordu.  

Şüphesiz Covid-19 virüsünün şu an 3 milyar kişinin karantinaya alınarak dünya üzerinde daha önce hiç yaşanmamış ölçekte bir kriz yarattığı ortada. Ancak burada bakmamız gereken kapitalizmin nihayetinde girdiği kriz ve buna getirilebilecek çözüm olasılıkları mı yoksa bazı biyolog ve çevreciler arasında da savunulagelen ‘insan nüfusunun azaltılması’ gerekliliği görüşü ve bunun kaynağı mı? 

Bu noktada 130 sene kadar öncesine tekrar bir göz atalım. 

İlk bakacağımız tarih 1961. Bu tarihte WWF ( World Wide Fund for Nature) şimdiki adıyla Dünya Doğayı Koruma Vakfı kuruluyor – bugün dünyanın en büyük çevre kuruluşu konumundadır Kurucuları arasında göze çarpan bir çok isim var: Godfrey A. RockefellerEdinburgh Dükü Prens Philip ( şimdiki İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in eşi), Prens Bernhard imdiki Hollanda Kraliçesi Beatrice’in babası)… Kurucular arasında ilgi çeken bir isim daha var, Julian Huxley: Aynı zamanda Unesco’nun ilk yöneticisi, İngiliz Öjeni Topluluğu Başkanı, öjenist, liberal enternasyonalist, evrimci biyolojist.1 

Öjenist: ‘Öjenizm’, ‘Soyarıtımcılık takipçisi… Öjenizm ilk olarak Charles Darwin’in kuzeni Sir Francis Galton  tarafından ortaya atılmış , ‘sakat’ ve ‘hasta’ insanların ayıklanarak sağlıklı bireylerin çoğaltılmasıyla ‘insan ırkının ıslah edilmesi’ amacıyla gelişmiştir. ‘Öjenik Uygarlık’ anlayışı biyoteknolojinin insana ve tüm diğer canlı organizmalara yoğun olarak uygulanmasını; zeka özürlülerin, körlerin ve farklı ırktan insanların zorla kısırlaştırılmasını savunmaktadır. Julian Huxley 1959’da ‘Ebeveynliğin Planlaması- Dünya Nüfusu’ isimli araştırması ile de ABD’nin Nobel’i sayılan Lasker Ödülü’nü  almıştır. Bir konuşmasında şöyle demiş : “… medeni toplumlar insan üremesini düzenlemek, nüfus miktarını kontrol etmek ve en azından ırksal stok kalitesinin bozulmaması için yeterli önlemleri icat edip uygulamadıkça çürümeye mahkumdur… çocukların üretilmesini veya hayatta kalmasını kolaylaştıran hastane tedavisine çok kolay erişilmemelidir uzun süren işsizlik kısırlaştırma için bir zemin olmalıdır.”  

Görüldüğü üzere kısırlaştırma sadece Latin Amerika’da bilinen bazı biyolojik müdahalelerle uygulanan bir yöntem olmasının yanında, doğan çocukların tıbbi ve besin olarak yeterli bakım alamayacağı yönünde uygulanabilirliği olan, işsizlik ve sosyal devletin yok edilmesi ile de ilgili bir yöntem olarak önerilmekte. 

Liberal Enternasyonalist: Liberal Uluslararacılık takipçisi… Günümüz diliyle küreselleşmeci, Tek Dünya Devleti’ni savunan.  Bugünlerde Covid-19 yüzünden dünyada finansal sistemin çökeceğini, açlık ve kıtlık yaşanacağını belirtip: ‘ Ülkelerin gönüllü olarak bir takım özgürlüklerini veya ulusal haklarını BM, Dünya Bankası, Dünya Adalet Divanı gibi ‘üst’ kurullara devretmesi gerektiğini dillendirmeye başlayanlar… 

Evrimci Biyolojist: Charles Darwin’in 1859 yılında yayımladığı ‘Türlerin Kökeni’ isimli çalışmasında ortaya koyduğu ‘Evrim Teorisi’ni takip eden… Darwin’in biyolojik olarak ortaya koyduğu teoriye yeni bir anlam yükleyen ( bkz. Sosyal Darwincilik) ve ‘ En güçlü, en çabuk ve en kurnaz olanlar ertesi gün dövüşecek kadar yaşarlar’ diyerek  bunu insan-toplum ilişkilerine uygulayan anlayış. Bu anlayışı ise ilk ortaya koyan kişi  Julain Huxley’nin dedesi T.M. Huxley. 

T.M. Huxley’e tekrar dönmeden, Huxley ailesinde çoğu ödüllü bilim adamı, büyükelçi, ressam ya da yazar pek çok ünlü kişi var. Bunlardan birisi de ‘ Cesur Yeni Dünya’ isimli romanını esasen bir ütopya olarak tasarlayan Aldous Huxley (Julian Huxley’nin erkek kardeşi.) Cesur Yeni Dünya şu anda Türkiye’de çok satan romanlar arasında. Yazarı ise kendisinin de öjenik olduğunu inkar etmiyordu, BBC’de katıldığı bir radyo programında “Bütün Batı Avrupa soyunun hızlı bozuluşunun önünü almak için öjenik tedbirleri uygulamaya hazır olduğunu” kabul etmişti.  Artık çevremizde insanların ‘sanki bu distopyaların içinde yaşıyoruz’ dedikleri duyuluyor. İşte bizim ‘distopya’ ( karanlık gelecek) dediklerimiz, bazılarının ‘ütopya’sıymış, anlamaya başlıyoruz. 

Şimdi  biraz daha erken bir tarihe gidip T.M. Huxley’e geri dönelim. 1888 yılında ‘Varoluş Mücadelesi’ isimli çalışmasını Londra’da çıkan ve geniş bir okur çevresine sahip ‘ The Nineteenth Century’de yayımlar. Ancak onun görüşlerine yine aynı yayın organında bir dizi makale ile karşı çıkan bir düşünür vardır: Peter Kropotkin. 

Kropotkin Rusya’da soylu bir ailenin çocuğu ve toprak sahibi aristokrasinin bir üyesi olarak doğmasına rağmen tüm mirasını reddederek Avrupa’da sürgünde yaşamak zorunda kalmış anarşizm kuramcısı bir Rus’tur. Gençliğinde bir coğrafyacı olarak Sibirya ve Finlandiya’da uzun yıllar araştırma görevlerine katılmış, yine İsviçre Jura Dağları ve Uzakdoğu’da hem doğal yaşam hem de insan toplulukları üzerinde gözlemlerde bulunmuştur. 

Kropotkin’e göre Huxley’nin yazısı Darwin’in teorilerinin nasıl çarpıtıldığının dikkat çekici bir örneğiydi: “ Beyazların diğer ırklarla, güçlülerin zayıf olanlarla ilişkilerindeki bütün zorbalıklar, Huxley’nin her alanda çatışma formülünde gerekçesini buluyor.” diye yazıyordu. 

Kropotkin’in yaptığı gözlemler ve edindiği bulgular; doğanın pençelerinden ve dişlerinden kanlar akan vahşi bir yer olmadığı ve doğal seçme sürecinde hayvanlar arasındaki kendiliğinden işbirliği eğiliminin vahşi rekabetten daha önemli olduğuydu. Bu teorisini de hayvanlar arasında avcılıkta, göçte ve türlerin üremesinde karşılıklı işbirliğine dayanan pek çok özelliğin desteklediğini belirtiyordu. 

Huxley’nin görüşlerinin bilimsel olmadığını hatta Darwin’in Türlerin Kökeni’nden sonra yazdığı ‘İnsanın Soyu’ çalışmasında da ‘karşılıklı yardımlaşma’nın doğanın egemen olgusu olduğunu açıkladığını öne sürdü. Buna göre ‘karşılıklı yardımlaşma içgüdüsü’ Darwin’in ‘kalıcı içgüdü’ dediği, toplumsal hayvanlarda ve özellikle insanda daima iş başında olan bir içgüdü haline gelmiştir: “Anne sevgisi kadar derin bir şekilde yerleşmiştir, belki de daha derine yerleşmiştir çünkü yumuşakçalar, bazı böcekler ve çoğu balık türü gibi anne sevgisine hiç de sahip olmayan hayvanlarda da mevcuttur.” 

“Karşılıklı destek, doğada iklime, tufanlara, fırtınalara, soğuğa ve bu gibi şeylere karşı sürekli olarak yürütülmesi gereken ve sürekli varoluşun hep değişen koşullarına yeni adaptasyonlar gerektiren mücadele silahını sunar. Dolayısıyla, bir bütün olarak bakıldığında doğa kesinlikle fiziksel gücün, süratin, kurnazlığın ya da savaşta yararlı olan başka herhangi bir özelliğin zaferini örneklemez.” 

Kropotkin daha sonra da, çalışmalarını bu ana kaynağa dayandırarak ‘Etik’ – ahlak- üzerine yazmıştır. Onun etik öğretisi dayanışma üzerine kuruludur. Dayanışma, özgürlük ve eşitlik ile uyum içindedir ve eşitlik toplumsal adaletin gerekli koşullarını oluşturur. Dolayısıyla Kropotkin’in Etik formülü şöyledir: “ Eşitlik yoksa adalet yoktur, adalet yoksa ahlak yoktur.”2 

Ve Kropotkin insana, hayata etkin şekilde katılmasını öğütler. İnsana, gücünün yalıtılmışlıkta değil hemcinsleri insanla ittifakta olduğunu hatırlatır. “Toplumculuğun ve neticede duyum yoğunluğunun ve çeşitliliğinin devamlı gelişimi olmadan hayat imkansızdır. Hayatın özü orada yatar. Eğer o öge eksikse hayat çekilmeye, parçalanmaya, durmaya yüz tutar.” 

İşte Covid-19 karantinasında merak ettiğimiz, artık nihayet yüzlerce yıllık tartışmaların karikatürlerini yırtıp atarak insana yakışır resimler çizip çizemeyeceğimizdir. Tek bir komşumuzdan tüm mahalle ve şehrimize kadar dayanışmacı bir birleşme oluşturmak da bireysel olarak henüz elimizdedir.  

“İnsanları mes’ud edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Cihan sulhü içinde beşeriyetin hakiki saadeti, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk3 

 

NOT: Sosyal medyada birbirleri ile kullanmadıkları eşyaları değiştiren, alışverişe çıkarken evden çıkamayanlar için de alışveriş yapmayı teklif ederek telefon numaralarını paylaşan kişilerin katılmış oldukları Ayrancı Ahalisi gibi mahalle gruplarının çoğalması ümidiyle…