Gökalp’in ölümünden sonra Ahmet Emin Yalman ne yazmıştı?

Sosyoloji dersinde Ziya Gökalp'in asistanı, Malta’da dert ortağı olan Ahmed Emin Yalman, Gökalp’in ölümünden sonra 27 Ekim 1924 günlü Akşam gazetesinde bir yazı yazmıştı.

Gökalp’in ölümünden sonra Ahmet Emin Yalman ne yazmıştı?

Sosyoloji dersinde Ziya Gökalp’in asistanı, Malta’da dert ortağı olan Ahmed Emin Yalman,Gökalp’in ölümünden sonra 27 Ekim 1924 günlü Akşam gazetesinde şunları yazdı:

“Yıllarca üniversitede Ziya Gökalp’ın muavinliğinde bulundum. Hayatını yakından tahlil ettikçe, etten, kemikten yapılı fani bir insan olduğuna kendimi inandıramıyordum. Yeryüzünde böyle bir insan bulunabilmesini, havsalaya sığmayacak bir olgunluk belirtisi diye karşılıyordum. Memlekette en pis ihtirasların ve menfaat düşüncelerinin umumi hayata hâkim bulunduğu dakikalarda ona bakarak, ruh asilliğinin dünya yüzünde ve memlekette bulunabileceğine inandım. Memleketin halini ümitsiz gördüğüm dakikalarda ondan ümit, güven, cesaret aldım. Bugün bu büyük adamın artık hareketsiz kalan kıymetli dimağının maddi tarafını topraklara gömerken, onun ulvi ruhuna karşı gösterebileceğimiz en büyük saygı, başladığı muazzam eseri tamamlamaya çalışmak, onun örneğini ortaya koyduğu tarzda bir vatan aşkını umumi hayata hâkim kılmaktır.

Ziya Gökalp yalnız bir Türk fikir adamı değildir. Dış âlem kendisini keşfedecek, her zaman için bütün cihanın en üstün fikir adamları ve dikkate layık şahsiyetlerinin safında yer alacaktır.”

ZİYA GÖKALP’İN GEÇİM SIKINTISI  

Gazeteci Selim Esen’in gerçek edebiyat sitesinde yazdığına göre Ziya Gökalp’ın cenazesine elli bin kişi katılmıştı. Bütün memleket bu büyük kaybın acısını duymuştu. Öyle olduğu halde sağlığında geçim sıkıntısı çektiğini düşünen, kendisine el uzatan çıkmamıştı.

O da halini başkalarına duyurup da yardım isteyecek adam değildi. Ölümle sonuçlanan hastalığı sırasında ne kadar yoksuzluk ıstırabı çektiğini Diyarbakırlı Veli Necdet Beye yazdığı 23 Eylül 1924 tarihli mektubunda açığa vurmuştu.

Vatan gazetesinin 23 Ekim tarihli sayısında yayımlanan mektupta şöyle diyordu:

“Dr. Akil Muhtar Beyin tıbbi tavsiyesine uyarak Büyükada’ya taşındık. Şimdi orada oturuyoruz, fakat burada masrafımız çok oluyor. Bu sebeple terzi Onnik Efendinin Keçiören’deki köşkünde bıraktığımız kapılar, camekânlar ve camlar hatırıma geldi. Siz bunların parasını tahsil edecektiniz. Ben, kapıları camekânları ve camları çıkarmamakla, zannederim ki ona büyük bir iyilik ettim, kışın köşkün harap olmasının önüne geçtim. Onnik Efendinin bu iyiliğime karşılık bana fenalık yapmaya hakkı yoktur. Fenalık yapmakta inat ederse mezkûr kapıları, camekânları ve camları Keçiören’de köşk yaptırmakta olan arkadaşlarımdan birine terk ederim. O, hepsini köşküne nakleder. Zaten ben küçük bir tahta parçasını bile Onnik Efendiye hediye etmiş değilim. Onnik Efendi, hukuken bana ait olan, iki yüz yirmi liralık masraf karşılığında meydana gelen bu eşyaya, bu Cumhuriyet devrinde el koyamaz. Bu meselenin hallini kardeşçe lütfunuzdan beklerim.”

Ahmet Emin Yalman

Gökalp’ın mektubunun can alıcı satırları ise şöyleydi:

“Köşkteki eşyamız, Keçiören’de ev yaptırmakta olan zatlardan birine de satılabilir, fakat paraya şiddetle ve acele ihtiyacım olduğundan, parası mutlaka tamimiyle peşin verilmelidir, veresiye satılması benim ihtiyacımı karşılamaz.

Muhacirin Müdürlüğünce, Anadolu’daki aşiretlere dair sosyolojik bir etüt eserine ihtiyaç varsa, onu da yazmaya hazırım, fakat ücretin tayin edilmesi, büyük kısmının avans olarak gönderilmesi lazımdır.

Vücutça iyiyim. Yalnız okumak ve yazmak yoluyla ruhumu kuvvetlendiremediğim için sinirlerim biraz yorgun. Eşim annenizin ellerinden öper, hemşireniz ve eşiniz hanımefendilere selam eder, Sırrı Beye de tarafımdan selam.”

Ömrünün her dakikasını taşkın bir aşk ve fedakârlıkla Türk milletine adayan büyük Gökalp, sen son nefesinde bir ilaç parasının yoksulluğu karşısında kıvranacak insan mıydı?