1. Haberler
  2. Analiz
  3. Reform adı altında gerçekleştirilen 40 küsur yıllık deformasyon

Reform adı altında gerçekleştirilen 40 küsur yıllık deformasyon

featured

Ahmet Müfit yazdı…

Son kırk küsur yılda küresel sermaye ve yerli işbirlikçileri eliyle “reform” adı altında yürütülen bir deformasyon sürecinin sonucunda, devlet kimsesizlerin kimsesi olmaktan çıkarılarak, sermayenin ve mülkiyetin koruyucusu, küresel para satıcılarının bağımlı müşterisi durumuna getirilmiş durumda.

TÜSİAD Muhtırası ile başlayıp, büyük sermayenin doğrudan medyaya girişi ile devam eden, serbest piyasa ekonomisi adı altında ekonomik bağımsızlıktan fiilen vazgeçme sürecini başlatan 24 Ocak Kararları ve bu kararların cebren hayata geçirilmesi görevini üstlenen 12 Eylül darbesi ile fiilen inşa edilen 80 sonrası düzenin en genel tanımı bu.

Söz konusu 40 küsur yıllık süreyi, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, laiklik, egemenlik, güçler ayrılığı gibi devletin temel niteliklerinin, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin, çalışan haklarının, vb. hızla ve yoğun olarak aşındırıldığı bir deformasyon süreci olarak tanımlamak da mümkün.

Bu yazıda tartışmak istediğim konu, söz konusu deformasyonun nasıl, hangi araç ya da araçlar kullanılarak hayata geçirildiği olacak.

En genel haliyle, 80 sonrası düzenin ya da söz konusu deformasyonun iki temel ayak üzerinde inşa edildiğini söylemek mümkün.

Birinci ayak, 1980 öncesinde güçlenen sendikal hareketin de etkisiyle, toplumsal sorunları iyi kişi, kötü kişi eksenli olarak değil de sınıfsal çıkarlar bağlamında görmeye başlayan çalışan, kesimlerin etnik ve dini kimlikler demokrasinin gereği olarak yutturularak, sınıfsal değil, sosyal kimlikler üzerinden politika yapıyoruz denilerek sınıfsal aidiyetlerden uzaklaştırılması, parçalanması oldu.  Bu parçalanma siyaset ve ekonomiye ilişkin iki sonuç doğurdu. 80 öncesi dönemde sınıfsal çıkar ve ideolojik tercihler üzerinden şekillenmeye başlayan siyaset kurumu, Özal’ın dört eğilimi birleştirme söyleminde olduğu gibi, neyi savunduğu belirsiz ve birbirine benzer hale getirildi. Büyük sermayenin, basılı medyadan sonra, Anayasaya aykırı olarak televizyon yayınlarına da el atmasının da beslediği niteliksizlik ortamının da katkısıyla, siyaset kurumu popülizmin şekillendirdiği, duruma (konjonktüre) göre tavır alan, nabza göre şerbet vermeye çalışan ilkesiz yapılara dönüştü.  https://www.indyturk.com/node/416976/siyaset/k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu-sosyal-kimlikler-%C3%BCzerinden-siyaset-yap%C4%B1yoruz

İkinci ayakta sağlanan dönüşümün en temel özelliği, yeterli iç tasarruf olmadığı için dışarıdan kaynak bulmalıyız denilerek, gelecek kuşakları ipotek edecek şekilde borçlanmanın yolunun açılması, devletin, şirketlerin ve çalışan kesimlerin, doğrudan emperyalist devletlerin güdümündeki uluslar arası mali sermayenin müşterisi haline getirilmesi oldu. Hazine Müsteşarlığı adı altında kurulan borçlanma idaresi kanalıyla devlet, şirketler ve sıradan insanlar küresel mali sermayenin -para satıcılarının- bağımlısı Antrapolog David Greaber’in tanımlamasıyla “kölesi” haline getirildi.

Şimdiye kadar aktardıklarımla, en genel haliyle de olsa siyaset ve ekonomide yaşanan deformasyonun içeriğini aktarmış oldum. Bu noktadan sonra sizlerle paylaşacağım şey, bu dönüşümün ya da deformasyonun hangi araç ya da araçlar kullanılarak gerçekleştirildiği.

Lafı uzatmadan, deformasyonda kullanılan temel aracın hukuk olduğunu, sürecin, yapısal reform ve Avrupa Birliği’ne uyum adı altında, gerçekleştirildiğini ifade edip, bu aracın nasıl kullanıldığı konusuna gelelim.

Araç hukuk olunca, aracı da Türkiye Büyük Millet Meclisi ve oradaki çoğunluğa dayalı olarak oluşan siyasi iktidarlar oluyor doğal olarak. Bu noktada hemen söylememiz gereken husus, söz konusu deformasyonun, 24 Ocak kararlarıyla başlayan süreçte yani son kırk küsur yılda iktidar ya da iktidar ortağı olan SHP, CHP, DSP dahil tüm partilerin aktif katılımıyla gerçekleştirildiği.

12 Eylül 1980 darbesi sonrası sonrasında, Evren, Özal ikilisinin fiili yönetiminde gerçekleştirilen yapısal reformlarla devletin deformasyonu süreci, Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) iktidarı yıllarında da (1983-1991)aynen devam etti. Yapısal reformlar adı altında gündeme getirilen söz konusu deformasyonun o dönemde halka sunulan gerekçesi, mevzuatın karmaşıklığını gidermek, yasaların çok ayrıntılı olması ve zaman içerisinde değişen şartlara yanıt vermeyi olanaksız hale getirmesinin neden olduğu sorunları gidermek, bu durumun kamuda ve özel sektörde “iş yapacak insanların” elini kolunu bağlamasını önlemek oldu.

1991-1996 DYP-SHP/CHP, 1996-2002 ANAP-DYP,  Refah-DYP, ANAP-DSP-DTP, DSP azınlık, DSP-MHP-ANAP hükümetleri döneminde ekonomik krizle mücadele meşrulaştırılan/topluma yutturulan yapısal reformlarla hedeflendiği söylenen şey ekonomiyi dayanıklı kılmak, idareyi demokratikleştirmek, 12 Eylül Anayasasını değiştirmek olarak sunuldu. Ekonomiyi dayanaklı kılmak adına, 1999 yılında yapılan Anayasa dahil mevzuat değişiklikleri ve özellikle uluslar arası tahkimin kabulüyle, Lozan’da kurtulduğumuz yabancıya ayrıcalık sağlayan kapitülasyonlar yeniden hortlatıldı.

Deformasyon sürecinin, AKP’nin ilk dönemi olarak da adlandırabileceğimiz Kasım 2002-Mart 2015 yılları arasındaki ismi, Kopenhag Kriterlerini sağlanması amaçlı Avrupa Birliği Uyum Yasaları oldu ve şaşırtıcı olmayan bir biçimde o dönemde mecliste bulunan partilerin çok büyük oranda işbirliği içinde gerçekleşti. Bu dönem içerisinde hız kazanan açılım yani üniter devleti sonlandırma sürecinin 2015 Martı itibarıyla resmen son bulması, AKP’nin “reform iştahının” azalmasına, sonuç olarak da “reform” sürecinin destekçisi iç ve dış merkezlerin, reformların devam etmesi konusunda daha istekli bir siyasi iktidar arayışına neden oldu.  Bu arayışın görünen ilk sonucunun 15 Temmuz 2016 FETÖ’cü darbesi olduğunu, bu noktadan sonra reform yoluyla deformasyon süreci savunusunun siyasi temsilcisi olma misyonunun, şimdilerde eski AKP’lilerin (Babacan, Davutoğlu) katılımıyla genişleyeceği belirtilen, dışarıdan HDP destekli Millet İttifakı’na geçtiğini söylemek mümkün.

AKP’nin ve özellikle 15 Temmuz sonrası en büyük siyasi destekçisi olan MHP’nin bu gelişmeye yanıtı önce Kanun Hükmünde Kararnamelerle, devamında ise Anayasa değişikliği yoluyla sistemi, güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıracak, iktidarı mutlaklaştıracak şekilde merkezileştirmek oldu.

2018 yılı başından itibaren fiilen yürürlüğe giren bu tepkisel yapı, doğal bir refleks olarak o döneme kadar savunuculuğunu yaptığı ABD liderliğindeki batı ve küresel sermaye odaklı politikalarla arasına, utangaç da olsa mesafe koymak durumunda kalınca, aynı güçlerin AKP’ye alternatif arayışları da hızlandı. Millet İttifakının resmi ve gayrı resmi ortaklarını açıktan destekleyerek veya destekleyeceğini söyleyerek/söyleterek müşteri kızıştırma döneminin de yolu açılmış oldu. .

Sonuç olarak 12 Eylül Anayasasını değiştirmek adı altında, 12 Eylül darbesi sayesinde hayata geçirilen sistemin kurumsallaşmasının sağlandığı 40 yılı aşkın bir büyük deformasyon döneminin ana hatları, kırılma noktaları bunlar.

Yazıyı, bir dönem CHP Genel Merkezi tarafından yayınlanan CHP Yerel Yönetimler Dergisi’nin 15 Mayıs 2003 tarihli sayısında yer alan, Cengiz Bahri imzalı, AKP’nin kamu yönetimin yeniden yapılandırılmasına yönelik mevzuat değişikliği girişimlerinin ele alındığı Devletin Deformasyonu” başlıklı yazının son iki paragrafını sizlerle paylaşarak bitireceğim.

Devletin yeniden yapılandırılması Hükümet Programında belirtildiği gibi gerçekleştirilirse, Türkiye tümden üretmez hale gelecek, yoksullaşacak, iyice sömürge haline gelecektir. Tünelin ucunda dağılma sürecine girmiş bir Türk devleti-iyimser bir değerlendirmeyle federatif bir devlet yapısı-, daha da yoksullaşmış bir halk, kendini toparlayamayacak ölçüde kargaşa içine düşmüş bir yönetim yapısı görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan uzun soluklu bir planın en kritik aşamasında, tarihinde karşılaşmadığı kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Cumhuriyeti kuran partimizi çok zor ve tarihi bir görev beklemektedir.

İki paragrafa sığdırılan tespitler, bu gün gerek genel olarak ülkenin gerekse iktidarıyla, muhalefetiyle siyaset kurumunun geldiği noktayı yani bu gün yaşadıklarımızın neyin/nelerin sonucu olduğunu sanırım çok net anlatıyor.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!