1. Haberler
  2. Gündem
  3. NATO Türkiye’ye neler kaybettirdi? Amiral Gürdeniz anlattı:…

NATO Türkiye’ye neler kaybettirdi? Amiral Gürdeniz anlattı:…

featured

Hükümet kanadı Türkiye’nin NATO’ya girişini heyecanla kutlarken Amiral Cem Gürdeniz, NATO’ya girişin Türkiye’ye kaybettirdiklerini anlattı.

Türkiye’nin NATO’ya girişinin 70. yılındayız. İktidar kanadı üyeliğin yıldönümünü adeta coşkuyla kutluyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun dün yaptığı konuşmada, NATO’nun yalnızca Atlantik’in iki yakasını birleştiren bir ittifak değil, Amerika kıtasından Asya’nın sınırlarına kadar uzanan 30 müttefikli güçlü uluslararası bir örgüt olduğunu öne sürdü. “Türkiye uluslararası sistemde güvenlik ve istikrarın sembolü olması gerektiği için NATO’nun bir parçasıdır” diyen Altun, 15 Temmuz darbe girişimindeki açıklamaları nedeniyle de NATO’yu övdü!

MSB’DEN KLİPLİ KUTLAMA

Milli Savunma Bakanlığı da Türkiye’nin NATO üyeliğinin 70. yılı dolayısıyla klip hazırladı. Klip MSB’nin sosyal medya hesaplarından “NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip Türkiye, ‘güvenilir, güçlü ve etkin’ bir müttefik olarak NATO’nun güvenliğinin tam merkezinde yer almaya ve üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmeye devam ediyor” notuyla yayınlandı. MSB Hulusi Akar da NATO zirvesi için bulunduğu Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamalarda “NATO’ya 70 yıl boyunca etkin, güçlü ve kesintisiz bir destek sağladık. Bunu da hâlen sürdürüyoruz. NATO’nun değerlerini ve sorumluluklarını paylaştık, paylaşmaya devam ediyoruz” dedi.

TÜRKİYE NATO’YA NASIL GİRDİ?

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz ise NATO üyeliğimizin 70 yılda bize kaybettirdiklerini anlattı. Gürdeniz’in Sputnik’e yaptığı değerlendirmenin satır başları şöyle:

“Türkiye’nin NATO üyeliğinin yolu, 12 Mart 1947 tarihinde açıklanan Truman Doktrini ve paralelinde gelişen ABD’nin küresel hakimiyet vizyonu çerçevesinde gelişti. Kenar kuşakta Türk Boğazlarını kontrol eden Türkiye, Balkanlar, Kafkasya, Basra Körfezi ve Süveyş eksenlerinde Sovyetlerin güneye inişini askeri insan gücü ile geciktireceği; temin edeceği hava üsleri vasıtasıyla ABD ve müttefiklerine Sovyetlerin içlerine saldırı imkânı sağlayacağı; güçlendirilecek denizaltı filosu ile Karadeniz’de deniz kontrolüne destek sağlayacağı gibi ana gerekçeleri içeren 15 Ağustos 1946 tarihli Griddle Planı kapsamında değerlendirildi. Bu plan ve sonrasındaki değerlendirmelere göre Sovyetlerin Türkiye’yi işgal planı olmadığı Amerikan ve İngiliz istihbarat raporlarında belirlenmiş olmasına rağmen Sovyet tehdidi 1945-1946 notaları kapsamında canlı tutulmalı ve Türkiye’nin bir savaş durumunda tarafsızlığı mutlaka önlenmeliydi. 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya kabulünü sağlayan asli iki güç Amerikan Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları olmuştur. Diğer müttefikler ikna edilerek Türkiye NATO’ya girmiştir. Böylece, NATO’ya alınan Türkiye’nin 5. Madde kapsamında bir savaş başladığında İkinci Dünya Savaşında olduğu gibi tarafsız kalma gibi bir seçeneği kalmayacağı değerlendirilmiştir. Diğer bir deyişle Türkiye’nin olağanüstü askeri coğrafyası, dönemin yöneticileri tarafından Anglo-Amerikan hegemonya emrine verilmiştir.”

TÜRKİYE’Yİ KEMALİZMDEN UZAKLAŞTIRDI

“Türkiye, 1952-1990 arasında kenar kuşak çevrelemesinin sadık bir vekili olarak NATO savunma planlarına uyum sağlamıştır” ifadelerini kullanan Gürdeniz “Bu sayede NATO altyapı yatırımları üzerinden üsler, hava meydanları, POL Tesisleri, Muhabere alt yapısı, cephanelikler, iskeleler, depolar inşa edilmiş, başta ABD olmak üzere NATO müttefiklerinden hibe veya kredi ile modern savaş malzemesi temin etmiştir. NATO üzerinden savaş doktrinleri ve standardizasyon gibi alanlarda Türkiye’nin bilgi ve tecrübe birikimi sağladığını da burada belirtelim. Ancak her türlü katkıya rağmen NATO’dan temin ettikleri karşısında coğrafyasını kullandırması ve jeopolitik bağımsızlığından taviz vermesi sonuçları itibarıyla kıyaslanamaz. NATO ve batı hegemonyasının vekili olması Türkiye’yi şüphesiz Kemalizm’den uzaklaştırmıştır. Zira kenar kuşakta ABD liderliğindeki NATO hegemonyası asla bağımsız jeopolitik kararlar verecek bir Türkiye istemezdi. 12 Mart ve 12 Eylül müdahalelerinin bir amacı da kenar kuşak güçlendirilmesi ve Türk ordusunun bağımsız savunma politikasına yönelmesinin önlenmesi olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

KENAR-KUŞAKTA KIRILMALAR

Siyaset bilimci Nicholas Spykman’ın teorisi olan Kenar Kuşak’ta kırılmalar yaşandığının altını çizen Gürdeniz, “ABD Avrupa’yı Kenar Kuşak içinde tutmak için Ukrayna krizinde bugün yaşandığı üzere her yolu deniyor. Ancak Türkiye de Kenar Kuşağın merkezinde bir ülke ve Türkiye’de de ABD ve NATO ile ilişkiler sorgulanıyor. Çin’in Rusya ile stratejik yakınlaşmasıyla, FETÖ destekli kumpas davalar ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi en önemli etkenler” ifadelerini kullandı.

NATO’YA KATILMAK TÜRKİYE’YE NELER KAYBETTİRDİ?

Bu ittifaka üye olmasıyla Türkiye’nin kaybettiği önemli unsurları sıralayan Gürdeniz, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin kaybettiği en önemli unsur, milli jeopolitik doktrin, konsept üretme süreçlerinde duraksamaya girmesidir. Örneğin1963 yılındaki ‘Kanlı Noel’ olana kadar Türkiye, Kıbrıs gibi Anadolu jeopolitiği için hayati bir alanı bile jeopolitik öncelikleri arasına koymamıştı ya da NATO’da komuta kontrol sahaları dağıtılırken Türkiye’ye sadece Karadeniz verilmiş, Ege ve Akdeniz aynı planda Yunanistan’a bırakılmıştı. Türkiye buna itiraz bile etmemişti. Halbuki Türkiye aynı zamanda büyük bir Akdeniz devletiydi. Dolayısıyla Türkiye’nin NATO planları içinde Avrupa-Atlantik jeopolitiğin bir aracı olmasının, NATO üzerinden böyle bir formata sokulmasının en büyük dezavantajı Türkiye’nin kendi coğrafyasını kendi jeopolitik çıkarları için kullanamaması sonucunu getirmesidir. En büyük zararı bu olmuştur.”

‘TÜRKİYE’DE ATLANTİKÇİ MÜESSES NİZAM OLUŞTURULDU’

NATO üyeliğinin tüm bunların yanında Türkiye’nin sosyal politikaları ve siyasetini de etkilediğini vurgulayan Gürdeniz “NATO’ya karşı veya ulusalcı Kemalist dış politika ve savunma politikası isteyen partiler ve gruplar zaman içerisinde elimine edilmiştir. Türkiye’de yoğun bir Atlantikçi müesses nizam oluşturulmuştur. Bu medyadan akademi dünyasına, silahlı kuvvetlerden siyasi partilere kadar geniş bir yelpazededir. Bu durum paralelinde Türkiye’nin her koşulda öncelikli olarak kendi çıkarları yerine NATO çıkarlarını öncelemesi gibi dayatmaları getirmiştir. Örneğin Türkiye, Irak Kuveyt’i işgal ettikten sonra o dönemde ve ondan önce oluşan güneyindeki ayrılıkçı Kürt hareketlerinde NATO’nun veya Avrupa Birliği’nin ve genelde Avrupa-Atlantik siyasetin istediği politikalara zorlanmıştır. Örneğin, Çekiç Güç Harekatı’na destek verilmesi gibi” dedi.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KAYBI

Soğuk Savaş sonrası Ankara’nın kendi jeopolitik çıkarlarını gözetmesinin büyük bir dirençle karşılaştığını aktaran Gürdeniz “Dolayısıyla Türkiye Soğuk Savaş’ın bittiği 1989’dan 11 Eylül 2001 sonrası oluşan Büyük Ortadoğu Projesi’nin icra safhasına kadar olan dönemde bile pek çok alanda örselenmiştir. Örneğin, Muavenet olayı, örneğin Türkiye’nin Kuzey Irak’ta başlattığı harekata Avrupa-Atlantik yapının karşı gelmesi gibi veya Denizkurdu 99 Tatbikatı sırasında Türkiye’nin Girit’in batısına geçtiğinde ABD tarafından uyarılması gibi, Türkiye sürekli olarak bir formata sokulmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminde NATO ülkelerinin tutumu ortadadır. Kaçan FETÖ militanlarına NATO devletleri kucak açmıştır. Özetle NATO, Türkiye ulusal çıkar odaklı, jeopolitik manevra yeteneğini kısıtlamıştır. En büyük kaybı budur” diye konuştu.

‘FİNLANDİYA MODELİ’ ÇAĞRISI

Türkiye’nin NATO ile olan ilişkilerini ciddi bir şekilde gözden geçirmesi görüşünde olan Gürdeniz, şöyle konuştu:

“Burada 1966’da Charles De Gaulle tarafından verilen Fransa kararı, yani askeri kanattan çekilmesi gibi bir durum bile söz konusu olabilmelidir diye düşünüyorum. Kademeli bir geçişle Türkiye Finlandiya modeline dönmelidir. Çünkü bölgede Rusya’yla, Çin’le ortaklığını ve işbirliğini artıran bir Türkiye, esasta Avrasya istikrar ve barışına NATO’ya üye olmaktan çok daha fazla katkı sağlayacaktır. Çünkü Afganistan, Irak, Libya ve Suriye ve son olarak Ukrayna kışkırtmasında yaşanan tecrübeler paralelinde artık Avrupa-Atlantik yapının dengelenmesi gerektiğine inananlardanım. Bugün Rusya ile Türkiye’nin başta ekonomik ve askeri alan olmak üzere her alanda iş birliğinin önemli fırsatlar sunacağını değerlendiriyorum. Çin’in finansal ve ticaret gücü, Rusya’nın kaynakları ve askeri iş birliği sayesinde Türkiye’nin 21. yüzyılda daha barışçıl, dengeli, bir gelecek kuracağına inananlardanım. Bu nedenle Türkiye NATO ile olan ilişkilerini kademeli olarak hafifletmeli, sonlandırmalı ve en sonunda da Finlandiya modeline geçmelidir diye düşünüyorum.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 Yorum

  1. muhalefet bu büyük komutanı neden cumhurbaşkanı olarak düşünmez.. !
    ”muhalif olsa düşünecek elbette..”
    diyorum kendi kendime.

  2. Yurtsever,Devrimci,Anti Emperyalist,Tam Bağımsızlıktan yana gençlerin,akademisyen ve bilim adamlarının yok edilmesi ve gençliğin birbirine kırdırılmasında Ruzi Nazarın himaye ve yönlendirmesindeki [çünkü ilerisi Türki Cumhuriyetlerle bağ kurma hedefi taşıyordu,Fetö denilen örgütlenme ile bu bir şekilde gerçekleştirildi]Türkeş kendisine biçilen kaftanı giymiştir.[Aydınlanmanın yok edilmesi,önünün alınmasında kullanılan piyondur]
    Kaç nesil gençliğimiz telef edildi,basiretsiz yönetim kadrolarıyla,Din ve İnanç kullanılarak geleceğimize darbeler yapıldı ve maalesef devam ediyor.
    Irak-Suriye-Libya talan ve harap edilirken yeterince ders alınmadığı,ucuz emek gücünden yararlanılıyor diye ,yeni model işgalin ve güçten düşürmenin bir aracı sayılan kitlesel göç doğru yönetilmemiş ve sosyal yapıyı değiştirebilecek bir duruma evrilmekte ,Finans Kapital Puzzle’ının bir parçasına dönüştürülen İran ve Türkiye’yi, şikayet konusu olan bu Liyakatsız ve basiretsiz addedilen kadrolar ile daha sıkıntılı günler bekliyor.

  3. 19 Şubat 2022, 00:37

    Türkiyemin en büyük yanlışı: Nato askeri kanadından ayrılan Fransa ve sonra ki dönemde Kıbrıs Barış Harekatımız sebebiyle ayrılan Yunanistan’ın tekrar birliğe dönme kararlarında VETO hakkını kullanmaması veya böylesine büyük bir koz ile sağlam pazarlık yapamamasıdır. Türkiyemin en büyük kaybı ise: 2000 li yılların başlarında Akdeniz’de göz açtırmayan Mavi Vatan denizcilerimizi karaya (karargah ve cezaevlerine-emekliliğe) çekmesinden dolayı olan otorite boşluğunda şu an gördüğümüz Ege ve doğu akdenizdeki ekonomik olarak çok büyük getirisi olacak Gaz ortaklıklarına girememiş olmasıdır ki bu çok büyük kayıptır. Failleri de bellidir. Haklısınız Amiralim,umarım gelecek konjuktürde tavsiyeleriniz,lehimize gerçekleşir.

  4. 18 Şubat 2022, 19:40

    Onerileriniz uygulansa Millet’imiz icin cok iyi olacak sayin Amiral.

  5. Türkiye, 200yz’den fazladır Batı yanlısıdır. yalnızca, 15 yıllık Atatürk dönemi ile ara vermiştir.

    • Atatürk döneminde batı ile ilişkilere ara verilmemiş,yokluk ve yoksulluğa rağmen batı emperyalistlere karşı mücadele verilerek çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.Osmanlı’nın çöküşü başta İngiltere olmak üzere batılı emperyalist devletler tarafından gerçekleşmiştir.Atatürk, Allah’ın Türk Milletine bir lütfudur,anlamayanlara yazıklar olsun.

  6. 18 Şubat 2022, 18:06

    Finlandiya’nın ortalama IQ’su 100,9. Türkiye’nin ise 86,8. O dediğiniz biraz zor maalesef, çok değer verdiğim amiralim. Zor be amiralim. Zor.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!