Av. Ayça Sezer Naz yazdı…
Şimdi malum memleketin her yerinde; parti binalarında, devlet kurumlarında, odalarda, STK’larda, meclis kürsüsünün arkasında filan hep ‘hâkimiyet milletindir’ gibilerden ifade edilir bu söz.
Ama herkes de bilir ki bir önermenin doğru olabilmesi için bilgisinin gerçek duruma, veriye ve nesneye uyumlu olması gerekir.
Günlük hayatta bu tür sorulara ihtiyaç yoktur ancak toplumsal yaşam kaliteniz gitgide düşmeye başladığında hayatınızdaki hangi önermelerin vaziyetinizle uyumlu olmadığı gerçeğini aramaya başlarsınız.
Çünkü yaşadığınız sistemde gerçek durum herkesin ifade ettiği önerme değildir artık.
Şimdi toplu halde kızağa çekilen CHP seçmen ve örgütleri; Kemal K. istifa edecek mi, CHP nereye diye sormaktalar. Haklılar tabii.
Ancak yukarıda da değindiğim gibi gerçek durumun önermeden çıktığı durumlarda soru sahiplerinin gerçeği OYALANIYOR olduklarıdır .
Üstelik ülke idaresini bir daha ele alamayacakları bir şekilde..
Birileri onları; seçim, kongre, Anayasa değişikliği, gelen giden idareciler, medya, algı, hedefe odaklı akil kişiler, onun bunun zırvaları, demogoglar, günlük haber akışını oluşturan her şey ile oyalamaktadır.
Bazen basit sorulara verilen basit cevaplar en zor sonuca ulaştırır.
Şimdi birkaç soru soralım.
*Siyasi parti nedir?
*Siyasi parti ne işe yarar, işlevi nedir?
*Siyasi partiler nasıl düzenlenir?
Cevaplar: Siyasi partiler kanuna dayalı kurulan ve demokrasinin gerçekleşmesi için kullanılan en önemli araçtır. Öncelikli işlevi; temsildir. Yasası Siyasi Partiler Kanunu’ dur.
Şimdi gerçek duruma bakalım.
Türkiye de siyasi partiler demokrasinin tesisinde asıl araç olarak demokratik faaliyetlerini yerine getirebiliyor mu? Hayır.
Partiniz sizi temsil edebiliyor mu? Hayır.
Partinizi dizayn edebiliyor musunuz? Hayır.
Temsilci veya vekillerinizi seçip yönlendirebiliyor musunuz? Hayır.
Parti yönetiminizi işlevsiz veya hedefinden sapmış gördüğünüzde müdahale edebilir misiniz? Hayır.
Kısacası partinizde söz hakkınız var mı? Hayır.
İlla ki ‘var’ derseniz size ne yaparlar? İhraç ederler.
O halde partisini organize edemeyen insanlar olarak ülkenizi de dizayn edemeyeceksiniz demektir. Çünkü başka bir siyasi aracınız mevcut sistemde yok.
Gelinen noktada siyasi oligarşinin egemenliği Türkiye’nin tek gerçek önermesidir.
Anket, temayül, yoklama,istişare, aday belirleme yöntemi (SPK.37-38-39-40) ortadadır. Sonuç vekilin asile üstünlüğüdür. Parti tabanının yönetilen kitle olması, üye kabul sistemi(SPK.11-12), disiplin ve ihraç prosedürleri (SPK.53 vd.+ Tüzükler), genel merkezlerin yapılanması (SPK.14) ve yönetimlere yönelik yaptırım genişliği (SPK.53), teşkilatların yapısı, seçimlerde çarşaf liste uygulamaları, delegelik sistemi, delege belirleme süreci, kongreler (SPK.29) ve en önemlisi Kanunun her aşamada atıf yaptığı ve sınırlarını 90. Maddedeki muğlak ifade dışında belirtmediği PARTİ TÜZÜKLERİ..
Siyasi parti tüzükleri öyle bir konu ki üstüne bir ansiklopedi yazsak demokrasiye ne kadar uzak halde olduğumuzu gene anlatamayız.
Siyaset dışı(!) yöntemler haricinde (demokratik yöntemlerle) lider ve işleyişini değiştiremediğiniz bir araçla demokrasi tesis etmeye çalışıyorsunuz. Yani sisteminiz baştan düğümlenmiş.
Allah var, bu memlekette, adeta dokunulmaz ve Anayasanın ilk 4 maddesinden bile daha sarsılmaz adeta kutsal bir metin varsa herhalde bu mevcut Siyasi Partiler Kanunu’ dur.
Kimsenin ona eli yanaşmaz, dili uzanmaz. Uzansa da demokratik amaçlarla olmaz.
Sonuç, her yazıya bir sonuç gerekir ya bu yazının sonucunda da elimizde Egemenliğe dair; bir teori, bir gerçek, bir zihinsel inanış ve de aranmakta olan bir hakikat kalmıştır.
Hiç birinin diğeriyle bağlantısı kalmadığı gibi bir araya gelmeleri de artık mümkün değildir.
Bu durumda ağa babaları otur oturduğun yerde dedikçe (kesinlikle CHP unsurları değil ) Kemal KILIÇDAROĞLU istifa etmeyecektir. CHP’ de olduğu yerin dışında bir yere gitmeyecektir.
Sevgiyle kalın..