1. Haberler
  2. Analiz
  3. Yeni yüzyıl, yeni anayasa, yeni devlet (?)

Yeni yüzyıl, yeni anayasa, yeni devlet (?)

featured

Emre Köksal yazdı…

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay’ın bireysel başvurusu hususundaki kararını tanımayıp üzerine mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması, 2024 yılının ülkemiz için oldukça çalkantılı geçeceğinin en önemli göstergesi niteliğindedir.

Yargıtay’ın bu tavrı ile beraber, mesele bir kişisel hak ihlali tartışması olmaktan çıkmış ve bir anayasal krize dönüşmüştür. Anayasa Mahkemesi’ndeki ve Yargıtay’daki hakimlerin bağlantıları hakkında ve aralarındaki çatışmaya ilişkin çeşitli spekülasyonlar yaratılabilir ve üzerine konuşulabilir. Bir Anayasa Mahkemesi üyesinin “tehdit” imalı tweeti üzerine yahut Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılması noktasındaki aylardır süren ısrarı üzerine de konuşabiliriz. Meseleyi hukuki bir ihtilaf ekseninde ele alma yanılgısına düşüp 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu ile getirilen “Bireysel Başvuru Hakkı”nın, Anayasa Mahkemesi’ni varolan Anayasaya’ya aykırı bir biçimde yetkilendirip yetkilendirmediğini de tartışabiliriz. Benim nezdimde; bunların tamamı “cambaza bak” oyununun bir parçası olacak ve esas meseleyi gözden uzaklaştıracaktır.

Velev ki iktidar varolan Anayasa Mahkemesi üyelerinin tavır ve pozisyonlarından memnun değildi; Anayasa Mahkemesi’nin on beş üyesinin onu, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde atandı. Abdullah Gül döneminden kalan beş üyenin de Anayasa Mahkemesi başkanı dahil üçü, 2024 yılında zaten görev sürelerini tamamlayacaktı. Bu durumda böylesine bir devlet krizi yaratmaya değecek herhangi bir aciliyet mevcut değildir.

Velev ki “Bireysel Başvuru Hakkı” usulü eksik düzenlenmişti veya velev ki söylendiği gibi Anayasa Mahkemesi “hukukilik denetimi” ile sınırlı vazifesini icra ederken “yeni hukuk normları” yaratmıştır; usül bu haliyle 2012’den bu yana birçok benzer durumda uygulanmışken bir anda mı hukuksuz bir vaziyete kavuşmuştur? Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin, bağlayıcılığı Anayasa’da açıkça belirtilen kararlarına Yargıtay’ın uymama gibi bir lüksü mevcut mudur?

Velev ki Anayasa Mahkemesi işlevini tamamlamış ve çağdışı kalmış bir kurum olup Türkiye’nin önünü açmak adına kaldırılmalıydı; öyleyse bunun yöntemi ve yolu bellidir, bir anayasa değişikliği.

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesi hem muhalefetin hem de iktidarın sık sık yeni bir anayasa yapmaktan söz ettiği ortamda, Anayasa Mahkemesi’nin de usule uygun biçimde kaldırılmasının bir sakıncası yoktur.
Ancak; içerisinde bulunduğumuz durumda mevcut Anayasa’nın delinmesi söz konusudur. Anayasa Mahkemesi’ni hukuken değil, fiilen kaldırmaya varacak bir süreç başlatılmıştır. Bu süreç, tüm anayasal düzeni tehdit edecektir ve bir meşruiyet sorunu yaratması kaçınılmazdır. Sistem, Anayasa’dan edindiği meşruiyetini kendi elleriyle ortadan kaldırmak yolunu seçmiştir.

Yeni bir anayasa yapmanın yolu, mevcut Anayasa’da açıkça belirtilmiştir. Yine mevcut Anayasa; “değişmez maddeler” gibi kaidelerle yapılacak yeni bir anayasayı da sınırlandırma imkanına sahiptir. Dolayısıyla; meşruiyetini var olan Anayasa’dan edinerek yeni bir anayasa yaratacak olan irade, devletin ve Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle çelişen bir anayasa yapmaya kabil olamaz. Ancak öyle görünüyor ki aksi hevese sahip kişi ve odaklar mevcuttur.

2023 yılında tekrar gündeme gelen yeni anayasa tartışmaları esnasında zikredilen ve Ulus Devlet anlayışını hedef alan, “kapsayıcı anayasa” ya da “24 değil, 1921 Anayasası” gibi tarifler bu hevesi ve niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Yine; bahse konu Yargıtay kararının bugün en önde gelen savunucularından biri olan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2015 yılında verdiği röportajda bakın ne diyor:

“…Kürt politikası, Türkiye’nin yeni siyasal sistem ihtiyacı içerisinde bir yere sahiptir ve yeni anayasal sistemin bir boyutudur. Türkiye’ye özgü başkanlık modeli, üniter yapı içerisinde adem-i merkeziyetçiliğin geliştirileceği bir esasa dayandığından Kürtlerin yaşadığı bölgeler de dahil olmak üzere tüm Türkiye bakımından güçlü yerel-bütünleştirici merkez yapısını kurmak hedeftir. Sonuç olarak Türkiye toplumunun, Kürt sorunu da içinde tüm sorunlarının çözümüne ilişkin yeni siyasal perspektif; yerelden temellenerek merkeze yükselen başkanlık ve yerelden merkeze kadar örülen meclisler sistemi ile halk-devlet ilişkisini yeniden yapılandıran ve halkın devlet üzerindeki etkisini artıran, böylelikle üniter yapıyı da güçlendiren bir içeriğe sahiptir. Bu siyasal perspektif yeni Anayasa ile başlayacak bir hukuk reformu sürecini zorunlu kılıyor. Ancak bu reform süreci Türkiye milletinin inşa sürecini tamamlayıp güvence altına alabilir.”

“Ülkemizin kurtuluş felsefesi 1920 Meclis’inde ve 1921 Anayasası’nda karşılığını bulan kapsayıcı Anadolu felsefesiydi. Bütün Anadolu kimlikleri eşit unsurlar olarak sürecin içindeydi. 1924’le birlikte kuruluş felsefesine geçildi. Kuruluş felsefesi dışlayıcı ve baskıcı ulus yaklaşımı üzerine kuruldu. Bu felsefeden tek etnik ve dilsel kimlik esaslı Türk milleti ideolojisine dayanan devlet pratikleri çıktı. Kuruluş felsefesi 2002’den itibaren Türkiye toplumu tarafından tasfiye sürecine sokuldu. “İkinci kuruluş dönemi” diyebileceğimiz bu sürecin felsefesi kapsayıcı ve özgürlükçü millet yaklaşımıdır. İşte bu yaklaşımı benimseyen Türkiye toplumunun bugün oluşturmaya çalıştığı millet artık Türkiye milletidir.”

Niyet belli, “Federasyon Anayasası”; niyetliler belli, tüm unsurlarıyla ana akım siyaset kurumu; hedef belli, Türk Milleti ve Ulus Devlet anlayışı.

Uygulanan göçmen politikasına karşı faaliyet yürüten ve haberler yapan “milliyetçi” gazeteci ve yazarların neden son dönemde topyekün bir yargısal baskıya maruz kaldığını, bir de bu perspektiften yorumlamalıyız. Türk Milleti ve onun yazarları sindirilmek istenmektedir. En son, yüzbinlerce Filistinlinin ülkemize kabul edileceği iddiasını barındıran haberleri yayan gazetecilere “Dezenformasyon Yasası” çerçevesinde davalar açıldı. Elbette; herkes farkında ki açıklanmış ve resmiyete kavuşmuş böyle bir karar veya antlaşma mevcut değildir. Ancak; Blinken’ın BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) plakalı araçla Dışişleri Bakanlığı’na geldiği o “meşhur” görüşmede, böyle bir dayatmada bulunup bulunmadığını tartışmak ve tartıştırmak hangi yönden bir mahsur barındırıyor? Hele ki İstanbul milletvekili Birol Aydın’ın 8 Kasım tarihinde meclis kürsüsünden yaptığı; “İsrail, Büyük İsrail Projesi çerçevesinde Gazzelileri dünyanın çeşitli ülkelerine dağıtacak. Türkiye de bu ülkelerden birisidir. Hiçbir Filistinlinin Türkiye’ye gelmesine vesile olmayın.” uyarısına, AKP sıralarından “O dediğini yapacağız.” diye karşılık verildiği bir ortamda, Türkiye’ye daha fazla yabancı unsurun sokulması ihtimallerini değerlendirmek, tartışmak ve buna karşı çıkmak açık bir vatanseverlik görevidir. Kim, hangi saikle Türk miletinin kendini koruma reflekslerini ortadan kaldırmak istemektedir? Biz savaşarak vatandaş olduk, kendi ülkemizde kesinlikle yeniden kul olmayacağız.

Bahsedildiği gibi bir “Federasyon Anayasası”nın Kurucu Anayasa niteliğinde olacağı tartışmasızdır. Bu anayasayı yapacak irade de ancak bir Kurucu Meclis olabilir. Bu Kurucu Meclis meşruiyetini nasıl ve nereden edinecektir? Tarih gösteriyor ki 61 ve 82 Anayasalarını yapan iradenin meşruiyeti “silah”tan edinilmişti. Bu kez tasavvur edilen meşruiyet kaynağı nedir bilinmez, fakat bir “Federasyon Anayasası” yapmanın meşruiyeti mevcut Anayasa’dan elde edilemeyeceğine göre, çok çalkantılı bir siyasi sürecin bizleri beklediği yorumunu yapmak da yanlış olmayacaktır. Daha şimdiden yeni CHP genel başkanıyla “sokaklara dönme” kararını açıklamışken, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletini korkarım ki zor bir sene bekliyor. Bu yazının, o günlerde tekrar açılıp okunması isabetli olacaktır.

“Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir. Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez.”

Devlet Bahçeli – 28 Mayıs 2023

***

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Mustafa Kemal Atatürk – Vatandaş İçin Medenî Bilgiler

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!