1. Haberler
  2. Analiz
  3. Köpek kalbi ve insan ruhunun yıkımı

Köpek kalbi ve insan ruhunun yıkımı

featured

Av. Ayça Sezer Naz yazdı…

Michail Bulgakov’un ‘Köpek Kalbi’ adlı bir eseri vardır. Moskova’da kemer altlarında gezen, bağrı yanık sokak köpeği Şarik’in, zengin bir efendi tarafından sahiplenildikten sonra, tasmasıyla Moskova sokaklarına ilk çıkışı anlatılır hikâyede.

Şarik, eski mahalle arkadaşlarını görünce utanır önce tasmasından. Tam dalaşmaya hazırlanırken bir bakar ki ne görsün! Şarik’e kimse saldırmıyor artık. Eski mahalle arkadaşları kıskançlık dolu bakışlarla Şarik’i süzüyor, kimisi ‘bey köpeği’ diye söyleniyor. Ama kimse dalaşmıyor.

Başta boynunu sıkıyor diye sinirlendiği tasmanın kıymetini o vakit anlıyor işte Şarik.. Bir nimet gibi sevmeye başlıyor sonra tasmasını.

Ama aslında dünyadaki tüm tasmalar gibi bu tasmanın da bir bedeli olacak. Ama Şarik bunu henüz bilmiyor.

O, savaş bitti sanıyor…

YA EŞİTİZ YA DA BİR HİÇİZ

Son yüzyılların en büyük buluşlarından biri şüphesiz; vatandaşlık statüsünü, ulus-devlet içine yerleştirmek olmuştu.

Bu buluşun çıkış noktası ‘Tüm İnsanlar Eşittir’ ilkesiydi.

İyi kalpli bazı yöneticiler için bu ideal insan onurunun da yegâne kaynağıydı.

Ancak bu güzel buluşa rağmen 2 adet devasa dünya savaşı patlak verince iyi kalpli başka bazı yöneticiler ve toplum bilimciler oturup yeni tezler ürettiler.

Örneğin ‘Çağdaş demokrasiler’  kavramına sarıldılar ve ‘Tüm İnsanlar Hukuk Önünde Eşittir’ önermesini sundular.

Ancak bireyin ihtiyaçları, zayıflıkları, koşulları, farkları bozdu bu defa eşitliği.

Liberaller de durumu lehlerine çevirip, her şeyi pazara çıkarınca başka bazı iyi adamlar başka iyi kalpli çözümler üretmeye koyuldular.

Dediler ki ‘Madem hukuk önünde eşit olmak yetmiyor,  hukuk da herkes huzurunda eşit olsun o zaman’  dediler.

Önümüze ‘Çağdaş ve Sosyal Demokrasiler’ çıktı bu defa.

Çağdaş ve sosyal demokrasiler: Pozitif ayrımcılık yaptı, olmadı. Negatif dışlayıcılık yaptı, olmadı.

Çünkü onlar da sadece zayıfın değil güçlünün de bir hukuku olduğunu ve hukukun asıl ve mutlak amacının da zaten bu olduğunu zamanla anladılar.

Anlamayanlara da kafalarına vura vura anlatıldı.

Mecburen onlar da zenginlerin malvarlığını korumak, üretim makinesini çalıştırmak için kanunlar çıkarmak, vergi düzenlemeleri yapmak, bürokrasinin işlerliğini sağlamak için ek imtiyazlar sunmak gibi gerçeklerden kaçamadılar.

Nihayetinde; ülkesiyle, milletiyle, kapitalleri ve bürokrasisiyle, üretim araçları ve sosyal hiyerarşisiyle, ordusuyla ve kolluk gücüyle pırıl pırıl çağdaş ve sosyal demokrasilerimiz oldu.

Sonuçta iyi kalpli adamlar da kötü kalpli adamlar da biliyordu ki; asker ve kolluk dedikleri şey, koruduğu servetlerin ve bürokrasinin çocuklarından teşkil değildi.

Bu görev;  asgari düzeyde geçinmek ve ideallere sarılmak karşılığında yoksulların çocuklarına verilen kutsal bir görevdi.

Kutsal görevlerin nihai sonucu ise savaşlardı.

Bu savaşları birileri canı istedikçe çıkarırdı ve görünürlüğü olan hiç kimse asla durduramazdı.

O ZAMAN SAVAŞ 

Bir çeşit zengin oligarşisinin bir çeşit monarşi yarattığı çağdaş ve sosyal demokrasiler devrinde; gene savaş dolu bir süreçten geçiyoruz.

Önümüzde bu savaşları durdurmak için tek bir dayanak yok. Elimizde ne bir örgüt, ne bir dayanışma ne de içimizde bir ruh var!

Herkes doğrunun ne olduğunu biliyor ancak hiç kimse uygulayamıyor.

Boynumuza vatandaşlık diye başlayan, kıdemli birey diye biten onlarca tasma takılı ve işin kötü yanı bu tasmalar toplumsal yerimizi belirliyor. 

Büyük kısmı tüketici olma vasfımıza bağlanan bu tasmaların kimisi ise zihinlerimize yerleştirilmiştir ve ‘eşit olmamayı baştan kabul edişimiz’ olarak tasarlanmış.

Bizler maddeye, eşyaya, getiri, yatırım ve tantanaya ya da sadece bir maaşa hatta sosyal güvence karşılığında karın tokluğuna, bu oligarşinin; hukuku ve insan ruhunu yenişini seyrediyoruz.

Bunu nasıl yaptığımıza; yazarken ben bile hayret ediyorum.

Ama yapıyoruz..

Gazze’ de çocuklar ölüyor ve ölmeye devam edecekler.

Sıradaki Gazze kim, neresi..? Bilmiyoruz.

Belki ilerde köpek Şarik gibi bizi de bir ameliyat masasına yatıracaklar. Bizleri de kesip biçecekler. Başka bir varlığa çevirecekler… Onu da bilmiyoruz..!

Çünkü biz; gücün karşısında eğiliyoruz.

Biz, insanlık olarak, ödediğimiz bedel ne olursa olsun; ne zaman ki tasma takmayı reddedeceğiz, işte o zaman savaşlardan kurtulacağımızı görmüyoruz.

İşte o gün, o saatte; artık Gazze’ de çocukların ölmeyeceğini ve ‘bir sonraki Gazze’ diye bir şeyin bir daha asla olmayacağını görmüyoruz.

Bizler tükettikçe azalıp yok olduğumuzu görmüyoruz.

Birileri bize sahip oldukça bedellerin ağırlaşacağını görmüyoruz..

Yani sonuçta: Bizler başlatmadığımız savaşlar için ağladığımızı sanıyoruz ama aslında bütün savaşları hep birlikte başlatıyoruz.

Sevgiyle kalın.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 21 Aralık 2023, 15:48

    Acı gerçeği, güzel anlatan yazınız için varolunuz ,saygı ve selam.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!