Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Avrupa Parlementosu seçimlerinde milliyetçi partilerin net biçimde elde ettiği başarı, ülkemizde kimi çevrelerde ve hükümetteki partinin bazı unsurlarında endişeyle karşılandı. Avrupa’da faşizmin yeniden doğduğu şeklinde son derece abartılı yorumların yapıldığını görüyorum ve kendimi gülmekten alamıyorum.
BİR FAŞİZM HASTALIĞI
Türkiye’de özellikle kendini sol olarak tanımlayan, ancak gerçekte sol olmaktan uzak grup ve insanlar otoriter eğilim gösteren her siyasi anlayışı faşist olarak niteleme yanlışına sahipler. Aynısını siyasal islamcı ve etnik bölücü kesimler de yapıyor. Bu elbette ki cahillikten ileri geliyor. Dünya ve yakın siyasal tarihi doğru yorumlayamamaktan ileri geliyor. Ayrıca siyasal tarih bilincinin son derece yetersiz olduğunu gösteriyor. Aslında bunlar her şeye faşist damgasını yapıştırarak faşizmi yüceltiyorlar. Faşizm dedikleri şeyin karşısında mutlak mağlubiyetlerini itiraf ediyorlar.
OTORİTE, MİLLİYETÇİLİK, FAŞİZM
Faşizmde her şey devlet içindir. Devlet aygıtını ise iktidar olan faşist partinin lideri tekelinde bulundurur. Bunun tipik örneği İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler iktidarlarıydı. Otoriter ve baskıcı her hükümet şekli faşizm olarak nitelendirilemez. Milliyetçi, hatta radikal milliyetçi olan her akım da faşist devlet modelini benimsemez. Yani otoriter ve milliyetçi olmak faşist bir yönetim için yeterli nedenler değildir. Faşizmde “her şey devlet içindir” ve tüm ekonomik kaynaklar ve üretim araçları devleti temsil eden faşist partinin mülkiyetindedir. Ancak onun kontrolünde ve izni ile başka unsurlar tarafından kullanılabilir. Bu türden bir devlet örgütlenmesinin dışında kalan bir hükümet biçimi ya da siyasi parti için faşist nitelemesini yapmak siyaset bilimi açısından cahillikten başka bir anlam taşımaz.
AVRUPA MİLLİYETÇİLİĞİ VE ABD
AP seçimlerinde başarılı olan partiler milliyetçi özellikte; temel olarak AB’nin ABD yanlısı siyaset ve politikaları nedeniyle yoksullaşan orta ve alt sınıf Avrupalıların sorunlarına pratik çözüm getiriyorlar. Başarıları esas itibariyle bu özelliklerinden ileri geliyor. Bu noktada karıştırılmaması gereken bir özellik var.
LATİN AMERİKA’DAKİ ULUSALCI HAREKETLER
Latin Amerika’da küreselleşen emperyalizme karşı ulusal devletini savunan ulusalcı-sol hükümetlerle Avrupa’dakiler aynı neden ve saiklerle hareket etmiyor. Latin Amerika’daki ulusalcı hareket, bölünme ve parçalanma tehlikesine karşı ulus devletine sahip çıkıyor, bu konuda en tutarlı unsur olan emekçi sınıflarla birleşiyor, yani anti – emperyalist bir mücadele veriyor, Avrupa’dakiler ise göçmen sorunu ve Rus – Ukrayna krizi sonrasında Rusya’yla ticari ve ekonomik ilişkilerin askıya alınmasından dolayı özellikle çiftçilerin ekonomik kayıplarının giderilmesini amaçlıyor. Bütünleşik bir Avrupa düşüncesinin dışına çıkmıyorlar. Fransa’da seçimi kazanan Le Pen’nin Ulusal Birlik partisi, Almanya’daki milliyetçiler, Avusturya ya da Hollanda’daki Özgürlük Partisi aynı düşüncenin takipçisi…
RUSYA VE ÇOK KUTUPLU DÜNYA
AP seçim sonuçlarına doğru bakabilmenin bir başka yolu ise ABD’nin bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunu görmektir. ABD’nin kuyruğuna takılarak Rusya’ya, Ukrayna konusunda ambargo uygulayan AB hükümetleri milyarlarca Euro kayba maruz kaldı. Bunun sonucunda Avrupa enflasyonu yeniden hatırladı. Ekonomileri bozuldu. Bu gerçeği gören milliyetçi partiler ABD’ye ciddi bir biçimde mesefa koyulmasını savunuyorlar. Le Pen yeni dış politikayla ilgili son derece net mesajlar veriyor. Rusya ile normalleşme, Çin ile iyi ilişkiler. Böylece, BRICS ile ekonomik düzeyde yol alan çok kutuplu dünya gerçeği, AB’de seçimleri kazanan milliyetçiler sayesinde daha kapsamlı bir siyasal düzleme ilerleyebilir. Faşist nitelikli bir parti, hiç kuşku yok ki bu türden bir çok kutuplu dünya anlayışının içerisinde yer almaz; çünkü bugünkü çok kutupluluk, çatışmayı değil, ABD saldırganlığını durdurarak uluslararası planda daha demokratik ilişkilerin geliştirilmesini içeriyor. Bu nedenle ”Avrupa’da faşizm hortladı” diye yaygara yapanların aksine, AB seçimleri, ABD’yle mesafeli bir ilişki talebinin sonucu olması ve çok kutupluluğu savunması nedeniyle ezilen dünyanın lehine olmuştur.
GÖÇMEN MESELESİ
Ayrıca göçmen, sığınmacı ve kaçak sorununda rasyonel önlemler alınabilir. Bu durum Türkiye’nin radikal biçimde çözmesi gereken sığınmacı/kaçak sorununda belirleyici olacaktır ve önemli manevra imkanları sunacak.
