Ayça Sezer Naz yazdı…
Oldum olası büyük konuşmaktan korkarım. Ondan sebep yazdıklarım vesilesiyle, dolaylı ya da dolaysız kırılan arkadaşım olursa, hakkını helal etsin.
Ben ‘selâsı okunan bu memleketi nasıl bilirdiniz’ diye sorsalar; ‘iyi bilirdim’ diyecek yüreği maalesef kaybettim.
O kadar çok acı var… Öyle gergin, öyle karanlık, öyle saldırgan bir ortam oluştu ki; bazı şeylerin üstünde, alacağım tepkiye rağmen durmak istiyorum.
Bakınız: örneğin bir ‘çocuk’ öldürülüyor memlekette.
Ama ‘onun bile’ anormali yaşanıyor, farkında mısınız?
Ne bileyim ‘ailesi , anası, amcası vs.. hep beraber öldürüyorlar çocuğu’ gibi.
Veya tecavüz, taciz olayları duyuyoruz.
Ama onlar da bir tuhaf..
Yani faili, on iki yaşında olan var. Mağduru, iki yaşında olan var.
Faili ‘bütün bir köy halkı’ olan var. Mağduru; torunu, gelini, kızı olan var… Var da var..
Sınırları zorlayan türden.
Manyakça yani.
Geçen hafta bir kadın polisimiz şehit oldu. Fail 26 suçtan hükümlü bir uyuşturucu bağımlısı.
Herif ortalıkta dolaşmış bu zamana kadar. Soran yok!
Beriki, samuray kılıcıyla mimar bir kızı katletti, hatırlıyor musunuz bilmem.
Gerçi sebep olsa ne olacak?
Cinayet sebepleri de bir tuhaf.
‘Gözleri güzeldi, saklamak istedim’ diyen vardı, baltalı ilah vardı, hatta on yıl kadar önceydi ‘güzel kızlardan nefret ediyorum, genç sevgilim beni beğenmedi’ diye sinir krizi geçiren bir abla, sokakta denk geldiği genç bir kızı, bıçaklayıp öldürmüştü.
Hani benim de mesleğime minnet, görmediğim işitmediğim kalmıyor. Ama Antalya’da pilot bölge gibi, maşallahı var.
Adam uyuşturucu satmaktan 12 yıl yemiş, 1 yıl sonra dışarda.
Dağ başında arkadaşını kesip doğrayan şahıs, 5 yıl sonra açıkta.
Örgüt kurup mahalleliyi yağmalasan, ederin 5 yıl…
Kızını satan, karısını peşkeş çeken, birbirine dalan… Onlar zaten beleş.
‘Hırsızlık, dolandırıcılık vs.’ desen, savcılar ‘ticari ilişki’ deyip takipsizliği basıyor.
Kırmızı ışıkta, yaya geçidinde, insan çiğniyor, adına ‘kaza’ deyip taksirden yargılıyorlar.
Sonra bir bakmışsın aynı sistem, tabela cezası diye yirmi sene adresine ödeme emri gönderiyor.
‘Sıyırmak ya da sıyırmamak,
işte bütün mesele bu..’ diyor sonra şair..
Yani bilmiyorum.
Tüm bunlar, size normal geliyor mu?
Bana gelmiyor.
Bu kadar sorumsuzluk, vahşet, sapıklık, sapkınlık, vicdansızlık, kötülük normal olamaz çünkü..
Her geçen gün ‘ ben yine neye alıştım ya!’ diyerek ayıyoruz resmen.
Sokaklar, okullar, köyler, kentler ve en nihayetinde yavaş yavaş evler..
Artık, sade vatandaşın ve onun çocuğunun; korkmadan, çekinmeden yaşayabileceği alanlar olmaktan çıkıyor.
Örneğin: Var mı aranızda çocuğunu apartmanın dışına özgürce oynamaya gönderebilen babayiğit..!
Ya da, ne bileyim, çocuğunu şöyle yürüyerek, tek başına, okula göndermeye cesaret eden…
Yok!
İddiaya girerim, yarıdan fazlanız, çocuğunu ekmek almaya, bakkala bile gönderemiyorsunuz.
En başta da trafik korkusundan (Ben dahil).
Ama trafikte, az sizin hızınızda değil diye, önünüzdeki aracı selektör ve kornayla taciz eden de yine sizsiniz.
Ve bu hepiniz için artık çok normal. Kim bilir kaçınız bugün kaç defa yaptı bunu..?
Ve bugün kim bilir gene neyi normal ve kanıksamış olarak döndük eve!
Tek başına bakkaldan ekmek almayı bile deneyimlemeden lise çağına gelen bir nesil büyüttük. Farkında mısınız?
Bundan daha büyük bir beka sorunu olur mu?
Haydi bir düşünün..!
Sonuç:
•Hepimizin çocukları süs bitkisi gibi evde ve hepsi ekran bağımlısı.
•’İçki, sigara, gece hayatı, özgürlük’ dediniz. Eyvallah, yaşam şeklidir, karışılamaz dedik, canınız ne çekse patlayana kadar yediniz, içtiniz, yaşadınız.
•Cinsel eşitlik, cinsel özgürlük, Freud, temel içgüdü…’ dediniz.
Kiminle, ne şekilde ne istiyorsanız onu da çatlayana kadar yaptınız.
•Şimdi de uyuşturucu diye geberiyorsunuz. Yakında ona da eyvallah dedirtir onun da pasaportunu alırsınız devletten.
Hayat size güzel güzel olmasına da, ya biz ne olacağız.
Çocuklarımız nice olacak?
Her yer; sürücü koltuğuna oturunca kendini Ferrari pilotu sanan manyaklarla, Netflix ve internet karşısında sıyıran ergenlerle, mezecileri doldurmuş alkoliklerle, birbirinin karısıyla kızıyla düşüp kalkan domuz sürüleriyle, kafayı bulmuş narsistlerle dolup taşıyor.
Diyeceksiniz; ‘bunlar batılı ülkelerde de var.’ ‘Evet, var’ diyeceğim ben de (Trafik terörü hariç).
Ama oralarda, bir de işleyen hukuk var.
Pozitif akıl var.
Ergenlikten çıkmış, sorumluluk almış yetişkin birey, yetişkin toplum var.
Bu açıdan bakınca büyük de bir tartışma var..
Uzatmayayım iyisi mi.
Özete: Eğitilmesi iyice güçleşmiş bir kalabalık, hukuka saygılı ve sorumluluk duygusuna sahip vatandaşa, bu memleketi dar ediyor arkadaşlar.
Artık nefes alamıyoruz!
Bir tarafımızda; özgürlük diye kaba etini yırtan ve özgürlükten ne anladığını kendi de bilmeyen, taşra kökenli, entelektüel altyapısı eksik, bir yığın sarhoş, edepsiz, ahlaksız, narsist, hedonist, sapık ve rezil..
Diğer tarafımızda ‘işte sizin laiklik dediğiniz şeyin sonucu buu!’ diye böğüren, bir değişik insan sürüsü.
Gelinen noktada, bu memlekette yaşamak, bizim gibi; bir ev, bir iş, bir aile, iki güzel hatıra ile ve edebiyle yaşlanıp gitmek isteyen insanlar için, büyük bir çile haline geldi.
En acısı:
Biz; yani ortalama eğitimli, ortalama yaşayan, sorumluluk sahibi insanlar..
Sürekli bir; saldırı, hırpalanma, uğraşılma, yakamıza yapışılma, güvenliğimizi ihlal ve gelecek kaygısıyla yaşamaya mecbur kaldık.
Kimse bize sormuyor ama bir gerçek var..!
Biz: Trafikte kendini Ferrari pilotu sanan ve diğer tüm sürücülere eğitim kasan ruh hastalarıyla aynı trafiği paylaşmak istemiyoruz.
Biz: Açık seçik yayınlar, eşcinsellik içeren görsel ve içerikler, seksi olma sanatı, dişil enerji, eril enerji, eril herife para harcatma metodları, anı yaşama, hayat bi kere, içinden geleni yapmaca, sen şöyle özelsin, böyle muhteşemsin…” lere maruz kalmak ve çocuklarımızın da buna maruz kalmasını istemiyoruz.
Biz: Şeriatçı, irticacı, ticani, çağ dışı, hayatımıza musallat olma adayı tuhaf tiplerle de bir arada olmak istemiyoruz.
Biz: Çılgın hikâyeler duymak, görülmemiş yerler görmek, yaşanmamış heyecanlar yaşamak, fantezi hazlar tatmak, türlü ve acayip beceriler edinmek de istemiyoruz.
Biz: Altı üstü insanca yaşamak istiyoruz yahu..!
Sağlıkla, afiyetle, edeple, irfanla yaşayıp vadesi gelince, gönül rahatlığıyla ve ‘normal şekilde’ ölebilmek istiyoruz.
Buna da mı hakkımız yok arkadaşlar.
Buna da mı hakkımız yok!
Antalya’da yaşayan bir okurunuz olarak her cümlenize tamamen katıldığımı ifade etmek istiyorum, saygılarımla.
Ne idi belirsiz bir toplumda üst kimliğimizi bulamadığımız bu süreçte emperyalist itlerle işbirliği içersinde olan devletin içine sızmış vatanhainleri sayesinde devam edecektir. TÜRKÇE yaşam,örf,adet ve TÖRE.. Ellerinize kaleminize sağlık Ayça hanım..! Varolun, sağlıcaklı kalınız, esen kalınız.
Düşüncenize,emeğinize sağlık, bu memlekette yaşayan milyonlara tercüman olmuşsunuz.Normal,olması gerekenler ÜTOPYA oldu..