1. Haberler
  2. Analiz
  3. Askeri sağlık sistemi için otobandan önce son çıkış

Askeri sağlık sistemi için otobandan önce son çıkış

featured

Emekli Tuğgeneral Erdoğan Baykal yazdı…

GİRİŞ

15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen hain FETÖ/PDY kalkışmasından sonra, 31 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan 29787 sayılı Resmi Gazete’de yer alan 669 sayılı KHK ile Askeri sağlık Sistemi kaldırılmış ve askeri hastaneler kapatılmıştır. O tarihten itibaren bunun bir hata olduğu kamuoyunda birçok kez gündeme getirilmiş, bu hatadan dönülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak aradan yaklaşık 9 yıl geçmesine rağmen Askeri Sağlık Sisteminin yeniden kurulmasına yönelik herhangi bir adım atılmamıştır. Kamuoyunda sık sık gündeme getirilen bu hususun artık unutulmaya ve kanıksanmaya başlandığı kanaatine kapıldığımı üzülerek ifade etmek istiyorum.

Sahada Tim K.lığı,  Komando Bl. K.lığı, Komando Tug. K.Yrdc.lığı ve Şemdinli’de Hudut Tugay K.lığı yapmış bir asker, GATA’nın 100’ncü Kuruluş Yıldönümünde GATA’da görev yapma onuruna erişen bir subay, Sağlık Komutanlığında; kuruluş, teşkilat, konsept ve mevzuat oluşturma döneminde kurmay subay olarak hizmet eden bir asker olarak, bu konunun bir kez daha gündeme getirilmesinin ve gündemde tutulmasının bir görev ve sorumluluk olduğu inancını taşıyorum.

BÖLGESEL GÜVENLİK VE TEHDİT DEĞERLENDİRMESİ

Ortadoğu, Kafkaslar ve yakın çevremizde devam eden çatışma ve savaşlar bölgemizin istikrarını barış ve huzurunu tehdit etmeye devam etmektedir. Devam etmekte olan Ukrayna-Rusya Savaşı, Ermenistan ve Azerbaycan arasında tam olarak tesis edilemeyen barış ve güvenlik ortamı, Suriye’de yeni kurulmaya çalışılan düzen, belirsizlikler ve riskler, İsrail ile bozulan ilişkiler ve ABD kontrolündeki İsrail’in; başta PYD/PKK, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti gibi Türkiye düşmanı ülke ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum içerisinde olması, bölgemizdeki barış ve güvenlik ortamını tehdit etmektedir.

Ayrıca ABD’nin İran ile ilgili düşünce ve planları, ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı kapsamındaki Türkiye ile ilgili öngörüleri, bu güvenlik ortamını ülkemiz için daha riskli ve belirsiz hale getirmektedir.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin toprak bütünlüğü ve üniter yapısının muhafazası için, sözde dost ve müttefik ülkeler tarafından desteklenen terör örgütleriyle olan mücadelesine yaklaşık 40 yılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Bu mücadele bugün ağırlıklı olarak Irak ve Suriye Harekât alanında devam etmektedir. Yani ordumuz fiilen bir çatışmanın içerisindedir.

Bu çerçevede ülkemiz, bu coğrafyada yaşamanın bedelini bu toprakları yurt edindiği günden beri ödemektedir. Bundan sonra da ödemeye devam edeceği öngörüsüne ulaşmak için kâhin olmaya gerek yoktur. Yani güçlü bir devletiniz ve ordunuz var ise, bu topraklarda yaşamaya devam edersiniz. Yoksa önce bölünme ve parçalanma, sonra da bu topraklardan sürülme safhası başlar. Bu kapsamda tarih Türk Milletinin toprakları için ölmeyi tercih edeceğine dair örneklerle doludur. Kaldı ki zaten Türk Milletinin gidecek yeri olmadığını düşünenlerdenim.

Avrupa’nın göbeğinde dün Yugoslavya’nın parçalanışı esnasında özellikle Müslüman kökenli insanlara uygulanan vahşet, bugün Ukrayna’daki savaşın sebep olduğu sivil ölümleri ve göçler, hele hele Gazze’deki vahşeti ve yaşananları gördükten sonra, müesses nizamın kâğıttan kaplan olduğu bütün gerçekliğiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. 2’nci Dünya Savaşından sonra güçlülerin doğrularına ve menfaatlerine göre kurulan bütün kurumlar ve teşkiller iflas etmiştir. NATO, BM, Uluslararası Ceza ve Adalet Sistemi vb. kurumların bizzat bu kurumları oluşturan güçlüler tarafından işlevsizleştirildiği ve itibarsızlaştırıldığı ne yazık ki apaçık ortadır. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi, uluslararası hukuk vb. değerlerin sadece sözden ibaret olduğu görülmektedir.

Yukarıda ortaya koyulan düşünceler doğrultusunda son söyleyeceğimi burada ifade ederek yazıma devam etmek istiyorum. “Türkiye Cumhuriyetinin yakın gelecekte adım adım bölgesel bir topyekûn savaşa sürüklendiği endişesini taşıyorum.” Umarım bu endişelerim doğru değildir ve ben yanılırım.

Devletler ve ordular her türlü ihtimali göze alarak geleceklerini planlamak zorundadırlar. Kaldı ki yaklaşık 40 yıldır sahada terör örgütleriyle mücadele eden bir ülkenin bu yüksek riskli coğrafya da askeri sağlık sisteminin olmayışı makul değildir. Konuyu getirmek isteğim husus tam da burasıdır. Amacım bu gerekliliği bir kez daha bütün yönleriyle ortaya koymaktır.

ASKERİ TABABETİMİZİN TARİHİ

“Türklerde bilinen ilk askeri sağlık hizmeti, Melikşah zamanında kurulmuş olan ve 40 deve ile taşınarak orduyu takip eden seyyar hastanedir. Osmanlının ilk dönemlerinde ordunun sağlık desteği, “Esnafat-ı Askeriye” denilen, yardımcı hizmet bölüklerince yürütülmüştür. Yıldırım Beyazıt tarafından 1399’da Bursa’da yaptırılan Darüşşifa’dan orduya tabip yetiştirmek amacı ile yararlanılmış, II. Beyazıt zamanında hekimbaşılık makamı oluşturulmuştur. Kanuni döneminde de yeniçeriler için maaşlı cerrah ve hekimler ile sağlık hizmeti sunulmuştur.”[1]

“Osmanlı Devleti’nde tıp eğitim sisteminin iyileştirmesi amacıyla yapılan çeşitli uygulamaların yanı sıra 1897’de Almanya ile bir protokol yapılmıştır. Bu çerçevede Bonn Üniversitesi profesörlerinden Dr. Robert Rieder ile yardımcısı olarak Hamburg Eppendorf Hastanesi asistanlarından Dr. Georg Deycke 1898’de ülkemize gelerek çalışmalarına başlamıştır. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesindeki eğitimin iyileştirilmesi çalışmalarının yanı sıra, örnek bir tedavi kurumu kurulması sürecinin birlikte yürütülmesine karar verilmiş ve Topkapı Sarayı bahçesindeki eski Gülhane Askeri Rüştiye Okulu binası bu amaçla modern bir hastane olarak yeniden düzenlenmiştir. Bugünkü Gülhane’nin temelleri burada atılmış ve 30 Aralık 1898’de “Gülhane Seririyat Hastanesi” adıyla hizmete girmiştir.”[2]

GATA’da görev yaptığım dönem içerisinde oturduğum apartmana da bir vefa örneği olarak adı verilen Rieder Paşa ve arkadaşları, Almanya’nın bu konudaki birikimini Gülhane’ye aktararak askeri sağlık sisteminin kuruluş aşamasında çok büyük katkılar sağlamışlardır. O dönemden itibaren büyük maddi sıkıntılara rağmen yurt dışına eğitim için gönderilen Türk askeri hekimlerinin sayısı Cumhuriyet Döneminde artarak devam etmiştir.

Sağlık K.lığında çalışırken onlarca askeri hekimin başta ABD ve Avrupa Ülkeleri olmak üzere kurs, seminer ve ihtisas vb. adı altında dünyanın dört bir tarafında faaliyet gösterdiklerine ve aldıkları eğitim ve pratiği GATA’ya yansıtmak için ne kadar fedakârca hizmet ettiklerine bizzat şahit olmuştum.

Sonuç itibariyle Melikşah Döneminde (1072-1092) başlayan, Osmanlı Döneminde üzerine konularak devam eden ve bu güne kadar yaklaşık 1000 yılda oluşturulan kurumsal kültür, mevzuat, Askeri Hekimlik ve Tababet birikimi ile bu birikimin mirasını taşıyan GATA, 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen hain FETÖ/PYD kalkışmasından 16 gün sonra kapatılmıştır.

ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ NEDEN BİR GEREKLİLİKTİR?

Harp Cerrahisi;

Bana göre bu gerekliliklerin en başında harp cerrahisi konusu yer almaktadır. Sivil cerrahlar daha çok kurşun, bıçak yarası ve trafik kazaları konusunda tecrübelidirler. Oysa harp cerrahisi özel uzmanlık, deneyim ve tecrübe gerektirmektedir. Ateşli silah yaralanmaları, füze/roket yaralanmaları, şarapnel yaralanmaları, bomba nedeniyle uzuv parçalanmaları, mayın ve el yapımı patlayıcı maddelerle yaralanan ya da uzuvlarını kaybeden askerlerin ameliyatları ve tedavileri, çok fazla deneyim gerektiren bir askeri tababet alanıdır.

Harp cerrahisi GATA Genel Cerrahi Bölümü içerisinde özel bir bölümdür. “Harp cerrahisi anabilim dalı, genel cerrahi uzmanı bir hekim; beyin cerrahisi, ortopedi, plastik cerrahi ve göğüs cerrahisi bölümlerinde rotasyon yöntemiyle altışar ay eğitim yaparak harp cerrahı olurlar. Görevleri, çatışma alanına en yakın bölgede ilk müdahaleyi yapıp, konunun uzmanı olan sağlık teşkiline hastayı sevk etmektir. Çatışmalar ne zaman yoğunlaşsa, bu anılan harp cerrahları derhal çatışma bölgelerine giderler.”[3]

,Bu kahraman doktorlar, hem Hakkari ve Şırnak’ta kurulan ileri sahra hastanelerinde görev yapar, hem de operasyonların yoğunlaştığı zamanlarda Diyarbakır, Elazığ, Van vd. bölge hastanelerini takviye ederek 24 saat esasına göre çalışırlardı. Bu fedakâr tabiplerin yüzlerce hatta binlerce askerimizi yaşama döndürdüğü genel kabul gören bir olgu ve inkâr edilemez bir gerçektir.

1984 yılından beri devam eden Terörle Mücadele Harekâtı, başta ateşli silah yaralanmaları olmak üzere, TSK Askeri Sağlık Sistemine büyük bir harp cerrahisi bilgi birikimi, tecrübesi ve arşivi oluşturma imkânı sağlamıştır. Bu özel alan yıllarca biriktirilmiş tecrübeye ve bu alanlar da yapılan çalışmalardaki gizlilik ilkesine ihtiyaç duyar. Neden gizlilik ilkesine ihtiyaç duyar? Çünkü ordumuza ait bu özel verilerin muhafazası, paylaşılması, istatiksel çalışmalara konu edilmesi ve buradan elde edilen bilgi ve tecrübeler konusunda geri besleme yoluyla bazı tedbirlerin alınması, hem birçok açıdan hassas bir konu, hem de bir hususiyet alanıdır. Bu nedenle bu istatistiksel çalışmalar GATA Harp Cerrahisi Bölümünde yapılır ve elde edilen bu istisna ve kıymetli bilgiler, geri besleme kapsamında gerekli tedbirler de alınarak sisteme entegre edilirdi.

MUHAREBE STRESİ VE TRAVMALARI

Harp Cerrahisinin yanı sıra; çatışma ve savaş ortamında yaşanan muharebe stresi ve psikolojik travmaların tedavisi de özel uzmanlık gerektiren bir konudur. Savaş dönemindeki travmalar barış döneminden farklıdır. Dolayısıyla bu travmaların önlenmesi, kontrol altına alınması ve tedavi yöntemleri de farklıdır. Örneğin ailesinden uzun süre ayrı kalan askerlerin psikolojisi bozulabilir, üzerinden mermi geçen ya da yakınlarında top mermisi patlayan bir asker hayatta kalabilse bile şoka girebilir.

Ölüm ya da sakat kalma korkusu insanların farklı davranış modelleri geliştirmesine neden olabilir. Bu koşullar altında muharebe stresinin kontrol altına alınarak çatışma ortamında görevin layıkıyla yapılması fevkalade önemlidir.

ORTOPEDİK YARALANMA VE UZUV KAYIPLARI

Mayın ve roket patlamaları sonucunda oluşan ortopedik yaralanma ve uzuv kayıplarına karşı geliştirilen yöntemler de özel ihtisas ve birikim gerektiren konular arasındadır. Yaklaşık 40 yıldır devam etmekte olan terörle mücadele harekâtı nedeniyle GATA’nın ortopedi bölümünde bu konuda büyük bir tecrübe ve bilgi birikimi meydana gelmişti.

Kahraman gazilerimizin dertlerine derman olmak için gerçekten fedakarca çalışan askeri ortopedistler, özellikle uzuvlarını kaybeden kahramanlar için çok farklı protez örnekleri geliştirerek onlara yaşam kaynağı olabilmeyi başarabilmişlerdi. GATA’nın kapatılmadan önceki ortopedi bölümü bu konuda olağanüstü gayret ve hizmetleriyle uluslararası bir tecrübe ve seçkinliğine ulaşmayı başarmış nadide branşlardan birisiydi. Ne yazık ki yılların birikimi ve çabalarıyla oluşturulan bu ekibin elemanları da büyük ölçüde GATA’dan ayrılmıştır.

YANIK TEDAVİSİ

Türkiye’de ilk olarak 7 Nisan 1976’da GATA bünyesinde tam teşekküllü olarak kurulan yanık tedavi merkezi, Türkiye’de hiperbarik oksijen tedavisi hizmeti de verebilen en önemli tedavi merkezidir.

Hiperbarik tedavi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmakla birlikte, özellikle mayın ve el yapımı patlayıcı madde kaynaklı yaralanmalara maruz kalan personelin tedavisinde (çeşitli yanıklar ve doku kaybı, işitme ve görme kaybı, cilde zarar veren yaralanmalar)  kullanılmaktadır. Bu yönüyle çok büyük önem arz eder.

Askeri Sağlık Sistemi kaldırılmadan önce burası kimyasal silah yaralanmaları ve yanıkları konusu da dahil olmak üzere araştırma ve geliştirme yapabilecek önemli bir merkez konumundaydı.

NÜKLEER VE BİYOLOJİK SİLAH YARALANMALARI

GATA nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarla yaralanmalar karşısında uygulanacak teşhis ve tedavi yöntemleri konusunda da özel araştırma ve geliştirme yapabilecek alt yapıya ve birikime sahip alternatifi olmayan bir hastaneydi.

TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİ

Bir diğer önemli husus ise NATO kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından icra edilen görevler ve yapılan kuvvet taahhütlerinin askeri sağlık sistemini zorunlu kılmasıdır.

TSK Askeri Sağlık Sistemi, NATO üyesi ülkelerin askeri alandaki standartlarını belirleyen ve STANAG (Standardization Agreement) adı verilen   standartlara göre yapılandırılmıştır. Kısacası hangi sağlık basamağında hangi sağlık yeteneklere sahip olunması gerektiği NATO standartları ile belirlenmiş bir gerekliliktir.

“Belçika gibi dış tehditten ziyade, ordusunun asıl görevi yangın, deprem, sel gibi felaketlerde yardımcı olmaktan ibaret bir ülkede askeri sağlık sistemi varken, Türkiye gibi NATO’ya üye ve büyük bir ülkenin askeri sağlık sistemi olması gerekir. Bu sistemin bel kemiği de GATA’dır.”[4] 

2006 yılında Genelkurmay Sağlık K.lığında görevli bir kurmay subay iken Strazburg’ta konuşlu Avrupa Kolordusu (Eurocorps) karargahında, oluşturulan jenerik bir senaryoya göre NATO’nun Ani Müdahale Kuvvetlerinin oluşturulması ve kuvvet ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili NATO üyesi ülkelerin askeri sağlık temsilcilerinin de katıldığı bir toplantıya katılmıştım.

Bu toplantıda Almanya’nın Askeri Sağlık Sisteminin kuvvet komutanlığı seviyesinde teşkilatlandığını öğrenince çok şaşırmıştım. Yani Almanya Silahlı Kuvvetlerinin teşkilatında kara, hava ve deniz kuvvetlerinin yanı sıra, askeri sağlık hizmetleri de ayrı bir kuvvet komutanlığı olarak yapılandırılmıştı. Bu yapılanma Almanya’nın askeri sağlık sistemini ne kadar önemsediğinin çok açık bir göstergesiydi.

Sadece NATO ve Avrupa Ülkelerinde değil, “Ordusu, askeri olan her ülkenin Askeri Sağlık Sistemi vardır. Avusturya’nın 34.000 askeri için üç asker hastanesi, Almanya’nın 185.000 askeri için beş asker hastanesi, Fransa’nın 278.715 asker için sekiz asker hastanesi bulunmaktadır.” [5]

Çin, Rusya, Suriye, İsrail ve Gürcistan gibi dünyanın farklı coğrafyalarında ve farklı askeri doktrinlere göre yapılandırılmış devletlerin tamamının askeri sağlık sistemleri vardır.

Sözün kısası yurtdışında ve NATO misyonlarında asker bulunduran Türkiye gibi büyük bir ülkenin ordusunun mutlaka askeri sağlık sistemi olması gerekmektedir.

ASKERE ALMA, SINIFLANDIRMA VE ÇEŞİTLİ MAKSATLARLA ALINMASI GEREKEN RAPORLARIN RASYONELLİĞİ

Diğer önemli bir konuda askere alma, özel personel seçimi, atamaya esas raporlar, sınıf değişiklikleri, askerlikten ayrılma gibi bilgi ve tecrübe birikimi gerektiren raporların sivil doktorlar ve hastaneler tarafından verilmesinin farklı uygulamalara ve suistimallere açık olması hususudur.

Yürürlükten kaldırılan sağlık mevzuatına göre Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli askeri ve sivil personel ile askerlik göreviyle yükümlü vatandaşların Silahlı Kuvvetlerdeki görevlere uyarlık bakımından sağlık yetenekleri (sağlam, çürük ya da sakatlık derecesi, komando, paraşütçü, denizaltıcı vb. olur olmaz raporları vb.) askeri hastanelerde tespit edilirdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği esaslarına göre yürütülen bu işlemler hem tıbbi birikim ve tecrübe isterken hem de bu yönetmelikte atıf yapılan diğer askeri mevzuata[6] da hâkim olmayı gerektirmekte idi. Askeri hastanelerin kaldırılması ile bu hizmet, herhangi bir sivil hastanede, mevzuata tam olarak hakim olamayan ve bu konuda yeterince tecrübe sahibi bulunmayan hekimlerce de yapılabilmektedir. Ayrıca söz konusu hizmetlerin art niyetli personelin suistimaline açık olabileceği de düşünülmesi ve dikkat edilmesi gereken bir başka konudur.

Nitekim Milli Savunma Bakanlığı, 17 Nisan 2017 tarihli bir yazı ile Teröristle Mücadele Harekâtı kapsamında, 8’inci Kor. K. lığına bağlı komando birliklerinde görev yapan personelin “Sınıf Değişikliği” raporlarında % 1300, “Komando Olamaz” raporlarında % 6000, “Uzun süreli İstirahat” kararlı raporlarında % 1300 artış olduğunu tespit etmiş ve bu artışın birliklerde muharebe zafiyetine yol açacağı öngörüsüyle, raporları veren hastanelerde, mevzuatın uygulanması hususunda hassasiyet gösterilmesi konusunu Sağlık Bakanlığı’na bildirmiştir.

Önceden belirli askeri hastanelerde, tecrübeli hekimlerce mevzuata dayanılarak yapılan bu hizmette, bugün büyük aksaklıklar yaşandığı görülmüştür. Sadece bu sonuç bile, askeri hastanelerin ve okulların kaldırılmasının, sadece askeri hastaneleri ve okulları ilgilendirmediğinin, farklı hastanelerde mevzuata hakim olunmadan yapılan bu hizmetin, sadece sağlık hizmetlerine yansımadığının, tüm askeri hizmetleri ilgilendirdiğinin bir göstergesidir.” [7]

Sivil hastaneler tarafından verilen raporlarındaki büyük artış oranları kanımca çok dikkate değer bir istatistik. Her ne kadar suistimalin askeri ya da sivil her platformda olma ihtimali olsa da, buradaki mevzuata hakim olma hususunun tam bir profesyonellik ve özel uzmanlık gerektiren önemli bir konu olduğunu değerlendiriyorum.

ASKERİ SAĞLIK HİZMETİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BAZI BRANŞLARDAKİ UZMAN HEKİM SIKINTISI

Askeri sağlık hizmeti ve bazı meslek hastalıklarının tedavisinde çok önemli olmasına rağmen, maddi popülaritesi olmayan bazı branşlarda uzman hekim yetiştirme ve istihdam etme hususu, eldeki yetişmiş personel sistemden ayrıldıkça daha büyük bir sorun haline gelmektedir.

Harp cerrahisi, protez konusunda tecrübeli ortopedi uzmanları, yanık (kimyasal silah kaynaklı yanıklar dahil), Nükleer ve biyolojik silah kaynaklı yaralanmalara müdahale edecek hekimler, uçuş muayenesi ve su altı hekimliği gibi maddi getirisi limitli alanlarda uzmanlaşmış ve tecrübe kazanmış hekim istihdam edilmesi, bu görevleri icra eden askeri sağlık personelinin korunması ve muhafazası da önem arz eden kritik bir konudur.

ASKERİ HASTANELERİN FİZİKİ VE PERSONEL GÜVENLİK SİSTEMİNİN ETKİNLİĞİ

Askeri ve sivil Hastaneler arasındaki önemli farklılıklardan birisi de geçmişte bölgenin özellikleri de dikkate alınarak oluşturulan güvenlik sistemidir. Başta Terörle Mücadele bölgesinde bulunan askeri hastaneler olmak üzere askeri hastanelerinin fiziki ve personel güvenlik seviyesi üst düzeydedir.

Bu güvenlik sisteminin bir parçası olarak, “Tüm personeli güvenlik araştırmalardan geçirilerek görevlendirilmiştir. Doktorları çoğunlukla subaydır ve yardımcı sağlık personelinin çoğunluğu (asb, ordu hemşire vb) askeri eğitim almıştır. Personel 7 gün 24 saat esasına göre çalışan, fazla mesai, performans gibi dertleri olmayan, yaralı askerlerimize hizmet ederken ailesini bile unutan insanlardan oluşur. Asker hastanelerinde, çatışmadan yaralı geleceği haberi hastaneye ulaştığında hafta sonu dâhil saat kaç olursa olsun, imam dâhil herkes mesaideki yerini alır. Bu nedenle, bu hastanelere giden, askerlerimiz, diğer güvenlik güçlerimiz ve aileleri kendilerini güven içerisinde hissederler.”[8]

Asker hastaneleri kaldırıldığından beri hastalanan ve yaralanan askeri personelin tedavileri sivil hastanelerde yapılmaktadır. Bu hastanelerden sivil vatandaşlar yaygın bir şekilde istifade etmekte ve çalışan sağlık görevlilerinin bir kısmını da o bölgenin insanları oluşturmaktadır. Bu insanlar arasında bölücü terör örgütü sempatizanlarının da olabilme ihtimali inkâr edilemez bir gerçektir. Geçmişte terör örgütü mensuplarına sempati duyan bazı sağlık görevlilerinin tedavi görmekte olan askeri personele, tıp etiği dışındaki davranışlarına dair çeşitli vakalar bulunmaktadır. Dolayısıyla hastanede tedavi görmekte olan bir askerin, kendisini güven içerisinde hissetmesi, hem tedavisinin başarısı hem de ruh sağlığı için oldukça önemli bir konu olduğunu değerlendiriyorum.

ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİNİN HARP VE SEFER PLANLAMASI

Askeri sağlık hizmetleri, doğrudan savaşın sonucuna etki eden ana faktörlerden birisidir.  Seferi hazırlık ve  planlamaların,  gelişen  savaş  teknolojilerinin  ortaya çıkarabileceği sağlık sorunlarına da çözümler öngörmesi gereklidir. Bu kapsamda seferi planlamaların en  kötü  olasılığa  göre  yapılması gereklidir.

Askeri sağlık hizmetleri, barış ve sefer şartlarında değişiklik gösterir. Bu yüzden seferde verilecek olan sağlık hizmetlerine yönelik olarak planlama, eğitim ve kadrolamanın barış şartlarında yapılması gereklidir. Buradaki kritik husus ise birliklerin plan görevleri dikkate alınarak, muhtemel askeri harekâtların seferi ihtiyaçlarının (sağlık personeli, teçhizat malzeme, ilaç, hastane, nakil vasıtası vb.) önceden planlanması ve bu planlama esasları dâhilinde sefer stok ve hazırlıklarının barıştan itibaren yapılması ve güncel tutulmasıdır.

Askeri sağlık personeli en alt kademeden en üst kademeye kadar bu planlama sürecinde yer alır. Barış dönemlerinde hazırlanan bu planlamalar, değişen koşul ve tehdit durumlarına göre sürekli güncel tutularak harbe hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulmasına katkı sağlar.

YEDİ GÜN YİRMİ DÖRT SAAT HİZMET EDEBİLECEK PERSONEL İSTİHDAMI

Askeri Hekimlik özel kanunlara göre icra edilen bir meslektir. Bu mesleği seçenler bu özel kanunların kendilerine verdikleri hak ve yükümlülükleri bilerek ve kabul ederek mesleğe adımını atarlar. Eğitim ve öğretim sürecinde ise vatan, millet, bayrak ve hizmet aşkıyla eğitilirler. Motivasyonu kutsal değerlerden başka bir şey olmayan bu mesleği seçenler her türlü koşulda canları pahasına fedakârca hizmet ederler.

Sivil ortamda eğitim görmüş doktor ya da sağlık görevlilerinden bu fedakârlıklar beklenemez. Çünkü aldıkları eğitimler çatışma ve savaş koşullarında bu hizmeti yürütmeye yeterli değildir. İstemediği bir yere atanan bir doktor ya da sağlık görevlisini zorla çalıştırmak mümkün değildir. İstifa eder ve gider. Dolayısı ile askeri sağlık sistemi sürekli personel istihdamını zorunlu kılan bir sistemdir. Aksi takdirde Hakkari’de, Şırnak’ta, Zap’ta, Hakurk’ta canları pahasına mücadele eden kahraman Mehmetçiklere yeterli sağlık hizmet desteği vermek zorlaşır.

Askeri sağlık personeli doğal afet durumlarında ve savaş şartlarında bağlı bulunduğu birliğin vazifesine göre ve emir komuta zinciri içerisinde hareket eder. Bu personelin mesaisi görev esaslarına uygun olarak mesai mevhumu gözetmeksizin yirmi dört saat esasına göre belirlenir. Savaş koşulları belirli bir gerginlik döneminden itibaren, savaş devam ettiği sürece yedi gün yirmi dört saat göreve hazır olmayı gerektirir.

Seferberlik ilan edilse bile, yeni gelecek personelin eğitimi ve göreve hazır olması zaman ister. Özellikle doğal afet durumunda zaman kaybetmeden harekete geçebilmek kurtarma ve yardım faaliyetleri için çok önemlidir. Yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Doğal Afet Yardım Planları(DAFYAR) yürürlükten kaldırıldığı için, ordunun imkânlarından başlangıçta yeterince istifade edilememiştir.

Ayrıca Askeri Sağlık Sistemi kaldırılmamış olsaydı, seyyar sahra hastaneleri vasıtasıyla ordunun bütün sağlık imkânları vatandaşın hizmetine sunulabilir ve can kayıplarımız azaltılabilirdi.

“Covid 19 ile mücadele döneminde ABD sahra hastanelerine ilave olarak, silahlı kuvvetlerinin envanterinde bulunan 1000 yataklı Mercy gemisini Los Angeles limanında Comfort gemisini ise New York Limanı’nda hizmete sokmuştur. Fransa Mistral  helikopter gemisini, İrlanda ise hücum bot tipinde bir gemisini hastane olarak kullanmıştır.” [9]

Hatay ve Kahramanmaraş Depremlerinden sonra deniz kuvvetlerine ait Tank çıkarma gemisi olan TCG Sancaktar, İskenderun’da depremzedelere sağlık hizmeti sunmuştur. Deprem bölgesine iş makinesi ve sağlık malzemeleri taşıyan gemi, görevini tamamladıktan sonra Sağlık Bakanlığı’na bağlı personel ile 500 yataklı hastaneye dönüştürülerek halka hizmet vermiştir.

Hatay ve Kahramanmaraş Depremlerinden elde edilen tecrübelerle benzer bir hastane gemisi/gemileri konseptinin Türkiye’de hayata geçirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde hastane gemisi konsepti çok makul gözükmektedir. Muhtemel bir İstanbul veya İzmir depreminde kullanılmak üzere şimdiden tam teşekküllü hastane gemisi/gemileri inşa edilmeli ve Deniz Kuvvetleri komutasında hem NATO görevlerinde hem de TSK’nin ihtiyaçları kapsamında kullanılmalıdır. Ancak bu gemiler başka maksatlar için yapılmış deniz araçlarının dönüştürülmesi şeklinde değil, sadece sağlık hizmeti verecek şekilde hastane gemisi olarak tasarlanmalı ve inşa edilmelidir.

Netice itibarıyla askeri sağlık hizmetlerinin belli bir düzen ve disiplin içinde, diğer askerlik hizmetleri ile birlikte yedi gün ve yirmi dört saat esasına göre yürütülmesi elzemdir. Bu zorunluluk ise askeri sağlık sistemi içerisinde yer alan askeri sağlık personelinin sürekli istihdamını gerekli kılmaktadır.

ASKERİ HEKİMLER İLE SİVİL HEKİMLER ARASINDAKİ EĞİTİM YÖNÜNDEN FARKLILIKLAR

Askeri sağlık mevzuatı aynı zamanda ulusal sağlık mevzuatı ile uyumlu olup bu mevzuatın bir parçasıdır. Nitekim İç Hizmet Kanunu’nun 57. Maddesinde bu durum “Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık teşkillerindeki sağlık hizmetleri, harekât ihtiyaçları hariç ulusal sağlık mevzuatında yer alan hizmet standartlarına göre yürütülür”[10] şeklinde ifade edilmiştir.

Buradaki “Harekât ihtiyaçları hariç” vurgusu önemlidir. Çünkü Askeri Hekimlerin eğitim ve öğretimi ile sivil hekimlerin arasındaki farklılıklar harekât alanı mimarisinden ve ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. Bu konuyu ikiye ayırmak gerekir. Birincisi bir hekimin alması gereken askeri eğitimler, ikincisi ise tıbbi eğitimdeki farklılıklardır.

Askeri doktor aynı zamanda asker ve subaydır. Tıp eğitiminin yanında askerlik eğitimi de alırlar. Bu eğitim GATA’da eğitim ve öğretim faaliyetleri ile birlikte yürütülürdü. Ancak ağırlıklı olarak dersler bittikten sonra yaz dönemlerinde gidilen askeri kampta sadece askeri eğitim yaparlardı. Bu eğitimlerde; mekanik nişancılık ve atış, yanaşık düzen ve spor üzerinde durulurdu.

Daha sonra sahra sıhhiye okuluna staja giden tabip subaylara temel muharebe eğitimleri ve muharebede tahliye ve tedavi yöntemleri konusunda, hem nazari hem de pratik eğitimler verilirdi. Çünkü kıtaya çıkan hekimlerin önemli bir kısmı terörle mücadele bölgesinde görev alırdı. Bu bölgede görev almak her an bir silahlı çatışmaya girmek olasılığını da beraberinde getirmekteydi.

Klasik savaşta durum daha tehlikeli ve karmaşık olabilir. Zira askeri doktorların da görev yapacağı sıhhi teşkillerin intikal esnasında ya da ordugahta; topçu, havan, füze ve uçak saldırıları ile bazı sabotajlara maruz kalabilecekleri olasılığı her zaman vardır. Bu nedenle doktorların hem kendi güvenliğini sağlayacak kadar silah kullanmayı bilmesi, hem de çatışma ortamında korunma ve beka tedbirleri konusunda gerekli eğitimleri almış olmaları mecburiyeti vardır.

Kıtaya çıkan tabipler bu eğitimlere, birliklerinin sefer ve plan görevleri dikkate alınarak planlanan eğitim ve tatbikatlara bizzat iştirak ederek devam ederlerdi. Kıtada her seviyedeki tatbikatta sahra sıhhiye ve tahliye hizmetleri tatbikat senaryosuna dâhil edilir ve oluşturulan durumlara göre bu görevlerin icrası sağlanırdı.

2008 Yılında Gaziantep’te Mekanize Tabur Komutanı olarak görev yaptığım esnada, tek erden orduya kadar muharebe hizmet desteği ve lojistik sistemin akışını ortaya koyan bir tatbikat planlanmıştı. Bu tatbikatın tabura kadar olan bölümünün icrası görevi benim komutanı olduğum tabura verilmişti.

Bu tatbikatta cephede en uç noktada savaşan bir Mehmetçiğe yapılması gereken sıhhi müdahale, tahliye ve ayırma (triaj) işlemleri, senaryoda birçok farklı durum içerisinde yer alıyordu.

Yaralıya erken müdahale ve kanamayı durdurma çok önemli bir husustu. İçerisi ambülans olarak dizayn dilmiş zırhlı personel taşıyıcısı içerisinde cepheye ateş altında yaklaşma, zırhlı ambulanstan inen sedye/teskereci timinin, ateş altında sıçramalarla ilerleyerek yaralıya yaklaşması ve muharebe devam ederken o yaralının ateş hattından alınması tahliyenin en önemli aşamasıydı.

Tahliyeyi müteakip bölük ilk yardım yeri ve hastanın doktorla ilk karşılaştığı yer olan tabur sıhhiye istasyonundaki müdahale ve yapılan işlemler, hem askeri sağlık personeli hem de diğer askeri personel için çok önemli ve öğretici bir eğitim konusuydu. İşin doğrusu ben de bu tatbikat sayesinde çok şey öğrenmiştim.

Teröristle mücadele görevlerim esnasında basit gibi gözüken ayak yaralanmalarından şehit olan kahramanlara şahit olmuştum. Yaralıya erken müdahale ve kanın bir an önce durdurularak yaralının tahliyesi çok önemli bir husustur. Hızlı hareket ve doğru müdahale çok önemlidir. Bazen birkaç dakika erken müdahale hayat kurtarabilir. Dakikaların hayat kurtardığı bu sistemin mimarları askeri hekimler, sağlıkçı astsubaylar (acil tıp teknisyenleri) ve ordu hemşireleridir. Bu sağlık personelinin yetiştiği kurum ise sistemin merkezinde ve en üstünde olan GATA’dır.

Tıbbi eğitimdeki farklılıklar kapsamında;

Harp cerrahisi uzmanı bir hekimin beyin cerrahisi, ortopedi, plastik cerrahi ve göğüs cerrahisi bölümlerinde rotasyon yöntemiyle iki yıl daha ilave eğitim alması önemli bir farklılıktır.

Gemilerde aylarca sefere çıkacak doktorların tababeti, dayanıklılığı ve disiplini de bu kapsamda değerlendirilmesi gereken diğer bir husustur. Ayrıca denizci tabip subaylar bizzat sualtı dalış eğitimi alarak tababetlerini geliştirirler. Vurgun ve basınç kaynaklı vakalar ile denizle ilgili rahatsızlıklarda, birikmiş tecrübe ve birikimden istifade edilerek yetiştirilirler. Deniz Kuvvetleri için dalgıç muayene ve tedavilerini yapacak sualtı hekimi yetiştirilmesi önem arz eden bir konudur.

Havacı askeri tabipler uçuş fizyolojisi eğitimi alır ve uçuş eğitimi görürler. Çünkü uçuş muayenelerini yapacak doktorlar bu konuda ihtisas sahibi olmak zorundadır.

SONUÇ

Büyük bir kaosun yaşandığı ve çeşitli izlerin birbirine karıştığı 15 Temmuz 2016 koşullarında verilen askeri sağlık sisteminin kaldırılması kararı, 9 yıldır tartışılmaktadır. Kanımca, genel kanaat ve ülkemizin bekası, Askeri Sağlık Sistemin bir an önce kurulmasını gerektirmektedir. Geldiğimiz nokta otobandan önce son çıkış noktasıdır. Zira sistem bugün kurulsa, ilk mezun hekimlerin kıtalara hizmet edebilmesi için 7 yıla ihtiyaç vardır. Uzmanlık isteyen branşlardaki ihtiyacın karşılanması da dikkate alınırsa, sistemin yeniden işler hale gelmesinin 15 yılı bulabileceğini değerlendiriyorum. Yapılan bir hatadan dönmek erdemdir. Son pişmanlığın fayda etmeyeceği de bilinen bir gerçektir.

“Askerlikte sık kullanılan bir kavram vardır; mutlak ihtiyaç. Bunun anlamı, bu ihtiyacın mutlaka karşılanması gerektiğidir. Alternatifi olmayan bir ihtiyaç anlamındadır. GATA ve Askeri Sağlık Sistemi de Türk Silahlı Kuvvetleri için mutlak ve zorunlu bir ihtiyaçtır. Bunun yerine ikame edilmeye çalışılan Sağlık Bakanlığı formülü hem fiziki tedavi hizmetleri hem de askerin moral motivasyonu bakımından olumsuz etkiler yaratmaya başlamıştır. Çözüm askeri sağlık sistemine geri dönülmesindedir.”[11]

Askeri sağlık sisteminin yeniden kurulmasının ordunun moraline büyük katkı sağlayacağına hiç şüphe yoktur. Ancak bu kararın biran önce verilmesi ve planlama grubunun çalışmalarına bir önce başlaması çok önemlidir. Bu konu Sağlık Bakanlığı ile Milli Savunma bakanlığı arasındaki çekişmelere, güç ve nüfuz mücadelelerine kurban edilemeyecek kadar önemlidir. Yatan hasta devir oranı, ayakta tedavi gören hasta sayısı gibi basit hesaplama yöntemleri ile izah edilemeyecek kadar da kritik bir konudur. Mevcut yapı içerisinde bu kararı verecek olan Cumhurbaşkanlığı Makamıdır. Temennim ve dileğim, 14 Mart Tıp Bayramında Askeri Sağlık Sisteminin yeniden kurulması müjdesinin verilmesidir. Bu müjde askeri tababet için en büyük hediye olacaktır. Kazanan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır.

Bu kapsamda; askeri konseptler, terörle mücadele kapsamında devam eden mevcut harekât ihtiyaçları, muhtemel bir klasik harbin koşulları, eski sistemin yanlışlıkları da dikkate alınarak, eski sistem aynen kurulmasa bile 9 yıllık sivil yönetimden elde edilen tecrübelerden de istifade edilerek, GATA eski statüsüne döndürülmeli, askeri sağlık sistemi yeniden kurulmalıdır. Aksi takdirde askeri tababet konusundaki birikim zaman içerisinde kaybolacak ve bir süre sonra da askeri hekimlik tarihe karışacaktır.

Her asker icabında vatan millet ve vazife uğrunda ölmeye and içer ve bunu bir şeref timsali olarak görür. Ancak asıl önemlisi milletin kıt kaynakları ve fedakârlıklarıyla yetiştirilen Anadolu’nun bu yiğit insanlarının, bu değerleri ölmeden koruyabilmesine mümkün olduğu kadar daha fazla imkân sağlamaktır. Fedakâr Mehmetçiği yakından tanıyan bir asker olarak, Mehmetçik için söz konusu vatan, millet ve bayrak olursa gerisinin teferruat olduğu biliyorum.

Halk için muteber bir nesne olan devletin, Şeyh Edebali’nin dediği gibi  “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla daha fazlasını yapabileceğine inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sonsuza kadar yaşaması dilek ve temennisiyle…

KAYNAKÇA

Dr.Alper Bulut, Dr. Mehmet Çetin, Geçmişten Bugüne Askeri Sağlık Hizmetlerine Kısa Bir Bakış, X. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri: Adana 15-18 Mayıs 2017

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tarihçesi, https://gulhanetip.sbu.edu.tr/genel-bilgiler/hakkimizda /tarihce/ (Erişim tarihi 18 Şubat 2025)

Yılmaz Özdil, İşte GATA Gerçeği, 14 Ekim 2016, (https://www.sozcu.com.tr/iste-gata-gercegi-wp1446352, Erişim 22 Şubat 2025)

Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, “GATA ‘mutlak ihtiyaç’tır”, röportajı yapan Fikret Bila, Hürriyet Gazetesi,  28 Eylül 2016

Dr. Uğur Tarık Özkut E.Tümg., Neden Askeri Sağlık Sistemi Gerekli, TESUD Web Sayfası (https://www.tesud.org.tr/makaleler/neden-askeri-saglik-sistemi-gerekli-45 Erişim tarihi 26 Şubat 2025)

Gülhan Seyhun, Askeri Hastanelerin Kapatılması Türkiye’den Ne Götürdü, 07 Mayıs 2017, Oda Tv, (https://www.odatv.com/analiz/askeri-hastanelerin-kapatilmasi-turkiyeden-ne-goturdu-115287, Erişim tarihi 22 Şubat 2025)

Dr. Semih Dikkatli, Oda Tv., Askeri Hastaneler Neden Kapatılmamalı, 29 Eylül 2016, (https://www.odatv.com/guncel/dr-semih-dikkatli-yazdi-gata-ve-askeri-hastaneler-neden-kapatilmamali-101337, Erişim 22 Şubat 2025)

Yrd. Doç. Dr. M. Sadık AKYAR, Dünyada Silahlı Kuvvetler COVID-19 ve benzeri salgınlara hazır mı? SAVTÜRK Dergi’si, Aralık 2020.

Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, “GATA ‘mutlak ihtiyaç’tır”, röportajı yapan Fikret Bila, Hürriyet Gazetesi,  27 Eylül 2016, Erişim 23 Şubat 2025)

İç Hizmet Kanunu, Madde 57, s. 3460. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/ 1.4.211. pdf, (Erişim tarihi 4 Haziran 2022)

DİPNOTLAR

[1] Geçmişten Bugüne Askeri Sağlık Hizmetlerine Kısa Bir Bakış, Alper Bulut, Mehmet Çetin, X. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri: Adana 15-18 Mayıs 2017

[2] Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tarihçesi, https://gulhanetip.sbu.edu.tr/genel-bilgiler/hakkimizda /tarihce/ (Erişim tarihi 18 Şubat 2025)

[3] Yılmaz Özdil, İşte GATA Gerçeği, 14 Ekim 2016, (https://www.sozcu.com.tr/iste-gata-gercegi-wp1446352, Erişim 22 Şubat 2025)

[4] Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, “GATA ‘mutlak ihtiyaç’tır”, röportajı yapan Fikret Bila, Hürriyet Gazetesi,  28 Eylül 2016

[5] Dr. Uğur Tarık Özkut E.Tümg., Neden Askeri Sağlık Sistemi Gerekli, TESUD Web Sayfası (https://www.tesud.org.tr/makaleler/neden-askeri-saglik-sistemi-gerekli-45 Erişim tarihi 26 Şubat 2025)

[6] 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu, 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 4678 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/3.5.20158136.pdf(erişim tarihi 4 Haziran 2022)

[7] Gülhan Seyhun, Askeri Hastanelerin Kapatılması Türkiye’den Ne Götürdü, 07 Mayıs 2017, Oda Tv, (https://www.odatv.com/analiz/askeri-hastanelerin-kapatilmasi-turkiyeden-ne-goturdu-115287, Erişim tarihi 22 Şubat 2025)

[8] Dr. Semih Dikkatli, Oda Tv., Askeri Hastaneler Neden Kapatılmamalı, 29 Eylül 2016, (https://www.odatv.com/guncel/dr-semih-dikkatli-yazdi-gata-ve-askeri-hastaneler-neden-kapatilmamali- 101337, Erişim 22 Şubat 2025)

[9] Yrd. Doç. Dr. M. Sadık AKYAR, Dünyada Silahlı Kuvvetler COVID-19 ve benzeri salgınlara hazır mı? SAVTÜRK Dergi’si, Aralık 2020.

[10] İç Hizmet Kanunu, Madde 57, s. 3460. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.4.211.pdf, (Erişim tarihi 4 Haziran 2022)

[11] Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, “GATA ‘mutlak ihtiyaç’tır”, röportajı yapan Fikret Bila, Hürriyet Gazetesi,  27 Eylül 2016, Erişim 23 Şubat 2025)

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Önemli bir dünya gücü olma yolunda ilerlemek isteyen Türkiye Cumhuriyeti, zihin açıcı bu çalışmayı öncelikle dikkate almalıdır, diye düşünüyorum…

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!