Fatih Şahintürk yazdı…
Dünyaca ünlü küresel akaryakıt şirketi BP (British Petroleum), 28 Şubat 2025 tarihinde resmen Türkiye pazarından çekilerek tüm envanterini Hollanda’lı Vitol grubunun sahibi olduğu Petrol Ofisi’ne devretti.

Bu sıradan gibi görünen iş dünyası haberine konu olan BP’nin emperyalist ve kapitalist tarihinde savaşlardan darbelere kadar birçok toplumsal olay yer alıyor…
İngiliz hükümetinin sahibi olduğu BP’nin geçmişinde 3 ülke Türkiye, İran ve Irak kilit rol oynadı.
İngilizler bundan bir asır evvel, İran petrol havzasını ve Irak petrol havzasını (Musul ve Kerkük) ele geçirerek British Petroleum şirketinin selefi olan Anglo Persian Oil Company (APOC) şirketini kurdu.
Kısaca anlatalım…
Kanada asıllı İngiliz vatandaşı mühendis William Knot D’Arcy, bundan tam 124 yıl evvel 1901 yılında İran Şahı Muzafferüddin Şah ile özel dostluk geliştirerek İran petrol havzasında petrol arama imtiyazını 60 yıllığına ele geçirdi. İran hükümetiyle yapılan anlaşmaya göre çıkarılan petrolün yüzde 16’sı İran hükümetinin, yüzde 84’ü D’Arcy’nin olacaktı.
İngiliz Deniz Bakanlığı’nın sahibi olduğu Burmah Oil şirketinin teknik desteğiyle çalışmalara başlayan D’Arcy sonunda İran petrol havzasında petrol bularak 1909 yılında Anglo-Persian Oil Company (APOC) şirketini kurdu.
Aynı dönemde İngiliz Royal Shell şirketi de Musul Kerkük petrol havzasını ele geçirmek için mücadele ediyordu ancak Sultan 2’nci Abdülhamid, Bağdat-Hicaz demiryolu hattı ihalesiyle birlikte bölgede her türlü petrol arama imtiyazını Alman hükümeti adına Döyçe Bank’a vermişti.
Sultan 2’nci Abdülhamid, küresel güçlerin Ortadoğu’daki petrol arama faaliyetlerinden haberdardı. Bu yüzden başta Musul ve Kerkük bölgesinden olmak üzere İmparatorluğun değişik yerlerinde olmak üzere toplam 56 milyon dönüm toprağı şahsi servetinden yani Hazine-i Hassa bütçesinden satın alarak tapularını elinde topladı.
24 Temmuz 1908 tarihinde 2’nci Meşrutiyet ilan edilince Sultan Abdülhamid’in şahsi servetiyle satın aldığı bütün bu topraklar kamulaştırıldı ve İTC hükümetinin idaresine bırakıldı.
Hatta 27 Nisan 1909 tarihinde Sultan 2’nci Abdülhamid darbeyle devrilip Selanik’e sürgün edildikten sonra ise Sultan 2’nci Abdülhamid’e ait olan ve kamulaştırılan bu topraklar özelleştirilip satılığa çıkarıldı. Sultan 2’nci Abdülhamid’in bu toprakların tapularını Selanik’e götürdüğü ortaya çıkınca, bu tapu kayıtları Selanik’ten İstanbul’a getirildi.
Musul Kerkük petrol havzasında bulunan bu toprakların çoğu İngilizler tarafından satın alındıktan sonra sıra bu topraklarda petrol arama imtiyazını ele geçirmeye geldi.
İngilizler bunun için ilk olarak Almanlarla anlaştı ve İTC’nin Maliye Nazırı Cavid Bey’in mali danışmanı olan Mister Salust Gülbenkyan isimli Ermeni asıllı Osmanlı devleti vatandaşının aracılığıyla Musul ve Kerkük petrol havzasındaki petrol arama çalışması yapabilmek için Döyçe Bank ile ortak oldular.
1912 yılında Londra’da İngiliz hükümetinin adamı olan Ernest Cassell liderliğinde Turkish Petroleum Company (TPC) isimli bir şirket kuruldu.
TPC’nin hisse yapısı şöyleydi;
Türkiye Milli Bankası (Ernest Cassell) % 35
Döyçe Bank % 25
Royal Shell % 25
Salust Gülbenkyan % 15
Musul Kerkük petrol havzası üzerinde bu şekilde İngiliz-Alman ortaklığı kurulduktan sonra İngiliz hükümeti, deniz kuvvetleri donanmasında buharlı motor teknolojisinden benzinli motor teknolojisine geçti ve böylece petrole bağımlı hale geldi.
1914 yılında İngiliz hükümeti Anglo Persian Oil Company (APOC) şirketine % 55 hissesini Knot D’Arcy’den satın alarak ortak oldu.
İngiliz hükümeti İran petrolleriyle yetinmeyerek Irak petrollerine de göz dikti ve 1914 yılında TPC şirketindeki Ernest Cassell’in ve Gülbenkyan’ın hisselerini satın alarak TPC şirketine de % 47,5 oranında ortak oldu.
TPC’nin yeni hisse yapısı şöyle oldu;
Anglo Persian Oil Company % 47,5
Döyçe Bank % 25
Royal Shell % 22,5
Salust Gülbenkyan % 5
1’nci Dünya Savaşı, Almanya’nın sonunu getirdiği gibi Almanya ile ittifak olan İTC iktidarının sonunu da getirince Almanya hükümeti adına Döyçe Bank TPC şirketindeki imtiyazını kaybetti.
1920 yılında San Remo Konferansıyla mağlup Almanya ile galip İngiltere ve Fransa arasında yapılan anlaşma sonucu TPC’deki Döyçe Bank’a ait % 25 hisse Fransa’ya devredildi.
Milli Mücadele sırasında Özdemiroğlu Osman Paşa’nın komutasındaki askeri birlikler, Musul ve Kerkük’te İngilizlere karşı mağlup olunca Musul ve Kerkük tamamen kaybedildi.
Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor…
Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul ve Kerkük, Lozan’da kaybedilmedi, Lozan’dan önce zaten İngilizlerin idaresine geçmişti. İngilizler 1921 yılında Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı, Irak Kralı olarak ilan etmişti. Bu yüzden Ankara, Lozan Konferansı sırasında Musul ve Kerkük konusunda fazla ısrarcı olmadı.
Musul ve Kerkük, Lozan Antlaşması’ndan sonra Cemiyet-i Akvam idaresine bırakıldı, 1926 yılında ise Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması’yla Irak hükümetine bırakıldı.

Irak Krallığı kurulduktan sonra TPC’nin Musul ve Kerkük petrol havzası üzerindeki faaliyetleri devam etti ancak ABD’li bir başka küresel petrol şirketi Standart Oil’in devreye girmesiyle Anglo Persian Oil Company, Royal Shell Grubu ve Standart Oil arasındaki rekabet ve mücadele içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Sonunda 1928 yılında taraflar bir araya gelerek bir centilmenlik antlaşması yaptı ve Standart Oil’in Musul ve Kerkük petrollerinden pay almasına karar verildi.
1929 yılında TPC feshedilerek yerine Iraq Petroleum Company (IPC) kuruldu.
IPC şirketinin yeni hisse dağılımı şöyle oldu;
Anglo Persian Oil Company % 23,75
Royal Shell Grubu % 23,75
Fransa % 23,75
Standart Oil of New Jersey (Esso – ABD) % 11,875
Standart Oil of New York (Socony – ABD) % 11,875
Salust Gülbenkyan % 5

Bütün bu süreçlerde aktif olarak yer alan “Mister yüzde 5” lakaplı Salust Gülbenkyan, 1935 yılında bir bakanlar kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Portekiz’e yerleşen Gülbenkyan 1955 yılında 86 yaşında zengin bir Ermeni olarak Lizbon’da öldü…

İngiliz hükümetinin İran petrollerini APOC üzerinden sömürmesi 1951 yılına kadar devam etti ve 1951 yılında İran’da Başbakan Musaddık, İran petrollerini millileştirerek APOC’u tasfiye etti.
Musaddık, bu hatasının bedelini bir darbeyle ödedi ve 1953 yılında ABD ve İngiltere tarafından tezgahlanan bir askeri darbeyle (Ajax Operasyonu) iktidardan düşürülerek tutuklandı.

1955 yılında İngiliz hükümeti tarafından İran petrollerini sömürmeye devam etmek amacıyla APOC yerine BP, yani British Petroleum şirketi kuruldu.
1979 yılında İran devrimi gerçekleşince İran petrolleri yeniden kamulaştırıldı ve BP’nin İran’daki faaliyetleri yasaklandı.
BP’nin Türkiye ayağı olan BP Türkiye ise 1954 yılında Petrol Yasası’nın çıkmasının ardından 1957 yılında kuruldu.
BP Türkiye de 68 yılı Türkiye pazarında faaliyet gösterdikten sonra tüm malvarlığını Petrol Ofisi şirketine devrederek Türkiye’deki faaliyetlerini sonlandırdı.
İngiliz devlet adamı Winston Churcill’in “bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir “ sözüyle ifade ettiği küresel petrol şirketlerinden birinin Türkiye’deki hikayesi böyle bitti…