1. Haberler
  2. Analiz
  3. Türkiye’nin ayağına vurulan iktisadi pranga: AB Gümrük Birliği

Türkiye’nin ayağına vurulan iktisadi pranga: AB Gümrük Birliği

featured

Barış Tekin yazdı…

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 1 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı gereğince 1996 yılında yürürlüğe koyulan Gümrük Birliği (GB) ile taraflar arasında Ortak Gümrük Tarifesi uygulaması başlamıştır. Temel olarak bu anlaşma, Türkiye ile anlaşmaya taraf olan Topluluk arasında ticarete konu olan malların herhangi bir gümrük tarifesi ve vergisiyle karşılaşmadan her iki taraf arasında serbest dolaşımını ifade etmektedir. Gümrük Birliği’ne üye ülkeler, birlik dışındaki üçüncü ülke ve topluluklara karşı ortak bir gümrük tarifesi uygularlar.

Genel itibariyle Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), anlaşmaya taraf ülkeler için ticaret hacmini arttırıcı bir özellik gösterirken; anlaşma dışındaki ülkeler için ticaret saptırıcı bir etkiye neden olmaktadır.

Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği kapsamında, tarafların kendi üreticilerini korumak için yabancı ülkelerden alınan ürünlere koydukları miktar kısıtlamaları ve kotalar anlaşma kapsamında karşılıklı olarak düşürülmüştür. Ancak karşılıklı olarak kaldırılan gümrük tarifeleri ve kotalar, anlaşmanın 2. Maddesine göre tarım ürünlerini kapsamamakta; sadece sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamaktadır. Türkiye özellikle 90’lı yıllarda önemli rekabet avantajı olan tarım ürünleri ihracatında gümrük duvarı, miktar kısıtlamaları ve kotalar ile karşılaşmıştır. Bu nedenle anlaşma ağırlıklı olarak sanayi ürünlerini kapsayan, tarım ürünlerinde ise AB’nin tercihine bırakılmış bir görünümdedir. 1996 yılından bu yana Avrupa’nın rekabetçi olduğu sanayi ürünlerinin herhangi bir gümrük tarifesi ile karşılaşmadan Türkiye sınırları içinde serbest dolaşıma girmesi, sanayi alanındaki Türk firmalarının ve üreticilerinin aleyhine bir gelişmedir. Sanayi alanındaki rekabetçiliğini kaybeden birçok kuruluş kapanmakta, bu da istihdamı olumsuz etkileyerek işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Gümrük Birliği’nde uygulanan ortak gümrük tarifesi ile neredeyse 3 kat düşürülen gümrük tarifeleri nedeniyle Türk sanayisi sadece AB ülkelerine karşı değil üçüncü ülkelere karşı da son derece savunmasız bir hale gelmiştir.

Türkiye ve AB arasındaki ticaret dengesinde genel durum AB lehine, Türkiye aleyhinedir. Türkiye yaklaşık 30 yıllık bu serüvende AB’ye milyarlarca dolar dış ticaret açığı vermiştir.

Işık, N. (2015). Avrupa Birliği – Türkiye Dış Ticaret Akımlarının Genişletilmiş Panel Çekim Modeliyle Tahmini

Gümrük Birliği uygulaması ile Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde ve ticaretinde bağımsız bir politika izlemesi olanaksız hale gelmiştir. Tek taraflı bağlayıcılığı olan bu anlaşmanın, ülkenin iktisadi bağımsızlığını fiili olarak ortadan kaldırdığı söylenebilir.  Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre GB öncesinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere karşı korunma oranı %16 seviyesindeyken; GB sonrasında %5.4’e düşürülmüştür. Türkiye’nin sanayileşme aşamasını henüz tamamlamadığı halde 1996 tarihinde Gümrük Birliği’ne katılması, yerli üretimi koruma işlevi gören gümrük tarifelerini etkisiz hale getirmiştir. Ortak gümrük tarifesi (OGT) nedeniyle gümrük tarifeleri ve kotaları sadece AB ülkelerinden gelen sanayi ürünlerine karşı değil, üçüncü ülkelere karşı da önemli ölçüde düşürülmüştür. Bunun sonucunda yabancı menşeli ürünlerle rekabet edebilecek sanayi ürünleri giderek rekabetçiliğini kaybederken, Türk pazarı yurtdışından ithal edilen ürünlere son derece açık hale gelmiştir.

Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin GB’ye katıldıktan sonra dış ticaret açığında meydana gelen değişimi göstermektedir. Buna göre; Gümrük Birliği’ne katıldıktan sonra AB ülkelerine verilen dış ticaret açıklarının çok daha fazlası Çin, Rusya, G. Kore gibi üçüncü ülkelere karşı verilmeye başlanmış ve ülkenin dış ticaret açığı radikal bir boyutta artmıştır. İthalatın ihracattan her zaman fazla olması dış ticaret açığının neden olduğu cari açığa ve döviz açığına sebep olmuş, kronik enflasyon-yüksek faiz ortamı kalıcı hale gelmiştir. Bunun sonucunda ülke, yüksek faiz getirisi karşılığı dışarıdan gelecek spekülatif yabancı sermayeye bağımlı kılınmıştır. Bu haliyle Gümrük Birliği, Osmanlı’nın son dönemindeki kapitülasyonları ve ülkeyi mali çöküşe götüren Baltalimanı Antlaşması’nı hatırlatmaktadır. Bu anlaşma ile ülkenin iktisadi bağımsızlığı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’nin dış ticaretini ve ekonomi politikalarını Avrupa Birliği’nin aldığı kararlar belirler hale gelmiştir.

Kalaycı, C., & Artan, S. (2015). Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin Dış Ticaretine Etkileri

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, sanayi üretiminin niteliğine bağlıdır. Ancak nitelikli üretim kabiliyetine sahip ülkeler, dünya ticaretinden aldıkları payı arttırabilir ve halkına refah sağlayabilir. Bu anlamda ülkelerin nitelikli üretim kapasitesini yansıtan yüksek teknolojili ürün ihracatı, Türkiye’nin GB’ye eklemlendiği tarihten bu yana yerinde saymış, bu konuda bir arpa boyu yol gidilememiştir. Yurtdışına ihraç edilen ürün kompozisyonunda yüksek nitelikteki ürünlerin payı, toplam ihracat içerisinde %3-4 dolayındadır. Bu oran, yüksek teknolojinin ön plana çıktığı dünya ticaretinde oldukça az ve yetersiz bir seviye olarak kabul edilmektedir. Dünya Bankası (2023) verilerine göre Türkiye 8.5 milyar dolar değerinde yüksek teknolojili ürün ihracatı yaparken; Macaristan 24.3 milyar dolar (Nüfusu: 9.5 milyon), Çekya 46.3 milyar dolar (Nüfusu: 11 milyon), Meksika 81.3 milyar dolar, Hollanda 111 milyar dolar, ABD 208 milyar dolar, Almanya 255.7 milyar dolar ve Çin 825 milyar dolarlık yüksek teknolojili ürün ihraç etmiştir. Son 20 yılda Çin’in dünya ticaretine önemli ölçüde nüfuz ettiği ve buna cevap olarak Abd’nin gümrük duvarlarını yükseltmeye başladığı günümüz konjonktüründe, teknoloji yoğun üretim ve ihracat yapamayan ülkelerin diğer ülkelerle rekabete girebilmesi mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin IMF’ye üye olduğu 1947 tarihinden bu yana enflasyon-faiz sarmalına hapsolmasının ve dış borçluluk üzerine bir ekonomi programı sürdürmesinin temel nedeni dış ticaret açıklarıdır. Türkiye bu kısır döngüden ancak sanayisini günün şartlarına göre teknoloji yoğun bir hale getirerek çıkabilir ve tarih sahnesinde güçlü bir konuma gelebilir. Aksi durumda ithal girdilerle montaj yapmanın ötesine geçemez ve sanayisini geliştiremez. Aşağıdaki ilk grafik, Türkiye’de üretilip yurtdışına ihraç edilen ürünlerin teknoloji yoğunluğunun oransal dağılımını göstermektedir. İkinci grafikte ise, yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ithalat ve ihracatındaki değişimlerin yıllara göre seyri gösterilmektedir. Yüksek ve orta yoğunluktaki teknolojik ürünler konusunda ülkemiz net ithalatçı konumdadır. Dış ticaret açığının büyük bir bölümü bu nitelikteki ürünlerden kaynaklanmaktadır.

https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7300 – H. Ekrem Cunedioğlu

AB tarafından çerçevesi çizilmiş Gümrük Birliği’nin en olumsuz sonuçlarından birisi de AB’nin üçüncü ülke ve topluluklarla yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarıdır (STA). Türkiye, AB’ye üye olmadan Gümrük Birliği’ne giren az sayıdaki ülkeden biridir. AB karar alma mekanizmalarında Türkiye’nin yer almayışı ve üye devlet statüsünde bulunmaması, Türkiye’yi bu müzakere ve STA anlaşmalarında tek taraflı olarak bağlayıcı bir konuma düşürmektedir. Türkiye’nin üçüncü ülkelere karşı uyguladığı gümrük tarifeleri, Avrupa Birliği’nin STA imzaladığı tüm ülke ve topluluklara karşı etkisiz kalmaktadır. AB ile STA imzalayan üçüncü ülkelerin ürünleri sıfır gümrükle Türk pazarına giriş yapmakta; buna karşın bu ülkeler Türkiye’ye yüksek gümrük tarifeleri ve kotalar uygulamaya devam etmektedir. Bu haliyle Avrupa Birliği’nin üçüncü ülke ve topluluklarla imzaladığı her STA, Türkiye’yi bu ülkelerle olan ticaretinde etkisiz bir durumda bırakmakta ve dış ticaret haddini olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye her ne kadar AB’nin STA imzaladığı ülkelerle müzakereler yürütüp STA anlaşması yapmak istese de bu müzakereler karşı tarafın elde etmiş olduğu üstün avantajı sürdürme isteği nedeniyle sonuçsuz kalmaktadır.

Halihazırda AB’nin STA imzalamış olduğu 78 ülkeden bazıları şöyledir: Birleşik Krallık, Japonya, İsviçre, Meksika, Norveç, Cezayir, Kazakistan, Vietnam, Ukrayna, Tunus, Singapur, Sırbistan, Peru, Yeni Zelanda, Fas, Irak, Gürcistan, İsrail, Mısır, Şili, Kolombiya, Kanada, Kamerun, Bosna Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Azerbaycan.

Türkiye’nin STA imzaladığı 23 ülke ve topluluk ise; Arnavutluk, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık,

Bosna Hersek, EFTA, Faroe Adaları, Fas, Filistin, Güney Kore, Gürcistan, İsrail, Karadağ, Kosova, Makedonya, Malezya, Mısır, Moldova, Mauritius, Sırbistan, Singapur, Şili, Tunus ve Venezuela’dır.

Avrupa Birliği, STA’sı bulunan 78 ülkeye ek olarak Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’ın üyesi olduğu MERCOSUR ekonomik topluluğu ile de geçtiğimiz günlerde anlaşmaya varmıştır. MERCOSUR ortak pazarı, 300 milyona yakın nüfusu ve 3 trilyon dolara varan pazar büyüklüğü ile dünyadaki önemli ekonomik pazarlardan biridir. Anlaşmanın Türkiye’yi ilgilendiren tarafı ise; MERCOSUR ülkelerine ait ürünlerin bundan sonra gümrük vergisi ile karşılaşmadan Türkiye pazarında serbest dolaşıma girebilecek olmasıdır. Buna karşın, Türk firmaları MERCOSUR pazarına girerken yüksek gümrük duvarları ile karşılaşacak ve yüksek maliyetler dolayısıyla rekabetçi yapısını ve cazibesini kaybedecektir. AB, MERCOSUR’a ek olarak Hindistan (1.43 milyar), Endonezya (281 milyon) ve Filipinler (115 milyon) gibi dünyanın en yoğun nüfuslu ülke ve ticari pazarlarıyla da STA anlaşması imzalamak için görüşmelerini sürdürmektedir. AB’nin Türkiye’yi dışarıda bırakan her STA’sı Türkiye için büyük ekonomik ve ticari kayıplar anlamına gelmektedir.

Tüm bunlara ek olarak DİR (Dahilde İşleme Rejimi) uygulamasının, Türkiye’de üretilen sanayi mallarının niteliği üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu belirtmek gerekir. DİR kapsamında, ihraç edilmek koşuluyla yurtdışından ithal edilen ürünler her türlü gümrük vergileri, KDV, ÖTV gibi vergilerden muaf tutulmakta ve bunun sonucunda yurtdışına ihraç edilen çoğu ürünün girdisi ithalata bağımlı hale gelmektedir. İthal girdileri vergiden muaf tutmanın sonucunda yerli firmalar üretimde kullanılan temel girdileri yurtiçinde üretmek yerine yurtdışından ithal etme yoluna gitmektedir. Yurtiçinde üretilen televizyon, laptop, akıllı telefon gibi teknolojik ürünlerde çip vb. katma değerli ithal ürünleri kullanmak buna örnek gösterilebilir. Üretimin ithal girdilere bağlı olması, nitelikli ve katma değerli bir üretim yerine düşük teknolojili, yükte ağır ancak pahada hafif ürünlerin üretilmesine, yani montaj sanayii olarak nitelenen üretim yapısına neden olmaktadır. Ülkeyi dışa bağımlı kılan bu üretim yapısından kurtulmak için katma değer oluşturup yüksek teknoloji ortaya çıkaracak yatırımlar devlet öncülüğünde tesis edilmeli, bu alana ayrılan ar-ge harcamalarının payı arttırılmalıdır. Üretilen yüksek teknolojili ve katma değere sahip bu ürünler öncelikle iç pazarda yaygın şekilde kullanılmalıdır. Bu doğrultuda yurtdışından ithal edilen muadil ürünlere yüksek gümrük vergileri koyulmalı, yerli firmalar yabancı firmalarla rekabet edebilecek ölçeğe erişince gümrük tarifeleri kademeli olarak indirilmeli ve Türk menşeli ürünler dış dünya ile rekabete açılıp katma değer yaratarak ülke refahını arttırmalıdır.

Tüm bunlar için öncelikle bağımsız bir iktisadi programa ihtiyaç vardır. Türkiye’yi dış ticarette sömürülen ülke konumuna düşüren GB anlaşması vakit kaybetmeden iptal edilmeli, her ülke ve toplulukla ilişkiler ve anlaşmalar ayrı ayrı yeniden ele alınıp ülke menfaatleri gözetilmelidir. Sanayileşmeye ve teknolojik ilerlemeye giden yolda gümrük tarifeleri kuşkusuz en önemli korunma yollarından biridir. Türkiye bu kozundan mahrum bırakılmamalı, yerli sanayisini geliştirmek için tüm tedbir ve yollara başvurmalıdır. Teknolojik rekabetin hızlandığı uluslararası ticarette, kendi üretim gücüne dayanmalı ve niteliği arttırılmış sanayi ürünlerini üretmek için gereken atılımları devlet önceliğinde yapmalıdır.  Büyük önder Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra 1923’te düzenlenen İktisat Kongresi’nde söylediği şu sözler ülkenin bugün içine düştüğü durumu açıklar niteliktedir:

“Sanayimizi ilerletmek, geliştirmek zorundayız. Eğer sanayi konusunda müsamahakar olmaya devam edersek, endüstri ürünleri yönünden, yine yabancı ülkelerin haraçgüzarı oluruz.”

KAYNAKÇA

1 – https://policy.trade.ec.europa.eu/eu-trade-relationships-country-and-region/negotiations-and-agreements_en  07.03.2025

2 – https://data.worldbank.org/indicator/TX.VAL.TECH.CD High-technology exports (current US$) – World Bank 2023

3 – https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/serbest-ticaret-anlasmalari/yururlukte-bulunan-stalar 07.03.2025

4 – https://tepav.org.tr/tr/blog/s/7300 – H. Ekrem Cunedioğlu

5 – https://www.utikad.org.tr/Detay/Sektor-Haberleri/5863/ab-sta-imzaladikca-turkiye-kaybediyor

6 – https://www.mfa.gov.tr/1-95-sayili-ortaklik-konseyi-karari-gumruk-birligi-karari.tr.mfa

7 – Kalaycı, C., & Artan, S. (2015). Gümrük Birliğinin Türkiye’nin Dış Ticaretine Etkileri: Panel Veri Analizi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi(27).

8 – https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/avrupa-birligi/gumruk-birligi

9 – Işık, N. (2015). Avrupa Birliği – Türkiye Dış Ticaret Akımlarının Genişletilmiş Panel Çekim Modeliyle Tahmini. Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, 23 (1), 49-67. https: doi.org/10.29228/mjes.406

10 – Saral, T. (2003). Yeni Kapitülasyonlar, Gümrük Birliği. Mevzuat Dergisi, Sayı: 83. https://www.mevzuatdergisi.com/2004/11a/05.htm

11 –  AB-MERCOSUR serbest ticaret anlaşması Türkiye’yi nasıl etkileyecek?  28.01.2025      https://www.bbc.com/turkce/articles/c1lv5m9mnz7o

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!