1. Haberler
  2. Analiz
  3. Ergenekon’daki özgürleşme, Hıdırellez, Deniz Gezmiş

Ergenekon’daki özgürleşme, Hıdırellez, Deniz Gezmiş

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Mayıs en sevdiğim ayların başında geliyor. Yeni bir başlangıç, istisnai bir sevinç vesilesi… imgelemimde yarattığı bu duygunun yanı sıra, atalarımızın hayatı ve doğayı anlamlandırmasını sağlayan bir döngüyü ifade ediyor olması, kıştan arta kalan soğuktan azade, yazın boğucu sıcağından uzak olan bu mazlum ayı daha çok sevmemi sağlıyor.

BAHAR, BİLİMSEL VE MİTOLOJİK TARİH

Mayıs bilimsel ve mitolojik tarihimizi zenginleştiren anlamlarla yüklü… Bahar ve mayıs bir uyanıştır.
Bu niteliği ile bir mevsim değişikliğinden çok daha fazlasıdır.

“Türklerin tabîatla bütünleşmiş yaşamlarının bir tezahürüdür.” (Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi).

Türk isimli ilk Türk devleti Göktürkler ve bir başka Türk topluluğu Uygurlar, Bahar bayramını tabîatın dirilişini içeren ritüellerle kutladılar. Bu türden bir festival, doğayı ve ötesini anlama çabasından ileri gelir, bir ileri medeniyet anlayışının göstergesidir; çünkü kozmolojik ve toplumsal bir dönüşümünün kavrandığını ispat eder.

İSLAM ÖNCSİ TÜRK İNANCI

Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bu Türk geleneği Hıdırellez, Koç Katımı, Mart Dokuzu, Kırk Uçurma ritüelleri ile varlığını sürdürüyor.

Hıdırellez ve diğer bayramlar İslam öncesi Türk inançlarının, tam olarak, devamıdır ve sadece eğlence amacı taşımaz; bundan daha fazlasıdır, doğaya saygı ve minnettarlığın, bereketin, sağlığın, aşkın, dileklerin mevsimi olarak kabul edilir.

MODERN TÜRK EDEBİYATINDA MAYIS

Gerçek Türk inançlarını içeren Bahar bayramları, Modern Türk Edebiyatı’nda da yerini bulur.

“Piyale” adlı eserinde Ahmet Hâşim, baharı bireysel duyuş ve estetikle anlatır.

“Bahar geldiğinde her şey susar, sadece renkler ve kokular konuşur.”

Sebahattin Âli ise bireyden toplumsallığa uzanan bir dönem olarak işler.

“Bahar sadece ağaçları değil, içimdeki donmuş tarafları da yeşertmeye başlamıştı.”
Ö(Sebahattin Âli, Kürk Mantolu Madonna).

Bahar, Göktürkler’de Gök Tanrı (Kök Tengri) Yer-Su ruhlarının uyanışıdır, Karahanlı, Selçuklularda devletin diriliği, toplumun refahıdır, Cumhuriyet Türkiyesi’nde bireyin iç dünyasındaki dönüşüm, toplumsal yenilenmeyi tasvir eder.

Hayata egemen olmayı başaran Türkler, doğa ile barışıklığın, ilerleyerek, değişerek hayatı yeniden üretemenin kusursuza yakın örneğini baharda vermiştir.

Ergenekon’daki Özgürleşme, Doğa ile Yeniden Buluşma, Ortaklaşma

Türk mitolojisi bunu şiirsel bir dille anlatır:

Doğanın yeniden canlanması
Ateş ve Demirin arındırıcı gücü
Bahar ile birlikte gelen kader değişimi…

Ergenekon Destanı’nda edebî kimliğine kavuşur.

Göktürklerin düşmanlarından kaçarak, sığındığı Ergenekon Vadisi’nde 400 yıl boyunca kalması, çoğalıp, güçlendikten sonra, baharın gelişi ile demir dağı eritip özgürlüklerine kavuşmasıdır Ergenekon.

Ergenekon’daki özgürleşme, doğa ile yeninden buluşma ve yeni bir çağın başlangıcını metaforik olarak anlatır. Aynı zamanda Orta Asya Türk boylarındaki ortaklaşma, dayanışma ve eşitlikçiliği tasvir eder.

ANA TANRIÇA KÜLTÜ: UMAY… KÜN ANA, AY ATA… YENİDEN DOĞMAK

Çocukları ve doğayı koruyan Umay Ana, Türk mitolojisinde doğanın canlanmasını sağlayan, bereketli, ılık havaların müjdecisidir. Bir Cemre, ışık parçası olarak önce havaya, sonra suya, son olarak da toprağa düşer, böylece doğa tüm cömertliği ile insanı bağrına basar.

Umay, Ana tanrıça kültüdür… baharı doğumla özdeşleştiren, tabîat ruhları ile iletişimi mümkün kılan bir imge oluşturur. Kün Ana (Güneş) ve Ay Ata (Ay) göksel varlıklardır, aralarındaki denge gün ve gecenin eşit olduğu ilkbahar ekinoksunda sağlanır. Denge insanların hayatına huzur ve verimlilik getirir.

Tükler, mitsel anlatımları ile, gök cisimlerinin uyumunu, kozmik düzenin baharda yeniden kurulduğunu ve zamanın döngüselliğini, tarihin erken dönemlerinden bu yana kusursuz biçimde kavradıklarını ispatlıyorlar.

Yaşamın devamını sağlamak, varlığını sürdürmek doğa ile ilgili bir sorundu, bu nedenle korkutucu olanı anlamak, doğayı tanımak insanın çözdüğü en büyük problemdi. İlerleme ve uygarlık doğaya uyumlu olma becerisiyle gelişti.

DOĞA VE ZAMAN

Yaşamı güzelleştirmek için gösterilen çaba egemen olma zorunluluğunu da beraberinde getiriyordu;  yaşama egemen olmak bir temel aracı, zamanı kullanma becerisini gerektirir. İnsan varlığını sürdürmek için zamanı anlamaya çalıştı. Zaman, egemenliğin temel aracıydı ve bölümlenerek insanın ilerleme ihtiyacına yanıt verebilirdi.

Günler, haftalar, aylar, yıllar ve saatler… her biri anlama, düzen kurma, daha ileri bir yaşama ulaşma ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıktı.

Eskiler yılı genel olarak kış ve yaz olarak ikiye bölmüşler.

Kışa Kasım, yaza ise Hızır demişler.

Mayıs’ın 6’sıyla birlikte Hızır faslı başlıyor; 186 gün sürecek.

Kasım’ın 8’inde ise kış başlar ve 179 gün sürer; tabiî ki Şubatın 29 çektiği yıllarda, Kasım 180 gün oluyor.

DOĞAYA DÖNMEK, HIDIRELLEZ BAYRAMI

Günümüzde, özellikle Anadolu’da varlığını sürdüren Hıdırellez, halkın yaza “merhaba” dediği kır şenlikleridir. Mitolojiye göre, “Ab-ı Hayat” denilen, ölmezlik suyundan içen, bir zamanlar peygamber olan İlyas, bastığı yerden su fışkırtır, ortalık yemyeşil olur, bu nedenle de yeşil anlamına gelen “hızır” takma adını alır. Böylece Hızır ve İlyas yan yana gelir. Pek çok isim gibi, zaman içerisinde değişime uğrayarak “Hıdırellez”e dönüşür.

Hıdırellez, insanı yeniden canlanan doğaya çağırır, sağlık ve uğur bahşeder. O yüzden insanlar Mayıs’ın 6’sı ve haftasında kırlara gider. Doğanın tazeleyici kucaklayışını hissederler.

UYANAN DOĞA

Uyanan tabîat insana da yenilenme imkânı sunar. Bence ruhsal bir sağaltımdır bahar. Güçlü ve umutlu olmamızı sağlar. Yeniden bir yaşam heyecanı kazanmaktır.  Yeniden başlamak, yenilenmek, taze ve yeni olanın sevinciyle dolmaktır. Bu, insanlığın toprağın işlenmesiyle yaptığı en büyük tarihî sıçrayışı kadar önemlidir; çünkü daha büyüklerini yapmak bir doğru düşünme işidir. Olgunlaşan koşulları kavrayabilme yeteneğidir. Tam da bu nedenle zamanı bölümlere ayırmak büyük insanlığın maddi ve manevi devrimidir.

İnsan doğaya döndükçe kendi gerçek özüne ulaşır. Bahar ile doğanın canlanması aynı zamanda umut demektir, güzel sevinçli günleri çağırmaktır.

MODERN İNSANIN TARİHİ GÜÇLÜ UMUTLAR ÜZERİNE KURULMUŞTUR

Dolayısıyla -umut ve gelecek güzel günler-den bahsederken, gerçek bir temel üzerinden konuşmak gerekiyor.

Modern insanın 60 bin yıllık tarihî bize bir gerçeği gösteriyor: doğayı anlayıp, sevmeliyiz, üretip, eskinin yerine, bize insanca bir geleceği vadeden yeniyi koymalıyız, pes etmeden mücadele ederek hayatı yeniden inşa etmeliyiz.

BÜYÜK İNSANLIK, DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN, YUSUF ARSLAN

Büyük insanlık bunu geçmişte yaptı, yakın gelecekte de yapacaktır.

Büyük insanlık bunu büyük bedeller ödeyerek yaptı; bir 6 Mayıs Hıdırellez sabahı, gün ağırmadan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’ın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye için bir an bile tereddüt etmeden darağacına yürüdükleri gibi…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Bahariniz kutlu olsun

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!