1. Haberler
  2. Analiz
  3. İran ve Irak direnişi bağlamında emperyalizme karşı Türkiye: İç ihanete, algı savaşına ve kuşatmaya direniş

İran ve Irak direnişi bağlamında emperyalizme karşı Türkiye: İç ihanete, algı savaşına ve kuşatmaya direniş

featured

Sefa Yürükel yazdı…

Ortadoğu, emperyalist ve siyonist odaklar için hem doğal kaynakları hem de stratejik konumuyla tarihsel bir hedef alanıdır. Irak ve İran üzerinden geliştirilen direniş çizgisi, bu kuşatma karşısında halkların kendi kaderlerini tayin etme iradesinin en somut örneklerinden birini temsil etmektedir. Özellikle Irak’ın 2003’teki işgalinden bu yana sürdürülen direniş ve İran’ın bölgesel tutumu, bu emperyalist projelere karşı bölge halklarının geliştirdiği en ciddi karşı koyuştur.

Türkiye ise bu kuşatma planlarının ikinci halkası olarak konumlandırılmak istenmektedir. İçeriden iş birlikçilerin eliyle sürdürülen ekonomik, kültürel ve siyasal operasyonlar; dışardan ise kuşatma, izolasyon ve vekil güçler aracılığıyla Türkiye’yi hedefe almaktadır. Bu bağlamda, İran ve Irak direnişi ile kurulacak dayanışma, Türkiye’nin kendi güvenliği açısından da stratejik bir gereklilik hâline gelmiştir.

IRAK VE İRAN DİRENİŞİNİN ORTAK DİLİ

Irak, ABD işgaliyle parçalanma ve kaos dönemine sürüklenmiş olsa da, halkın birçok etnik ve mezhepsel kesiminden oluşan direnişi zamanla bir anti-emperyalist konsolidasyona dönüşmüştür. Bu direniş, Batı merkezli hegemonik düzenin Ortadoğu’daki en güçlü muhalefetlerinden birini temsil etmektedir. Emperyalist medya bu direnişi ya “mezhep savaşı” ya da “terör” olarak yaftalayarak meşruiyetini zedelemeye çalışmıştır.

İran ise yalnızca kendi topraklarında değil; Irak, Suriye ve Lübnan’da yürüttüğü siyasi, diplomatik ve askeri politikalarla, bölgedeki emperyalist yayılmaya karşı ciddi bir direnç hattı kurmuştur. İran’ın burada oynadığı rol bir rejim meselesi değil, devlet ve millet olarak bölgesel irade ortaya koymasıdır. İran’ın direniş ekseni yalnızca Şii reflekslerle açıklanamaz; asıl belirleyici olan, Batı’nın bölgeye nüfuzunu engelleyen stratejik bir devlet politikasıdır.

Bu noktada Türkiye’nin İran’la kuracağı ilişkide mezhepsel farklılıkları değil, ortak çıkarları ve emperyalizme karşı kolektif duruşu merkeze alması gerekir. Ne yazık ki bu direnişi anlamakta yetersiz kalan bazı iç çevreler, İran’ı ideolojik bir korku nesnesine dönüştürerek kamuoyunda gerçeklikten uzak bir tehdit algısı yaratmaktadır. Oysa İran’ın bölgeye dair stratejileri, Türkiye için güvenlik kuşağı niteliğindedir.

TÜRKİYE’NİN İKİNCİ HEDEF OLARAK KUŞATILMASI

Irak ve İran direnişlerinin bastırılması için geliştirilen emperyalist politikalar şimdi Türkiye’ye yöneltilmiş durumdadır. Türkiye, askeri gücünün yanı sıra siyasi ve kültürel etkisiyle bölgesel bir denge unsuru olarak görülmekte ve bu nedenle çeşitli yollarla etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi, PKK ve FETÖ gibi yapıların desteklenmesi, ekonomik saldırılar ve diplomatik izolasyon çabaları bu kuşatmanın parçalarıdır.

Bununla birlikte emperyalizm yalnızca dış müdahalelerle değil, içerideki iş birlikçiler aracılığıyla da ilerlemektedir. Türkiye’de bazı medya organları, akademik çevreler ve “sivil toplum” kisvesi altındaki yapılar, emperyalist algıların içselleştirilmesini sağlamaktadır. İran ve Irak gibi direniş eksenindeki ülkeler ise bu tür operasyonları büyük bedeller ödeyerek püskürtmeyi başarmıştır. Türkiye de benzer bir duruş sergilemelidir.

Bu noktada Türkiye’nin, İran’ın deneyimlerinden ve oluşturduğu direniş ağlarından faydalanması mümkündür. Ancak bu yalnızca taktik bir ilişki değil, stratejik bir birliktelik olarak kurgulanmalıdır. Türkiye’nin milli güvenliği, kayıtsız şartsız bir biçimde ve ilkesiz olarak ABD -İsrail strajik projesi BOP ile entegrasyon değil, emperyalizmin bölgeden kovulmasıyla garanti altına alınabilir. Bu bağlamda İran’la geliştirilecek ortaklık, mezhepsel değil anti-emperyalist eksende şekillenmelidir.

‘SARI LAİKLER’ VE ALGI ÇARPITMASI

Türkiye’de emperyalizme karşı duruş geliştiren çevrelere yönelik sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütülmektedir. Bu kampanyada özellikle laiklik ilkesini seküler dogmalarla yorumlayan, halktan kopuk bir elitist zümrenin etkisi büyüktür. “Sarı laik” olarak tanımlanabilecek bu çevreler, emperyalist söylemleri içselleştirerek, Türkiye’nin çıkarlarını değil, Batı’nın sözde emperyalist “medeniyet” projelerini savunmaktadır.

Bu kesimler için İran yalnızca bir “rejim” değil, Batı karşıtı olduğu için otomatik olarak “düşman”dır. Oysa halkların bağımsızlık mücadelesi herhangi bir rejim üzerinden değil, milli irade ve bağımsızlık arzusu üzerinden değerlendirilmelidir. İran’ın ABD ambargolarına karşı direnişi, Suriye’de geçmişte kurduğu askeri ve siyasi denge, Irak’ta halk milisleriyle geliştirdiği savunma hattı; rejim eleştirilerinin çok ötesinde, emperyalizme karşı halk desteğiyle yürütülen bir mücadeledir.

Bu algı manipülasyonuna karşı mücadele, yalnızca hükümet politikalarıyla değil, entelektüel ve akademik düzeyde de verilmelidir. Türkiye’nin entelektüel dünyası; emperyalizmin üşünsel aparatları olmaktan çıkıp, bölgesel halklarla entegre bir düşünce yapısı geliştirmelidir. Direnişi kriminalize eden değil, stratejik ve ahlaki olarak değerlendiren bir dil inşa edilmelidir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

İran ve Irak’ta gelişen direniş hattı, emperyalist kuşatmaya karşı bölge halklarının geliştirdiği en etkili savunma mekanizmalarından biridir. Türkiye’nin bu kuşatma planlarında ikinci hedef hâline getirilmeye çalışıldığı açıktır. İçerideki iş birlikçi yapılara, dış politik baskılara ve bölgesel izolasyon çabalarına karşı Türkiye’nin İran ve Irak’la kuracağı stratejik ilişkiler, sadece dostluk değil güvenlik meselesidir.

Bu direniş eksenine destek verirken, ideolojik saflıklardan ve mezhepçi bakıştan kaçınılmalıdır. Türkiye, İran’la olan ilişkisini rejim ya da ideoloji üzerinden değil, halkların ortak geleceği ve emperyalizme karşı mücadele üzerinden kurmalıdır. Bu noktada halkı bilinçlendirecek medya, akademi ve kültür politikaları da büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin geleceği; NATO’nun ya da Batılı askeri üslerin korumasında değil; halkların iradesinde, bölgesel ittifaklarda ve direniş hatlarında gizlidir. İran ve Irak örnekleri, Türkiye için hem bir uyarı hem de bir ilham kaynağıdır. Bu nedenle yalnızca savunmada değil, vizyoner bir direniş stratejisinde birleşilmelidir.

Kaynakça

1. Chomsky, N. (2007). Hegemony or Survival: America’s Quest for Global Dominance. Holt Paperbacks.
2. Kuru, A. T. (2009). Secularism and State Policies toward Religion: The United States, France, and Turkey. Cambridge University Press.
3. Kepel, G. (2004). The War for Muslim Minds: Islam and the West. Harvard University Press.
4. Tüfekçi, T. (2019). “Ortadoğu’da Direniş Hattı ve Türkiye’nin Konumu.” Ortadoğu Analiz, 11(2), 23–38.
5. Halliday, F. (2005). The Middle East in International Relations: Power, Politics and Ideology. Cambridge University Press.
6. Bayat, A. (2013). Post-Islamism: The Changing Faces of Political Islam. Oxford University Press.
7. Ertem, S. (2020). “Türkiye-İran İlişkilerinin Jeopolitik Temelleri.” Uluslararası İlişkiler Dergisi, 17(68), 41–60.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!