1. Haberler
  2. Analiz
  3. Türkiye’nin güvenlik ve özgürlüğü NATO’nun dışında

Türkiye’nin güvenlik ve özgürlüğü NATO’nun dışında

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

İran’ın ABD-İsrail’e karşı elde ettiği zaferi görmezden gelmeyi imkânsız kılacak örnekler çoğalıyor.

BİRLEŞİK DEVLETLERDEKİ ÇELİŞKİ DERİNLEŞİYOR: ‘TRUMP’I AŞAĞILIYORLAR’

Birleşik Devletler savunma bakanlığı Pentagon’un ”Savunma İstihbarat Ajansı”, üç nükleer tesise yönelik ADB saldırısının İran’ın nükleer programının temel yapısını yok etmediğini, muhtemelen, sadece aylarca geriye attığını belirtti.

Ayrıca saldırılar, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu yok etmedi; santrifüjler büyük ölçüde sağlam kaldı. Dolayısıyla istihbarat değerlendirmesi, ABD’nin bunları en fazla birkaç ay geriye götürdüğü yönünde.

İran zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bölümünü korunaklı nükleer tesislere taşıdı.

Oysa ABD Başkanı Donald Trump, 21 Haziran’da ABD B-2 uçaklarının İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine hava saldırısı düzenlediğini duyurmuş, saldırıların İran’ın nükleer zenginleştirme tesislerini “tamamen ve bütünüyle yok ettiğini” öne sürmüştü.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, Pentagon kaynaklı değerlendirmenin “tamamen yanlış” olduğunu ve bunun sızdırılmasının “Başkan Trump’ı küçük düşürmeyi” amaçladığını savundu.

Bu sözler ABD mağlubiyetinin sarih ifadeleri olarak kayıtlara geçiyor; dahası Amerikan devleti içerisinde çelişki ve çatışmayı görünür kılıyor.

GÜNEY KÜRESELLEŞİYOR, BATI ÇÖZÜLÜYOR

ABD çözülüyor; Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere, Batı Avrupa ile temel konularda yaşadığı çatışma ittifak ilişkilerini zorluyor; devlet kapitalizminin başarılı örneğini oluşturan Çin, üretim, teknoloji ve pazar konusunda dünya ekonomisini kendine çevirmeyi başardı; Rusya ve Çin’in önderlik ettiği Güney ülkeleri küresel bir büyük denge unsuru olmak için birlikteliğin askerî ve savunmaya yönelik özellikler geliştirmesi gerektiğini tartışıyor. BRICS Artı üzerinde kurulabilecek bir ortak savunma örgütü, Beyaz Saray ve Trump’ı tüm dünyada köşeye sıkıştırır. Tüm olguları alt alta koyduğumuzda ABD’nin yaşadığı çözülmeyi durdurmasının çok zor olduğunu görüyoruz. Buna karşın Beyaz Saray, baş aşağı gidişi frenlemek için NATO dahil tüm uluslararası kuruluşları kullanmayı deniyor.

NATO, TÜRK DEVLETİ’NİN BÜTÇESİNE 70 MİLYAR DOLAR AÇIK GETİRİYOR

Bir önceki yazımda belirttim: NATO’nun Hollanda Lahey’deki zirvesinde, birliğin üye ülkeleri bağlayan sözleşmesindeki 5. maddenin korunması konusu ön plana çıkartıldı.

5. madde, NATO ülkelerinin güvenliği için yüzde 5’lik bir bütçe planlaması içeriyor; GSMH’dan çıkartılacak bu oran ulusal ekonomi açısından son derece ağır bir yük oluşturacak. Türkiye’nin NATO için ayırdığı 22.8 milyar dolar, 70 milyar dolara çıkıyor. Yani mâliyeye 47 milyar 200 milyon dolarlık yeni ek yük anlamına geliyor.

İspanya’nın sosyalist başbakanı Pedro Sánchez, yüzde beşi kabul etmedi. Sánchez bu kaynağı emeklilere, eğitim ve sağlığa ayıracağını ilân etti. Avrupa kapitalizminin merkezlerinden bile buna benzer korumacı sesler yükselirken, Erdoğan ve AKP, NATO hiyerarşisinin başında yer alan Amerika’nın dayatmasını koşulsuz kabul ediyor.

TÜRKİYE’NİN DÜŞMANI NATO’NUN KENDİSİ

NATO, Türkiye’yi kimden koruyor (?). Ege ve Akdeniz’deki kayalık ve adalarımızı, 2004 yılından başlayarak ilhâk, 2009’dan sonra da işgal eden Yunanistan’dan mı koruyor? Yunanistan, 22’den fazla adamızı işgal etti. Yoksa namlusu Anadolu’ya dönük silahlarla dolu Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Güneydoğu Akdeniz’deki ABD/NATO üstlerinden mi? Sanırım kimse ”Rusya’dan koruyor” da diyemez.

Rusya Türkiye’ye ya da tam tersi biçimde Türkiye Rusya’ya düşman olamaz. İki ülke enerji başta olmak üzere, güçlü uluslararası ticari bağlarla birbirine bağlı. Türkiye elektrik enerjisini çok büyük ölçüde Rus doğalgazı ile üretiyor.

Düşman kim sorusunun bir tek yanıtı var: NATO’nun kendisi… Bir soğuk savaş ürünü olan NATO, esas itibarıyla, Sovyet tarzı sosyalizm ihracına karşı kurulmuştu. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı artık olmadığına göre, NATO’nun dünya ölçeğinde hiçbir meşru zemini yok demektedir. Ya da tek ”meşruiyeti” Amerika başta olmak üzere, -Batı yayılmacılığından- menkuldür.

Türkiye, NATO’ya 1952’de üye oldu. Bizim gibi mazlumlar cephesinde yer alan her ülkede, üyelik süreci ile birlikte içeride ”Komünizmle Mücadele” adı altında paramiliter bir örgüt, ”Süper NATO” ve bunun siyasetteki uzantısı bir parti kuruldu.

12 Mart, 12 Eylül darbeleri ile ve bunların öncesinde sonrasında binlerce masum insan öldürüldü. NATO, ülkeler arası ilişkilerde kan ve barut getirirken, ülke içinde bölünme ve çatışma, katliamların, katledilen aydınların azmettiricisi oldu.

GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK NATO’NUN DIŞINDA

NATO Türkiye düşmanıdır. İzafi olan değil, olgular bu savaş örgütünün, koruma yalanının ardında, Türkiye’yi bölme/parçalama hedefine odaklandığını gösteriyor. Bürokrasi ve hükümet çevreleri bile ”İran’dan sonra hedefte Türkiye mi var?” kaygısını taşımaktan geri duramıyorlar.

NATO’nın birinci ülkesi ABD’nin ortadoğu planı, final aşamasında, Türkiye’yi hedef alıyor.

Batı Trakya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki Amerikan üst ve savaş gemileri namlularını Türkiye’ye doğrultuyor.

“NATO’dan çıkarsak ABD bize karşı daha saldırgan olur” türünden argümanlar, Amerikancılığın farklı bir ifadesinden öteye gitmiyor. Arka planda ise Türkiye’nin ulusal çıkarları ile taban tabana zıt olan Rusya düşmanlığını besliyor.

Türkiye, ancak, NATO gibi Batı’nın emperyalist amaçları için kurulmuş bir örgütten çıkarak, İncirlik ve Kürecik radar üstlerini kapatarak güvenliğini sağlayabilir. Ancak bunu yaparak çok kutupluluğun güvencesi olan Küresel Güney ile ittifak kurabilir. Bu türden bir ittifak Amerikan saldırganlığına karşı alınan en etkili idari tedbir olur.

Türkiye’nin güvenliği ve özgürlüğü NATO dışında olmaktan geçiyor.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!