Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Irak’ın kuzeyinde, Pençe-Kilit Hârekatı kapsamında, önceden teröristlerin hastane olarak kullandığı bir mağarada yapılan aramada 19 askerimiz Metan gazına maruz kaldı, 12 asker şehit düştü. Herşeyden önce böyle riskli bir görev için askerlerimizin maksimum güvenliği için yeterli önlemler neden alınmadı, bu sorgulanmalı.
İkinci soru işareti Öcalan bu olayı nasıl herkesten önce duyduğu ile ilgili…
Türk basını bu haberi 17.30’da duydu. Demlilerin açıklamaları ile sabit: terörist Öcalan, kamuoyundan 6 saat önce haber aldı.
Tuhaf; fakat anlamak güç değil. Anayasa değişikliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini değiştirmeye yelteniyorlar.
ANAYASA’NIN TEMEL MADDELERİNİ DEĞİŞTİRMEK, ULUSAL DEVLETİ ÇÖZÜLMEYE GÖTÜRÜR
Pkk ile yapılan ve ”İkinci Açılım” olarak tanımlanan dönemde Anayasa’daki değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç maddeyi tartışmaya açmak, ancak Türk ulusal devletini çözülmeye götüren bir dizi taviz ile açıklanabilir. Diğer tarafı ile ülkede sınırsız başkanlık hedefi doğrultusunda, yeni bir ittifak modeli kurulduğunu gösteriyor.
Etnik bölücüler ile siyasal İslamcılar, kendiliğinden doğal ittifak cephesinde yer alıyor. İslamcılar, ”Ne mutlu Türküm diyene” sözünü gayr-i İslamî, etnikçi/bölücüler ise ırkçı olarak nitelendiriyorlar.
Ve… Fransa’dan, İngiltere’ye kadar tüm ulusal devletlerin, ileri bir devlet modeli ve bir modernite ölçütü olarak kabul ettikleri üst kimlik ve yurttaşlık hakkını otomatik olarak reddediyorlar. Halbuki onlara göre Fransızım, İspanyolum demek gayet doğal. Sadece Türküm sözüne alerjileri var. Onlara göre Türküm demek faşistlikle eşdeğerbir suç…
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”
Atatürk’ün millet tanımında tüm ırkçı yaklaşımları tasfiye eden, rafine bir üst kimlik ve ulus vurgusu var.
YPG, PYD ve PJAK DA SİLAH BIRAKIYOR MU?
Ancak bölücü ve laiklik, ulus karşıtı ümmetçilerin düşmanlıkları aynı: emperyalizme karşı zaferle kurulan Türkiye Cumhuriyeti. Bu nedenle emperyalizmden besleniyor olmaları sıra dışı değil. Adı değişen ama aslında Pkk’nın aynısı olan Suriye’deki bölücü PYD, YPG; ABD tarafından binlerce tır dolusu silah verilerek, eğitilip-donatılarak, korunup, kollanıyor.
35 kişi ”silah bırakma şovu” yapacaklar. Aynı oyun, daha önce, Habur’da kurdurulan çadır mahkemelerinde sahneye konmuştu. Bayağı bir orta oyunundan öteye gitmeyecek.
35-40 kişinin silah bırakma gösterisi Türkiye’yi tehdit eden terörün bittiği anlamına gelmiyor.
Terör örgütü isim değiştirerek, tam olarak tekinsiz bölge hâline getirilen Suriye’de varlığını sürdürüyor; hem de dibimizde Hatay’ın altındaki İdlib’de yığınak yapıyor. İran devlet yetkilileri, İran’ın Pkksı olan jak’ın silâh bırakmayacağını çok iyi biliyorlar.
ÖCALAN PKK’YI DEVLET STATÜSÜNE YERLEŞTİRMEYE YELTENİYOR
Metan gazından şehit olan askerlerimizin, ölüm haberini herkesten önce duyan Öcalan, onlarca klişe ile dolu yazısını okurken, bizim terör dediğimiz dönemi, ulusal kurtuluş savaşı olarak nitelendirdi.
Bu ifade, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna eşdeğer bir rakip yaratma çabasıdır. Öcalan kurduğu terör örgütünü Türk devletine denk görüyor ve buradan bir zafer çıkardığını iddia ediyor.
Ayrıca ”yeni anayasanın” TBMM’de komisyon kurularak yapılmasını talep ediyor. Aynısını hükümet ortağı Bahçeli dile getirmişti. Burada bir eşgüdüm olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olmasa gerekir. ”Yeni süreç” olarak tanımladıkları plan, teröristlerin koşulsuz silah bırakacağı şeklinde anlatılıyor; fakat Öcalan bazı koşullardan bahsediyor ve diyor ki: ”Bizim varlığımız savaşla tanındı, yasal koşullarla sağlansın.” Diğer terör unsularından bahsetmiyor, KCK liderliğine hiç değinmiyor. Açıkça “komisyonu kurun, Anayasa’dan Türk ifadesini sürün, laikliği tartışın, anadilde eğitim kabul edin” diyor.
Kürtçü bölücü diğer örgütler silah bırakmıyor, yakın planda pazarlıklarda bir tehdit unsuru olarak duruyor, geniş perspektifte Türkiye’yi bölme girişimlerine devam edeceğini gösteriyor. Kısacası ”yeni süreç” mevcut hükümetin devamı planına hizmet ederken, etnik bölücülere de Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal ve üniter yapasını parçalama imkânı tanıyor.
FAKİR HALK ÇOCUKLARI
Ve Mehmetçikler hayatını kaybediyor. Hepsi fakir, halk çocuğu… sıvasız, briket evlerine cenazeleri geliyor. En büyük nominal değerli kağıt para 200 TL’nin 4 dolara düştüğü frenlenemeyen yoksul girdabında, biricik gayeleri bir küçük, mutlu hayat kurabilmekti.
Asırlardır öyle değil mi? Türk devletleri fakir Türk halkının omuzlarında yükseliyor, hep halk çocukları ölüyor.
İlk kez Cumhuriyet, her etnik kökenden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşına hak ettiği değeri verdi.
CUMHURİYET MEHMETÇİĞİ ATEŞE SÜRMEZ, KÜRT KIZI NARİN’İ KORUR, BAĞRINA BASAR
Cumhuriyet, bölge merkezli dış politikası ile, vatan savunmasından gayrı, Mehmetçiği ateşe sürmez; halkçı, devrimci ilkesi ile fakir halk çocuklarını eğitir, öğretir, hayata hâkim yurttaşlar hâline getirir.
Narin gibi Kürt kızlarını bağrına basar, alçakça cinayetlerden korur.
Cumhuriyet hepimizi korur, bağrına basar.
TEMEL GÖREV CUMHURİYETİ KORUMAK, DEVRİMLERİ TAMAMLAMAK
Bizi güvende ve birarada tutan Cumhuriyet’tir ve en büyük ödevimiz Türkiye Cumhuriyet’ine sahip çıkmak, yarım kalan devrimleri tamamlamaktır.
Atatürk, 17 Mart 1923’te Mersin’e gelir. Belediye binasına geldiğinde Cemiyet Başkanı Hacı Ömer Kutay’a binanın kime ait olduğunu sormuş, binanın bir Ermeni’ye ait olduğu cevabı verilince, Atatürk, “Arkadaşlar, istasyondan hükümete gelinceye kadar yolun iki tarafındaki binaların kime ait olduğunu sordum. Rumlara ve Ermenilere ait olduğunu söylediniz. Bu adamlar bu binaları yaparken sizler ne yapıyordunuz?” diye sorar. Karşıda ayakta duran İhsan çavuş, “Paşam, bizler o vakit Yemen’de, Balkanlar’da, Zeytin’de askerlik yapıyor, nöbet tutuyorduk” demiştir.
Bugün de durum farklı değil; vatan savunması için halk çocukları, Mehmetcikler canını ortaya koyuyor. Yarın da öyle olacak; vatanı işgal etmeye kalksalar, bu vatanı, çıkarları emperyalistlerle işbirliğinden geçen büyük sermaye sahipleri korumaz, hatta işgalciler ile bir olurlar.
Bu vatanı, Cumhuriyet’i yine fakir Türk halkı korur.
Doğru derin hocam.