Barış Tekin yazdı…
Kooperatifin dilimizdeki bire bir karşılığı iş birliğidir. İş birliğinin ise insanlık tarihiyle başlayan bir olgu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsan teki diğerleri olmaksızın varlığını sürdüremeyen, ötekine bağlı olarak hayatın akışı içindeki iş bölümünü yerine getiren ve gelişimini ancak bu sayede gerçekleştiren sosyal bir varlıktır. Bu sosyal varlığın ötekine ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlatan ve kolektif belleğimizde yer eden atasözlerimizden bazıları hatırlayalım:
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
“Birlikten kuvvet doğar”
“Nerede birlik, orada dirlik”
İş birliği denilince özellikle tarımsal ürünlerin hasat edilmesinde sıklıkla kullanılan imece kültürümüz akıllara gelmektedir. Bununla beraber yardımlaşma ve ortaklaşma üzerinden bir üretim modeli ortaya koyan Ahilik teşkilatı da Türk kültüründe önemli bir yer etmiştir. Ahilik teşkilatı 13. Yüzyılda halk arasında Nasrettin Hoca olarak bilinen ve Anadolu’daki Türklerin büyük bir saygı duyup izinden gittiği büyük bilgin Ahi Evren tarafından kurulmuştur. Ahilik teşkilatı, emeğe dayalı olarak üretim yapan esnaf ve zanaatkarlardan oluşuyordu. Ahilik felsefesine göre üretmek, çalışmak ve topluma yararlı olmak bir ibadet biçimi olarak kabul edilmiştir. Toplumun üretici gücünü oluşturan bu teşkilat sayesinde esnaf ve zanaatkarlar şehir merkezlerindeki çarşılarda el emeği eserlerini ve kullanışlı araç-gereçleri meydana getiriyordu. Hangi alanda uzman olursa olsun bu teşkilat içinde yer alan tüm esnaf ve zanaatkarlar emeğinin karşılığını alabiliyor ve bu eşyaları satın alan kimseler için usta işi eserler ortaya koyabiliyordu. Bu esnaf ve zanaatkarlar birliği, aynı zamanda bir iç denetim mekanizmasına sahipti. Birlik içerisinde fiyatların emek-değer oranında belirlenmesi ilkesi gözetilerek tekelciliğin ve haksız rekabetin de ortadan kaldırılmasına önem gösteriliyordu.
18. yy’da başlayan sanayi devrimi ile birlikte dünyada modern anlamda kooperatifleşme adımları başlarken, Cumhuriyet öncesi dönemde ise modern anlamda kooperatifleşme çabaları ilk olarak 1863 yılında Mithat Paşa’nın öncülüğünde kurulan Memleket Sandıkları ile başlamıştır. Ancak Rumeli coğrafyasında ve bugünkü Bulgaristan topraklarında başlatılan bu girişimler siyasi nedenler sonucu kesintiye uğramış ve Mithat Paşa’nın başlattığı kooperatifçilik akımı yarıda kalmıştır. Ülkemizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi dönemine de yansıyan bu gelişmeleri yakinen takip ettiğine hiç kuşku yoktur. Bu sebepledir ki Cumhuriyetin henüz ilan edilmediği 1920 Eylül’ünde Meclis Başkanı Mustafa Kemal imzası taşıyan 77 maddelik “Kooperatif Şirketler Yasa Tasarısı” TBMM’ye sunulmuş ve ilk beş maddesi Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis’te kabul edilmiştir. Türk milleti bir taraftan emperyalizmin boyunduruğundan “tam bağımsızlık” parolasıyla kurtuluş mücadelesi verirken; büyük kurtarıcı Türk halkının büyük çoğunluğunu oluşturan köylü ve çiftçileri tefecilerin elinden kurtarmak ve aracı simsarların halkın refahından nemalanması engellemek için büyük zaferden sonra kooperatifleri ülkenin iktisadi hayatının merkezine koyma gayreti içindeydi. Bahse konu tasarının özellikle 5. maddesi dikkate değerdir:
‘’Ziraat müdür ve memurları ile ziraat ve ticaret ve sanayi odaları ve tüm öğretmenler kooperatiflerin kurulması hususunda yardım etmek ve bu konuda gerekli bilgilerle donanmakla yükümlüdürler. Bunu yerine getirmeyen memurlar ve öğretmenler görevlerini yapmamış sayılırlar.’’
Bu nizamnameye dayanılarak kurulan tarımsal kooperatiflerden bazıları şunlardır: Ödemiş Tütüncüler Alım Satım Kooperatifi (1924), Bursa Halk Tütünleri Kooperatifi, Yeşil Bursa Tütün Ortaklığı, Hendek Tütün Kooperatifi, İzmit Tütün Kooperatifi (1925), Bergama Tütün Müstahsilleri (Üreticileri) Kooperatifi (1926) ve Tire Çiftçiler Kooperatifi (1927).
17 Şubat 1923’te ülkenin ekonomik olarak tam bağımsızlığı için atılan ilk adım olan İktisat Kongresi’nin açılış konuşmasında İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt aşağıdaki sözlerle kooperatiflerin önemine vurgu yapmıştır:
“Asrımızın iktisadi savaşına girerken bireysel değil fakat toplu bulunmak mecburiyetindeyiz. Çünkü günümüz iktisadiyatı bunu zorunlu kılıyor. Ferdi teşebbüsler, toplu yabancı iktisat dünyası karşısında ezilmeye, sonuçsuz kalmaya mahkumdurlar. Bundan ötürü her türlü şirketler vücuda getirilmeli ve bilhassa memleketimizin ihtiyacını tamamen ifade eden kooperatif şirketlere fazla ehemmiyet verilmelidir.”
Birçok devrimsel yeniliğin olduğu gibi kooperatifçiliğin de ülkemizdeki mimarı Mustafa Kemal Atatürk 16 Mart 1923 tarihinde Adana’da yaptığı konuşmada kooperatiflerin gerekliliğini şu sözlerle ifade etmiştir:
“İnsanlar ferdi olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar. Çünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir zaruriyet vermiştir ki, her insan hemcinsi insanlarla çalışmağa mecbur ve mahkumdur. Bu iştirak faaliyeti adeta bir ihtiyacı ilahi olunca, maksatları birleştirmenin nasıl zaruret olduğunu kolayca anlarız.”
Büyük zaferden hemen sonra ve Cumhuriyetin henüz ilan edilmediği 19 Mart 1923 tarihinde “Kooperatif Şirketler” adıyla basılan kitapçık aşağıdaki cümle ile başlamaktadır:
‘’Kooperatif şirketlerinin ülkemizde de kurulmaları ve çoğalmaları milletimiz için başlı başına bir iktisadi zafer oluşturacaktır.’’
Aynı kitapçığın son bölümünde ise şu cümleler yer almaktadır:
‘’Çağdaş ekonomi politikasının simgesi haline gelen kooperatif örgütünün, ülkemizde de yayılması hususunda hizmet edecek kimseler, her an çiftçi ve halkla temas olanakları bulunan kasaba ve köy öğretmenleridir. Ülkesini seven her Türk kasaba ve köy öğretmeni, köylerimizi ekonomik ve sosyal yönden yükseltecek bu kuruluşların ülkemizde yayılması hususunda var güçleriyle çalışmayı vicdani ve kutsal bir görev saymalıdırlar.’’
Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte ilk girişimlerden birisi yine kooperatifçiliği geliştirme amacı taşıyan ve üretici çiftçi ve köylüleri tefecilerin elinden kurtarmayı amaçlayan 1924 tarihli “İtibari Zirai Birlikler Kanunu”dur. Bu kanun doğrultusunda kurulacak kooperatifler ticarete konu her türlü işlemde vergiden muaf tutulmuştur.
Halk iktidarına dayanan yönetim biçimi olan Cumhuriyet devriminin örnek ekonomik birimi kooperatiflerdir. Atatürk, ilk kooperatiflerden biri olarak 1925 yılında kurulan “Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi”ne kurucu üye olarak kayıt olmuştur. Aynı yıl Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada:
‘’Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür. Birleşiniz. Birlikte makine alınız.’’ demiştir.
1929 yılında yürürlüğe koyulan “Zirai Kredi Kooperatifler Kanunu” ile tarımla uğraşan üreticilerin maddi ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmıştır. Aynı yıl yapılan meclis açılış konuşmasında Atatürk:
‘’Bu yıl tarımsal kooperatif örgütlenmeye başlanmış olması bizi özellikle mutlu ediyor. Bu kooperatifleri ülkenin her tarafına yaymayı çok gerekli buluyoruz.’’ diyerek kooperatiflerin kurulup yaygınlaştırılmasına verdiği önemi vurgulamıştır. Bu kanunla birlikte tarımla uğraşan üreticiler ucuz kredi olanağına kavuşmuş, bunun sonucunda tarımsal kredi kooperatifleri hızla artış göstermiş ve 1935 yılına kadar tarımsal alanda faaliyet gösteren ve 67.332 ortağı olan 668 kooperatif kurulmuştur.
Atatürk 27 Ocak 1931 tarihinde İzmir’deki Halk Fırkası Kongresi’nde yaptığı konuşmada kooperatiflerin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
‘’Görüşleriniz içinde ekonomik alanda çok pratik noktalara değindiniz. Örneğin; kooperatifler. Şurada, burada halk veya aydınların teşebbüsü ile eyleme dönüşen değerli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri desteklemesi gerekir. Cumhuriyet hükümetinin tabii bu gereğin bilincinde olduğuna kuşku yoktur.’’
Yine aynı tarihlerde İzmir Ticaret Odası’nda yaptığı 1 Şubat 1931 tarihli konuşmasında kooperatifçiliğin temel felsefesini ve önemi bir kez daha ortaya koymuştur:
‘’Kanaatim odur ki, muhakkak suretle birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zeka ve maharetleri birleştirmektir. Yoksa bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden bahsetmiyorum. Birleşmenin böylesi zayıf olanın kuvvetliye esir olması demektir. Ege bölgesindeki bütün insanların hasılalarını ve gayretlerini birleştirmesi kuşkusuz çok verimli sonuçlar verecektir. Türkiye’nin çalışma hayatı ve varlığını göz önüne alınca, birleşmeden dolayı fayda ve yararların çok büyük olacağı sonucuna varacağınızdan kuşku duymuyorum. Üreticilerin birleşmesinden şahsi menfaatlerinin zarar göreceğini düşünenler tabii şikayet edeceklerdir.”
Cumhuriyet Halk Fırkasının 1931 tarihli kongre sonucundaki resmi programında yer alan iktisat bölümünün dördüncü maddesinde de kooperatifçilik teşvik edilmektedir:
‘’Madde 4 : Çiftçilerimizi kredi ve üretim kooperatifleri gibi ekonomik kuruluşlara kavuşturmak ve bu kuruluşları geliştirmek ve çoğaltmak amaçtır”
Kooperatifler sadece tarım alanında değil ticarete konu olan esnaf ve zanaatkarlar arasında da geliştirilip teşvik edilmiştir. Ziraat bankasının çiftçilere yönelik verdiği finansman desteğine benzer şekilde, 1933 yılında çıkarılan Halk Sandıkları ve Halk Bankası Kanunu ile esnaf ve zanaatkarların kooperatifler meydana getirmesi için ucuz krediler sağlanmaya başlanmıştır.
1935 yılına gelindiğinde ise “Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu” ve “Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” ile tarımsal ürünlerin hızlı bir şekilde tüketicilerle buluşması amaçlanmış ve bu amaca yönelik olarak tarım satış kooperatif birlikleri kurulmuştur. 2.683 ortakla 1937 yılında kurulan İzmir İncir Tarım Satış Kooperatifleri Birliği, aynı yıl 4.510 ortakla kurulan İzmir Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ve 13.364 ortakla 1938 yılında kurulan Giresun Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği bunlardan bazılarıdır. Ordu, Giresun, Bulancak, Keşap ve Trabzon kooperatifleri daha sonra birleşerek FİSKOBİRLİK’i (Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği) oluşturmuştur.
Büyük önder Atatürk’ün yönetiminde bulunan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1935 yılı programının 10. maddesinde ise kooperatiflerle ilgili şu ifadeler yer almaktadır:
“Partimiz kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar: Kredi Kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki değerinden üretmenleri faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım (Ziraat) Bankası kooperatiflerin ana bankasıdır.”
Aynı zamanda bu kooperatiflerin denetim yetkisi de Ziraat Bankası’na aitti ve bu uygulama kooperatiflere büyük bir kolaylık sağladı.
Atatürk 1925’te kurucu üye olduğu Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi’nden sonra, 1936 yılında Mersin’de bulunan Tekir Çiftliği’ndeki üreticilerle birlikte tarım kredi kooperatifinin kuruluşunda yer almıştır. Kooperatifin kuruluşu için Tekir köyü ve çevre köylerdeki 36 çiftçi ile birlikte imza vermiştir. Atatürk’ün imza koyduğu kuruluş dilekçesi metni şöyledir:
Silifke Ziraat Bankasına,
Merkezi Tekir Çiftliği olmak ve Arkarası, Persenti, Avşar, Karadedeli, Tekir, Tekirkoyuncu, Türkmenli, Türkmenaşağı, Tozara köylerini de ihtiva etmek üzere mıntıkanızda 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununa uygun bir Tarım Kredi Kooperatifi kurmak istiyoruz.
Dileğimiz bankanızca da uygun görüldüğü taktirde imzalanmak üzere altı nüsha ana mukavelenamenin ekonomi bakanlığınca tasdik ve noterlikçe tescil muamelelerinin ifası için gereğinin yapılmasını dileriz.
30 Haziran 1936
Atatürk 1 Kasım 1936 tarihli TBMM açılış konuşmasında bu konudaki hassasiyetini tekraren dile getirmiştir.
“Kooperatif teşkilatı her yerde sevilmiştir. Kredi ve satış için olduğu gibi istihsal (üretim) vasıtalarını öğretip kullandırmak için de kooperatiflerden istifadeyi mümkün görüyoruz.”
Benzer şekilde 1 Kasım 1937 tarihli meclis açılış konuşmasında da yine bu konunun üzerinde durmuştur:
“İhracat mallarımızın, hükümetin yakın kontrolü altında satışlarının teşkilatlandırılması önemlidir. Bunu göz önünde tutan Ekonomi Bakanlığı geçen yıl içinde Iğdır’da, Ege, Trakya bölgelerinde türlü konulara ait satış kooperatifleri kurmuş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde başta fındık olmak üzere, diğer belli ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurmalıdır’’
Köylerde kurulacak kooperatiflere kolaylık sağlamak amacıyla her türlü evrak işi parasız olarak noter onayı gerekmeksizin Köy İhtiyar Heyeti onayıyla kabul edilmiştir.
Eski Gümrük ve Tekel Bakanımız (1974) Mahmut Türkmenoğlu’nun kırsal kalkınma için kooperatiflerin ne kadar önemli olduğunu belirttiği şu sözler üretim ekonomisinden kopartılarak boş ve atıl bırakılan köylerimizin durumunu anlamak açısından son derece önemlidir:
“Kooperatif, köyün kalkınmasını ve köylünün aracı ve tefeciden kurtarılarak ekonomik yönden örgütlenmesini sağlayan en etkili araçtır.”
İleri görüşlülüğü ve içinde bulunduğu çağa ilişkin devrimsel uygulamalarıyla tarihe damgasını vurmuş büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’in ilanından önce Türk köylüsünün kalkınması ve zenginleşmesine yönelik olarak başlattığı ve vefat ettiği tarihe dek bu üretim sürecinin gelişimi için aktif olarak içinde yer aldığı kooperatifleşme atılımı, ne yazık ki kendisinden sonra gelen halk düşmanı idareciler tarafından terk edilmiştir. Emperyalizmin güdümünde dışa bağımlı bir ekonomi politiğe payanda olan hükümetler döneminde köylüye ve üreticilere destek ve olanak verilmediği gibi köylerimiz çağdışı feodal ağalık ve gerici şeyhlik sistemine terkedilmiştir. Bunun neticesinde sosyal güvence, eğitim, sağlık ve iş olanağından yoksun milyonlarca köylü ve çiftçi kentlere yığınlar halinde göçerek emek sömürüsünden beslenen yabancı sermayedarların ve onlarla iş birliği içindeki komprador burjuvazinin yararlanacağı örgütsüz ve güvencesiz kitlelere dönüşmüştür. Ülkemizin tarım ve hayvancılık başta olmak üzere yeniden kendine yeten bir ülke olabilmesi ve Türk milletinin en hızlı şekilde üretip zenginleşebilmesi için Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği kooperatifçilik ideali tavizsiz şekilde takip edilmeli ve emekleri çalınan Türk halkı komisyoncuların ve tefecilerin elinden kurtarılmalıdır.
KAYNAKÇA :
- Hazar, Nurettin. (2024). “Atatürk ve Türk Kooperatifçiliği”. Türk Kooperatifçilik Kurumu
- org/turk-kooperatifcilik-tarihi/ 09.08.2025
- gov.tr/kooperatifcilik/kooperatifler-hakkinda-bilgiler/tarihce 09.08.2025