Jale Ak Altunel yazdı...
Her yer işgal altında, İzmir, İstanbul işgal altında. Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla Osmanlı ordusu silah bırakmış ve Sevr dayatılıyor. Türk halkı bu vahşice işgali iliklerine kadar hissediyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey’in mezarına bile Yunan bayrağı çekiliyor.
Bunları yazarken, şimdiki duruma ne kadar benziyor diye düşünmeden edemedim. Nihat Abi’nin vefatından beri elim hiç yazmaya gitmiyordu. Ama bugün 26 Ağustos. 1071 olan değil ama 1922’de olanlarla ilgili yazacaklarım. Zaten 1922 olmasa 1071’in esamesi bile anılmazdı ya, neyse. Bu yüzden yerleşmedi mi dilimize ‘olmasaydın olmazdık’ sözü. 6 Ekim olmasa 29 Mayıs unutulur giderdi misal. Türk’e ait tüm tarihi unutturmaya çalışan emperyalist vahşiler bizim 1453’ümüze neler yapmazdı ki. İşte bu yüzden, iyi ki bizim bir Mustafa Kemalimiz var…

Bugün 26 Ağustos ve geçen sene Nihat Abi ve Özsevi Eröz’le Veryansın Tv’deki buluşmamızı düşündüm. Buluşma nedenimiz BÜYÜK TAARRUZ BİSİKLET TURU’ydu. Bu turun 15 yıldır önderliğini yapan Osman Kutlu komutanımızla Nihat Abi’ye belgesel fikrimizden söz etmiştik büyük bir coşkuyla. Hastalığından haberimiz yoktu tabii. Nasıl olsundu ki? Nasılsınız Abicim sorusuna hep, ‘İyiyim çok şükür, sen nasılsın’ cevabını veriyor… Aynı coşkuyla ‘Evet yapılmalı, ne gerekiyorsa yapalım’ demişti. Ah be Abi. Bunları yazarken içim titriyor, yüreğime kıymıklar batıyor şimdi. Nihat Abi’yi 2023’te benim de katıldığım Büyük Taarruz turunda Salihli’den aramıştım. Ve ‘Abi öksüz kaldık buralarda’ demiştim. Bana her zamanki babacan tavrıyla güldü ve ‘Olur mu hiç öyle şey Jale, biz bir aileyiz, derhal yazını yaz ve yolla’ demişti. Ve böylece Büyük Taarruz Bisikletçilerini Veryansın Tv’ye anlatmaya başladım. Ne vardı ki böyle apar topar gidecek Abi? Bazı şeyleri insanın hafzalası almıyor. Far sıkılmış geyik gibi dondum kaldım. Memleket elden gidiyor, ormanlar yanıyor, maden şirketleri; orman arazisi tarım arazisi zeytinlik dinlemiyor, çöküyor memlekete, yolsuzluk uğursuzluk desen gırla… Bir yanda açılım belası. 1918’in bin beteri olmuş ortam ve ben bir tek kelam yazamıyorum. Nihat Abi’nin ‘Yahu bir sözü olur insanın be! Bir kelamınız yok mu!!!’ diye yeri göğü inleten esip gürlemeleri geliyor aklıma ve daha da kilitleniyorum. Nihat Abimin kırkını işte bu vaziyette çıkardım kendimce. Dualarla, tevekkülle ve kabullenmekle, anlamakla. Ara bir tıpkı açgözlü bir mirasyedi gibi kitaplarına saldırıp okudum okudum, ne kadar çok okursam Nihat Abi de o kadar canlanacakmış gibi. Allahım ailesine ve yakınlarına sabırlar ver…

***
Bugün 26 Ağustos dostlar. O muzaffer ordumuzun, düşmanın dağıtılamaz sandığı Afyon mevzilerini darmadağın ettiği kutlu gün.
“Bırak gelsinler İsmet, onları vatanın harim-i ismetinde boğacağım.” demişti düşmanı Sakarya’ya çekme kararı alırken. Hele düşman Polatlı’ya dayandığında, neredeyse bu zaferin Türk milleti tarafından kazanılacağından emindi. Mustafa Kemal Paşa ricat (geri çekilme) taktiği uygulamıştı. Bu taktik Türk ordusunun Orta Asya bozkırlarından beri uyguladığı bir taktikti. Ve işte hepimizi mahveden o sözler: “Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”

Büyük Taarruzla, Türk ordusunun bir savaş rekoruna imza attığını biliyor muydunuz? Taarruzun sürati, kapsadığı alan ve askerimizin savaş performansı bakımından dünyada eşi benzeri bulunmuyor… Kocatepe’ye bisiklet turuyla giderken beni en çok etkileyen şu olmuştu. Askerlerimiz bir gün önce (yüzlerce askerden bahsediyoruz tabii) gece sabaha kadar düşmana fark ettirmemek için tıpkı bir karınca kolonisi gibi sessizce yürümüşler o yolu. Atların nallarına bez çaputlar bağlanarak, ses çıkartabilecek ne varsa sabitlenerek. Ateş yakmak yok, konuşmak yok. Düşünebiliyor musunuz? Aklım almıyor hala daha.
Taarruzcu pedaldaşlarım bugün Kocatepe’deler. Ben çeşitli sebeplerden dolayı onlarla birlikte değilim bu yıl. Ama gün gün aktaracağım size Büyük Taarruzu. 9 Eylül’de düşmanı denize dökene kadar anlatacağım. Anlatacaklarım güzergah, yani rotayla ilgili olacak. O gün kaç km. yol katediliyor, hangi rotadan gidiliyor, orada yöre halkının muhtelif anekdotları ve elbette şehitliklerden, şehitlerimizden bahsedeceğim. Bu şanlı tarihimizi bize unutturmak isteyeninden tutun da, küçük ve önemsiz bir şeymiş gibi, her fırsatta çarpıtan, yalan yanlış anlatarak tahrif edenler var. Yeri geldikçe onlardan da bahsedeceğim.

25 Ağustos 1922 – ‘Mustafa Kemal Paşa gece yarısı Şuhut’tan Kocatepe’ye doğru yola çıktı. Yanında Fevzi ve İsmet Paşalar vardı. Yol boyunca kendinden emin, rahat ve çok sakindi. Tavır ve davranışlarında yaptığı ve yapacağı herşeyden emin bir liderin hali vardı. Atlarla sabaha karşı dört civarında Kocatepe’deki karargâh yerine ulaştılar. Gece hava karanlıktı. Ay, etrafı aydınlatamayacak kadar ince bir hilâl halindeydi. Fakat o gece ayın hilâli yalnız değildi. Hilâlin ucunda bir de yıldız gelip yerleşmiş, Türk bayrağını gökyüzüne nakşetmişti. Gökyüzünde ay-yıldız, yüzlerce yılda bir ancak ulaşabildikleri bu yakınlığa bu gece ulaşmışlardı.Gece boyunca komutanlar ve askerler gökyüzündeki bu muhteşem birleşmeyi izlediler. Bu manzarayı göklerden gelen ilâhi bir işaret olarak görüp, sabah yapacakları Büyük Taarruzun büyük bir zafer getireceğine herkesin inancı tam olmuş, maneviyatları zirveye çıkmıştı.’ (1)

Şimdi size Ürkütlü Ahmet’ten bahsedeceğim. Bu şehidimizin mezarı Tınaztepe’dedir. Kocatepe’nin gizli kahramanlarından biri. Onlar Köpek Avcıları. Düşman savunma hattı dört sıra dikenli tellerle, tellere asılmış çanlarla ve özel eğitimli köpeklerle korunuyormuş. Bu hatları keşfiyat, köpekler yüzünden mahvolmasın diye, köpeklerle arası iyi olan mehmetçikler savunma hattına girip bir şekilde köpekleri kandırıp bizim tarafa getiriyorlarmış. Ürkütlü Ahmet bu keşfiyat sırasında şehit olmuş. Düşünebiliyor musunuz en ince ayrıntıyı bile düşünmüşler taarruz öncesi. Bunlar beni çok ama çok etkiliyor dostlar.

Burnumun direğini sızlatan ve anmaktan da yazmaktan da çok sıkıldığım bir konu var. O da Kocatepe’de düşmanla iş birliği yapan ihbarcılar. İçlerinde öz be öz Türklerin de bulunduğu bu hainler yüzünden orada masum köylüler katledilmiş. O köylülere ait şehitlik her yıl olduğu gibi bugün de ziyaret edilmiş pedaldaşlarım tarafından. Kim bilir parayla mı kandırıyorlardı, yoksa bugün olduğu gibi altınla mı bilinmez. Ama haini bu kadar bol olan başka bir ülke daha yoktur diye düşünüyorum. Atatürk’ün dahili bedhah dedikleriyle bakın görün ki hala daha uğraşıyoruz…
Şimdi Kocatepe’de olmak vardı. Dünyanın en mükemmel, taarruz organizasyonunun, strateji dehası Mustafa Kemal Paşamız tarafından uygulamaya konulduğu o coğrafyada olmak, havasını ciğerlerime çekmek, Taarruzcu pedaldaşlarımla o zorlu yolları pedallamak vardı dostlar… Lütfen herkes gitsin ve mutlaka o rotayı dolaşsın. Zafer yolu Türk milletinin diriliş ve var oluş hikâyesidir.
(1) Kurtuluş yolunda adım adım Büyük Taarruz/Osman KUTLU