Jale Ak Altunel yazdı…
Bugünkü Büyük Taarruz rotamız Sinan Paşa’dan Yıldırım Kemal Şehitliğine uzanıyor ve 42km’lik bir yol yapıyoruz.

Taarruzun ilk iki günü her ne kadar düşmanı tüm cephelerde yarmayı başarmış olsak da onların geri çekilirken tekrar toparlanma ve güçlenerek saldırma riski vardı. Evzon Alayı dedikleri seçme askerlerden oluşan özel birliği tarih kitaplarından anımsamayanınız yoktur. Giysileri bile özeldi ponponlu çoraplar tüylü şapkalar filan. Osman Kutlu kitabında bu alayın kostümündeki önemli bir detayı da vermiş. Eteklerinde tam 400 pile bulunuyormuş ve 400 yıllık Osmanlı hükümranlığını unutmadıkları simgeleniyormuş bununla. Bunlar rakibi psikolojik olarak bile bitirmeye yetiyor zaten. Teknolojik üstünlüğü silah ve mühimmat üstünlüğünü saymıyorum bile. Burada anlatmak istediğim Mustafa Kemal Paşa komutasındaki tüm o büyük komutanlarımızın ve Türk Ordusunun inancı, azmi ve asla pes etmeden, canı pahasına sathı, yani Vatanı savunma azmidir.
Üçüncü güne gelindiğinde en kritik karar, ikinci gün yani 27 Ağustos günü tüm iletişim hatlarının kesilmesi olmuş. Düşman savunma hatlarında emir komuta kademesi arasındaki sessizlik ve habersizlik, görüyoruz ki bu kritik günlerin pek çok anında onları zora sokmuş hatta paniklemelerine sebep olmuştur.
Bu sabah Büyük Taarruz bisiklet grubumuz Tokuşlar Köyü’nde Haydar Ağa’nın konağında kahvaltı ettiler ve yola koyuldular. Fahrettin Altay’ın kaldığı yerdir işte bu konak.

Sözde restorasyonu yapılacaktı bu evin. Ama nerdee. Var olanı, o büyük direnişi silmenin yok etmenin peşine düşmüş bir zihniyetten bunu ummak tek kelimeyle saflık olurdu.
‘Fahrettin Altay komutasındaki süvari kolorduları uzun bir yürüyüş ve intikal sonrası Şuhut, Kumalar Dağları, Sandıklı’dan geçerek Güdübez ormanlarına dalar. Toklu sivrisinden patika yolu takip eden süvariler, iğne deliğinden geçercesine sadece bir atlının geçebileceği dar ve sarp geçitten gece boyunca 5 tümen süvariyi geçirerek Sinanpaşa’ya bağlı Tazlar, Tokuşlar, Kınık, Çobanözü, Yörükmezarı, ormanlarında konuşlanır ve bir hamle ötelerindeki düşman mevzilerine dikkat kesilirler. Ön alınmış, hamle yapılmıştır. Daha önceden bu bölgede önemli istihbarat çalışmaları yapılır. Yunan devriyeler ve ajanlarda etrafa göz açtırmazlar. Yöre halkına yönelik görülmedik baskı ve zulüm vardır. Tokuşlarlı Haydar Ağa 60 adamıyla Türk ordusuna canları pahasına istihbarat Yunan ordusuna ters istihbarat yaparlar. Yunan asker ve ajanları hangi adamı yakalasalar tek laf bilgi alamadıkları gibi ceplerinde boş kâğıt parçasından başka bir şey bulamazlar. Aslında bu kâğıtlarda her türlü bilgi vardır. Ama onlar bir türlü göremezler. Çünkü ağanın adamlarının elindeki pelür kâğıtlar limon suyu ile yazılmış, ateşe tutunca yazılar belirir. İşte Türk’ün zekâsı buydu. İstihbarat/intikal bilgileri ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emirleri işte o kâğıtlardaydı.’ (Tekkekoyu-Afyon)
DÜŞMANIN YANGIN TABURLARI
Savaş öncesi bir muhabir Yunan Ordu komutanı Papulas’a 16 Aralık 1921’de bir soru yöneltir. Günün birinde der, bu işgal ettiğiniz yerlerden çıkmak durumunda kalırsanız ne olacak? Papulas buna olacak şey değil diye cevap verir. Ama eğer Sevr’le bize verilen bu topraklardan çıkmak durumunda kalırsak geride öyle bir enkaz bırakacağız ki 100 yıl bu topraklarda yaşam olmaz der.
Yukarıda bahsettiğim o 400 pilisi olan etekli Evzon Alayı vardı ya hani, işte onun komutanı Albay Plastiras, tam bir Türk düşmanıydı. Türkler ona şeytanın komutanı, kara şeytan gibi isimler takmışlardı. Albay Plastiras bir askerden ziyade terör çetesi gibi hareket ediyordu. Ve geri çekilirken masum insanların katliamında Plastiras’ın ve Evzon Alayının parmağı vardı. İşte bu komutan denmeyecek zavallı adam, Papulas’ın da emriyle yangın taburlarını çok önceden kurmuştu.
Savaş başladığında Afyon’da bulunan bu kuvvetler, savaşmak yerine geri çekilerek yakıp yıkma faaliyetlerine başlamışlardı. Afyon’dan itibaren her yerleşim yeri yakılıp yıkılıyor halk, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden katlediliyordu. Ve işin ilginç yanı Yunan kaynakları o dönemi anlatırken Osmanlı İmparatorluğu adını hiç kullanmıyor, Turks/Türkler ve Turkey/Türkiye ifadelerini kullanıyorlardı. Yeni Osmanlıcılar, keşke Yunan galip gelseydi diyenler duysunlar. Ola ki o duyması gerekenler o günkü yerli işbirlikçilerin torunları olmalı. Çünkü Evzon Alayı’na ve Plastiras’a yerli işbirlikçiler de yardım ediyorlardı. Yine yardım edenler arasında çok sayıda Ermeni çeteci ve Çerkez Ethem’in 200’e yakın adamı da katılmış ve iş çığırından çıkmıştı…
Atatürk’ün savaş sonrası Venizelos’la başlattığı dostluk havasını bozan da yine Plastiras olmuştur. Türk nefreti hayatı boyunca devam etmiş ve bu nefretini de tüm ülkeye yaymıştır.
***
Sinanpaşa’da Gazi Top’u, Zafer Anıtı’nı ve Zafer Mizesi’ni gezmenizi görmenizi öneririm dostlar.
28 Ağustos, düşmanın haberleşmesinin iletişimin kesilmesi sonucu gereken koordinasyonu kuramamasına neden olmuş ve toparlanmalarını yeniden güçlenmelerini ve karşı atağa geçmelerini imkânsız hale getirmişti. Çaresizce geri çekilmek zorunda kalmışlardı ve Afyon düşman işgalinden kurtulmuştu.
Bu gece bizim ekip, her yıl olduğu gibi Yıldırım Kemal şehitliğinin içine kuracaklar çadırlarını. Ben Büyük Taarruz bisiklet turunda en derin en güzel en huzurlu uykumu orada uyumuştum. Aklımın ucuna bile getirmedim oranın mezarlık olduğunu. Şehitlerimizin koynunda kendimi nasıl güvende, nasıl korunaklı hissettiğimi sözcüklerle ifade edemem. O gece çadırıma mat bile sermemiştim. Toprağın kokusunu hissettiğim anda da sızmış kalmışım…
Size Yıldırım lâkabını alan Kemal Bey’den, bu yiğit askerden bahsetmek istiyorum.
Kemal, İzmir nüfus müdürü Hasan Askerî Bey’in 1899 doğumlu oğludur. İstanbul’da Yüksek Baytar Mektebinde öğrenciydi. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan işgaline uğramasına alkış tutanlar gibi direnişçiler de vardı. Kemal bu direniş grubunun en hareketli neferiydi. Bir direniş sırasında tutuklanmış ve göstermelik bir mahkemeyle de o ve arkadaşlarına idam kararı çıkmıştı. Kemal ne yapıp edip ağır yara berelerle tutuklu bulunduğu yerden iki arkadaşıyla kaçtı. Babası onu artık orada yaşatmayacaklarını söyleyince Kemal dağlara kaçtı. Önce Kuvva-i Milliye çetelerine giren Kemal, düzenli ordumuz kurulunca Kuvva-i Milliye Ordusuna katıldı. Ona nerede ihtiyaç duyulsa yıldırım gibi yetişiyor, görevini layığıyla yapıyordu. Çok geçmeden Yıldırım lâkabını aldı. Afyon ve Sakarya muharebelerine katıldı. Kısacık ömründe Yıldırım Kemal kadar adı bilinen anılan yoktur.

Süvari Kolordusu karargâhında görevdeyken hastalandı. Konya’da hastanedeyken Büyük Taarruzun başladığını haber aldı ve doktorundan izin istedi. İzin verilmeyince kaçtı. 27 Ağustos’ta savaşın en yoğun yaşandığı gün doğruca Fahrettin Altay’a gitti ve karşısına dikildi. Selam verdikten sonra;
“Taarruz haberini alır almaz hastaneden çıktım ve trene atlayıp geldim. Emrinizdeyim.” dedi. Fahrettin Altay bu talebi kabul etmeyip onu kendi karargâhına göndermek istediyse de o ısrarlı bir şekilde;
“Kılıcımı sallayarak İzmir’e en önde girmek isterim, beni en ilerideki bir alaya göndermenizi rica ediyorum.” dedi.
Yıldırım Kemal’i kıramayan Fahrettin Paşa onu 2. Tümene gönderdi. Oradan da 2. Alay’a gönderildi.
Küçükköy İstasyonu düşmanın en büyük lojistik merkeziydi. Silah yiyecek asker ve malzeme sevkiyatı buradan yapılıyordu. Burayı imha görevi alan Yıldırım Kemal, her zamanki gibi yıldırım hızıyla lojistik merkezini dağıttı düşmanı imha etti. Ama yaralı bir düşman askerinin kurşunuyla orada şehit düştü.
Onun anısına Küçükköy tren istasyonuna Yıldırım Kemal İstasyonu adı verilmiştir.

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.