PKK/KCK elebaşlarından Bese Hozat, katıldığı bir televizyon programında bölücü açılıma ilişkin açıklamalar yaptı.
PKK’nın sözde silah bırakma kararının “dış baskılarla” değil, “örgütün kendi içsel dönüşümü ve Öcalan’ın iradesiyle” geliştiğini belirten Hozat, “Dünyada ve bölgede 20. yüzyıl dengeleri yıkıldı, sistemler çöktü. 30 yılı aşkın süredir bir 3. Dünya Savaşı yaşanıyor. PKK’nin 50 yıllık mücadele yöntemleri bu sürece artık yeterince cevap oluşturmuyor. Biz, 2004 yılında ulus devlet paradigmasından vazgeçtik. 2005 yılında KCK sistemini, Demokratik Konfederasyon sistemini ilan ettik. Silahlı mücadele stratejisini bırakıp, demokratik siyaset stratejisini esas aldık. Bu değişim arayışı 1993’lerde başlamıştı, 12. PKK Kongresi ile buna son noktayı koyduk. Bu kararı kendi öz irademizle, isteyerek verdik ve kararlıyız.” dedi.
Sürecin devletin bilgisi ve onayı dahilinde yürüdüğünü söyleyen Hozat, “devletin de demokratik çözüme sıcak baktığına dair işaretler” gördüğünü belirtti.
‘DEVLETİN İZNİYLE GERÇEKLEŞTİ’
İmralı ile yapılan görüşmelerin ve mektuplaşmaların bu kapsamda olduğunu belirten Hozat, şöyle konuştu:
“Önder Apo’nun kongreye sunduğu politik rapor, gönderdiği görüntülü mesaj ve 9 Temmuz’daki çağrısı devletin izniyle gerçekleşti. Bu, devletin de Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesine ‘evet’ dediği, Önder Apo’yu muhatap kabul ettiği anlamına geliyor. Biz de bu zemini güçlendirmek için 11 Temmuz’da silah yakma eylemi gibi güçlü siyasi mesajlar verdik. Ayrıca, Batı Zap gibi temas hatlarındaki riskli alanlardan ve provokasyona açık bölgelerden güçlerimizi çekerek sürecin önünü açtık. Bu adımlar, barış ve demokratik toplum sürecinin zeminini güçlendirme tutumuydu.”
‘AF DEĞİL ÖZGÜRLÜK YASALARI İSTİYORUZ’
“Eve dönüş yasası”, “pişmanlık” veya “kademeli af” gibi yaklaşımları “ciddiyetsiz, ucuz ve süreci sabote eden” tartışmalar olarak nitelendiren Hozat, sürecin ikinci evresinin “yasal düzenlemeler evresi” olduğunu belirterek şunları söyledi:
“PKK kadroları af istemiyor. Biz suç işlemedik; soykırım altındaki bir halkın varlık ve özgürlük mücadelesini verdik. Bu insanlar onurlu insanlardır; gözleri basitçe ailelerine dönmekte değildir. Tartışılan ‘suça göre kategori’ yaklaşımları süreci anlamamaktır. Talebimiz, herkes için özgürlük yasalarıdır. Eğer özgürlük yasaları çıkar, demokratik siyasetin önü açılırsa; bu hareketin en tepesinden en yeni savaşçısına kadar herkes gider, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her yerinde demokratik inşa çalışması yürütür. Siyaset anlayışımız Ankara’ya sıkışmak değil, toplumu ahlaki ve politik temelde inşa etmektir.”
TEHDİT ETTİ: TÜRKİYE ADIM ATMAZSA…
Bölgedeki “yeniden dizayn” sürecinde Türkiye’nin “ciddi bir beka sorunuyla karşı karşıya” olduğunu öne süren Hozat, “mevcut iktidarın ve devlet aklının bu tehlikeyi gördüğünü” ancak halen kararsız olduğunu ifade ederek, “Türkiye üzerinde çok ciddi bir tehlike var. Eğer Türk devleti adım atmaz, Kürt sorununu demokratik temelde çözmez, Kürtlerin varlığını ve kimliğini tanımazsa Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. Türkiye, varlığını ancak Kürt-Türk birliğini demokratik temelde sağlayarak koruyabilir. Devlet Bahçeli tehlikenin derinliğini görüyor ve kendince bir rota çizmeye çalışıyor. Ancak iktidar halen kararsız, bir çözüm programı ve politikası yok. Konjonktüre bakarak ‘bir şeyler buluruz’ yaklaşımı Türkiye’ye kaybettirir.” dedi.
CHP’NİN İMRALI KARARI
CHP’nin İmralı heyetine üye vermemesine dair konuşan Hozat, “CHP’nin heyete üye vermemesi büyük bir yanlıştı ve iktidara hizmet etti. Önder Apo, Kürt halkının baş müzakerecisidir. Onu muhatap almadan, ‘Sorunu Meclis’te çözelim’ demek samimiyetsizliktir. CHP’nin bu tutumu Kürtlerde öfkeye yol açtı. Ancak her şey bitmiş değil. Önder Apo, CHP’nin bu süreçteki öncülüğünü önemsiyor. CHP, ulusalcı ve eski kodlarından sıyrılarak, Önder Apo’yu muhatap alıp sürece ağırlığını koymalıdır. Yerel seçimlerin birinci partisi olarak inisiyatif almalıdır.” ifadelerini kullandı.
‘SÜRECİ ZEHİRLEYEN İSİMLER VAR’
Yaşar Güler, Hakan Fidan ve Ömer Çelik gibi isimlerin “üslubunun süreci zehirlediğini” belirten Hozat “Bu sürecin başarısı mücadeleye bağlıdır. İktidarın süreci toplumsallaşmaktan kaçıran tavrına karşı; demokrasi güçleri, kadınlar, gençler, sol-sosyalist çevreler bu süreci sahiplenmelidir. Savaş karşıtlığı ve barış talebi Türkiye geneline yayılmalıdır. Eğer güçlü bir sahiplenme ve mücadele gelişirse süreç başarıya ulaşır, aksi takdirde tıkanma ve olumsuz sonuçlar doğabilir.” diye konuştu.
Bölücü katil teröristler kesin sesinizi.
Türk Milleti kökünüzü kurutacak.