Tuna Kolbaşı yazdı…
1919’da Anadolu’nun bağrında filizlenen direniş, yalnızca bir toprak savunması değil, tarihin akışını değiştiren bir anti-emperyalist varoluş meydan okumasıydı. Türk Milleti, sömürgeci güçlere karşı verdiği bu savaştan sadece askeri bir zaferle değil, bir ulus-devlet ve onun en ileri siyasi ifadesi olan Cumhuriyet devrimiyle çıktı. İşte tam da bu var oluş biçimi, emperyalizmin asla sindiremediği, kabullenemediği ve sürekli olarak hedef tahtasına oturttuğu gerçektir.
Emperyalist sistem için Türkiye Cumhuriyeti, başı dik duran, kendi kanunlarını yazan, kendi eğitim sistemini kuran, kendi ekonomik politikalarını belirleyen ve bunu laik, millî bir karakterle yükselten bir “anomali”dir. Yok edilmelidir.
Tüm saldırılara rağmen Cumhuriyet’in adı, yoksullaştırılmış, eğitimi yozlaştırılmış, ekmeği küçültülmüş bir halkın yeniden ayakta kalma mücadelesinin ruhuna yeniden ilham verebiliyor.
Emperyalizmin çıkarı, bu ilhamın sönmesi, bu modelin çökertilmesi ve Türkiye’nin kendisine bağımlı, itaatkâr bir “hasta adam”a dönüşüp; Türk Milleti’nin egemenlik hakkını son ferdine kadar kendisine teslim etmesindedir.
Yağma yok! Cumhuriyet var!
Bu bağlamda, Tom Barrack ismi ve onun Türkiye’ye dair açıklamaları, rastlantısal bir şahsiyetin sözleri değil, bu tarihsel ve sistematik kabul edemeyişin güncel bir tezahürüdür. Barrack, salt bir iş insanı değil, Amerikan sermaye ve istihbarat çevrelerinin nüfuz sahibi bir temsilcisidir.
Bu dönemin elçisinin profilinin, bu ihtiyaca göre seçildiği çok açıktır.
Ayaklarını yere vurarak, tehditkâr bir dille iç siyasetimize müdahale eder bir tarzda konuşması, açık bir vesayet ve güdümleme dilidir.
Bu dilin mesajı nettir:
“Sizin siyasetinizi, ekonomik tercihlerinizi ve jeopolitik konumlanmanızı biz belirleriz.”
“Bağımsız ve milli bir çizgi izlemeye kalkarsanız, bedelini ödersiniz.”
“İçeride, size bu ‘dersi’ verecek, bizim taleplerimizi iç politika diline tercüme edecek işbirlikçi siyasetçiler her zaman bulunur.”
Barrack’ın kişiliğinde somutlaşan bu dış müdahaleci zihniyet, kendi başına etkisiz kalırdı. Asıl mesele, bu müdahaleye içeriden cevap veren, ona zemin ve meşruiyet sağlayan işbirlikçi siyaset anlayışıdır. Bu anlayış, milli çıkarları değil, küresel efendilerin beklentilerini önceliyor. Ekonomiyi “dış yatırımcı” adı altında yağmaya açıyor, ulusal güvenliği “ittifak” adı altında NATO’ya teslim etmeye devam ediyor, ulusal kültürel kimliğimizi “küresel entegrasyon” maskesiyle eritmeye çalışıyor; demografik yapımızı göç mühendisliğ ile bulandırarak müstemleke kültürünü yaygınlaştırıyor.
Gireceğimiz mücadelede elimizdeki tablo budur.
Bugün yaşadığımız krizlerin kökeninde, 1919’da kazanılan tam bağımsızlık ilkesinin bu iç-dış siyaset ortaklığının simbiyotik bir yönetimle aşındırılması yatmaktadır. Dış borçlanma, stratejik kurumların satışı, ittifak adı altında askerî ve diplomatik özerkliğin kaybı ve en nihayetinde egemenliğimizin tartışmaya açılması, bu sürecin doğal sonuçlarıdır.
Bunlar zaten bildiğiniz ve algılarınızın duymaktan körelmeğe başladığı cümleler.
Tom Barrack’ın gövde gösterisi ve onun yerli uzantıları ise; bize şunu hatırlatıyor:
Emperyalizm, 1919’da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde aldığı darbenin hesabını hâlâ kapatmaya çalışmaktadır. Yöntemleri değişmiş (açık işgal yerine ekonomik-finansal-siyasi kuşatma sürmekte), ancak hedef aynı kalmıştır. Amaç; tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni sonuna kadar gidip bertaraf etmek.
Bu nedenle, bugünkü mücadele sadece iktidara karşı değil, onun da arkasındaki bu çifte vesayet sistemine karşı yapılacaktır. Mücadele, 1919’da olduğu gibi, yeniden milli iradeyi, bağımsız karar alma mekanizmalarını ve kayıtsız şartsız egemenliği tesis etme mücadelesidir. Yapılması gereken, Barrack’ların ve onların içerideki gölgelerinin dilini değil, Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in “Ya istiklal, ya ölüm!” diyen dilini konuşmaktır.
Kemalistlerin bu iradenin merkezinde yer almadığı bir bağımsız Cumhuriyet tasavvuru mümkün değildir. Başka bir siyasal geleneğin, halkın inanç ve yaşayışına nüfuz etmesi ve düşünce çeşitliğini bir potada eritebilmesi de..
Varlığımızdan, adımızdan korkuyorlar, yarınlarına ait korkularını dünün yenilgisi ile besliyorlar.
Düşünce sistemimizin, ilke ve kuralları değişmemiştir. İnancımız değişmemiştir. Devrimin heyecanı değişmemiştir. Yenilendiğimiz de açıktır. Yaşadığımız günler; adımızı kullanan NATO’cu vesayetçilerin pisliğinden temizlenme, arınma ve Cumhuriyet Devrimi’ni, aklında ve kalbinde taşıyanların titreyip kendine gelme, aydınlanma zamanıdır.
Bağımsızlık, ancak ve ancak yeniden, korktukları 1919 ruhunda birleşmekle kazanılacaktır.
Çok güzel bir metin. Bu kısır döngü bir yerde kırılmalıdır. Müreffeh, mamur ve güzel ahlaklı insanların olduğu bir ülke inşa edeceğiz. Teşekkür ederim.
onların istediklerini yapsakta bedel ödüyoruz yapmasakta
çok güzel bir yazıydı teşekkürler