1. Haberler
  2. Analiz
  3. Neye mecbursunuz Özgür Efendi?

Neye mecbursunuz Özgür Efendi?

featured

Nurdan Savaş yazdı…

DEM Parti’nin TBMM’ye sunduğu rapor, devletin egemenliğini budama taslağıyla adeta devletin dizlerini bükme denemesi yaparken, nasıl oluyor da “DEM Parti ile ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM ile CHP ayrı düşemez” diyebiliyorsunuz?

Nasıl aynı çizgide durabilirsiniz?

Miting meydanlarında dile getirdiğiniz, övünüp seçmeni konsolide ettiğiniz “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi”, “Atatürk’ün partisi” gibi ifadeler ancak zor zamanda anlam kazanır.

Kolayken herkes Cumhuriyetçidir.

Zor olan, Cumhuriyetin temel nitelikleri tartışmaya açıldığında nerede durduğunuzu gösterebilmektir.

Özgür Özel’in “DEM Parti ile ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM ile CHP ayrı düşemez” sözleri tam da böyle bir sınav anıdır.

“DEM Parti ile ilişkileri bozma lüksümüz yok” ifadesi, başlı başına siyasi ve ahlaki bir problem barındırmıyor mu, Özgür Efendi?

“İçeriği ne olursa olsun, DEM’le yolları ayıramayız” mı diyorsunuz yani?

Nasıl bir siyasi tutarsızlık bu?

Bir yanda miting meydanlarında “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi”, “Atatürk’ün partisi” vurgusuyla cumhuriyetçi-seküler seçmene göz kırpacaksınız; öte yanda Cumhuriyetin temel niteliklerini tartışmalı hâle getiren çıkışlar karşısında “DEM’le ayrı düşemeyiz” diyeceksiniz.

Bu iki pozisyon aynı anda taşınamaz.

Burada mesele bir siyasi nezaket ya da geçici ittifak hesabı değildir.
Mesele, ilke ile aritmetik arasındaki tercihtir.

“Lüksümüz yok” ifadesi, siyaseti değerler üzerinden değil, mecburiyet psikolojisi üzerinden kurduğunuzu itiraf ediyor gibidir.

Neye mecbursunuz, Özgür Efendi?

DEM Parti’nin kamuoyuna yansıyan açıklamalarında;

özerklik,

yerinden yönetim adı altında fiili bölünme,

merkezi devlet yapısının aşındırılması başlıkları yer alıyor.

DEM Parti’nin kamuoyuna yansıyan metinlerinde ve söylemlerinde; özerklik, yerinden yönetim adı altında merkezi yapının zayıflatılması ve üniter devlet anlayışını tartışmalı hâle getiren başlıklar varsa -ki bu tartışmalar defalarca yapıldı- burada artık “fikir ayrılığı” değil, anayasal düzenle açık bir gerilim söz konusudur.

Bu durum, Cumhuriyetin üniter yapısıyla doğrudan bir çatışmayı ifade eder.

Cumhuriyetin üniter yapısı pazarlık başlığı değildir.
Olmamalıdır.

Bu noktada “PKK ile ilişki” tartışmasına girmeden bile sorun açıktır:

Bir siyasi çizgi, devletin temel niteliklerini aşındıran hedefler ortaya koyuyorsa; Cumhuriyetin kurucu partisi olduğunu söyleyen bir yapı, devletin üniter yapısını tartışmaya açan bir siyasal çizgiyle nasıl “ayrı düşemez”?

Cumhuriyeti savunduğunu söyleyen bir partinin yapması gereken şey kırmızı çizgiyi net biçimde koymak değil midir?

“Ayrı düşemeyiz” demek, bu çizgileri silikleştirmez mi?

Hiçbir kırmızı çizgi koymamak, siyaseten teslimiyet değil midir?

Sessizlik bazen tarafsızlık değildir; örtülü kabuldür.

Meydanlarda Atatürk vurgusu yapıp, Cumhuriyetin kurucu ilkeleri söz konusu olduğunda “denge” dili kullanmak…

Kimi kandırıyorsun, Özgür Efendi?

Cumhuriyetle özerklik yan yana duramaz.
Bu, seçmenin zekâsına pek saygılı bir tutum değil.

Cumhuriyeti savunmak sizin için bir slogandan ibaretse, Atatürk referansı sadece miting süsüyse, o zaman seçmenden “tarihi mirasa sadakat” beklemek de samimiyetsiz olur.

Cumhuriyetçilik, seçim dönemlerinde hatırlanan bir aksesuar değildir.
Bedeli olan bir duruştur.
Bedel ödemeden ilke savunulmaz.

Cumhuriyetin kırmızı çizgileri söz konusu olduğunda muğlaklık, aslında bir tercihtir.

Burada mesele DEM değil; CHP’nin kendini nasıl tanımladığıdır.

Cumhuriyete yönelik açık saldırılar karşısında sessiz kalmayı meşrulaştırıyorsanız, bu artık siyaset değil; seçmen kümelerini idare etme çabasıdır.

Cumhuriyetçi taban “nasıl olsa mecburlar” diye cepte görülüyorsa, bunun adı kapsayıcılık değil, seçmeni hafife almaktır.

CHP için Cumhuriyet, üniter yapı ve Atatürk ilkeleri pazarlık konusu eden bir çizgiyle yan yana durmak bir “mecburiyet” ise, o zaman meydanlardaki “kurucu parti” söylemini dekor olarak mı kullanıyorsunuz?

“Kurucu partiyiz” diyerek sadece geçmişle övünmek yerine, bugünde sorumluluk almak gerekmez mi?

Eğer Cumhuriyet, “kimseyi küstürmeyelim” denkleminin bir değişkeni hâline geliyorsa, sorun DEM’le ilişki meselesi değil; CHP’nin kendini nasıl tanımladığı meselesidir.

Cumhuriyetçi seçmen “nasıl olsa mecburlar” diye cepte görülüyorsa, bu kapsayıcılık değil, seçmeni hafife almaktır.

Cumhuriyet ile özerklik söylemleri yan yana durmaz.

Cumhuriyet, “seçim dönemi aksesuarı” hiç değildir, Özgür Efendi.

Unutma ki duracağın yer
“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır!” çizgisidir.

Teferruatlar hiçtir, p…ler Türk Milletine ahkam kesemez!

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!