Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nın devrimci kadrolarının kurduğu Cumhuriyet, halkçılık esasına dayanarak, kamuculuğun özgün yolunu çizdi. Sonrasında en az Halkçılık prensibi kadar önemli olan Laiklik ilkesini kabul ederek varlık koşullarını oluşturdu.
Laiklik olmadan Cumhuriyet olmaz; Türkiye yaşayamaz
Laiklik bir varlık meselesidir.
Mustafa Fehmi Kubilây bir varolma, bir vatan davasında, bekçi Şevki ve bekçi Hasan ile birlikte can verdi.
Kubilây demek, Cumhuriyet demek, Cumhuriyetin kendisini koruma iradesi demektir.
Meczup ve esrarkeş Derviş Mehmet’in başında olduğu güruh 23 Aralık 1930’da hilâfet ve şeriat getireceklerini söyleyerek, Menemen’de Cumhuriyet’e karşı ayaklanma başlatmaya yeltendi; 24 yaşındaki teğmen Kubilây’ı canavarca katlettiler.
JAKOBENİZM,
Atatürk’ün bu olaya tepkisi çok sert olmuş, halkının büyük çoğunluğunun katliamı alkışlaması nedeni ile Menemen’in haritadan silinmesini istemişti. İnönü’nün işgüzâr çabaları bu kararın alınmasına mâni oldu, belki, ama tarih bize Atatürk’ün devrimci jakoben anlayışının radikal çözümler üretebilme gücünü gösterdi.
Laiklik radikal biçimde korunmadığı sürece her zaman kaybedilme olasılığına sahiptir.
“Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.” -Atatürk
LAİKLİK VE ULUSAL EGEMENLİK
Laiklik düz mantıkla değerlendirilebilecek bir kavram değildir. Sadece din ve devlet ilşkilerini düzenlemez. Bundan çok daha kapsamlı olarak bir egemenlik biçimine işaret eder. Devletin nasıl ve hangi ilkelerle yönetildiğini gösterir.
Laikliğin olmadığı bir düzende demokrasiden bahsedilemez.
Teokratik devletlerde, otorite, meşruiyetini ilahi kaynaklara dayandırdığı için sınırsız yetkilere sahipti. Burada millet egemenliğine yer yoktu. İnsanlar birey değil, tebaaydı.
Laik düzenin iktidar üzerindeki sınırlayıcı rolü, otoritenin meşruluğunu ulus egemenliğinden almasıyla açıklanabilir. Laikliğin demokratik bir düzenin temel ilkesi olması gerçeği tam da burada başlar.
Hükümet işleri ve idarenin dayandığı ilke ve kurallar kaynağını dinden almaz. Siyaset ve yönetim işleri, yasalar ve kurallar, toplum hayatının ihtiyaçları ve gerçekler çerçevesinde düzenlenir. Bu nedenle laiklik Atatürk’ün bir hanedandan alıp, millete verdiği hakkın, hukukun, yani egemenliğin teminatıdır. Milletin egemenliğini garanti eder.
MÜTEDEYYİNLER
Bugün laikliği korumak ve ön plana çıkarmak çok daha önemli ve her zamankinden büyük bir ödev olarak önümüzde duruyor.
Laiklik olmazsa millet itibarı olmaz, ulus devlet de olmaz. Laikliği korumak, ulus devleti, sınırları korumak kadar önemli…
Ayrıca laiklik bireyin din ve özgürlüğünü sağlar, devlet ülkede var olan din ve mezheplere karşı tarafsız durur, bunlardan bir tanesinin diğeri üzerinde baskı kurmasını engeller. Herkes ibadetini özgürce yapma ve inancını yaşama hakkına sahiptir. Mütedeyyin insanların, yani Allah için ibadet eden, dini siyasete alet etmeyen, temiz dini duygulara sahip yurttaşların, modern devletler dönemindeki en önemli dayanağıdır laiklik ilkesi.
Laik devlet, demokrasinin temel koşulu olduğu için her türlü tartışmayı, yeniliği yüreklendirir, eyleme geçmedikleri sürece demokrasiyi yıkmak isteyen düşüncelere bile söz hakkı tanır.
TÜRK ULUSU HAKETTİĞİ DEĞERİ LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE BULDU
Ulusun, Cumhuriyet devrimiyle elde ettiği kazanımları koruması ve geliştirmesini savunan herkes, laikliği savunmak zorunda.
Solcular, demokratlar, sosyalistler, Türk milliyetçileri, laikliğe her zamankinden daha fazla sahip çıktıkları sürece ülkenin sorunlarını çözmeye muktedir olabilirler.
Kubilây Cumhuriyet için hayatını ortaya koyan bir vatan evladıdır.
Her zamankinden daha yüksek sesle onu anmalı, bir bayrak hâline getirmeliyiz.