Ahmet Murat Arıkanlı yazdı…
Çok gururlu, mutlu ve övünçlüyüm. Mecliste bulunan siyasi partilerin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin şerefini ve itibarını gözetmeden yürüttükleri sözde “Terörsüz Türkiye” sürecine tepki göstermek amacıyla İstanbul’dan atlayıp Ankara’ya geldim. 27 Aralık sabahı içim içime sığmayacak şekilde uyandım ve planlandığı üzere saat 13:00’da yola çıktım. Ne yalan söyleyeyim buluşma yerine giderken ufak da olsa acaba bir aksilik olur mu şüphesini kafamın içinde taşıyordum. Adımlarım Anıtkabir’e yaklaştıkça şüphenin yerini coşku ve inanç aldı. Kapıya ulaştığımda askeri üniforma giymiş bir adam bana “Saat kaç gibi Aslanlı yolda olunacaktı?” diye sordu. Ben de ona “Saat 1 gibi toplanılacak” dedim. Ben muhabbeti devam ettirmek için “Asker misiniz ?” diye sorunca şöyle cevapladı; “Değilim ama her Türk asker doğar.”
Aslanlı yol istikametinde beklerken bir yandan da halkın konuşmalarına kulak misafiri olmaya çalışıyordum. Parti ayrımı gözetmeksizin, her kesimden bölücü açılım sürecine tepkiler yükseliyor ve halkın siyasi partilere olan güvenini kaybettiğine şahit oldum. Kalabalığa doğru gelen ilk ünlü isim Muharrem İnce oldu. Muharrem İnce’yi gören birkaç isimden şöyle konuşmalar duydum; “Seçim gecesi kaybolduktan sonra bir daha takip etmedim.” Muharrem İnce’nin adaylık sonrası yürüttüğü bu süreç aslında halkın oyuna talip olacak siyasetçiler için ders niteliğindeydi. İnsanlar kendilerine hayal kurdurtan liderlerin peşlerinden bir süre gidebilirler ancak o inancı hayal kırıklığına uğratmış kişilerin izini bir daha takip etmezler.
Korteji gözlemlerken yanımda genç bir üniversite öğrencisiyle sohbet etmeye başladık. Final sınavlarına rağmen söz konusu ülkenin bekası ve geleceği olunca gözünü kırpmadan koşup gelmişti. Ben ona kalabalığa gelen ünlü isimleri saymaya çalışırken o bana “Ağabey ben Orkun Özeller albayımı bekliyorum” dedi. Bölücü açılım sürecine verdiği tepki nedeniyle bir süre cezaevinde kalan ve 27 Aralık sürecine destek veren isimlerden biri olan Orkun Albaya gençlerin ilgisi çok büyüktü. Kortej kalabalıklaşırken zemheri soğukta tekerlekli sandalye eşliğinde merdivenlere yaklaşan bir kadın dikkatimi çekti. O güne kadar o kadının varlığından haberdar değildim ve tanımıyordum. Kadın kalabalığa ulaştığında adeta alkış tufanı koptu. Yanımdaki kişilere o kadının kim olduğunu sorduğumda “Pakize Ana” cevabını aldım. Pakize ana oğlunu bu vatan uğruna şehit vermiş ve aynı zamanda Şehit Anaları Derneği başkanıymış. Bu güne kadar onu tanımadığım için içten içe mahçubiyet duydum.
Bayraklı kortej eşliğinde Anıtkabir’e doğru yürürken 11-12 yaşındaki evladıyla konuşan annenin oğluna verdiği cevap bugünkü ortam ve şeraitin özeti niteliğindeydi. Çocuk annesine “Anne, Meclis’te Atatürk’ü sevmiyorlar mı?” diye sorunca annesi ona “Oğlum bunu eve gidince konuşuruz” diyerek mahçup bir şekilde cevapladı. Arkamda iki adam arasında geçen muhabbet ise şu şekildeydi; “Eski iş yerim buraya çok yakındı. Canım sıkkın olduğu zaman buraya gelir huzur bulurdum. Hâlâ her gelişimde aynı huzuru buluyorum.” Bu cevap bir liderin aradan yıllar da geçse, halkına nasıl umut aşıladığının göstergesiydi. Anıtkabir’e doğru yürürken kalabalık tarafından atılan sloganlar ise şu şekildeydi; “Ne mutlu Türküm diyene”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.”
Anıtkabir’de saygı duruşu ve istiklal marşımızı da söyledikten sonra büyük bir heyecanla Anıt parka yürümeye başladım. Halkın büyük bir ilgisine mazhar olan Murat Ağırel bir vatandaşın övgülerine şu şekilde cevap veriyordu; “Asla pes etmeyeceğiz, bu toprakları kaderine terk etmeyeceğiz.” Anıt parkta 300-400 kişiden oluşan kalabalığa ilk sesini duyuran Çiğdem Bayraktar Ör oldu. Çiğdem Hanımın okuduğu bildiri özenle hazırlanmış ve halkın kahir ekseriyetinin görüşlerine hitap ediyordu. Özellikle vatanını ve milletini seven Kürt kökenli vatandaşların liderinin, Abdullah Öcalan gibi gösterilmesini kabul etmeyeceklerini yüksek sesle haykırdı. Nasuh Mahruki, Orkun Özeller ve Selim Erdoğan’ın konuşmaları da halk nezdinde büyük bir teveccühle karşılandı. Selim Erdoğan’ın “Biz burada herhangi bir siyasi partiyi temsil etmiyoruz. Buradaki insanların ortak özelliği cumhuriyete ve onun getirdiği devrimlere gönül vermiş ve kendisini adamış olanlardır.” açıklaması büyük alkış topladı. Selim Erdoğan, Erdem Atay’la arasında geçen konuşmayı ise şu şekilde aktardı, “Ağabey ne diyorsun kazanacak mıyız?” “Kazanır mıyız, kaybeder miyiz bilmiyorum Erdem ama kaybettiğimizi görmeyeceğiz.” Konuşmalar tamamlandıktan sonra sırasıyla “Gençliğe Hitabe” ve “Andımız” büyük bir coşkuyla okundu. Gençliğe hitabeyi okurken bir asır önce yazılan cümlelerin güncelliğini nasıl korumayı başardığına bir kez daha şahit oldum.
27 Aralık’ta toplanan kalabalığın ülke için nasıl bir anlam ifade ettiğini sorsalardı, bu soruya Orkun Özeller’in şu cevabıyla karşılık verirdim. “Atatürk Samsun’a çıktığında 18 kişiydi. Biz daha kalabalığız.” Evet biz daha kalabalığız ve bu kalabalık kar topu gibi büyümeye devam edecek…