1. Haberler
  2. Analiz
  3. Bir ulusun yeniden uyanışı

Bir ulusun yeniden uyanışı

featured

Ulaş Kaplan yazdı…

Altı Temmuz’da Nihat Genç’i sonsuzluğa uğurlarken Kocatepe Camii’nde tanık olduğumuz Türk ulusunun ruhu ve istenci, 27 Aralık’ta yeniden ortaya çıktı. Serkan Öz ve Erdem Atay’ın Veryansın TV’den yaptığı Anıtkabir çağrısını zamanla birçok aydın sahiplenmişti. Yurdun her köşesinden, hatta yurt dışından gelen on binlerce Türk, vatana sahip çıkma arzusuyla Aslanlı Yol’da buluştu; “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek Ata’nın huzuruna çıktı. Kitleleri bir araya getiren, ne bir siyasi partiydi ne de çıkar beklentisi. Ortak payda; vatan bütünlüğü, Atatürk sevgisi ve Cumhuriyetin kurucu ilkeleriydi.

KARANLIK ÇÖKMEKTEYDİ

Oysa millet “fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş” durumdaydı. Halkın umudu sömürülüyor, ümidi azalıyordu. Cumhuriyet değerleri yeterince benimsenmeyince, seçeneksiz kalan kitlelerin demokrasi ve adalet refleksi on yıllardır Aydınlanma karşıtı odaklar tarafından kullanılmıştı. Emperyalizmin etkileri iktidarla sınırlı kalmayıp ana muhalefete de uzanmıştı. Laikliğin giderek aşındırılmasına karşı net ve tutarlı bir tavır sergileyemeyen ana muhalefet kimlik siyasetinin girdabına kapıldıkça, vatan bütünlüğüne duyarlı Anadolu halkına güven vermekte zorlandı.

Muhalif seçmen, Mustafa Sabrilerin günümüzdeki yansımaları olduğu izlenimini veren aktörlere oy vermeye mahkûm bırakıldı. Bu durum tek adam rejimini aşmak şöyle dursun, daha da pekiştirdi. Ana muhalefete sirayet eden ‘Atatürkçü görünümlü karşıdevrimciliğin’ ne tehlikesi kavrandı ne de hesabı soruldu. Siyasal dincilikten ve etnik kimlik siyasetinden medet umuldu. Böylece hüsran son genel seçimlerde yinelendi.

1990’lı yıllarda Mümtaz Soysal’ın saptadığı gibi, Cumhuriyet’in kurulmasını ve Türk devrimini önemsizleştirme ve sıradan gösterme eğilimi psikolojik operasyon olarak süregelmekteydi. Dahası, Cumhuriyeti zorbalık olarak gösteren, Türk ulusu kavramını ırkçılıkla özdeşleştiren, Türk kimliğini ırka indirgeyen söylem ve taktikler doruğa çıkıyor; demokrasi iddiasındaki liberal kesimler tarafından da destek görüyordu. Bölücülük; demokrasi ve insan hakları kılıfıyla şirin gösteriliyordu. Teröriste hoşgörünün de ötesinde meşruluk kazandırma çabalarının, halkın çoğunluğunun adalet anlayışıyla bağdaşması mümkün değildi.

BİR DÖNÜM NOKTASI OLARAK 27 ARALIK 2025

Böyle bir ortamda Anadolu’nun bağrından gerçeği haykıran bir yanıt gerekiyordu. 27 Aralık 1919’daki Kılızca Gün ateşi yeniden alevlendi. 1923 Aydınlanma Devrimi’nin kıvılcımı 27 Aralık 2025’te parlayarak Aslanlı Yol’da dalga dalga yayıldı. Bu hayırlı gün, yakın tarihin belki de en zorlu dönemlerinden birinde yaşandı. Türk ulusu, bu günle birlikte “muhtaç olduğu kudret”i anımsamaya ve daha yüksek bir bilinçle benimsemeye yöneldi.

24 Haziran 2023’teki ‘Cumhuriyet Değerlerinin Bilince Dönüşmesi’ başlıklı makalede “halkın içinden, gerçek çözüme öncülük yapacak bir ‘kritik kütle’ gerekiyor” diye yazmıştım. Kritik kütle önce 6 Temmuz’da, ardından 27 Aralık’ta kendisini gösterdi. Bu coşku ve farkındalık boşa gitmemeli; bilinçlenmeye ve güç birliğine dönüşmeli.

Tek adam rejimine karşı kim aday çıkarsa sorgusuz sualsiz desteklemeye hatta biat etmeye hazır olan bireyler kendilerini ve toplumu ‘demokratlık ve çağdaşlık’ kimliğine indirgemiş; yüksek farkındalık gerektiren daha temel değerleri göz ardı etmişlerdir. Önemli bir kısmı yüksek eğitimli bireylerden oluşan bu kesim, demokrasi söylemi merkezindeki lider odaklı ana muhalefet kadrolarına yönelik kurumsal ve ilkesel sorgulamadan kaçınmıştır. Tek adam korkusu ve nefreti siyasal tercihlerde asıl belirleyici unsur hâline gelince, muhalif kitlenin adalet refleksi güç odaklarının hizmetine girmiştir.

“Muhalefete muhalefet edilmez” koşullanması içindeki bu kitlenin demokrasi umudunun her seferinde boşa çıkması bir kısır döngünün yansıması değil mi? Bu kitlenin gerçek tehlikenin farkına varıp Cumhuriyet değerlerine sahip çıkması; gericiliğe ve ikinci cumhuriyetçiliğe prim vermekten vazgeçmesi nasıl sağlanabilir? Bu çıkmazın aşılabilmesi, içten bir özeleştiri sürecini gerekli kılıyor. Korku ve nefretin güdümüne giren adalet duygusu ve enerjisi özgürleştirilerek Cumhuriyet ilkelerinin benimsenmesine ve güçlenmesine sevk edilmelidir.

TÜRK GÜNEŞİNİN YENİDEN DOĞMASI

Cumhuriyet değerlerinin özümsenmesi için yeni bir bilinç seferberliği gerekiyor. Anlaşılmalıdır ki Cumhuriyet olmadan demokrasi olmaz; vatan bütünlüğü olmadan hukuk devleti mümkün değildir; demokrasi ve hukuk devleti, ancak laik Cumhuriyet temelinde tesis edilebilir.

27 Aralık’ta kendisini gösteren Türk ateşi yaygın eğitim seferberliğine dönüşmelidir. Cumhuriyet devriminin ışığıyla beyinleri ve yürekleri aydınlatmalıyız. Aydınlanmanın güneşi Anadolu’da yeniden doğmayı ve tüm yurda ışımayı bekliyor. Gereken dönüşüm gerçekleşirse, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken yurt çapında yaşanan ızdırap bu güneşin doğum sancısı olarak anımsanacaktır…

En karanlık gecede bir kıvılcım düştü Anadolu toprağına. Küçücük bir ışık kalpten kalbe geçti. Cumhuriyet meşalelerine dönüşerek Aslanlı Yol’da yürüdü; Atatürk’ün sonsuz ışığıyla birleşti. Kimi korktu geri çekildi, kimi görmezden geldi. Ama bu ışık paylaşıldıkça büyüdü.

Gün gelecek, meşaleler birleşecek; bir sabah gökyüzü kızıla boyanacak. Aydınlanma güneşi Anadolu’da yeniden doğarak her yüreği aydınlatmaya başlayacak. O gün diyeceğiz ki: Kılızca Gün’ü yaşamıştık; karanlığa teslim olmayıp ışığa sahip çıkmıştık; parçalanmayıp bir olmuştuk…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!