1. Haberler
  2. Analiz
  3. Türkiye’nin birinci önceliği, Venezuela ve haydut ABD

Türkiye’nin birinci önceliği, Venezuela ve haydut ABD

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Emperyalizm… 20. yüzyılın başında kapitalizmin yeni ve en üst aşaması olarak ortaya çıktı.

Banka sermayesi ile sanayi sermayesinin birleşmesi, malî sermaye üzerinde bir oligarşi oluşturur ve saldırgan, tekelci nitelik kazanan kapitalizm, mazlum ülkelerin topraklarını cebren işgal eder. Kaynak ihtiyacını mazlum ulusların yeraltı yerüstü zenginliklerini sömürerek gidermeye başlar. Sömürü sadece petrol ya da değerli madenlerle ilgili değildir, insanlar da emperyalizmin sömürü çerçevesine dahildir. 

HAYDUTLUK MANİFESTOSU

İnsanı ve doğayı yok oluşa götüren emperyalizm, kendi hukukunu bile tanımayacağını bir kez daha gösterdi.

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti‘ne yapılan saldırı ve beraberinde devletin yasal ve meşru Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin kaçırılması, açıktan bir haydutluk ilânıdır.

ULUSLARARASI HUKUK ASKIDA, TRUMP SUÇ İKRARI YAPTI

Trump, ”Biz istediğimiz kadar Venezuela’yı yönetiriz. Sonrasında ‘demokratik’ bir yönetime devrederiz. Artık herkes ABD’ye kafa tutulamayacağını, istediğimiz anda dünyanın her yerinde aynısını yapacağımızı gösterdik” diyerek, bir savaş sonrası kapitalist örgüt olan BM’nin kararlarını bile tanımayacağını, Kolombiya ve Küba başta olmak üzere tüm Latin Amerika ülkeleri için aynı planı yaptığını gösterdi. Aynı zamanda dünya ticaretinde en büyük rakip olarak gördüğü ve Venezuela ile ekonomik siyasi ilişkilere sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı stratejik bir hamle yapmış oldu. Venezuela, petrol satışının yüzde 80’ini Çin’e yapıyor. Bu deklarasyon yeni emperyalist savaş manifestosudur.

HALK, BOLIVARCI İKTİDARI VE MADURO’YU DESTEKLİYOR

Hugo Chavez’in ulusal sol politikasını takip eden Maduro, bir egemen ülkenin yapması gerektiği gibi petrolü ulusallaştırdı. ABD’nin sömürücü şirketlerinden Venezuela halkını kurtardı. Millileştirme temelde bir halk hareketidir. Kendi petrolünü çıkarıp, satan Bolivarcı Venezuela doğal olarak halkının eşit yaşam talebine de karşılık vermeyi amaçlıyordu; ki bunu ABD’nin 25 yılı bulan ambargosuna rağmen gerçekleştirdi. Ambargoya direnerek yaşamak ancak halkçı, sosyalist ülkelerin yapabileceği bir iştir. Halk nezdinde zaman zaman memnuniyetsizlikler ortaya çıksa da Maduro iktidarı ambargo baskısına karşın, halkı gözetmeyi başardı. 3 yıl önce gözümle gördüğüm için kesin ifadelerle söylüyorum, Venezuela halkı Bolivarcı düşünce ve Maduro iktidarını destekliyor.

Tam da bu nedenle sayısız darbe girşimi, Machado gibi sahte muhaliflerin sınırsız provokasyon ve komplolarına karşın halk Maduro ve partisini iktidarda tuttu. Tabii ki bu gerçeği Batı medyasına ya da oralardan beslenen medyaya bakarak anlayamazsınız. Onlar 30 yıl boyunca ”isyan eden bir Venezuela halkı” dizayn etmeye çalıştılar. Oysa Venezuela’da halk her geçen yıl daha güçlenen bir ulusal uyanışa sahip oldu.

Başkent Caracas’a yapılan saldırı, dünya petrol rezervlerinin neredeyse 3’te 1’ine sahip olan Venezuela’nın ABD’nin sömürücü politikasına, ne pahasına olursa olsun, taviz vermeyeceğinin anlaşılmasından kaynaklanıyor. Aylardır süren denizden saldırı, kuşatma, tehdit, 25 yıllık ambargo, Venezuela petrolünün taşıyan tankerlerin vuruluyor olması, Trump yönetime bu gerçeği gösterdi.

LATİN AMERİKA’NIN ULUSAL SOL İKTİDARLARI VE ABD’NİN MONROE DOKTİRİNİ

Ulusal sol Chavez programından rahatsız olan Beyaz Saray, bu saldırı ile birlikte Venezuela’nın sadece petrol kaynaklarını değil, yeraltı zenginlikleri ve değerli toprak elementlerini de gasp etmeye hazırlanıyor.

ABD, Güney Amerika’nın bütününe dair stratejik bir planlama içerisinde. 

Pentagon’un yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, bu hedefi gizlemiyor. Strateji belgesi âdeta yeni bir Monroe doktrini ilânı.

Monroe doktirini, ”Güney Amerika’ya benden başka sömürücü kuvvet giremez. Oradaki tüm zenginlikler benim sömürü potansiyelimi oluşturuyor. Burada bana tam uyumlu hükümetler olacak. Benim siyasetimi uygulayacaklar. Benim işaretlediğim alan, siyasetin ya da fiili olarak girmek isteyen doğal düşmanım olur” diyor.

Ulusal sol, Monroe doktirinin anti tezidir. Biri varsa diğeri olmaz. 

Chavez, kendi ülkesi ve genel olarak Latin Amerika’nın özel şartlarına uygun bir halkçı yönetim programı oluşturmuştu. Sosyalizmin yolunu açacak bu program, Küreselleşen kapitalizme, ulusal devleti koruyarak, gümrük duvarları ve ulusal pazar, sanayi ile karşı koymayı amaçlıyor. Türkiye’nin çıkış yolu ile tam uyumlu bir siyasi program. 

Ulusal sol olarak tarif edebileceğimiz Chavez iktidarı, emperyalist şirketlerin sömürüsüne son vermeyi ve kaynakları halk için kullanmayı amaçladı. ABD Başkanı Trump da kovulan şirketlerine atıfla, “Venezuela petrolü bizim” diyor.

ABD, Avrupa’nın Afrika ve Orta Doğu’daki petrol kaynaklarına sahip olma arzusu karşısında, rezerv olarak, dünyanın en büyüğü gözüken Venezuela’yı tercih etmişti. İlk organize petrol arama çalışmalarını ABD’li şirketlerin yapmış olması geniş petrol yataklarını Amerika’nın özel mülkiyeti hâline getirmiyor. Aynı şekilde Panama geçidini ABD’li şirketler yaptı diye, Panama Amerika’nın mülkiyetine geçmiyor.

SALDIRIYI MEŞRULAŞTIRAN 3 İŞLEVLİ AMBARGO

ABD, egemen Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin hukukunu ortadan kaldırmak için Caracas saldırısını gerçekleştirdi.  Halkın kullanacağı kaynak ortadan kaldırmak adına ve sonucunda Chavistacı hareketin başarısız olması için, 25 yıldan bu yana Venezuela’ya ambargo uyguluyor.

Ambargo, ABD açısında çok işlevli bir özellik ile ilerliyor:

1- Venezuela’nın petrol satmasını engelliyor
2- Petrol taşıyan tankerlere el koyuyor ya da son dönemde olduğu gibi  doğrudan vuruyor
3- Venezuela’nın yurtdışındaki altın ve döviz rezervleri ve alacaklarını gasp ediyor.

Venezuela emekçi halkı bu ağır ambargo koşullarına Chavista ruhu ile direndi, direnecek.  Devlet başkan yardımcısı Decly Rodriguez, ”Maduro ulusumuzun tek başkanıdır, Venezuela tekrar köle olmayacak. Venezuela hiçbir ülkenin kölesi olmayacak” diyerek ulusun kararlılığını ortaya koydu. 

ABD, ulusal sol Chavista iktidarını yıkmak amacıyla 25 yıl boyunca birçok darbe girişiminde bulundu, Chavez ve Maduro’ya suikast girişimleri tertipledi, fakat başarılı olamadı.

Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da, sosyalist başbakan Lula da Silva başta olmak üzere Kolombiya, Küba, Peru, büyük ölçüde Bolivya yeni Monroe doktrini saldırısının süreceğini görüyor.

Trump ve ABD Genel Kurmay başkanı basın toplantısında bu amacı gizleme gereği bile duymadılar.
Bu nedenle Lula ve diğer Latin Amerikalı liderler, cesursa Caracas’a yapılan saldırının ve Maduro’nun esir alınmasının bir barbarlık, hukuksuzluk olduğunu cesurca söylediler.

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Venezuela düşerse sıranın Kolombiya’ya geleceğini net gördü. Tam da bu nedenle Monroe doktrinine karşı, yeni dünyanın büyük kurtarıcıları Simón Bólivar, José Martí’nin büyük Kolombiya, büyük Latin Amerika idealinde kolektif bir savunma gerçekleştirmeyi amaçlıyor.
Petro, Filistin’le samimi dayanışma göstererek, ABD ve onun Ortadoğu’daki piyonu İsrail’e açıktan tavır almıştı.

ORINICO MADENCİLİK KUŞAĞI VE DEĞERLİ TOPRAK ELEMENTLERİ

Venezula Cumhuriyeti, ambargo nedeni ile petrol çıkarmakta zorlanırken, son derece rasyonel bir hamle yaparak Orinico Madencilik Kuşağını oluşturdu.

Maduro, 2016’da Orinoco Madencilik Kuşağı’nı kuran kararı imzaladı. Yaklaşık 112 bin kilometrekarelik (ülke topraklarının yüzde 12’si) bu alan, başta altın olmak üzere elmas, koltan, nikel ve nadir toprak elementlerinin çıkarılması için stratejik bölge ilân edildi. Hükümet, bölgede 8 bin tondan fazla altın bulunduğunu ve Venezuela’yı dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden biri yapacağını duyurdu.

Batı medyası bu durumu bile bir kara propagandaya dönüştürdü.
Kuşağın bir kalkınma merkezi olmak yerine suç örgütleri, siyasi ve askeri yolsuzluklar, kaçakçılık ve ağır çevre tahribatıyla anılan bir bölgeye dönüştüğünü propaganda etti.

KLASİK BİR CIA TAKTİĞİ: YALAN VE ŞEYTANLAŞTIRMA

ABD’nin emperyalist savaş makinesinin önüne çıkıp dur diyen herkesi şeytanlaştırdı. Maduro için de aynısını yaptılar.

Çünkü Maduro ulusalçılık ve halkçı ekonomi konusundaki iktidar anlayışı ile Beyaz Saray’ın çıkarlarına bir hayli ters düşmüştü. CIA ve onun operasyonel aparatı Delta Force, Maduro’yu kaçırma planını çok uzun zamandır tasarlıyordu.

Hukuksuzluğunu meşrulaştırmak için Beyaz Saray yıllardır, Chavista yönetiminin terör örgütleri ve suç ağlarıyla bağlantılı olduğu ileri sürüyor. İkincisi Venezuela yönetiminin ABD’ye uyuşturucu soktuğunu öne sürüyorlar ki bunu Küba ve Kolombiya devleti için de iddia ettiler; ama hiçbir somut delil ortaya koyamadılar. Üçüncüsü Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 2024 başkanlık seçimlerinde usulsüzlük yaptığı ve meşru olmadığı; işte bu Cumhuriyet ile yönetilen Venezuela halkının iradesine ipotek koymak anlamına geliyor.

Bunların tamamı bir yalandan ibaret. 

DOĞAL GAZ VE ALTIN REZERVLERİ

Venezuela sadece dünya petrol rezervlerinin üçte birine sahip olan bir ülke niteliği taşımıyor, fakat aynı zamanda dünyanın altıncı büyük doğalgaz rezervine, Latin Amerika’nın en büyük altın yataklarına, küresel ölçekte 12’nci sırada yer alan demir, 15’inci sıradaki boksit ve önemli elmas rezervlerine de sahip.

Bir zamanlar ülke, özellikle petrol, gaz, demir cevheri ile işlenmiş alüminyum ve çelik ihracatında önemli bir üretici konumundaydı.

Bunun yanı sıra Venezuela, modern teknolojiler için kritik öneme sahip nadir toprak elementleri de dahil bir dizi maden açısından da zengin. Özellikle “mavi altın” diye de anılan koltan ve toryum, cep telefonlarından elektrikli araçlara, savunma sanayinden yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar pek çok alanda kilit rol oynuyor.

Üstelik tüm bu kaynaklar, yüksek biyolojik çeşitliliğe, bol su varlığına ve Karayipler ile Atlas Okyanusu’na erişimi olan stratejik bir coğrafyada yer alıyor.

TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ ÖNCELİĞİ

Bu zenginliklerin tek sahibi olmak için ABD yalan makinesi işliyor. Yalan makinesi ve kara propaganda İran için de işliyor. Trump, İran’ın iç meselesi olan protestolarla ilgili, ”İran’daki muhalifler için müdahale ederiz” demedi mi?

Amerikan emperyalizmi yeni paylaşım savaşını başlattı. Venezuela, Kolombiya, İran sonra da Türkiye var. 

”Gelişmeleri endişe ile izliyoruz” demekle tehlike savuşturulamaz.

Emperyalizme karşı savaşla kurulan Türkiye’nin, bir tek ABD yazılıma bağlı savunma sistemi ve uçakları başta olmak üzere, siyasal ve ekonomik bağımlılık yaratan tüm ilişkilerden kurtulması, büyük tehlikenin bertaraf edilmesi adına birinci önceliktir. Bu da bir iktidar meselesidir. Cumhuriyet’ten yana tüm ulusal kuvvetleri birleştiren bir iktidar…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!