1. Haberler
  2. Gündem
  3. Tokat’ta Çalbaba için ‘Açık Hava Cemevi’ tescil başvurusu

Tokat’ta Çalbaba için ‘Açık Hava Cemevi’ tescil başvurusu

Tokat’ın Günçalı–Güzelce ve Killik köyleri üzerinde yer alan, yüzyıllardır Alevi-Bektaşi inancı doğrultusunda korunarak bugüne taşınan Çalbaba Ormanı ve Çaltepe inanç alanının kalıcı olarak korunması için Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na resmi başvuru yapıldı. Başvurucular, siyanürlü altın madeni ruhsatlarına karşı yürütülen hukuk mücadelesinin Sisifos’a dönüştüğünü vurgulayarak, Çalbaba’nın hem inanç merkezi hem de kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesini talep etti.

featured

VERYANSIN TV

Tokat’ta Alevi-Bektaşiler açısından kutsal kabul edilen Çalbaba inanç merkezine ilişkin dikkat çeken bir başvuru yapıldı.

Günçalı–Güzelce ve Killik köyleri arasında kalan Çaltepe Ormanı’ndaki alanın “Açıkhava Cemevi-Alevi-Bektaşi ibadet alanı” olarak tescil edilmesi ve bölgede kalıcı koruma statüsü oluşturulması talebiyle T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na idari başvuruda bulunuldu.

113 kişinin yaptığı başvuruda; Çalbaba’nın yalnızca bir inanç merkezi değil, aynı zamanda yüzyıllardır korunagelen bir doğal ve kültürel miras olduğu belirtilerek, Çaltepe’nin tamamının “Çalbaba türbesi ve şifahanesi niteliğinde korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı” olarak tescili istendi. Ayrıca Çalbaba Ormanı’nın “özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları” kapsamında “taşınmaz tabiat varlığı” olarak tescil edilerek koruma altına alınması talep edildi.

Dilekçede tescil talebinin yalnızca Çaltepe ile sınırlı olmadığı vurgulandı. Çalbaba’nın “etkileşim sahası” içerisinde yer aldığı ifade edilen Günçalı, Güzelce, Killik, Aydoğdu, Batmantaş, Kervansaray, Çayören köyleri ile Güzelce Barajının da koruma kapsamına alınması istendi.

Dilekçede, Çaltepe’nin “açıkhava cemevi” niteliğinde olduğu belirtilerek; şehir dışında yaşayan vatandaşların dahi bayramlar ve belirli dönemlerde köye gelerek burada cem ibadeti gerçekleştirdiği, alanın kuşaklar boyunca Alevi-Bektaşi kültürünün yaşatıldığı bir merkez olduğu ifade edildi.

‘TEK BİR KURU DAL DAHİ HASSASİYETLE KORUNDU’

Başvuruda yer alan anlatımlarda; ormanın yöre halkı tarafından yüzyıllardır “tek bir kuru dalın dahi dışarı çıkarılmadığı” bir hassasiyetle korunduğu, ölü-kuru ağaçların dahi ekolojik döngünün parçası olarak muhafaza edildiği savunuldu. Bölgenin ardıç ve meşe başta olmak üzere anıtsal nitelikte ağaç topluluklarına ev sahipliği yaptığı belirtilerek, tescilin hem inanç hem de doğa koruma açısından zorunlu olduğu vurgulandı.

Dilekçede, Çal Tepe’nin sadece Alevi yurttaşlar tarafından değil, çevredeki Sünni köyler tarafından da ziyaret edildiği; alanın toplumsal bağları güçlendiren, kültürel köprü işlevi gören bir ortak mekân olduğu da dile getirildi.

TALEP: TESCİL VE KORUMA KARARI

Dilekçede, bölgenin maden arama ruhsatları nedeniyle tehdit altında olduğu belirtilerek, kutsal kabul edilen alanların korunmasının hem inanç özgürlüğü hem de kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması açısından zorunlu olduğu kaydedildi.

Başvurunun sonucunda üç başlıkta karar verilmesi isteniyor:

  • Çalbaba inanç merkezinin “Açıkhava Cemevi – ibadet alanı” olarak tescili
  • Çaltepe’nin tamamının (Güzelce Barajı dahil) “taşınmaz kültür varlığı” olarak tescili
  • Çalbaba Ormanı’nın “taşınmaz tabiat varlığı” olarak tescili

‘KALICI BİR KORUMA ALABİLMEK İÇİN…’

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkan Yardımcısı ve davanın savukatı İsmail Hakkı Atal, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Basına ve kamuoyuna ;

Tokat Günçalı -Güzelce ve Killik köyleri üzerindeki, Hacı Bektaş-ı Veli’nin izinden giden Alevi Can’ların 500 yıldır kuru bir dal parçasını dahi dışarıya çıkarmadıkları; Çaltepe ve Çalbaba inanç ve ibadet merkezinin “Açıkhava Cemevi -Alevi-Bektaşi ibadet alanı” olarak tescili, Çaltepe’nin tamamının “Çalbaba türbesi ve şifahanesi niteliğinde” ” korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı ” olarak tescili, “Çalbaba ormanının” “özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ” şeklinde ” taşınmaz tabiat varlığı”olarak tescili için Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığına Günçalı ve Killik köy muhtarlıkları ile 113 köylü adına idari başvuru yaptık.

AKP’nin sömürge madenciliği kurumu MAPEG Çalbaba üzerine 4 tane siyanürlü altın madeni ruhsatı verdi ve Maduro’nun altınlarını Türkiye’de akladığı iddia edilen Ahlatçı Holdingin HLC madencilik firmasına karşı açtığımız davayı Haziran 2025’te kazanmıştık.

Çalbaba -HLC davasını kazanmamızdan yaklaşık 5 ay sonra HLC -İstanbul Rafineri A.Ş. Yetkilileri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada tutuklanmışlardı. Ancak AKP iktidarda olduğu sürece sömürge madenciliği kurumu olarak çalışan “vatana ihanet ve insanlığa karşı suç” nedeniyle yargılanması gereken yöneticilerin başında olduğu MAPEG’in Çalbaba üzerinde verdiği diğer altın madeni ruhsatı olan Zeni Madenciliğe karşı da dava açtık ve bu defa Tokat İdare Mahkemesinin verdiği Yürütmeyi Durdurma kararı Samsun Bölge İdare Mahkemesinde kaldırıldı.Sisifos görevine dönüşen davalarda Çalbaba’nın yok edilmesini engellemek için kalıcı bir koruma alabilmek amacıyla Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığına 9.01.2026 tarihi itibariyle başvurumuzu yaptık.

‘HUKUKİ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ’

Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığına yaptığımız bu başvuru aynı zamanda Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının gerçek bir kurum mu, yoksa AKP’nin Alevileri aldatmak ve boş vaatlerde bulunarak eylemsiz bırakmak için kurulmuş kağıt üzerinde bir kurum mu olduğunu da ortaya koyacak.

Çalbaba ormanındaki Cem ibadeti gerçekleştirilen anıt ağaç “açık hava Cemevi” niteliğinde olduğu Kültür Bakanlığının kayıtlarına geçmişti. Halk yüzlerce yıldır bu bölgedeki ardıç ve meşe ormanını hiç dokunmadan korumayı başardı. Ağaçların hiçbir dalına bile dokunulmadığı için tepede çok sayıda ölü ağaç var ve bu ölü ağaçların varlığı Çal Tepe ormanının biyolojik döngüsünün devamını sağlıyor.Hiçbir yasal statüsü olmadan halk tarafından bugüne kadar korunan Çalbaba ormanı ile ilgili “Doç. Dr. Güldem Baykal Büyüksaraç tarafından hazırlanan raporda, halkın ormanla kurduğu bağın tersine bir antropojenik etki yarattığına işaret edilerek, “Antropojenik etki, yaygın anlamıyla, olumsuz etkilere karşılık gelmektedir. Bu etkiler ormansızlaşma, sanayileşme, kentleşme, kirlilik, doğal kaynakların aşırı tüketimi ve sera gazı emisyonu gibi çeşitli insan eylemlerinin sonucudur. Çal Baba ise bugün tam da insan eliyle ve emeğiyle yaşamaya devam ediyor. Bu olumlu antropojenik etkiyi açıklamak üzere ‘insan katkılı eko-gelişim’ kavramı önerilebilir” görüşüne yer veriliyor.”

İklim krizinin pençesinde kıvranan insanlığa doğanın sahibi değil, onun bir parçası olduğunu gösteren bu inanç ve geleneği her koşulda geleceğe taşımak ve korumak için hukuki mücadelemizi sürdürüyoruz.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!