1. Haberler
  2. Gündem
  3. Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün: İşte CHP’li başkanların savunması…

Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci gün: İşte CHP’li başkanların savunması…

Aziz İhsan Aktaş suç örgütü soruşturması kapsamında 6'sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da arasında bulunduğu 200 sanığın yargılandığı davanın duruşması, ikinci gününde bazı tutuklu sanıkların savunmasının alınmasının ardından sona erdi.

featured

Aziz İhsan Aktaş suç örgütü soruşturması kapsamında, 5’i tutuklu 7 belediye başkanının da aralarında bulunduğu toplam 33’ü tutuklu 200 sanığın yargılanmasına ikinci gününde de devam edildi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısında bulunan 1 numaralı salonda görülen duruşmada, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, başka tutuklu sanıklar, tutuksuz sanıklar ve tarafların avukatları hazır bulundu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, duruşmayı takip etmek üzere Silivri’ye geldi. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve partililer Özel’i kapıda karşıladı.

‘YILLARDIR TANIDIĞIM ARKADAŞIMLA ARAMIZDAKİ PARA ALIŞVERİŞİ BİR ANDA RÜŞVET OLARAK NİTELENDİRİLDİ’

ANKA’nın haberine göre; duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, “Çalışma hayatım boyunca hep belediyelerde görev yaptım. Adıyaman’daki çalışmalar adeta bir şantiye alanı gibiydi. Gerçekten çok zor durumda olan bir kentti. Orada faydalı olabileceğimi düşündüğüm için göreve başladım. Adıyaman’da insanlar büyük travmalar yaşamıştı. Üzülerek söylüyorum ki bu ülkede kötülük o kadar sıradanlaştı ki insanlar, kendi konforları ve kendi hayatları için hiç düşünmeden bir başkasına yalan söyleyebiliyor, iftira atabiliyor ve insanların hayatını mahvedebiliyor. Ben de sekiz aydır cezaevinde yatıyorum. Benimle ilgili ifade veren arkadaş Savaş Çetinkaya’yı İzmir’den tanırım. Kendisi de İzmir’de yaşıyor. 2016 yılında Altaş firmasında çalışıyordu. O dönem personel alımlarında kendisini arardım, bize yardımcı olurdu. Tanışıklığımız çok eskiye dayalıdır. Zaman zaman aramızda para alışverişi de olmuştur. En son belediye başkan aday adaylığım sürecinde Ankara’da da yanımdaydı. Kendisiyle sürekli görüşüyorduk, bana destek oluyordu. Ancak anlam veremediğim bir şekilde bana böyle bir iftirada bulundu. Yıllardır tanıdığım bir arkadaşla aramızdaki para alışverişi bir anda rüşvet alışverişi olarak nitelendirildi. Kendisinin bana gönderdiği 170 bin liralık bir para vardır. Ben bu parayı aldığımı zaten söylüyorum. Ancak benim ona gönderdiğim 25 bin liralık bir ödeme, sanki ben ondan rüşvet almışım gibi dosyada gösteriliyor. Yani benim gönderdiğim para, benim aleyhime rüşvet olarak kullanılmıştır. Bunu kabul etmiyorum. Sanki aramızda sürekli bir para alışverişi varmış gibi gösteriliyor. Bu kadar yakın bir arkadaşımla bu noktaya gelmiş olmamızı anlayamıyorum. Ben aldığım bütün paranın tamamını arkadaşımıza ödedim. Buna rağmen bu arkadaş beni tanımadığını söylüyor, böyle bir durumun olmadığını iddia ediyor. Dosyada o kadar çok yalan beyanı var ki, kendisiyle benim Abdurrahman Tutdere tarafından tanıştırıldığımızı dahi söylüyor. Böyle bir şey kesinlikle yoktur” dedi.

‘BENİM GÖREV YAPTIĞIM SÜRE BOYUNCA İHALE VERİLMEDİ’

Kayhan savunmasının devamında, “Ben kimseden rüşvet almadım, rüşvete aracılık etmedim. İddia makamı, rüşvete aracılık iddiasını bir ihale verme gerekçesine dayandırmıştır. Biz kesinlikle herhangi bir ihale vermedik. Ben bir buçuk yıl boyunca görev yaptım ve bu süre içerisinde ilgili firmaya ya da onun bağlantılı firmalarının hiçbirine ihale verilmedi. İhale yapmadık, ihale vermedik. Ayrıca neden ihale yapmadığımızı da açıklamak istiyorum. Biz göreve başladığımızda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından, Avrupa Birliği fonları kapsamında ve diğer belediyeler aracılığıyla belediyemize temizlik araçları verilmişti. Çöp kamyonları ve süpürge araçları teslim edilmişti. Başkanımız ve ilgili arkadaşlarımızla yaptığımız değerlendirme sonucunda, böyle bir ihaleye gerek olmadığı kanaatine vardık. Çünkü belediyemizin yeterli sayıda aracı bulunuyordu. Birkaç araç takviyesiyle bu hizmeti tamamen kendi belediye imkanlarımızla yürütebileceğimize karar verdik. Nitekim başkanımız göreve geldiğinde, daha önce kullanılan birçok kiralık aracın sözleşmesini de feshetmişti. Bunun nedeni tasarruf sağlamaktı. Amacımız; kendi kendine yeten, kendi ayakları üzerinde duran, güçlü bir belediye yapısı oluşturmaktı. Bu hedef doğrultusunda Adıyaman’da kısmen de olsa bunu başarmıştık” dedi.

KADİR AYDAR: AZİZ İHSAN AKTAŞ’IN BENİM DÖNEMİMDE ALDIĞI İHALE BULUNMAMAKTADIR

Tutuklu sanık Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar mahkemede yaptığı savunmasında, ‘Ben 2024 yılı Mart ayında Ceyhan Belediye Başkanı seçildim. Aziz İhsan Aktaş ve yakınlarının belediyelerden aldığı herhangi bir ihale olmadığı gibi, benim dönemimden önce yapılmış ihalelerin de devamı söz konusu olmamıştır. Aziz İhsan Aktaş ve akrabalarının, 2024 yılında belediye başkanı seçildikten sonra benim dönemimde aldığı herhangi bir ihale bulunmamaktadır ve devam eden bir ihale de yenilenmemiştir. İhsan Aktaş ve yakınlarının şirketlerine yapılan ödemeler usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Şöyle ki; aynı tarihlerde başka firmaların da belediyeden alacakları ödenmiştir. Aktaş ve yakınlarının şirketlerine yapılan ödemeler özel ya da ayrıcalıklı ödemeler değildir. Belediyeden alacağı bulunan diğer firmalar da aynı şekilde ödemelerini almıştır. Aktaş, değeri 4 milyon lira olan bir daireyi 20 milyon liraya aldığını söyleyerek rüşvet verdiğini iddia etmektedir. Ancak yine Aktaş’ın, babamla ev pazarlığı yaptığını iddia ettiği 25–26 Temmuz tarihlerinde, akrabalarının şirketlerinin belediyeden olan toplam alacağı sadece 1,5 milyon liradır. Tapunun alındığı Ağustos ayında da yine alacak tutarı 1,5 milyon liradır. Aziz İhsan Aktaş, Kasım ayında 300 bin dolar verdiğini iddia etmektedir. O tarihte ise şirketlerinin belediyeden bir kuruş dahi alacağı bulunmamaktadır. Bir insan 1,5 milyon lira alacağı için 20 milyon lira ödeme yapar mı? Kasım ayında hiçbir alacağı olmayan bir şirketin tahsili için 300 bin dolar verir mi? Temmuz ayında yapılan bir ödemenin rüşveti dört ay sonra mı ödenir? Yani veresiye rüşvet mi olur? Savcılığın yaptığı araştırmalar sonucunda, iddianamede de belirtildiği üzere, bir dairenin değerinin 7,5 milyon lira olduğu tespit edilmiştir. Yine savcılığın yaptığı değer tespitine göre bu iki dairenin toplam değerinin 15 milyon lira olduğu belirlenmiştir. Bu daireler iki bağımsız bölümden oluşmakta olup, tek daire haline getirilmiş, son derece lüks, özel tasarım ve full eşyalı dairelerdir. Savcılığın dahi iddianamesinde çıplak haliyle toplam 15 milyon lira olarak belirttiği bu daireler, babam tarafından full eşyalı ve özel tasarımlı haliyle Aziz İhsan Aktaş’a 15–16 milyon lira bedelle satılmıştır. Aziz İhsan Aktaş ise ifadesinde bu daireleri 20 milyon liraya satın aldığını söylemiştir. Bu 20 milyon lirayı da; tapuda 4 milyon lira, ayrıca 6 milyon lira ve 300 bin dolar olmak üzere ödediğini iddia etmektedir’ dedi.

OYA TEKİN’DEN ‘KORUMA ORDUSU’ TEPKİSİ

Daha sonra tutuklu Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Aziz İhsan Aktaş davasında hâkim karşısına çıktı.

Duruşmada, 4 Haziran’da tutuklanan ve “rüşvet almak” suçlamasıyla yargılanan Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin’in savunması alındı. Tekin, “Sayın Başkanım, sayın heyet üyeleri, şu an karşınızda, bir milyon nüfuslu Seyhan halkının seçilmiş iradesi olarak bulunuyorum. Ancak bundan da önemlisi, 35 yıllık bir hukukçu olarak karşınızdayım. Bir hukukçu olarak meslek hayatım boyunca tarihi davalara hep dikkatle baktım. Hukuk devleti ilkesine, yargılamaların tarihe nasıl not düştüğüne önem verdim. Mesleki yaşamımı da bu hassasiyetle şekillendirdim” diye konuştu.

Oya Tekin, dün tutuklu belediye başkanları olarak bir araya getirildiklerini, basını takip etme, avukatlarıyla görüşme imkanı bulamadıklarını, son derece insani ihtiyaçları bir çay ya da su taleplerinin bile karşılanmadığını anlattı. Tekin, şöyle devam etti:

“Savunma hakkı kutsaldır. Ben yıllarca insanların savunma hakkına aracılık etmiş bir hukukçuyum. Dün ise savunma hakkını kullanacak durumda bile değildik. Tansiyonum düştü, konuşamayacak hâle geldim. Eğer savunma sırası bana o an gelseydi, bu şartlarda ifade veremeyeceğimi söylemek zorunda kalacaktım. Akşam koğuşa döndüğümde koğuşumdaki kadın arkadaşlar beni karşıladı. Bana, basında izledikleri haberlerden yola çıkarak, ‘Suç örgütü liderliği’nden yargılanan birinin özel araçlarla, makam aracı ve korumalarla getirildiğini söylediler. O an gözlerim doldu. Dokuz aydır, haklılığımın verdiği güçle ayakta duruyorum; her gün ağlayan biri değilim. Ama o an düşündüm: Bizler, bölmeli, kapalı cezaevi araçlarında, adeta ‘canlı tabut’ denilen koşullarda taşındık. Bu uygulamayı tarihe not düşmek istiyorum.

Cezaevinde televizyonu çok nadir açıyorum. Ancak her açtığımda, kendine gazeteci diyen bazı kişiler tarafından, aynı dosya üzerinden, aynı cümlelerle, aynı ithamlarla yargısız infaz yapıldığını görüyorum. Dün akşam yine Seyhan Belediyesi ile ilgili aynı senaryoyu izledim. Gizlilik kararı olan bir dosyadaki bilgilerin, nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığını sormak istiyorum. Bir hukukçu olarak, masumiyet karinesinin bu kadar pervasızca çiğnenmesini kabul edemiyorum. Masumiyet karinesi evrensel bir ilkedir. Bir insan, hüküm verilene kadar masumdur. Gizli soruşturma dosyalarında yer alan bilgilerin, televizyon ekranlarında kesin suç gibi sunulması bu dönemin yargı pratiğine dair tarihsel bir nottur.”

‘BURADAN DA BAŞIM DİK ÇIKACAĞIMA İNANIYORUM’

Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin, Adana’nın ilk seçilmiş kadın belediye başkanı olduğunu, bu göreve bir lütufla gelmediğini, yıllarca verdiği mücadeleyle, kadın hakları, eşitlik, adalet ve özgürlük için yürüttüğüm çalışmalarla halkın iradesiyle seçildiğini belirtti. Tekin, şöyle devam etti:

“Şafak operasyonu yapılmasına gerek yoktu. Çağrılsaydım giderdim. Antalya’da Yörük Türkmen Festivali’ndeydim. Otelden alındım. Kaçacak biri değilim. Hukuku bilen biriyim. Buna rağmen, ülkemde daha önce defalarca tanık olduğumuz şekilde, çağrıyla ifade verebilecek kişiler yerine, şafak operasyonları tercih edilmiştir. Antalya’da nezaretteyken, eşimin de Adana’da gözaltına alındığını öğrendim. Henüz neyle suçlandığımızı dahi bilmiyorduk. Ortada suçüstü yoktu, sadece bir şüphe vardı. Buna rağmen, gizli olması gereken dosya bilgileri kamuoyunda dolaşıma sokuldu.

Sayın Başkanım, ben bir hukukçuyum. Bu ülkenin onurlu bir vatandaşıyım. Üç evlat yetiştirdim. Onlara bırakacağım en önemli miras onurumdur. Bugün de onurluyum. Buradan da başım dik çıkacağıma inanıyorum. Bu yaşananların tamamını, hem şahsım hem de bu ülkenin hukuk tarihi adına kayda geçmesi için anlatıyorum. Gözaltına alındığım gün, benimle birlikte iki kadın belediye başkanı daha bulunuyordu. Herhangi bir ayrıcalık talep etmedik. Hepimiz sıradan şekilde otobüslere bindirildik. Beş belediye başkanı, bir önceki dönem milletvekilimizle birlikte sıralandık. Bu sırada bir kamera çekimi yapıldığını fark ettik. Basının olup olmadığını sorduk. Ortam son derece gergindi. Bunun emniyetin kamerası olduğu, arşiv amaçlı kullanılacağı söylendi. Sağlık kontrolünden sonra, gecenin üçünde Çağlayan Adliyesi’ne getirildik. Fiilen dinlenilmiş gibi yapıldı ancak gerçekte savunmamız alınmadı. Tutuklandık ve ben cezaevine gönderildim.

‘O FOTOĞRAFI ÇALIŞMA OFİSİME ASACAĞIM’

Cezaevindeki ilk görüşümde, dışarıda çocuklarımın, ailemin ve bana güvenerek oy vermiş Seyhanlı hemşerilerimin beklediğini öğrendim. Buradan kendilerine destekleri ve güvenleri için teşekkür ediyorum. İlk ziyaretçim bana, üzgün bir şekilde, iki kolumda polislerle çekilmiş bir fotoğrafımın basına servis edildiğini söyledi. O an anladım ki bu görüntü, gizlilik kararı olan bir dosyada, emniyet kamerasıyla çekilen görüntüydü. Şunu açıkça ifade ettim: Benim için sorun değildir. Bu fotoğrafı, masumiyetimi ispatladığımda, çalışma ofisimde asacağım ve altına ‘Ben de bu hukuksuzluğu yaşadım’ yazacağım.”

Tekin, Adana’da serbest çalışan bir avukat olan eşinin, iddianameye göre, “Ankara’da Aziz İhsan Aktaş ile görüştüğünü, Aktaş’ın belediyeden alacağını tahsil edememesi üzerine kendisine bir milyon dolar verildiğinin belirtildiğini” aktararak, “İsnat edilen eylem budur. Suç olarak da Türk Ceza Kanunu’nun 252/2 maddesi uyarınca rüşvet alma gösterilmektedir. Ancak burada dikkat çekici olan şudur, Aziz İhsan Aktaş, benimle görüştüğünü söylememektedir. Benimle ilgili herhangi bir görüşme, konuşma ya da talimat iddiası yoktur. Buna rağmen iddianamede, parantez içi ifadelerle, niyet okumaya dayalı şekilde, ‘eşinin benim adıma parayı aldığı’ yönünde bir varsayım kurulmuştur. Bu varsayım, ne maddi vakaya ne de somut delile dayanmaktadır” dedi.

Ceza hukukunda suçun oluşabilmesi için maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurlarının birlikte bulunması gerektiğini vurgulayan Tekin, soruşturma evresinde savcılık makamının, yeterli şüpheyi maddi vakalarla ortaya koymak zorunda olduğunu aktardı.

‘KAMUOYU ÖNÜNDE YARGISIZ İNFAZ YAPILDI’

Yeterli şüphenin, varsayımlarla ve niyet okumayla değil, hukuka uygun elde edilmiş somut delillerle oluşturulacağını anlatan Oya Tekin, savunmasına şöyle devam etti:

“Bu dosyada yeterli şüphe dahi oluşmadan iddianame düzenlenmiştir. Kaldı ki tutuklama için yeterli şüphe de yetmez; kuvvetli suç şüphesinin varlığı gerekir. Buna rağmen ben dokuz aydır Silivri Cezaevi’nde tutukluyum. Dokuz ay… Bu süre, yalnızca şahsım açısından değil, ülkemiz, toplumumuz ve adalet duygusu açısından son derece ağırdır. Suçun en temel unsuru olan kamu görevlisi sıfatı açısından bakıldığında dahi, benimle kurulmuş bir irtibat yoktur. Bir görüşme yoktur, bir talimat yoktur, bir talep yoktur. Buna rağmen rüşvet alma suçlamasıyla tutuklandım.

Ayrıca savcılık makamı yalnızca iddia edilen delilleri değil, lehime olan delilleri de toplamakla yükümlüdür. İfadelerimde açıkça bir husumet bulunduğunu dile getirdim. Bu husumetin ne olduğuna dair hiçbir araştırma yapılmadı. İfadelerim bütüncül şekilde değerlendirilmedi. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı hiçe sayılarak, gizlilik kararı olan bir dosya üzerinden kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı.”

‘RÜŞVET SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK, SUÇ ORTAYA ÇIKMADAN ÖNCE FAİLİN KENDİ İRADESİYLE BİLDİİRLMESİ HALİNDE SÖZ KONUSU OLABİLİR’

Oya Tekin, etkin pişmanlığın, bir beyan delili olduğunu, özgür iradeyle verilmiş olması gerektiğine işaret ederek, dosyadaki etkin pişmanlık beyanlarının tutukluluk koşullarında, yani özgür iradenin ciddi şekilde baskı altında olduğu bir ortamda alındığının görüleceğini söyledi.

Tekin, “Rüşvet suçunda etkin pişmanlık, suç ortaya çıkmadan önce, failin kendi iradesiyle gidip durumu bildirmesi halinde söz konusu olabilir. Oysa burada soruşturma başlamış, kişiler tutuklanmış ve sonrasında bu beyanlar alınmıştır. Bu haliyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hukuken mümkün değildir” değerlendirmesini yaptı.

Yeterli şüphe dahi oluşmadan, suçun maddi ve manevi unsurları ortaya konulmadan, Silivri Cezaevi’nde tutulduğunu söyleyen Tekin, “Bu durum yalnızca benim açımdan değil, toplumun adalet duygusu açısından da son derece ağır bir tablodur. Cezaevi koşullarında, sınırlı imkânlarla bu savunmayı hazırladım. Sırf bu koşullar yüzünden benim koğuşumdan 3 kişi etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandı. Belki sadece savunma yapmakla yetinmemek, söyleyeceklerimizi bir dilekçeyle de sunmak gerekir. Çünkü yaşananlar gerçekten çok acıdır. Bu yalnızca benim adıma değil, bu toplum adına acı bir tablodur. Bir toplumda ahlaki deformasyon, özellikle adalet mekanizmasında başlarsa, bunun altında hepimiz kalırız. Sonrasında hukuk, hak ve adalet kavramlarını konuşmak anlamını yitirir” dedi.

‘AZİZ İHSAN AKTAŞ’I TANIMAM’

Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını, Aktaş’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanların, Seyhan Belediyesi ve şahsı açısından açıkça bir hesaplaşma aracına dönüştürüldüğünü ifade eden Tekin, süreçte eşimin adının da dosyaya bu şekilde sokulduğunu anlattı.

Aziz İhsan Aktaş’ın, Adana’da ve Türkiye’nin birçok yerinde belediyelerle çalışan, belediye yapısını iyi bilen, bu ilişkileri yıllardır sürdüren birisi olduğunu aktaran Oya Tekin, şunları kaydetti:

“Ben ise belediyenin iç işleyişini yeni öğrenen, kamu kaynaklarını doğru kullanmaya çalışan bir yönetici konumundaydım. Aziz İhsan Aktaş, 19 Temmuz tarihinde rüşvet verdiğini iddia etmektedir. Oysa ben o tarihte henüz görevimin üçüncü ayındaydım. Seyhan’ın birikmiş, ağır sorunlarıyla boğuşuyordum. Hizmet üretmeye, sistemi düzeltmeye çalışıyordum. Böyle bir rüşvet ilişkisi iddiasının, hayatın olağan akışıyla da hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede Aziz İhsan Aktaş’ın bir suç örgütü kurduğu, bu örgütün kamu idarelerini ele geçirerek ihaleler aldığı, fiyatları yükselttiği belirtilmektedir. Ben göreve geldiğimde, tam da bu tür yapıları kırmak için çalıştım. Çünkü sürdürülebilir bir yolsuzluk düzeni ancak bu şekilde ayakta kalır. Ben bu düzeni bozduğum için bugün buradayım.

‘YILLARDIR DEVAM EDEN İŞ İLİŞKİLERİ BENİM DÖNEMİMDE SONA ERMİŞTİR’

Nitekim Aziz İhsan Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir. Açık ihaleye çıkılmış, kendisi bu ihalelere dahi katılmamıştır. İddianamede adı geçen birçok şirketle ilişkilerinin devam ettiği kabul edilirken, Seyhan Belediyesi özelinde bunun kesildiği görülmektedir. Burada husumetin kaynağını ayrıca aramaya gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben, onun iş alanını ortadan kaldırdım. Göreve geldikten bir hafta sonra, bir hukukçu refleksiyle Sayıştay raporlarını, müfettiş raporlarını, önceki yönetim dönemine ilişkin denetim raporlarını istedim. Belediye yönetimine bu şekilde başladım. Amacım; yasaya, mevzuata ve kamu yararına uygun bir belediyecilik anlayışı kurmaktı. Bu raporlarda özellikle park ve bahçelerle ilgili ihalelerde ciddi sorunlar tespit edilmişti. Kamu kaynağında israf vardı, personel yapısı bozulmuştu, belediyenin önemli bir alanı fiilen bir müteahhidin kontrolüne bırakılmıştı. Ne yaptım? Belediye bünyesinde yeterli personel varken bu işlerin belediye eliyle yapılabileceğini düşündüm. Park ve bahçeler ihalesini açmadım. Bunun yerine, belediye personeliyle ve 270 kadına istihdam sağlayan bir toplumsal sorumluluk modeliyle bu hizmetleri yürüttüm.

Eğer benim zihniyetim rüşvet, menfaat ve kişisel kazanç üzerine kurulu olsaydı; bu alandan en az 500 milyon liralık bir rant sağlanabilirdi. Tam tersine, kamu kaynağını korudum, tasarruf ettim. Bu nedenle bugün yargılanıyorum. Aziz İhsan Aktaş ihaleye devam edemedi. Onunla birlikte hareket eden başka kişiler de bu alanın dışında kaldı. İddianamede yer alan ilişkiler, imzalar ve organizasyonlar anlatılırken, Seyhan Belediyesi’nde bu yapının neden sona erdiği hiç sorgulanmamıştır. Ben burada bir suçtan değil, bir belediyecilik anlayışından dolayı yargılanıyorum. Süresi belirsiz bir tutukluluk içindeyim. Bu yalnızca benim değil, bu ülkenin adalet duygusu açısından da ağır bir tablodur.”

ZEYDAN KARALAR: BENİM HAYATIMDA BİR GÜNDE YÜKSELME, TORPİL YOKTUR

Tutuklu Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, savunmasında, çalıştığı her yerde devlete, kamuya ve yaptığı işe karşı sorumluluk duyan bir insan olduğunu, üretimden kaliteye, maliyetten sanayi süreçlerine kadar işin tamamını sahiplenerek çalıştığını anlattı.

Karalar, 1981–1991 yılları arasında aile şirketinde çalıştığını, 1993–1994 yıllarında tekrar fabrikada görev aldığını, 1994 yılından itibaren ise profesyonel olarak sanayi ve üretim alanında çalışmaya başladığını belirterek, şöyle konuştu:

“Makineyle çalıştım, makine yönettim, üretimi planladım. Türkiye’de, Almanya’da ve Brezilya’da faaliyetleri olan yapılarla çalıştım. Alman ortakların olduğu, mühendislik ve bayilik sisteminin çok sıkı yürüdüğü bir düzendi. Bayilerden sorumlu olduğumuz dönemlerde dahi usulsüzlüğe, torpile, gayriresmî ilişkilere izin vermedik. Bir gün bir bayi temsilcisi gelip, ‘Seni ortak yapmak istiyoruz’ dedi. Açıkça reddettim. ‘Bizimle çalışmıyorsan gelme’ dedim. Çünkü ben işimi, çıkar ilişkileriyle değil, liyakatle yapmayı tercih ettim. Sonrasında üretimde ciddi sorunlar yaşandı. ‘Bu fabrikayı kim düzeltecek?’ denildiğinde, sahada çalışan mühendisler ve işçilerle birlikte süreci toparladık. Üretimi yüzde 60’lardan yukarı çıkardık. Kademe kademe, adım adım, başarıyla ilerledik. Benim hayatımda bir günde yükselme, torpil ya da kayırma yoktur. Daha sonra, dünyaya tekstil ürünü satan büyük bir fabrikada 12 yıl çalıştım. Tüm görevlerimi hak ederek, başarıyla ve sırasıyla aldım.”

‘DEVRALDIĞIMIZ BELEDİYENİN DURUMU FELAKETTİ’

Zeydan Karalar, 2014’te Seyhan Belediye Başkanı olduğunda, belediyede temizlik hizmetlerini yürüten bir şirket bulunduğunu, ancak Seyhan’da yıllardır yapılmayan, ihmal edilen pek çok işi hayata geçirdiklerini söyledi. Karalar, şunları kaydetti:

“Kamu malını dikkatle kullanan, işçisiyle sağlıklı ilişki kuran, vatandaşa hizmeti önceleyen bir yönetim anlayışı benimsedik. Sonuçta iki yıl içinde halkın takdiriyle yeniden seçildim. Ardından Büyükşehir Belediye Başkanı oldum. 2019 yılında devraldığımız belediyenin durumu felaketti. Geliri borcunun dörtte biri kadardı. Yaklaşık 350 haciz dosyası vardı. Pandemiye rağmen, beş yıl içinde tüm haciz dosyalarını kapattık. Borcu gelirinin dört katı olan belediyeyi, bugün borcu gelirine oranla çok daha düşük bir noktaya getirdik. Bugün 860–890 milyon dolarlık borç devralınmış, yaklaşık 180–200 milyon dolar seviyesine düşürülmüştür. Bu süreçte, kimseyi siyasi görüşüne göre ayırmadık, sosyal yardımları artırdık, hizmeti herkes için eşit sunduk. Bu nedenle bugün milyonların desteğini alan, dürüstlüğünden şüphe edilmeyen bir belediye başkanı olarak anılıyorum. Hatta benim, Türkiye’nin sevdiği, saydığı biri olduğum için sanık sandalyesinde olduğumu söyleyen çok kişi var.

‘AZİZ İHSAN AKTAŞ’IN ŞİRKETLERİ BENİM DÖNEMİMDE SEYHAN BELEDİYESİ’NDEN İŞ ALMADI’

Aziz İhsan Aktaş’ın şirketleri benim dönemimde Seyhan Belediyesi’nden iş almadı. Yeni moda oldu herhalde bu, belediye başkanı ihale mi verir? Aziz İhsan Aktaş’ın şirketleri Seyhan Belediyesi’nde bizimle çalışmadı ama ben nedense bu dosyadayım. 2019 sonrasına ilişkin olan bu dosyada benim ne işim var? Ben Adanalıyım, benim Silivri’de ne işim var? Biz Adanalı olarak direkt Allah’a bağlıyız. Ben gerek Seyhan, gerek Adana Büyükşehir dönemimde, yerel basında belediyeye ya da şahsıma ilişkin herhangi bir iddia yer aldığında, konunun muhatabı olmaktan kaçmamış, aksine bizzat savcılığa ihbarda bulunmuş biriyim. Hakkında en küçük bir şüphe olan bir işlemin üzerini örtmek gibi bir alışkanlığım hayatım boyunca olmamıştır. Dosyada yer alan iddiaların dayanağı olarak gösterilen hususlar ise maddi ve mantıki tutarlılıktan tamamen yoksundur. Ben 7 aydır tutukluyum. Bunu hiçbir vicdan kabul etmez. Ailemden, Adana’mdan 7 aydır ayrıyım. Benim tutuklu olmam, Adana’yı, ailemi cezalandırmak demektir. Adana deprem atlattı, ölüm az ama yıkım çoktur. Deprem gören bir ilde yapılacak çok iş vardır. Bunlardan mahrum ettik Adana’yı. Adana büyüktür ama geliri küçüktür. Depremden dolayı gelen bir hibe vardı, artmış da bir para vardı. Bir proje düşünüyorduk. Ben buraya geldim, Adana da bundan mahrum kaldı. Yargılandığım bu dava ilerde hukuk fakültelerine ders olarak anlatılacak. Suçsuzluğum apaçık ortadır. Tahliyemi talep ediyorum.”

MAHKEME BAŞKANI’NDAN SALONDA GÖRÜNTÜ ALINMASIYLA İLGİLİ UYARI

Daha sonra Mahkeme Başkanı, “Duruşmanın görüntüleri sürekli dolanıyor. Defalarca uyardık. Bundan sonra salona izleyici alınmayacak” diyerek, duruşmayı yarına erteleyeceklerini söyledi.

Bu sırada salondan tepki gelmesi üzerine Başkan, “O zaman aranızda konuşun, uyarın. Biz kararımızı tekrar değerlendirelim. Burada hepimizin görüntüleri çıkıyor. Bizim iyi niyetimizi suiistimal ediyorsunuz maalesef. Normalde kendi salonumuz olsa asla almayız. Biz de insanız kişisel hayatta. Bizim görüntülerimizi çekip sürekli basınla paylaşamazsınız.” dedi.

Özgür Çelik’in araya girerek, “Görüntü çıkmamasını sağlayacağız. Biraz daha müsaade edin” demesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Sizden sözü aldım. Ziyaretçi alınacak. Kim olursa olsun, basında bir tane bile görüntü çıkarsa kimse alınmayacak.” diyerek, yarın izleyici alınmaya devam edileceğini ifade etti.

Duruşma, diğer tutuklu sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmek üzere yarına ertelendi.

İlişkili Haber
thumbnail

Aziz İhsan Aktaş davasında çekilen görüntülere soruşturma

Haberi görüntüle

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!