İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda görülen duruşmada, tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar ile tutuksuz Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar hazır bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP PM Üyesi Tolga Sağ, Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, bazı partililer ve sanıkların yakınları da duruşmayı izledi.
İlk hafta dört günde toplam 20 tutuklu sanığın savunması dinlendi. Duruşma bugün, 8 Ocak 2025’te tutuklanan ve “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla yargılanan İSFALT Satın Alma Müdürü Rana Uysal’ın savunmasının alınmasıyla başladı. Uysal, savunmasında, İSFALT’taki ihale sürecinin nasıl yürüdüğünü anlattı.
ANKA’nın haberine göre ayakta durmakta zorlanan Uysal, şunları söyledi:
“Ben Aziz İhsan Aktaş’ı da İsmail Güven’i de tanımıyorum. Dökümanda yer alan imza da bana ait değil. Ben İSFALT’ın satın alma müdürlüğünü yapıyorum. Şirketin ihale süreçlerinden bahsedeyim. Satın alma müdürü olarak görevimiz, şirketin belirlediği ihtiyaçları yine şirketteki ilgili müdürlüklerle ihale süreçlerini yönetmek, yönetim kurulu onayına sunmaktır. Kimseye ayrıcalık yapmak için değil, en uygun fiyatı almak için ihale açılır. Şirkette ihale süreci için talep sahibi, ihtiyaç sahibi gibi kalemleri oluşturulur. Talep, birim müdürü tarafından onaylandıktan sonra mali işler müdürlüğüne gider. Onlar da kontrol eder sonra talep bana düşer. Ben de ihale usülünü kanuna göre belirlerim. Talep en son genel müdür yardımcısı tarafından onaylanır. Herhangi bir bütçe belirleme ödenek yapma gibi görevim bulunmamaktadır. Ayrıca burada şirketin üç kontrol mekanizması var. Hukuk müşavirliği, İBB iştirakler koordinasyon müdürlüğünün hukuk müşavirliği bir de Mustafa Mutlu…
‘MUSTAFA MUTLU’NUN GİZLİ BİLGİLERİ AZİZ İHSAN AKTAŞ İLE PAYLAŞIP PAYLAŞMADIĞINI BİLEMEM’
Mustafa Mutlu, İSFALT’ta kasım 2019 ile şubat 2024 arasında ihale ile ilgili her konuda danışmanlık hizmeti vermiştir. İddianamede belirtildiği gibi hiçbir zaman şartname vb. şeyler hazırlamamıştır. Mutlu’nun bir gizlilik sözleşmesi de mevcuttur. Sözleşmelerin içinde de gizliliğin ne olduğunu açıklayan maddeler mevcut. Mustafa Mutlu, buradaki tüm ihalelerin yaklaşık maliyetlerini de bilir. İddianamede Aziz İhsan Aktaş’ın ihale puanı olduğu belirtilmekte ancak puanlama sistemi ihale ilanında yayınlanmakta ve tüm isteklilere bildirilmektedir. 10 yıllık süreç içerisinde çalıştığım şirketlerin gizli kalması gereken hiçbir bilgisini üçüncü şahıslarla paylaşmadım. Mustafa Mutlu’nun görevi gereği bu bilgileri biliyor olması, sözleşmesinde yazan hususlardan dolayıdır. Ben Mustafa Mutlu’nun Aziz İhsan Aktaş’la ne ilişkisi var bilmiyorum. Mustafa Mutlu’nun bu bilgileri Aziz İhsan Aktaş ile paylaşıp paylaşmadığını bilemem. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatımı talep ediyorum.”
‘AİLE BİRLİĞİM BOZULDU, ÇOCUKLARIMI 6 AYDIR GÖRMÜYORUM’
Duruşmada, Rana Uysal’ın ardından, tutuklu sanık İSFALT Genel Müdür Yardımcısı Sencer Hacıoğlu’nun, savunması alındı.
8 Ocak 2025’te tutuklanan ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla yargılanan İSFALT Genel Müdür Yardımcısı Sencer Hacıoğlu, ihale komisyon üyesi olduğu için sorunlu tutulduğunu, ortada işlediği bir suç bulunmadığını savundu.
Hacıoğlu, “İddianamede kanunda sözü geçen ‘yasak fiileri’ işlediğime dair bir açıklama yok. Ne yaparak ihaleyi örgüte ait firmanın kazanmasına sebep oldum belli değil. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Benim yapmam gereken bir görevdi. 6 aydır tutukluyum. Bu süreç beni ve ailemi sosyal, ekonomik, psikolojik olarak yıprattı. Bakmam gereken bir ailem var. Aile birliğim bozuldu, çocuklarımı 6 aydır göremiyorum. Bu haksız tutuklama kararının sonlanmasını istiyorum” dedi.
‘BUGÜNÜ 10 AYDIR BEKLİYORUM’
Duruşmada, 18 Nisan 2025’te tutuklanan ve “Özel Belgede Sahtecilik”, “İhaleye Fesat Karıştırma”, “Kamu Kurum Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık”, “Suç Örgütünün Hiyerarşik Yapısına Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme” iddialarıyla yargılanan Beşiktaş Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz’ın savunması alındı.
Yoksul bir ailenin çocuğu olduğunu, hayatını kurabilmek için ömrü boyunca mücadele ettiğini söyleyen Yılmaz, “69 yaşındayım. Hayatım, haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe, baskıya, zulme ve sömürüye karşı mücadeleyle geçti. Demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle geçti. Ömrüm boyunca suç örgütlerine, çetelere karşı mücadele ettim. Bu mücadeleler nedeniyle ciddi bedeller ödedim, hâlâ da ödemeye devam ediyorum” diye konuştu.
Ali Rıza Yılmaz, 2019’da Beşiktaş Belediyesi’nde meclis üyesi olarak seçildiğini, Belediye Başkanı Rıza Akpolat tarafından belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirildiğini anlatan Yılmaz, bu günü 10 aydır beklediğini, 10 aydır çocuklarından, ailesinden, sevdiklerinden koparıldığını, haksız, hukuksuz ve adaletsiz şekilde tutuklandığını savundu.
‘SAYIŞTAY HER YIL DENETİME GELDİ, NEDEN TEK BİR SUÇLAMA İLE KARŞILAŞMADIK?’
CHP’li olduğunu, CHP kültürüyle yetiştiğini anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Muhalif bir belediyeyiz. Muhalif belediyelerde denetimlerin nasıl yapıldığını herkes bilir. Beş-altı yıldır Sayıştay ve mülkiye müfettişleri tarafından sürekli denetleniyoruz. Normalde iki yılda bir gelmesi gereken Sayıştay denetimleri her yıl yapılmıştır. Mülkiye müfettişleri her yıl genel denetime gelmiştir. Peki soruyorum: Bu denetimlerin hiçbirinde neden tek bir suçlama ile karşılaşmadık? Neden bu denetimlerden alnımızın akıyla çıktık? Eğer devletin kendi denetim mekanizmalarının hazırladığı raporlar dikkate alınmayacaksa, bu denetimlerin ne anlamı vardır Sayın Başkan? O zaman devletin denetim sistemi çöker. Biz bu süreçlerin hiçbirinde suç işlemedik. Sayın Başkan, bir yıl önce belediye başkanımız tutuklandı. Ardından, yaklaşık on ay önce ben ve arkadaşlarım tutuklandık. Evimde arama yapıldı. Buna saygıyla yaklaştım. Çünkü suç işlemedim, gizleyecek bir şeyim yoktu. Polis arkadaşlar görevlerini yaptılar, ben de saygı duydum.”
‘SAVCILIK BİLİRKİŞİ RAPORLARINA DİKKATE ALMADI’
“İhaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla tutuklandığını, ancak bilirkişi raporlarına bakıldığında, bu ihalelerde yalnızca “olur” verdiğinin açıkça görüleceğini belirten Ali Rıza Yılmaz, bilirkişi raporlarının da bunu açıkça ortaya koyduğunu, Savcılığın bu raporları dikkate almadığını öne sürdü.
Aleyhindeki ifadelerin, soyut, mesnetsiz ve iftira niteliğinde olduğunu, bu iddialara etkin bir şekilde yanıt verme imkanı tanınmadığını söyleyen Yılmaz, “Sayın Başkan, ben adalet istiyorum. Hukukun üstünlüğünü istiyorum. Bu dosyanın önyargısız, objektif ve vicdanlı bir şekilde değerlendirilmesini istiyorum. Belediyemizin çok büyük bir hizmet yükü vardır. Birliklerin, birimlerin yoğun talepleri bulunmaktadır ve bu hizmetlerin aksamadan yürütülmesi gerekir. Bu nedenle, önümüze gelen işlemlerde yalnızca hizmetlerin kesintiye uğramaması amacıyla olur verilir. Bu işlemler tamamen usule ilişkindir. Benim verdiğim ‘olur’, belediyeyi baştan sona organize etmek, ihale süreçlerini yönetmek ya da yönlendirmek anlamına kesinlikle gelmez” savunmasını yaptı.
‘BU İHALELERLE İLGİLİ USULSÜZLÜK İDDİALARINI ÖNCEDEN BİLMİŞ OLSAYDIM GEREĞİNİ YAPARDIM’
Ali Rıza Yılmaz, dosyadaki 27 bilirkişi raporunun hiçbirinde tarafına isnat edilmiş bir suçun yer almadığını, bilirkişi raporlarının sonuç bölümlerinde adının dahi geçmediğini, raporlarda, ihaleyi alan firma veya firmalarla arasında herhangi bir organik bağ bulunduğuna, bir ilişki ya da temas kurduğuna dair tek bir tespitin yer almadığını söyledi. Yılmaz, şunları kaydetti:
“Eğer bu ihalelerle ilgili usulsüzlük iddialarını önceden bilmiş olsaydım ya da bana yazılı veya sözlü bir şikayet ulaşmış olsaydı, yıllardır haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı mücadele eden biri olarak gereğini yapardım. Kamu menfaati için ne gerekiyorsa onu yapardım. Beni bölgemde tanıyan, belediyede çalışan binlerce kişi bunu bilir. Kamu çıkarı için altı yıldır mücadele eden biriyim. Bu nedenle, kendilerini kurtarmak amacıyla bana yönelik atılan yalan, iftira ve mesnetsiz beyanları kesinlikle kabul etmiyorum.
Eğer ben suçluysam, Yüce Heyetiniz ve Türk adaleti gerekli tüm incelemeleri yapar ve cezamı verir. Buna saygı duyarım. Ancak ben; yetiştiğim değerler, dünya görüşüm ve hayatım boyunca benimsediğim ilkeler gereği kesinlikle suç işlemiş bir arkadaşımı, bir görevlimi, kendimi kurtarmak için suçlamam. Bunu kendime zulüm sayarım. Çocuklarıma böyle bir miras bırakmam, bırakmayacağım. Ben siyasetçiyim Sayın Başkan. Bir itibarım var. Bir aile itibarı var, siyasi itibarım var, ticari itibarım var. Ben başkalarına çamur atarak, mesnetsiz ifadelerle kendimi kurtarma yoluna girmem. Çünkü ben suçlu değilim.
‘SIRF CHP’Lİ OLDUĞUMUZ İÇİN Mİ Mİ SUÇLANIYORUZ?’
Kamu zararına neden olma, dolandırıcılık gibi suçlamalar karşısında gerçekten üzgünüm. En çok da çocuklarım adına üzgünüm. Ben yıllardır tırnaklarımla kazıyarak bu noktaya geldim. Bir saygınlığım var, bununla gurur duyuyorum. Otuz yıllık bir işletmem var. Hayatım mücadeleyle geçti. Sırf Cumhuriyet Halk Partili olduğumuz için mi suçlanıyoruz? Sırf solcu olduğumuz için mi suçlanıyoruz? Devlet; parti devleti değildir. Hukuk devletidir. Bu ilkenin bu dosyada da gözetilmesini talep ediyorum.
Kamuoyunda ‘Aziz İhsan Aktaş suç örgütü’ olarak nitelendirilen yapı içerisindeki hiçbir kişiyi tanımıyorum. Ne kendilerini ne kardeşlerini ne arkadaşlarını ne de akrabalarını tanıyorum. Bu sözde suç örgütüne menfaat sağlayacak, çıkar temin edecek ya da örgüte yardım edecek en ufak bir eylemim olmamıştır. Ortada ne bir menfaat vardır ne de bir çıkar ilişkisi. Bu nedenle, böyle bir suç örgütüne yardım ettiğim iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu suç örgütüyle ilgili olarak dosyada yer alan iddialar; somut delillere dayanmayan, tek taraflı beyanlardan ve radyo, televizyon ile gazetelerde yer alan haberlerden ibarettir. Üzerime atılı bu suçlamaları kabul etmiyorum. Benim bildiğim, mensubu olduğum ve üyesi bulunduğum tek yapı vardır. O da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP’li olduğumuz, solcu olduğumuz, Atatürk’ün askerleri olduğumuz için mi suçluyuz?”
Ali Rıza Yılmaz’ın bu sözleri, salondaki izleyiciler tarafından alkışlandı. Duruşmaya öğle arası verildi.
‘MASAK AYLIK 240 BİN TL OLAN GELİRİMİ YILLIK OLARAK YAZMIŞ’
Duruşmada, “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” iddiasıyla yargılanan ve “tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın suçtan elde ettiği haksız kazancı idare ettiği” öne sürülen Akpolat’ın eşinin eniştesi Burak Kangal’ın savunması alındı.
Kangal, Rıza Akpolat ile 2019’dan beri tanıştığını, bir buçuk yıldır da bacanak olduklarını söyledi. 8 aydır tutuklulu bulunduğunu, iddianamede bahsi geçen evi almak için mali düzeyinin yetersiz olduğunun söylendiğini aktaran Kangal, “Eşim ile benim birikimlerimiz var, ailemizden kalan birikimlerimiz var, döviz olarak biriktirmiştik. Araştırmalar yaptık, kendimize ev baktık. Baldızımın evi Acarkent’te, onların da yönlendirmesiyle o bölgede bir ev baktık. En sonunda Acarkent’ten bir ev almaya karar verdik” dedi.
Kangal, evi satın alırken eşine 689 bin avro verdiğini, eşinin bozdurmasının ardından bankada buluştuklarını, işlemlerin ardından tapu dairesine geçtiklerini anlattı.
‘İLK ROLEX’İMİ 2005’TE ALDIM’
MASAK raporunda, şirkete yüzde 5 ortak olduğunun yazıldığını, ancak kendisinin yüzde 39 ortaklığı bulunduğunu söyleyen Kangal, şu savunmayı yaptı:
“MASAK 2019 yılına kadar benim bütün hesap giriş çıkışlarımı çıkarmış. Geçmişimde 50 milyon TL gelir olması normaldir. MASAK da bunu kabul etmiş ancak yalnızca Rıza Akpolat sonrası hesap hareketlerimiz sıkıntılı olarak değerlendirilmiş. Bu evi almış olmamdaki anormalliği anlamış değilim. Akpolat ile tanıştıktan sonra zenginleştiğimiz, hayatımızın değiştiği söyleniyor. İddianamede yazdığı için söylüyorum, ben ilk Rolex saatimi 2005 yılında aldım. Benim evlenmeden önce de dünyada gezmediğim yer kalmamıştı. Benim geçmişim belli, 7 tane gayrimenkulüm var. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak ile alakası yok. Bunlar nasıl suçla bağdaştırıldı. Bu sebeple gözaltına alındım. Sabahın köründe ailemizin yanından alındık. Eşim, ev için verdiğim parayı bozdurduğu için gözaltına alındı. Öyle bir fırsatım olsaydı da keşke ben bozdursaydım.
Sabahın köründe ailemizin yanından alındık. 7 kişilik koğuşta 60 kişi yaşıyoruz. Kötü bir ortam ama beni etkileyen bu değil. Beni en çok üzen, ailemle ilgili çok psikolojik baskı yapılması. Cezaevindeyken bir ay sonra benim evime tekrar baskın yapıldı. Evde bir karım ve bir kızım var 6 yaşında. Karım gözaltına alınıyor. Bir anne 6 yaşındaki kızının yanından alınıyor. Sebebi de benim 689 bin euro’yı bozdurması için vermem… Öyle bir fırsatım olsaydı da keşke ben bozdursaydım. O zaman 6 yaşındaki kızının yanından gözaltına alınmazdı.”
‘CİNAYET İŞLEMEDİK, HIRSIZLIK YAPMADIK’
Ev ve iş yerinde yapılan aramalarda suç unsuruna rastlanmadığını söyleyen Kangal, “Rıza Akpolat benim bacanağım. Hayatımı öncesi ve sonrası diye ayırmışlar. Rıza Akpolat sonrası gelirlerim suçtan kaynaklanan olarak kabul edilmiş. Bu iddiaları asla kabul etmiyorum. Bu ‘duydum’ lafları yüzünden buradayım. Biri ‘duydum’ diyor, biz burada kalıyoruz 7-8 aydır” diye konuştu.
Duruşmada daha sonra “ihaleye fesat karıştırma”, “edimin ifasına fesat karıştırma”, “resmi belgede sahtecilik” iddialarıyla tutuklu yargılanan Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşci’nin savunması alındı. Ateşçi, “Benimle birlikte imzası bulunan arkadaşlarım tutuksuz yargılanıyorken ben neden tutuklu yargılanıyorum? Bu, Anayasanın eşitlik maddesine aykırı bir durum. Onlar da tutuklansın demiyorum ama arkadaşlarımla aynı süreçten yararlanmak istiyorum” dedi.
Savunmasının sonlarına doğru duygulanan Ateşci, “Biz cinayet işlemedik, hırsızlık yapmadık. Eğer bana bu iddiaları sorsalar, bir gün müsaade etmelerini ister, gerekli tüm evraklarla iddialara yanıt verirdim ve aylardır annemin gözyaşlarını görmek zorunda kalmazdım. Hayatımda ilk defa bencilce düşünmediğim bir yer burası. Kendimi hiç düşünmedim” şeklinde konuştu.
‘KIZIM OKULA BAŞLADI, BİR KERE OKULA GÖTÜREMEDİM’
“Özel belgede sahtecilik”, “ihaleye fesat karıştırma” iddialarıyla tutuklu yargılanan Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi de savunmasında, “2 kız çocuğu babası olarak ilerde haklılığımı onlara göstermek açısından bu savunma benim için çok önemli. 6 aydır bu anı bekliyorum. Ben yakalandıktan sonra 7 yaşımdaki kızım okula başladı. Bir kere okula götüremedim. Okuma yazma öğrenmiş. Hiçbirine şahit olamadım. Psikolojilerini düşünerek yurt dışına çıktığımı söyledik. Dolayısıyla görüşe de gelmediler. 6 aydır işlemediğim bir suç sebebiyle burada bulunmaktayım. Bazen beni unutacaklarını düşünüyorum. Görüşe gelen çocukları görünce kötü etkileniyorum” dedi.
Tutşi, kendisini o göreve getiren kişilerin Mustafa Mutlu ve Aziz İhsan Aktaş olduğu iddialarını reddetti, bu konunun somut bir ispatının olmadığını savundu. Mesleki öz geçmişi nedeniyle bu göreve getirildiğini dile getiren Tutşi, “İddiaların, beraber konuşulup söylendiği belli. Benim belediyeye geçişimi onaylayan kişi Ozan İş. Bu iddiaları ona sormak lazım, acaba kim ona telkinde bulunmuş?” diye sordu.
Ferit Tutşi’yi göreve getirdiği iddia edilen Aziz İhsan Aktaş, savunmasının ardından Tutşi’ye, “Göreve geldiğiniz süre içerisinde Elif LPG’nin hak edişlerinin 6 milyon TL’den 3 milyon TL’ye düştüğünü söylediniz. Bunun sebebi nedir?” diye sordu. Tutşi, “Tüketilen yakıt miktarı azalmıştı. Tüketimi azalttığımız için hak edişlerde azalış olmuştur” yanıtını verdi.
‘BEN İŞTEN AYRILDIKTAN SONRA GERÇEKLEŞTİRİLEN BİR İHALE’
Daha sonra duruşmada, “özel belgede sahtecilik”, “ihaleye fesat karıştırma”, “edimin ifasına fesat karıştırma”, “resmi belgede sahtecilik”, “suç örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” iddialarıyla tutuklu yargılanan eski Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Gülal Erdovan Anıl, savunma yaptı.
Hakkındaki suçlamaları reddeden Anıl, “Tamamen görevimiz gereği gerçekleştirilen ihaleler nedeniyle bize yaşatılan telafisi mümkün olmayan mağduriyetler var. Aylar sonra iddianamemiz hazırlandı. İddianamede beni sarsan bu değerlendirmeleri reddediyorum” dedi.
İddianamede yer alan 19. eylem nedeniyle suçlandığını ifade eden Anıl, “Bu ben işten ayrıldıktan sonra gerçekleştiren bir ihaledir. Kayıtlara geçmesini istiyorum. Kamu çalışanı olmanın gereğini yerine getirdik. Bizim gösterdiğimiz özeni göstermeyerek aleyhimizde ifade veren firmaların ithamlarını kabul etmiyorum. Bütün yaklaşık fiyat teklifleri tarafımıza ulaşmıştır. Bir suç işlemedik, kabul etmiyorum. İhaleye fesat karıştırma suçu olsaydı kamu ihale kurumu da bizimle birlikte yargılanırdı çünkü onlar onaylıyor” şeklinde konuştu. Gülal Erdovan Anıl, beraatine ve tahliyesine karar verilmesini istedi.
DURUŞMAYA YARIN DEVAM EDİLECEK
Duruşmaya, yarın sanıkların savunmalarıyla devam edilecek.