Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Devlet teorisini bilmeden siyaset yapmak, pilot olmadan uçak kullanmak gibidir, hayatın gerçekleri ile bağdaşmaz; varacağı nokta başarısızlıktır.
SİLÂHLI TEKEL, HUKUK, SINIFLI TOPLUM
İnsanlık tarihî kabile toplumları döneminin büyük acılarını devlet aygıtını icat ederek ortadan kaldırdı; kural koyuculuk ve hukuk tek bir silâhlı gücün tekeline devredildiğinden bu yana devlet siyasetin en önemli kavramı oldu; bu özelliğini sürdürecek, tâ ki sınıflı toplumlar ortadan kalkıncaya kadar.
DEVLET, İKTİDAR
Devleti bilmek sınıf mücadelesini bilmektir. İnsanlığın en zor sınavı olan sınıf mücadelesi devlet etrafında gerçekleşir; çünkü devlet olmaz ise siyasal iktidar olmaz; iktidar olmayan hiçbir zümre kendi toplumsal çıkarlarını egemen kılamaz. Bu gerçeği en çok sınıf mücadelesi veren sosyalist ve komünistler kavramak zorunda…
DEVLETLEŞMENİN TARİHÎ
Türk tarihî, esas itibarıyla, devletleşmenin tarihidir. İskitler’den başlayarak Hun, Göktürk, Hazar, Gazneliler, Selçuklu, Karahanlı, Osmanlı, Memlük, Safevi, Timurlular ve Babürlüler, ki bu listeye Avarları, sonrasında Bulgaristan’ı kuran Onogur Türk boyunu ve Macaristan’ın kuruluşunda yer alan Hunları dâhil edebiliriz, Türklerin devletleşmek konusundaki zengin birikimini açıklar.
Osmanlı İmparatorluğu’dan 27 devlet çıktı; imparatorluğun üç kıtada ulaştığı sınırlarda bugün 64 tane yeni bağımsız devlet bulunuyor.
Dolayısı ile yürüyerek dünyayı değiştiren Türklerden bağımsız bir Avrupa, Asya, Afrika tarihî ve devlet teorisinden bahsedilemez.
Pratikte devletleşmenin mükemmel örneklerini veren Türkler, bunun doğal nedeni olarak devletin teorisini yapan büyük eserlere imza attılar. Bu evrensel eserler üniversitelerde kaynak kitap olmalı.
1000 YILLIK TÜRK KLASİĞİ
Kutadgu Bilig Türklerin bin yıllık klasiğidir. Devletin esasını ve devleti ayakta tutan kaideleri anlatırken, eş zamanlı olarak bir değerler manzumesi sunuyor.
”Çıplak doğmuş olan insan çıplak gidecektir; dünya malını toplamak neye yarar, tekrar bırakılacak olduktan sonra. Fakir ölürse, zahmetlerinden kurtulur; zengin ölürse malını bırakır, fakat onun vebalini birlikte götürür. Malını insanlara dağıt, yedir ve içir; mal seni kullanacağına sen onu kullan. Geride kalması yazılı olan malı niçin topladın; ihtiyacından artan malı niçin başkalarına dağıtmadın?
Bir insan dünyaya tamamen sahip olsa bile, sonunda dünya kalır; onun kısmetine ancak iki bez düşer.”
BİLİM VE EDEBİYAT
Eser, ilerlemenin temel dayanağı bilim ve edebiyata yönelmeyi telkin ediyor.
“Yıldızlarla uğraşanlar… yıl, ay ve gün hesaplarını bunlar yaparlar. Geometri okumalısın. Çarpma ve bölme bilmelisin. İkiye katlamalı dizilerle, ikiye bölmeli diziler hesabını öğren. Sonra sayıların köklerini almayı ele al.
Şair ve yazarlar denize dalarak günher, inci ve yâkut çıkaran insanlara benzerler.”
DEVLET TEORİSİNİN BAŞYAPITLARI
1060’da Karahanlı Türkü Yusuf Has Hacip tarafından yazılan bu eser, tarihsel dayanaklarımızı olağanüstü bir başarı ile anlatıyor.
Son derece etkili ve sade bir Türkçeye sahip.
11. yüzyılda Firdevsi’nin Şahnâmesi var, İran uygarlığını ve devletin oluşumu bilmek açısından çok önemli bir eser.
Yine aynı yüzyılın sonunda Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün Siyasetnâmesi devlet teorisinin baş yapıtlarından.
İNSANLIK VE TOPLUM BİLGİSİ: YALANSIZ İNSAN, DOĞRU DEVLET
Kutagu Bilig’i, günümüzün kişisel gelişim kitaplarına indirgeyerek, yaşam ve insan ilişkilerine dair öğüt veren kitap olarak yorumlayanlar var. Bu türden bir yaklaşım cahilikten öteye gitmez.
”Kişi gönlünü çıkarıp avucuna koyarak, başkalarının önünde mahcup olmadan dolaşabilmeli. Kuta yükselmek için insana doğruluk gerekli;
insanlık doğruluğun adıdır, inan. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir;
insan az değil, doğruluk azdır. Kişi, birisinin ayıbını görürse, üstünü örtmelidir. oğula ve kıza bilgi ve erdem öğretilmelidir.
Ey asil kişi insanlığı bırakma; insanlara karşı daima insaniyetle davran.”
EMEK, ÜRETİM, İNSAN
Kutadgu Bilig bir devlet olma bilgisi verir, -Kerim Devlet- düzeninden bahseder; yani halkı koruyan, zengileştirmeyi amaçlayan bir model oluşturur. İnsanın yetkinleşmesi ve varoluşundan kaynaklanan toplumsal olma özelliğine rehberlik yapar. Devlet, topluma sahip çıkar, insan kendini toplumdan soyutlayamaz; toplum ilişkileri ve üretimine katıldığı oranda insanlığını yaşar.
”Ömür aziz değil, emek azizdir; bu emeğe sarf edilmeyen hayata yazıktır.
Sana bir kişinin gerçekten emeği geçmişse, bu emeği unutma ve ona karşı ölü gibi hareketsiz kalma. Kimin sana biraz emeği geçerse, sen ona karşı daha fazlasını yapmalısın. Başkasının emeğini takdir etmeyen kişi, tam manasıyla öküz olur, ey devletli adamı. Yürü, adın öküze çıkmasın, insanlık yap; insanlara karşı insaniyetle hareket ederek insan ol. İnsana insanlığından dolayı bu ad verilmiştir; insan insanlık ile bu adı yükseltir.”
BİN YIL ÖNCEDEN BUGÜNÜ ANLATIYOR
Devlet yöneticilerinin erdemli olması gerektiğini anlatır; hırsızlık, rüşvet, liyakâtı ortadan kaldıran kayırmacı-nepotist anlayışın devleti yıkacağını söyler. Bin yıl önceden bugünü anlatır.
Emeği ve çalışmayı yüce bir değer olarak ortaya koyar ve her satırında dürüstlüğü öğütler. Yalansız bir insan, doğru bir devleti anlatır.
”Sözü doğru söyledim, o sert ve acı oldu; doğru söze tahammül eden akıllı insandır. Doğru sözden başkasına söz deme; doğru ile eğri arasındaki fark beyaz ile siyah arasındaki fark gibidir.
Sözü çok söyledin, dikkat et, tazeliğini kaybetmesin çok sözden insan usanır ve bıkar. Dilim kendisini tutamadı ve çok konuştu sözüm azalmadı, fakat itibarı azaldı.”
BATI’NIN DEVLET TEORİSİ TÜRKLER’E DAYANIYOR
Batılıların her vesile ile yücelttikleri, devleti teorileştiren bir öncü olarak kabul ettikleri Niccolo Machiavelli, Yusuf Has Hacip’in eline su dökemez.
Machiavelli, Savaş Sanatı’nda Floransa Prensi’ne ”Fatih Sultan Mehmet gibi yap ya da Kıpçak Türkleri’nin Mısır’da kurduğu Memlûk devletini örnek al! Onlar devlet aygıtını mükemmel kullanıyor ve ülkelerini birleştiriyor” diyor.
Yani Batı’nın devlet teorisi Türklere dayanıyor.
Bu, tarihimiz açısından gerçek bir gurur vesilesi…
TARİHSEL BİRİKİM: TAM BAĞIMSIZLIK, ULUS DEVLET
Türkler uygarlığı ileri devlet modelleri ile geliştirdiler, tam da bu nedenle, Türkiye olağanüstü bir tarihsel birikime sahip.
İnsanlığı yokoluş aşamasına getiren emperyalizme ancak böyle bir birikimin sonucu olan Bağımsızlıkçı, koruyan-gözeten bir Devletçi anlayışla karşı konulabilir.
Ulus devlet olmak ve ulusal devlete sahip çıkmak bugünün koşullarında, parçalanmadan ayakta kalmanın tunç yasasıdır.