1. Haberler
  2. Siyaset
  3. DEM Parti’den Erdoğan’a ‘liderler zirvesi’ çağrısı! Hakan Fidan’a tepki, Öcalan’a yasal statü talebi…

DEM Parti’den Erdoğan’a ‘liderler zirvesi’ çağrısı! Hakan Fidan’a tepki, Öcalan’a yasal statü talebi…

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde “liderler zirvesi” toplanmasını istedi. Bakırhan, terörist başı Abdullah Öcalan’ın statüsünün yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini savundu; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak açıklamalarına da tepki gösterdi. 

featured

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Bakırkan, kürsüden siyasi parti liderlerine çağrı yaptı.

Çağrısında, “Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda Şam heyetinin yanında terör örgütü YPG/SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de yer almasını değerlendiren Bakırhan, “Görüşmeler tarihi nitelikteydi” dedi. İktidara daha önce yaptıkları ‘Mazlum Abdi Türkiye’ye davet edilsin’ şeklindeki çağrıyı hatırlatan Bakırhan, “Siz buraya çağırmazsanız, dünyanın süper güçleri onlarla görüşmek için sıraya girerler” görüşünü savundu.

İlişkili Haber
thumbnail

Münih’te kritik zirve: ABD, Şam ve PYD aynı masada

Haberi görüntüle

BAKIRHAN’DAN HAKAN FİDAN TEPKİSİ

Bakırhan konuşmasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı da hedef aldı:

“Geçen hafta Dışişleri Bakanı’nın bir TV programında Irak’a dair “Suriye’den sonra sıra Irak’ta” sözleri büyük bir krize neden oldu. Bu beyanat nedeniyle Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığına hem de Haşdi Şabi Başkanlık Ofisine çağrıldı; “diplomatik normlara uyulması” ikazı yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı.

İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakanın bu sözlerinin arka planına bakmak gerekiyor. Orta Doğu’nun yeni düğümü Irak’ta atılmak isteniyor. “Yeni düzen” tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor. Bu egemenlik, Şii–Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor.

Ancak uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne Suriye’ye benzer. Irak’taki hareketlenme, Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler.

Peki, böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalı? Türkiye, etnik ve inançsal fay hatlarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalı. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Maxmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir.

Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz: Şengal’de, Maxmur’da ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyleyse bu yaklaşım hem barış sürecine hem de 86 milyonun geleceğine karşı yapılan en büyük yanlış olur.

Aksine yapılması gereken, Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Birlikte büyümektir.

‘DEMOKRATİK ORTA DOĞU BİRLİĞİ’Nİ ÖNERİYORUZ’

Bu konuda somut bir teklifimiz var: Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı Demokratik Orta Doğu Birliği’ni öneriyoruz.

Orta Doğu, 27 yıl önce bir kez daha kaosun merkezi haline getirilmek istendi.”

ÖCALAN’IN YAKALANDIĞI 15 ŞUBAT İÇİN ‘KÜRTLERİN KARA GÜNÜ’ DEDİ!

Bakırhan, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilişinin yıl dönümü olan 15 Şubat için “Kürtlerin kara günü” nitelemesi yaptı ve şöyle devam etti:

“Afganistan’dan Irak’a, oradan Libya’ya ve tüm Orta Doğu’ya uzanan kaos planının ilk adımlarından biri, Sayın Öcalan’a yapılan 15 Şubat uluslararası komplosuydu. 15 Şubat, bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından çözümlenmeyi bekleyen büyük bir komplodur.

Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var. Sadece Kürtler değil, Türkler de kaybetti. Sonuç olarak Türkiye kaybetti.

Oysa 27 yıldır İmralı Adası’nda bir çözüm iradesi var. Bu irade, 15 Şubat komplosunu 27 Şubat çağrısıyla boşa çıkarmıştır.

Bu komplocu akıl, Rojava’ya saldırılarla devam ettirilmek istendi. Sayın Öcalan, bu sürece müdahale ederek Arap-Kürt savaşının önüne geçti ve 2. uluslararası komployu da boşa çıkardı.

Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim’de kendisine barış çağrısı yapıldı mı? Yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi? Bitirdi.

Milyonlarca insan “siyasi irademdir” diyor mu? Diyor. Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil; fikirleri tüm dünya tarafından yakından takip ediliyor mu? Ediliyor.

Bu bir yılda Sayın Öcalan, süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zemine geçirmiştir. Bu müzakere yeteneği ve gücü inkâr edilemez.

Peki, bu kadar önemli bir aktörün rolü ve fikirleri neden kamuoyuna doğru anlatılmıyor?

Daha açık soralım: Sayın Öcalan daima çözüm mercisi iken neden bilinçli bir biçimde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor?

‘ÖCALAN’IN STATÜSÜ VE KOŞULLARI YASAL DÜZENLEMEYLE BELİRLENMELİ VE GÜVENCE ALTINA ALINMALI’

Tarihin tanıklığı, onun çözüm adresi olduğunu gösteriyor. O zaman herkes tutarlı davranmalı, gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için vazgeçilmezdir.

Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları fiilî değil, resmî ve yasal bir düzenlemeyle belirlenmeli, güvence altına alınmalıdır. Çünkü fiilî düzenlemeler geçicidir, değişkendir ve her an geri alınabilir. Adı konulmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme kalıcı barış için yeterli temel oluşturamaz.

Bakın, dün heyetimiz İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşme gerçekleştirdi. Sayın Öcalan, “Süreçte demokratik entegrasyon aşamasına geçiyoruz” diyerek çok tarihi bir tespitte bulunmuş. Diyor ki Sayın Öcalan: “Günü değil tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz, bu da Kürtsüz olmaz”…

Biz de tam olarak bundan bahsediyoruz. Mesele bugün değil; tarihi kurtarmak, geleceği doğru temeller üzerine kurmaktır.

LİDERLER ZİRVESİ ÇAĞRISI

Şimdi çok önemli bir çağrı yapmak istiyorum. 100 yıllık bir meseleyi tartışırken, bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede beraber olmaya çağırıyoruz. Artık ayrımızı, gayrımızı bir tarafa bırakalım. Türkiye’nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak bir araya gelelim, çözümü konuşalım.

Bu sebeple buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde “Liderler Zirvesi” toplanmalıdır. Artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez; önüne başka gündemler konamaz, gündelik siyasetin malzemesi yapılamaz.

Hiçbir siyasi liderin bu sorumluluktan kaçma lüksü yoktur. Bu sebeple, geleceği birlikte yazacak bir zemini var etmek için tüm liderlerin dahil olduğu Liderler Zirvesi’ni gerçekleştirelim. Liderler Zirvesi ile çözümün siyasal iradesini pekiştirelim.

ORTAK RAPOR: ‘ESKİ DİLLE YENİ TÜRKİYE RAPORU ÇIKARILAMAZ’

TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu gerek yaptığı dinlemeler gerekse de İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’la görüşme gerçekleştirmesiyle önemli çalışmalar yapmıştır.

Komisyonun önünde şimdi çok önemli bir görev var. Somut bir yol haritası ve belirgin bir siyasi takvimi olan raporunu hazırlayıp Meclis’e sunmasının zamanı geldi.

Süreç, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulacak komisyonun çalışmaları ve Türkiye’nin temel toplumsal gerçekleri çerçevesinde ele alınmalıdır.

Bu rapor, yeni tariflerle uğraşmamalı; sürecin gerekliliklerine odaklanmalıdır. Rapor tarihsel korkulara, tabulara sıkıştırılmamalı; yeni bir perspektif içermelidir.

Tarihi işler, yeni bir siyasi dille yapılır. Eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz. Eski zihniyetle Demokratik Türkiye inşa edilemez.

Çok açık söyleyelim: Kırk yıldır bize vura vura söyletemediklerini, bugün bize gül atarak söyletemezler. Bu rapor Kürt meselesini terör parantezine almamalıdır.

Meclis raporu ve buna dayalı olası düzenlemeler, meseleyi asimilasyon mantığıyla ele alır ve terör parantezine sıkıştırırsa demokratik çözüm yara alır.

Sürecin istikameti, komisyon raporu ve çerçeve yasa temelinde kalıcı veya geçici çözüm yaklaşımlarıyla belirlenecektir. Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz.

Bu sebeple, komisyonun raporu yenilikçi, ezberlerden uzak, demokratik ve kapsayıcı olmalıdır ki yeni bir yaşamın kapılarını aralasın.”

MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINDA ŞAM VE YPG’NİN ORTAK TEMASLARI

DEM Partili Bakırhan, Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansında Şam heyetinin yanında terör örgütü YPG/SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de yer almasını ve verilen ortak fotoğrafları “tarihi diplomatik girişimler” olarak değerlendirdi. “Görüşmeler tarihi nitelikteydi” diyen Bakırhan, ortaya çıkan görüntülerin ‘Kürtlerin Şam’la yürüme iradesini’ gösterdiğini söyledi. İktidara daha önce yaptıkları ‘Mazlum Abdi Türkiye’ye davet edilsin’ şeklindeki çağrıyı hatırlatan Bakırhan, “Siz buraya çağırmazsanız, dünyanın süper güçleri onlarla görüşmek için sıraya girerler” ifadelerini kullandı.

‘ERKEN SEÇİM’ SORUSUNA YANIT

Grup toplantısı sonrası soruları yanıtlayan Bakırhan, “erken seçim” tartışmalarına dair, “Bizim gündemimizde yok. Ancak böyle bir durumda partimiz hazır durumda bekliyor” dedi.

Bakırhan ‘liderler zirvesi’ çağrısına da açıklık getirdi.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!