İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantıswında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuşmasında bölücü açılım sürecine yönelik mesajlar veren Dervişoğlu, “Memleketin tüm dertlerini İmralı’daki katilin özgürlüğüne indirgeyen sizsiniz. Kürtleri bu parantezin dışında tutun diye iki senedir her konuşmada anlatıyoruz ama siz Kürtleri Öcalan’a ve PKK’ya sabitlemek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Kürtlere en büyük kötülüğü siz yapıyor, Türk milletinin tamamını da bu büyük tuzağa çekiyorsunuz” diye konuştu.
Dervişoğlu ayrıca TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a hitaben “Sen şimdi kimle kimi barıştırıyorsun? Önce bir söyle bakalım; sen Türkiye ile, Türk milletiyle, Lozan’la ve Mustafa Kemal Atatürk’le barışık mısın?” dedi.
Müsavat Dervişoğlu’ndan Numan Kurtulmuş’a “açılım raporu” tepkisi:
“Eşit ve onurlu Türk vatandaşı Kürtler, bu ülkede Afgan göçmeni mi ki sen onu entegre edeceksin?”https://t.co/2R4lGeTDAe pic.twitter.com/bgxGQaf3jJ
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) February 18, 2026
‘MİLLET OLMAKTAN DAHA BÜYÜK BİR SAVUNMA SİSTEMİ YOKTUR’
İYİ Parti lideri Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün görüyoruz ki bu ülkelerin nüfusu yaşlanıyor, yeni kuşaklar, eskilerin çok altında bir gelir düzeyiyle yaşıyorlar. Üretim yok oluyor. Bu tablo, kimin bizi kıskanıp kıskanmadığıyla ilgili değil, bizim hangi hatalardan ders alıp almadığımızla ilgilidir. Orta sınıf çöküyor, makul siyaset imkanları daralıyor, yerine radikal ve saldırgan eğilimler geliyor. Ancak biz de Türkiye olarak, onlar gibi bir refah devleti olmadan, o refah devletlerinin yanlış sonuçlarına yaklaşıyoruz. Hem yaşlanıyoruz hem de fakirleşiyoruz hem sanayisizleşiyor hem de vatan toprakları, kaynakları geri alınmayacak ölçüde kirleniyor ve yok oluyor.
Gelecek potansiyellerimiz de imha ediliyor. Orta sınıfımız eriyor, orta sınıf hayali çöküyor, hak ve hürriyetler de bu yüzden böylesine kolayca çiğneniyor. Asıl önemli nokta ise dünyada itibarı ve işlevini kaybeden uluslararası kural ve kurumlardan hareketle, mevcut ittifakların amacını ve yönünü yitirmesi durumunda, bunun ülke içerisinde yol açacağı değişimlerin ne olacağına ilişkindir. Ben hep aynı şeyi vurguladım. devam da edeceğim; biz gücünü millet olmaktan alan bir ülkeyiz. Asgari, temel ve vazgeçilemez hukuk düzenini tahkim edebildiğimiz bir Cumhuriyete sahip olmaktan dolayı on yıllardır birçok badireyi atlatabildik.
Bundan daha güçlü bir savunma sistemi yoktur. Millet olmaktan daha büyük bir savunma sistemi yoktur. Tüm savunma sistemleri de ancak bunun üzerine bina edilirse gerçek bir işleve sahip olur. Bu sebeple Cumhuriyetimize ve ulus devletimize, millet tanımımıza ve Türk kimliğimize ne pahasına olursa olsun sahip çıkmak zorundayız. Onu korumak, can ve mal güvenliğimizi korumak demektir. Onu korumak, oy ve sandık güvenliğini, bugünü ve geleceğimizi korumak demektir.
‘ABDİ VE AHMED SURİYE HÜKÛMETİ İÇİNDE RESMİ BİR GÖREV Mİ ÜSTLENMİŞTİR’
Bahsi geçen Münih konferansı ilginç bir şekilde SDG’nin, yani Suriye PKK’sının adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Burada, ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio ile Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bizim açımızdan ilginç olansa Suriye heyetinin içinde Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan, SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de bulunmasıdır. Şu soruları haklı olarak Dışişleri Bakanımıza ve MİT Başkanımıza sormamız gerekir: Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu tarafından terör örgütünün uzantısı olarak tanımlanan ve geçtiğimiz günlerde Hakan Fidan tarafından, PKK’nın emir-komuta zincirine bağlı oldukları açıklanan bu isimlerin, devlet temsili içerisinde yer alması bir sorun değil midir? Bu çelişki, dikkate alınmayacak kadar önemsiz midir? SDG, Suriye’de anayasal bir pozisyona mı kavuşmuştur? Abdi ve Ahmed Suriye hükûmeti içinde resmi bir görev mi üstlenmiştir? Her fırsatta yakın bir ilişkimiz olduğunu vurguladığınız Şara hükûmeti ve Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani, Münih’e SDG ile birlikte gitme kararını alırken Ankara’ya danışmış ve Ankara’yı bilgilendirmiş midir?
Müsavat Dervişoğlu:
“Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu tarafından terör örgütünün uzantısı olarak tanımlanan ve geçtiğimiz günlerde Hakan Fidan tarafından, PKK’nın emir-komuta zincirine bağlı oldukları açıklanan isimlerin, devlet temsili içerisinde yer alması bir sorun… pic.twitter.com/hxi52LRoTM
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) February 18, 2026
‘SUSKUNLUĞUNDAN ÇIKARACAĞIMIZ SONUÇ PKK’YI TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK KABUL ETMEDİĞİNİZ OLACAKTIR’
Bir devletin dış politikada ciddiye alınması, önce içeride kurumsal tutarlılık göstermesine bağlıdır. Kendi tanımladığı terör örgütü konusunda bile netlik sergileyemeyen bir yönetim, uluslararası masada nasıl mevzi kazanacaktır? Sorun sadece SDG’nin Münih’te boy göstermesi değildir. Sorun, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada öngörü yeteneğini kaybetmesidir. Birkaç hafta önce SDG’ye karşı yapılan ve bu örgüte büyük darbe vuran askerî operasyondan sonra da söylemiştim: ‘Mühim olan bundan sonrasıdır’ demiştim.
Sahada kazanılanın masada geri verilmesinin muhakkak önüne geçilmeli ve Suriye’nin üniter yapısı, teröristlerden arınmış vaziyette muhafaza edilmelidir. Beklentimiz, hariciyemizin ve iktidarın ortaya çıkan bu absürd duruma tepki göstermesi ve hâlâ kanunlarımıza ve kurumlarımıza göre terörist olarak adlandırılan isimlerin komşu ülkelerin diplomatik delegasyonlarına girmesinin önüne geçilmelidir. Eğer suskunluğunuz devam ederse, Bizim bundan çıkaracağımız sonuç, sizin artık PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmediğiniz olacaktır. Böyleyse, çıkın bu millete açıklayın. Susarak, saklanarak, kuklalarınızı konuşturarak politika yapmayın.
‘SEN KİMLE KİMİ BARIŞTIRIYORSUN’
Teröristlere umut hakkı vermenin ve buna kılıf uydurmanın peşinde koştuklarından onlar için bu konunun bir önemi yoktur. Konu insan hayatı ise gözler kör, kulaklar sağırdır. Çünkü hepsi hür fertlerden nefret etmektedir. Güya Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia edenler diyor ki, raporda Kürt meselesini terör parantezine almayın. Memleketin tüm dertlerini İmralı’daki katilin özgürlüğüne indirgeyen sizsiniz. Siz Kürtleri Öcalan ve PKK’ya sabitlemek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Bu işin nereye varacağını bile bile yapıyorsunuz, Kürtlere en büyük kötülüğü siz yapıyor Türk milletini tuzağa çekiyorsunuz. Entegrasyonmuş, eşit yurttaşlıkmış, barışmış… Bu ülkede Kürtler Afgan mülteci mi ki sen onları entegre edeceksin Numan Kurtulmuş? Sana soruyorum! 40 senede 50 bin insan terörden hayatını yitirmiş. Kimse teröristle kardeşini karıştırmamış. Sen kimle kimi barıştırıyorsun? Önce söyle bakalım sen Türkiye’yle, Türk milletiyle, Türkiye’yi kuran iradeyle, Lozan’la, Atatürk’le barışık mısın?”
