Ali Yıldız yazdı…

FİLİSTİN EY FİLİSTİN
Amerika, bu coğrafyayı çok seviyordu, haini/işbirlikçisi çoktu. Yıkılan şehirler, ölen insanlar, göç kafileleri ve görevlerini başarıyla yapan istihbarat elemanları… ABD, mezhep farklılıkları yüzünden, Müslümanlar ülkeleri birbirine düşürüyor, savaşın bedelini yine Müslümanlara ödetiyordu. 2003’de Irak, 2011’de Suriye, kan gölüne döndü. Saddam Hüseyin idam edildi, Beşar Esad Rusya’ya sığındı. Savaş, planlandığı üzere, etnik ve mezhepler üzerinden yürütülerek, iç savaşa evrilmiş, ortalığı kafa kesen militanlar sarmıştı. Dün, köktendinci/terörist olan; ertesi gün, devlet başkanı koltuğuna oturtuluyordu.
BOP nedeniyle, girilen her ülkede, Libya, Yemen ve Sudan’da iç savaşlar yaşandı. Suriye’den kaçanlar, yüzyılın en büyük göç dalgasına neden olmuş, fidye için insan kaçırma, toplu tecavüz, işkence, alınıp satılan kadın pazarları, etnik temizlik, kültürel miraslara saldırı, sıradan hale gelmişti. “Emevi Camii’nde namaz kılacağız.” diye çıkılan yolda, önce Türkiye’nin sınırındaki mayınlar söktürülmüş, ardından Irak’tan Suriye’den binlerce kişi, Türkiye’ye süpürülmüştü. Geriye, utanılacak bir tablo kalmıştı. Türkiye, gelen göçmeler için iki günün biri, AB ülkeleri ile pazarlığa girişiyordu.
ABD’nin orta doğudaki karakolu İsrail, kuruluşundan buyana, yayılmacı stratejine ara vermeden sürdürürken, başta Filistin ve Lübnan’a yönelik, katliamlarıyla tanınıyor. Birleşmiş Milletler kararları, soykırım, savaş hukuku, İsrail için işlevsiz. Son olarak köktendinci Hamas, kazdığı tünellere, kendi yurttaşlarını gömdü. Filistinliler iki dinli bir halk, ağırlıklı olarak Müslüman, %6 civarı, Hristiyan; İsrail ne cami dinledi ne kilise, okullar, hastaneler, mezarlıklar, ambulanslar, müzeler hedefteydi. Yardım kuyruklarında bekleyen insanlar, çoğunluğu kadın ve çocuk, olayları belgelemeye çalışan gazeteciler öldürüldü. Gazze’nin %95’i yıkıldı. Altyapı çökmüş, elektrik ve su kesilmişti. Filistin’le dayanışma girişiminde bulunanlar, ablukaya alınıyor, saldırıya uğruyordu. Londra’daki Royal Holloway Üniversitesi’nin araştırmasına göre, “İsrail’in Gazze’deki savaşında ölen Filistinlilerin sayısı 80 bini” aşıyordu. (2)
BİRLEŞMİŞ ŞİRKETLER (!)
ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump, “Askerlerimizi çekeceğim, dünyaya barış getireceğim.” kampanyasıyla seçimleri kazandı. Şirketleri, kurduğu vakıf, davalıktı. Müflis tüccar, yalan dolanla ABD’yi yöneteceğini sanıyordu. Trump’ın pervasızlığı, dünyayı sarmalayan neoliberal kapitalizmin, çürümüşlüğün ifadesi aslında. Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, gelinen nokta bu. Denge ortadan kalkmış, dünya belirsizliğe sürükleniyor. Medya patronu Berlusconi’nin veya medya desteğini alan, Sarkozy, Boris Johson vb. marazlı tiplerin ardından, pedofili/sübyancı şüphelisi John Trump’ın, başkan seçilmesine şaşırmamalı. Dünya, irtifa kaybı yaşıyor.
Aylardır iletişim tekelleri, “ABD İran’ı bugün mü / yarın mı vuracak?” beklentisiyle; dünyayı savaşa hazırlanmış, 28 Şubat 2026 günü, İran’a füze yağmaya başlanmıştı. Ancak, kısa sürede işler tersine döndü. İran’ın direnişinin de etkisiyle, kimi yöneticiler dahil, dünya kamuoyu tepki gösteriyordu.
Cezaevinde intihar ettiği söylenen pedofili suçlusu ve çocuk kaçakçısı Jeffrey Epstein çetesinin en yakın dostu Trump’ın; İran’a yönelik saldırıları, bilgisayar savaş oyununa indirgemesi, zafer edasıyla alaysamaya alması; geri planda, batının gizli dehlizlerindeki, oryantalist bakışın dışavurumu olsa gerek. ABD’de sıklıkla görülen, siyahilerin polis tarafından öldürülmesi; kölecilik, Ku Klux Klan vb. tarihsel vahşetin, belki de izdüşümü. Öyle ya, beyaz adam için, her şey mübah. Yoksa insan, çocukları cinsel obje olarak nasıl görebilir?
Anlaşılan o ki, bir tarafta Siyonistlere Tevrat’ta söylendiği şekliyle, Türkiye’nin yarısından başlayarak Filistin, Lübnan, Ürdün, Suriye’yi içine alan Levant bölgesinin “Vadedilmiş Topraklar”ı; diğer tarafta, emperyal açlığın Evanjelistlikle süslendiği bir ittifak söz konusu. Süs bahane. Öyle veya böyle, emperyaller krize girmeye görsün, savaş bir oyun sadece. Milyonlarca insanın öldüğü, I. ve II. Paylaşım Savaşı da “medeni ve uygar” Avrupa’nın tam ortasında, patlak vermemiş miydi?
Gelinen nokta, trajikomik. ABD Başkanı Trump, göstermelik de olsa, BM’den karar çıkarmamıştı ama; Birleşmiş Milletler, suçluyu bulmuştu:
“BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen kararda, İran’ın Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’e yönelik saldırıları “en güçlü ifadelerle” kınadı. Kararda ayrıca İran’a, bölgedeki gerilimi artıran saldırılarını derhal durdurma çağrısı yapıldı. Bahreyn’in öncülüğünde hazırlanan karar tasarısı, Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada 13 ülkenin oyuyla kabul edildi. Oylamada hiçbir ülke karşı oy kullanmazken, Rusya ve Çin çekimser kaldı.” (3)
YAPAY İNSANIN SAVAŞ OYUNLARI
Çıkar çatışması sürüyor. Daha düne kadar ABD’nin peşine takınan AB ülkeleri, İran Savaşı’na yanaşmadı. Venezuela Başkanı Maduro’yu, atının terkisine atıp kaçıran sığır çobanı, kasabaya korku saldığını düşünüyordu ama, öyle olmadı. Trump’ın “NATO’yu fes ederim.” tehdidine rağmen, Hürmüz Boğazı’ndaki yangının, dünyayı saracağını herkes biliyordu; neoliberal kapitalizm, küreseldi.
28 Şubat 2026 tarihinde, Tehran Times gazetesi şu puntolarla yayınlandı:
“Trump, Look Them in the Eyes / Bu çocukların gözlerine bak Trump”
Gazetenin birinci sayfası, masum, küçücük kız çocuklarının resimleriyle doluydu. ABD, Minab şehrindeki Şahcereh Tayyebeh Kız İlkokulu’nu vurmuş, hemen ardından yardıma koşanları da bombalanmıştı. Trump, “Okulu kendileri vurdular.” diyebildi. Ne bekleniyordu ki, pedofili sapığı ne söyleyecekti? Gazeteciler, haberin peşine düşmüş, gerçeği ortaya çıkarmışlardı:
“İranlı yetkililer 28 Şubat Cumartesi günü bir okulun vurulduğunu ve 168 kişinin öldüğünü söylemişti. Uydu görüntüleri analizi, saldırıda okulun çevresinde birden fazla noktanın isabet aldığını ve yanık izi olduğunu, okulun da birden çok kez vurulduğunu gösteriyor.” (4)
168 ilkokul öğrencisi, yakılarak öldürülmüştü. Her şey petrol, her şey para içindi. İçi boşaltılan değerlerin hızla eridiği günümüzde, insan hiç konumunda. Kapitalizmin yaratığı sonuç, yabancılaşma. Toplumsal aidiyetler, etik tutumlar, hızla aşınıyor. İnsan, metadır artık. Trump, vurulan İran gemisi için, “batırmak daha eğlenceli” diyerek gülebiliyor, Hark Adası’na “sırf eğlencesine yeniden saldırabiliriz” söylemi, Trump’ın şahsıyla ilgili değil; 9 Ekim 2023 tarihinde, ne demişti İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant:
“Gazze’yi tamamen kuşatma emri verdim. Elektrik olmayacak, su olmayacak, yemek olmayacak, yakıt olmayacak, her şey engellendi. İnsanımsı hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre davranıyoruz.” (5)
Hitler faşizminin gaz odalarını unutanların, soykırım uygulaması; hayata tutunmaya çalışan Filistinlilere, “insanımsı hayvanlar” diyebilmesi, nasıl bir ruh halidir? Bu ruh hali, savaş psikolojisiyle açıklanacaksa, Bosna’da yaşananlara ne demeli?
Yugoslavya parçalanmış, 1992-1996 tarihleri arasında, Saraybosna Kuşatması yaşanıyordu. İtalya, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın zenginleri, savaş bölgesine koştular. Gelenlere, “savaş turistleri / hafta sonu nişancıları” ismi takılmıştı. Safariye gelmiş kadar rahattılar, Sırp askerlerine para ödeyerek, insan avına çıkmışlardı; çocukların fiyatı, biraz daha yüksekti. Paradan kurduranların, yeni eğlencesi buydu. İnsanlıktan çıkışı, Yönetmen Miran Zupanic, 2022 yapımı “Saraybosna Safari” belgeseliyle, gözler önüne serdi.
EMPERYALİZM OLMASIN
ABD-İsrail ve Amerikan üslerinin bulunduğu her ülke, bugüne kadar yaşamadıkları bir durumla karşı karşıya kaldılar. İran-ABD-İsrail Savaşı, ilkleri ortaya çıkardı. İsrailliler kaçmak için havaalanlarına hücum ederken, yurtdışında bulunan İranlılar ülkelerine döndü. Yenilmez sanılan, CIA-MOSSAD efsanesi yıkıldı. İran, İsrail’in en önemli noktalarını belirlemişti. Öldürülen İranlı yöneticilere karşılık, İran istihbaratının da boş durmadığı, İsrailli pilotların resimlerinden, telefon numaralarına kadar deşifre ettiği görüldü.
Bütün bunlara rağmen, ABD kaybetti, yenildi, çekilmek zorunda kaldı demek, ne kadar doğru? İran, Demir Kubbe’yi delik deşik etmiş olsa da; ABD ile İsrail, planlarından asla vazgeçmez. Türkiye’ye Kurtuluş Savaşı öncesinde, Wilson Prensipleri doğrultusunda Sevr haritası dayatılmıştı; rastlantı olmamalı, temcit pilavı gibi ısıtıldı, aynı harita 7 Mart 2026’da CNN International’ın ekranına yansıdı. Dün Wilson Prensipleri’ydi bugün BOP, saldırganlık adım adım ilerliyor. ABD, BM kararı olmaksızın, tek taraflı olarak İran’a saldırmış olmasına karşın, savaş tazminatı isteyecek. ABD, AB, Çin, Rusya hegemonya itiş kakışı sürecek; kapitalizmin doğası gereği, yinelenip duran krizler, yine savaşla aşılmaya çalışılacak.
Türkiye ile Azerbaycan’ın da katıldığı, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Riyad’da düzenlenen, Arap ve İslam Ülkeleri İstişari Toplantısı’ndan ne karar çıkmıştı:
“ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değinilmeyen bildiride İran’a tüm saldırılarını derhal durdurma çağrısı yapıldı.” (6)
Görünen o ki, Müslüman bir ülkeye saldırının bütçesini, yine Müslüman ülkeler ödeyecek; ABD, “düşmandan” kendilerini korusunlar diye, bölge ve dünyaya, silah/füze kalkanı/askeri malzeme satacak. Bize düşen ne? Mücahitken müteahhit olan taşeronlarımız, binlerce insanın öldüğü yıkıntılardan, pay kapma beklentisine girdiler bile; sözde antiemperyalizmin, varacağı yer burası.
Kapitalizm olsun ama, emperyalizm olmasın demek; tam bir yanılsama. İnsanlığın yükselişi için, ortaklaşa çaba gerekiyor.
Notlar:
2- Deutsche Welle, Sarah Judith Hofmann, 04.07.2025.
3- Cumhuriyet gazetesi, 11.03.2026.
4- https://www.bbc.com/turkce/articles/cwyxj025e08o
5- https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazze_Soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1
6- Cumhuriyet gazetesi, 19.03.2026.