CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenen CHP Belediye Başkanları Buluşması programının kapanışında yaptığı konuşmada, bugün gerçekleştirdikleri toplantıda belediye başkanlarının görüş ve önerilerini dinlediklerini söyledi.
Belediye başkanlarının öneri, talep ve fikirleriyle düzeltilmesini istedikleri aksaklıkların raporlaştırıldığını ve pazartesi günü yapılacak Merkez Yönetim Kurulu Toplantısı ve Parti Meclisi’nde görüşüleceğini belirten Özel, şunları kaydetti:
“İki yıl bitmiş. Yanımda 18 tane yol arkadaşımız yok. Aramızda değil. 12 metrekarelik hücrelerde çile dolduruyorlar. Yusuf’un mektebinde terbiye oluyorlar. Günlerini bekliyorlar. Ama karşımda milletin verdiği görevi yapmak üzere iki yıl önce mazbatasını alanlar oluyor.
Baştan aşağıya nereye baksam, değişen bir şey yok ama en önem verip o günlerde söylediğimiz bir şeye bakalım beraber. Ne demişiz? ‘Zenginin çocuğu üç yaşından okula gidecek’. Hatırlıyor musunuz o konuşmayı? ‘Eline makası verecek, sulu boyayı verecek, yeteneği gelişecek, bir eksiği varsa görülecek. Pelteklik yapıyorsa artikülasyon hocasına gidecek. Yoksulun çocuğu öğretmen görmek için altı-yedi yaşını bitirecek.’ Dedik ki, ‘Bu işi siz çözeceksiniz arkadaşlar’. Ve bu dönemin sonuna kadar bin kreş hedefi koyduk. İki yılda 802 kreş yaptılar. Hedefin yüzde 80’ini tutturdular iki yılda.
Dedik ki, ‘Çocuk İstanbul’a inecek, Büyükşehir’e inecek, Mersin’e inecek ve karşıdan onu, parası olmadığı için, devlet yurduna çıkmadığı için birileri karşılayacak, cemaatine eleman devşirecek, oralarda bir işler çevirecek. ‘Burada görev bize düşer’ dedik. ‘Bu dönem bitmeden 100 tane yurda ulaşmamız lazım. Yoksulun çocuğunu başkasının eline bırakamayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin belediye başkanları’ dedik. 78 tane yurt açtınız bu süre içinde.
Kent lokantası sayısı 172’ye çıkmış. Silkelene silkelene 173 tane halk market, halk mandıra açmışız. Eti üçte iki fiyatına, peyniri yarı fiyatına, üçte bir fiyatına satan mandıralarımız var. Okula giden çocuğun birinin beslenme çantası doluysa öbürünü siz doldurdunuz. Bir tanesi şişe suyunu koyuyorsa öbürü tuvaletteki çeşmeye doğru gidiyorsa önüne siz geçtiniz. Ücretsiz okul suyunu siz verdiniz. Okullar pislikten açılamıyordu. ‘Açın önümüzü temizliyoruz bütün okulları’ dedik. İzin verilenleri püripak yaptınız. Önünüze geçenlerin de nasıl birtakım hasetlikler sonucu sizi engellediklerini millete siz gösterdiniz.
Buradan AK Parti’li, MHP’li seçmenlere şunu hatırlatmak isterim. Ne diyorlardı? ‘CHP gelirse sosyal yardımlar kesilecek. CHP gelirse belediyeden sosyal yardım alamazsınız artık. Ona göre oy verin. İyi düşünün’. CHP’li belediyeler geldi. Soruyorum AK Parti’li ve MHP’li seçmenlere: geçmişte AK Parti’li, MHP’li belediyeden alıp da bugün sosyal yardım alamayan bir kişi var mı? Yok. Peki rakam ne diyor? Tam 4,6 kat, tam rakamı. Yani eskiden bir alınıyorsa, bir veriliyorsa beş kat sosyal yardım veriyor CHP’li belediye başkanları.
‘BİZ NE KENDİMİZİ NE PARTİMİZİ SAVUNUYORUZ…’
CHP’li belediyelere saldırılıyor ya, o saldırılanlar CHP’li belediye başkanları değildir. Saldırılan CHP de değildir. Saldıranlar kreşteki yoksul çocuklara saldırmaktadır, yurtlara saldırmaktadır, kent lokantalarına saldırmaktadır. Halk marketlere, halk mandıralara, Anne Kart’a, beslenme çantasına, okul suyuna, kırtasiye destekleriyle saldırılmaktadır. Mansur Yavaş’ın kapattırdığı veresiye defterini kapatanlara ve veresiye borcu silinenlere saldırmaktadır bu iktidar, yaptığı her şeyle. Bu yüzden CHP olarak biz ne kendimizi ne partimizi savunuyoruz. Biz milletin hakkını, hukukunu ve bu milletin gelecekte de bu ülkeyi halkçı bir iktidar yönetsin tercihini, bu tercihin hayata geçme ihtimalini savunuyoruz.
Bizimle yarışmak yerine Esenyurt’a saldıranlar, ardından Beşiktaş’a, Beykoz’a saldıranlar, 18 seçilmiş belediye başkanımızı içeride tutanlar en son gecenin birinde hem de Bakan oldukları gün verdikleri sözün tam tersine, Onursal başkanın evine gittiler, evine saldırdılar. Ben dün böyle bir toplantıyı yapmadan önce elbette Onursal başkanı gittim, ziyaret ettim. Bursa’da Mustafa Bozbey başkanı ziyaret ettim.
Onursal Başkan aile görüşünden geliyordu. Ve bir gün önce de kızını görmüştü ama içine dokunan şuydu. Kızı Algı ile birlikte 23 Nisan’a hazırlanıyorlardı. Baba-kız 23 Nisan’da, Ataşehir’de bayramı kutlayacaklardı. Algı’nın kıyafetleri hazır, heyecanlı bir haftadır en üstteydi. Dört gün önce geldiler. 23 Nisan’dan bir gün önce Algı’nın babasını alıp götürdüler. Tutuklamaya sevk evrakını bucak bucak kaçırdılar. Her yerden yazıldı. Tutuklama sevk evrakında şöyle yazıyor Onursal’ın: hiçbir baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı, olsa da zaten bir hukuki değeri yok ama olunca yazıyorlar ya. Hiç kimseyle baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı, yapılmış teknik takiplerde suç unsuruna rastlanmadığı, dinlemelerde bir şeye takılmadığı, kendisini çok tedbirli davrandığına kanaat oluşturmuş.
Onursal Adıgüzel’i tutukluluğa sevk ederken suç işlememe suçundan tutuklamaya sevk ettiler. Hakime sordu, ‘Bir şey yapsam, bir şüphe olsa yazacaksınız. Hiçbir şey yok’ diyor. Diyorlar ki, ‘Savcı şüpheleniyor ama bir şey bulamadım diyor’. Ve Onursal Adıgüzel bu tutuklamadan 24 saat sonra kızıyla birlikte, bir görüşme odasında 23 Nisan’ı kutlamak zorunda kaldı. Algı’nın gözyaşlarıyla, Onursal’ın gözyaşlarıyla. Birazdan daha detay bir şey söyleyeceğim buna dair ama daha özel bir şey söyleyeceğim ama… ‘Hiçbir suçun yok ama kesin işledin, ben bulamıyorum yine de seni tutukluyorum’ diyen, ‘Tutuklanmanı istiyorum’ diyeni de bu tutuklamayı yapanı da günü gelecek Onursal’ın ve Algı’nın gözyaşları boğacak, gözyaşları.

‘DÜN MUSTAFA BOZBEY’İN YANINDAYDIM’
Dün Mustafa Bozbey’in yanındaydım. Normalde şu koltuklardan birinde oturacaktı. Bütün salona selamı var. ‘Alnımız açık başımız dik’ diyor. ‘Ne görev süremizde bir şey buldular’ diyor. Sekiz yıl önce verilmiş bir ifadedeki 12 yıllık iftirayla. İki tane iftiracı var. Birisi madde bağımlısı. Babası özüre gelmiş Bozdağ’a. ‘Bu nasıl böyle şeyler yazıyor, çiziyor bilmiyorum. Bağımlılıktan kurtulsun diye 16 milyon para buldum, tedavi ettirdim. Yine kaçtı, bulaştı. Gitmiş sana karşı ifade vermiş. Hakkını helal et. Senden özür diliyorum’ diyor babası.
Öbürünün, kendi yargılandığı dosya 155 yıl, tamamı Bursa’da birbirinden farklı farklı 40’tan fazla olayda 500’den fazla kişiyi dolandırma suçundan. Bunlar diyor ki ‘Biz 12 yıl önce Bozbey’den şu vakfa bağış yap’ dedi. O bağışı yaptık. Bundan dolayı bundan sonra işimizi gördü veya öbürü diyor yapmadım diye işimi görmedi. Ondan dolayı Mustafa Bozbey’i alıp içeriye koyduk. Onursal’ın kendinin değil, belediyenin somut suçlaması, ‘İstediğin imarla ilgili iş olur ama belediyeye 20 tane çöp konteyneri al’ demişler. Konteyner alınmış, belediyeye, sipariş edilmiş, belediyeye verilecek. Bunun üzerinden konuşuyorlar.
Türkiye’nin dört bir yanındaki arkadaşlarımıza temel suçlama bağış almak, vakfa bağış almak, hibe almak, dozer almak, kamyon almak, kreşe oyuncak aldırmak, mobilya aldırmak. 2024 Sayıştay denetim raporu. Bütçesine göre oranlı olarak belediyelerin aldıkları bağışlar. Biz kırmızıyla yazdık, basına yollayacağız. Oran olarak en yüksek oranda gelir bütçesine göre bağış alan Malatya Belediyesi yüzde 20,52, Samsun Belediyesi 6,21, Trabzon Büyükşehir 1,87, Ordu Büyükşehir 7,62, Kayseri 2,5, Hatay 4,71, Bursa önceki dönem 2,02, Ankara Belediyesi’nin bağış oranı yüzde 0,03, İzmir Belediyesi’nin bağış oranı yüzde 0,01. Bakın, Malatya’nın yüzde 20, İzmir’in yüzde 0,01, Manisa’nın yüzde 1,31 MHP’de olduğu dönem. Tekirdağ’ın yüzde 0,24 CHP’li dönem.
‘BU SUÇUN DANİSKASINI İŞLEYENLER AK PARTİ’Lİ BELEDİYELER’
Bağış almak suçsa, bu suçun daniskasını işleyenler AK Parti’li belediyeler, bir tanesi de bu konuda bir ifadeye çağrılmış değil. Şimdi Halfeti Belediyesi’ne operasyon. İçişleri Bakanı çıktı ya, dedi ya ‘Efendim, biz 677 AK Parti’li belediye için izin verdik. 371 de CHP’ye’. CHP bir kötülük yok. Millet kendi kendine sordu ya. Kardeşim öyle de. Hani bir gün bir şafak operasyonu var mı? Koluna polis giren AK Parti’li var mı? Gözaltı dört gün var mı? Tutuklanan AK Parti’li var mı? Yok. Bu nasıl adalet? Hem daha çok araştırılması gereken izin vereceksin hem bir tane yok.
‘Şaka’ diye diyor ya millet, bir tane yok. O bir taneyi bugün yapmışlar dün sabah yapmışlar. Ama mevcut bir belediyelerine de değil eski Halfeti Belediye Başkanı’na, o da kayyumdu zaten. Kayyumken usulsüzlük yapmış. AK Parti aday göstermiş belediyeyi de kaybetmiş. Halfeti Belediye Başkanı’na bu sabah gidip evden almışlar, dün sabah bütün basına bilgi notu geçtiler, köşe yazarlarına bile yazdırmışlar: ‘AK Parti’li Belediye Başkanı’na’, ki o gün AK Parti’li değildi, kayyumdu. ‘AK Parti’li Belediye Başkanı’na şafak operasyonu’. Ne bu dönemde görevi var ne belediyeye bir baskın var ne belediyede bir arama var ne koluna girip götürülen şu andaki AK Parti’li Belediye Başkanı. Ama oradan bu kadar ucuz bir algı yönetimine bile tenezzül edecek kadar bir gözü dönmüşlük var.
‘YA AK PARTİ’YE KATIL, YA HAPSE KATIL’
Aziz İhsan Aktaş dediğin adamın Isparta Belediyesi’ne hediye ettiği makam aracı halen daha başkanı taşıyor. Trabzon Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı her şey ortada. MHP’li Kütahya Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş dosyası bizim soruşturmalar başlamadan bir gün önce ayrılıp yollanmış, Kütahya’da kapağını kaldıran yok. Aziz İhsan Aktaş’ın önünden geçen belediyeye operasyon yapıyorlar. Ondan sonra da ‘Eşit davranıyoruz, doğru davranıyoruz, birlikte davranıyoruz’ diyorlar. Dün Mustafa Bozbey gözümün içine baka baka söyledi, ‘Ya AK Parti’ye katıl, ya hapse katıl’. Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya hapse atılacaksın. Defalarca geldi bu binada anlattı bunu. Birlikte yaptığımız toplantılarda defalarca.
Bir tanesi bu tehditlere karşı topukladı, AK Parti’ye katıldı. Aydın’da sokağa çıkamıyor, sokağa çıkamıyor. Aydın’da sokağa çıkamıyor. Dün yazıyor. Türkiye genelinde, soru şu: ‘Operasyonlar ya da parti değiştirilen yerlerde erken yerel seçimin milletin iradesinin tazelenmesine ne dersiniz?’ Yüzde 68 diyor. Yüzde 68, ‘Verin elime diyor o topuklu efeyi, verin’ diyor. ‘Ben söyleyeceğim son sözü’ diyor. İstanbul’da olduğu gibi, iptal edilen seçimlerde. Bir tanesi Aydın’da sokağa çıkamıyor, öbürü Bursa’da cezaevinde. Aramızda konuşuyoruz. Dışarıdan gelen tezahürattan birbirimizi duyamıyoruz. Haftanın ortasında, Mudanya’nın bir kenar mahallesinde, güneşin altında millet kapıda. O yüzden öyle şantaja, tehdide teslim olanı da tarih yazacak, Mustafa Bozbey gibi dimdik duranı da tarih yazacak.
Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada büyükşehirin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın, gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız. Her birinizi teker teker dinledik. Raportör arkadaşlarımız raporlarını tuttular, siyasi arkadaşlarımız notlarını aldılar. Hızlı bir birleştirme toplantısında ilk verileri birleştirdik. Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak. Ama çok daha keskin bir hukuki mücadele verileceğini Mansur Başkan ifade etti. Bunun yanında yeni ve büyük bir hukukçu heyetiyle yepyeni bir iş yapıyoruz. Bunu hukuk tanımayanlara, kanun tanımayanlara, vicdanı olmayanlara, ipten – kazıktan kopmuş ve insanların üzerine haksızca gelen, saldıran herkese müjdelerim. Bir sandığımız olacak. Hukukçular yazıp yazıp sandığa atacaklar. Çünkü bizim şimdi hukukçular yazıp yazıp savcılığa götürüyorlar, mahkemelere veriyorlar. Diyorlar ki ‘Şu yalan. Bu iftira. Bu manşet tamamen haysiyet cellatlığı. Burada söylenen lafın şeyi yok. Tazminat, düzeltme, tekzip, bilmem ne…’ Sonra; ‘Kovuşturmaya gerek yoktur.’ ‘Tamam ben biraz bakarım.’ ‘Aradım bulamadım.’ ‘Tebligat yapamadım.’ Bunlar da diyor ki ‘Yanıma kalacak.’
Şimdi bir kuvvetli hukukçu heyeti yazacak, sandığa atacak. Yazacak, sandığa atacak. Sandık en geç 2028’in haziranında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak; trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların, 200 üniversite öğrencisini vizesinden edenin ve iki bayramı içeride geçirtenin, bütün yaz onları Silivri’de aileleriyle bir perişan edenin bugün ‘Tutuklanmalarına gerek yoktu. Tutuklayan yanlış yapmış’ deniyor ya. O tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere, o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlar, paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin çeyiz sandığınız açılacak. Haydi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara, iki yıl kaldı maksimum. İki yılda hiçbirinizi ne zaman aşımı kurtarır, ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuzdur; ‘Ya bunlar iyi insanlar. Biz ettik, onlar etmezler. Bizi unuturlar.’ Normal vatandaş; AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz. İyi olsun diye oy verdiniz. Yerel seçimde vazgeçtiniz. Genel seçimde hep beraberiz. Ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz.
‘HİÇBİRİ İDDİANAMEDE ÇIKMADI’
Değerli arkadaşlar bir tarafta bu kadar haksızlığı yapıp, bu kadar haksızlık karşısında aferini alıp, bakanlık koltuğuna kurulup, 18 tane tapusu ortaya çıkıp, ID numaraları verilirken, bir bakanın çıkıp yalan söylüyor. ‘O malı hiçbir zaman edinmemiş, almamış. O tarafa satmamış. 190 yıl çalışarak kazanacağı maaşla, bu kadar şeyi almamış’ diyen bir bakan arkadaşları yok. Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi savunamıyor. Bir kişi alkışlamıyor yaptığını, bir kişi sahip çıkamıyor. ‘Bunlar yanlarına kalmayacak’ deyince dakikalarca ayakta alkışlıyor birileri. Burası mı eziliyor, orası mı eziliyor? Kim kimi eziyor görelim bakalım? Milletin vicdan terazisinde siz eziliyorsunuz. Biz dimdik ayaktayız. Punduna getirip ezseler de mühim olan güzel kokmak, ıtır gibi güzel kokmak, ıtır gibi. Eziyorlar, eziliyoruz. Ama hiçbir pis koku çıkmıyor bu salondan, o 12 metrekarelik zindanlardan. Pis kokunun hepsi zatalillerinin, majestelerinin ekibinden çıkıyor. İBB davası görülüyor. Ne diyorlardı? ‘Bir ay sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. İnsan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Her hafta sonu bir şehirdeyiz. Nereye gitsek, daha şehirden çıkış tabelası gelmeden il başkanı arıyor; ‘Herkes yolumu çeviriyor. Bu kadar büyük mitingi 1970’te Ecevit yapmıştı, 1968’de Demirel yapmıştı. Bilmem ne zamandır bu şehrin en büyük mitingini yaptık.’ Çorum da onu söylüyor, Konya da onu söylüyor. Yozgat da onu söylüyor. O mitingleri biz yapmıyoruz arkadaşlar, o mitingleri biz yapmıyoruz. O meydanı dolduran biz değiliz, o meydanı dolduran milletin adalete susamışlığı, bu haksızlıklara isyanı. Millet sizin arkanızda, millet sizin arkanızda.
‘Canlı yayınlansın’ dedik, ilk başta bir sürü ‘Vay efendim canlı yayın istemeyin istediği yeri verirler. Orasında keserler.’ Ya kardeşim biz kendimize güveniyoruz. Tamamı canlı yayınlansın. Ben biliyorum ki o salondan dışarıya bize dair bir mahcubiyet çıkmaz. Kimin mahcup olacağını biliyorum ben. Ben inandığım, güvendiğim arkadaşın arkasında duruyorum. İnanamadığıma zaten bir şey yapmıyorum. İnanmadığımıza, güvenmediğimize zaten bir şey yapmıyorum. Ama ne oldu? Önce savcıya güvenenler ‘Canlı yayın olsun’ dedi. ‘Hay hay bence de olsun’ dedi. Öbürü ‘O öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Bir çıktı iddianame tel tel dökülüyor. Oyladık, ‘Canlı yayın olsun’ diyenler ‘Olmasın’a oy kaldırdılar. Şimdi dava görülüyor. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum, bütün Türkiye’ye. 12 aydır yalan yanlış beyanlar üzerinde tepinenlerin o söylediklerinin hiçbirisi iddianamede çıkmadı. Ne İmamoğlu’nun araçları, ne bin 200 cep telefonu, ne parke altından çıkan paralar, ne Gaziosmanpaşa Belediyesinden çıkan dolarlar, hiçbir şey çıkmadı. Hiçbir şey de iddianamede yer almadı. O konuşanlar, bir tanesi geliyor mu Silivri’ye? Hani asrın yolsuzluğuydu bu, asrın yolsuzluğu? Hani ilk gün TRT iki tane canlı yayın aracını getirdi. İki gün izlediler, anons bile çekmeden gittiler. Nerede A Haber? Silivri’nin önünde çeksene anonsu arkanda asrın yolsuzluğu. İçeriden iki satır bilgi ver. Neredesiniz o bütün yandaş kanallar? Akşam yeni haysiyet cellatlığına soyunanlar, bir yıldır söylediğiniz lafların haberini yapsanıza Silivri’nin önünde. Silivri’nin önünde yine Sözcü var, yine Halk TV var, yine BirGün gazetesi var, yine Evrensel gazetesi var, Cumhuriyet gazetesi var. İşlerinden edilmiş cesur gazeteciler var. Onlar içeride bir iddianamenin tel tel döküldüğünü haber yaparken, neredesin be A Haber, neredesin TGRT? Gitsene Silivri’ye ‘İçeride şu iddiam ispatlandı, yanıt veremediler’ desene. Bir tane yok arkadaşlar. Bir tane yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Baskı altında söyledim’ var. ‘Ailemi korumak için bu ifadeye mecburdum, geri çekiyorum’ var. ‘Savcının tahliye talebine kandım’ var. ‘Ben hiçbir ifademde gördüm demedim, gördüm yazmışlar, uykusuzdum imza atarken dikkat etmedim’ var. ‘Para verildiğini görmedim, duydum’ var. ‘Kimden duydun?’ ‘Onu da unuttum’ var. O yüzden gidin şimdi bakalım o mahkemeye. ‘Bu dava siyasidir’ derken ‘Hukuki değildir’ derken, bu davada ‘Biz iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz’ derken tam da bunları görerek, bilerek, size güvendiğimiz gibi o arkadaşlarımıza güvenerek söyledik bunların hepsini.

‘TÜM HAVUZ MEDYASINI SİLİVRİ’YE DAVET EDİYORUM’
O yüzden tüm havuz medyasını Silivri’ye davet ediyorum. Stüdyolarından yeni iftiralar atmaya, yeni yalanları konuşmaya değil; bir yıldır söylediklerinin ispatını yapmaya bekliyorum oraya varsa cesaretleri. İlk gün bir dolaşıp da kuyruğu kıstırıp gidenler, gördüler içerideki meselenin yaratılan algının yüzde 1’i bile olmadığını. Dahasını söyleyeyim. Bedava bedava konuşanlara, işte Başkanvekili burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koca bir kamu kurumu. Kamu zararı yaratıldığı ileri sürülüyordu. İç Denetim Birim Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, 30 iştirak şirketinin kendi denetim birimleri denetimlerini bitirdi. Böyle dönemde yalan bir beyana, rapora imza atacak babayiğit var mı Türkiye’de? Kamu zararı çıkacak da, ‘Yok’ diyecek. Tüm bu raporlarda tek bir kuruş bile kamu zararının olmadığı raporlara bağlandı. Ve net olarak 30 iştirak şirketinde kamu zararı olmadığı ortaya çıktı.
Sadece İBB’nin İç Denetim, Rehberlik, Mali Hizmetler Daire Başkanlıkları değil ki, bunların da personelinin çoğu bizden önceki dönemden olan devlet memurları. Devam ediyorum. İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde Hazine Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve MASAK uzmanları tarafından özel teftiş, ayrı olarak da bir genel teftiş yapılmış. İBB’de tek bir kuruş kamu zararı olmadığı üç bakanlığın özel ve genel teftişlerinin sonucunda tamamen çökmüş oldu. Bunlar yargılamanın olduğu dosyaya, ilgili sayfalara teker teker giriyorlar. Biz de yaz boyunca, kış boyunca atılan bütün bu iftiralara karşı bunları teker teker dile getirmeye devam edeceğiz. Yargılamanın özeti; İBB’nin liyakatli kadrolarla yönetildiğini, hizmette herkese eşit ve adil davranıldığını ve bir kamu kurumu olarak geçmişte eleştiriye konu pek çok hususun CHP döneminde terk edildiğini, tertemiz bir icraat yapıldığını, bir kuruş kamu zararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyordu Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularından paralar çıkarken, elbise torbalarından paralar çıkarken. Diyordu ki ‘Devletin kasasından çıkmadıktan sonra yolsuzluktan bahsedilemez.’ Bizde kör kuruş bulmadılar, kör delikli kuruş yok. Ne onlar gibi dolarlar, eurolar, ne kasalar, ne başka bir şey. Sadece buldukları: ‘Efendim kamyon aldırmışsın, kreş yaptırmışsın, yurda sandalye aldırmışsın, bilmem ne yaptırmışsın.’ Bunların üzerinden arkadaşlarımıza olur olmaz iftiralar atıyorlar.
‘BİZ O BAYRAĞI TAŞIYACAK GÜÇTEYİZ
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. FETÖ’nün yargılamalarında yapılan haksız tutuklulukları, o kararlara imza atanların hepsi kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçundan ceza aldılar. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere içeride boşu boşuna tutulan Kadir burada, Ahmet Özer burada. Çok sayıda arkadaşımızla ilgili alınan bu kararların eninde sonunda, günü geldiğinde yargı eliyle yeniden ve bu sefer bu haksız kararları, delilsiz yere, hukuksuz yere… Tweet atıyor, tweet‘ten tutuklama yapıyor. Hangi delili karartacak? Ceza alsa, yatarı yok. İçeride altı ay yatırıyor iddianame yazmıyor. Bunların tamamının hesaplarının teker teker sorulacağı bir sürecin içinde olacağız. Ha Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadele eden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi. Ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır. Öyle ya, ‘100 yıl önce kovdunuz düşmanı, kurtardınız ülkeyi, kurdunuz Cumhuriyeti. Ama üç çeyrek sonra verdiniz birinin eline. Şimdi görev sırası yeniden sizde, ama bir görelim sizi. Siz bu İran’a komşu, bu Suriye’ye komşu, bu Rusya’ya komşu, Kıbrıs’ın hakkını savunacak, Yunanistan ile kıta sağlığı konusunda karşı karşıya olacak, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu kumanda edecek ve her türlü zorluğa karşı dimdik ayakta duracak, elinde milletin verdiği büyük bayrağı taşıyacak güçte misiniz?’ diye soruyor. Ekrem Başkan oradan bağırıyor, Mansur Başkan buradan sesleniyor. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz.
‘TEK ADAMI DA YENECEĞİZ, BASKILARI KIRACAĞIZ, HEP BİRLİKTE İKTİDARA YÜRÜYECEĞİZ’
Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. Bana diyorlar, Murat Kurum ‘Bir baş başa kahve içebilir miyiz?’ ‘İçelim.’ ‘Efendim oraya battık, buraya baktık siz çok millisiniz. Milli bir duruş göstermelisiniz, sizi iktidar partisinin belediye başkanı olmaya davet ediyorum, şu imkanlarla bu imkanlarla.’ Murat Kurum sen çok çok o götürebildiğin birkaçını, topuklayanı muhalefete taşırsın kendinle birlikte. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gurur kaynakları, hepinizi alnınızdan öpüyorum.”
