Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Her türlü düşmanlığa karşın, halkımızın ulusal bayramlara sahip çıkıyor olması sevindirici.
Geride bıraktığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda böyle oldu.
23 NİSAN HEPİMİZİN BAYRAMI: EGEMENLİĞİN TARİFİ
23 Nisan egemenliğin iki türde tarifini yapıyor. Birincisi bir ulusun geleceği olan çocukları yüceltiyor, ikincisi egemenliği bir hanedan ya da ayrıcalıklı bir gruptan alıp, milletin kendisine veriyor. Böylece milletin parçası olan birey kul olmaktan kurtuluyor, yurttaş statüsüne erişiyor; sadece seçimle, oy ile değil alanlara çıkarak, gerektiğinde grev yaparak, fikrini ifade ederek, temel hak ve özgürlüklerle donatılıyor… ülke geleceği ile ilgili söz hakkına sahip oluyor.
Elbette bugün ortaya çıkan derin demokrasi sorunu ideal olan ulus egemenliğini gölgeliyor, hatta ortadan kaldırıyor. Fakat tüm hukuksuzluklara karşın millet bayramına sahip çıkıyor.
ULUSAL EGEMENLİK, LAİKLİK, DEVLETÇİLİK, HALKÇILIK
23 Nisan, Atatürk sayesinde, tüm dünya çocuklarına atfedilerek evrenselleşirken, aynı zamanda Türk milletine hak ettiği değeri veriyor.
Bundan ötürü 23 Nisan sadece çocukların değil, tüm ulusumuzun, hepimizin bayramı.
Türkiye gibi millî demokratik devrimle bağımsızlaşan, kendini gerçekleştiren ülkelerde millî egemenlik, laiklikle, devletçilik, halkçılık ve milliyetçilik ile ele eler yürür.
Tam da bu nedenle siyasal İslamcılar ve milliyetçiliği dincilikle karıştıranlar millî bayramlarımıza karşı alerji besliyorlar; yok saymaya çalışıyorlar. Ancak Türk halkı bayramlarına sahip çıkıyor; aksi taktirde kendi varlık koşuluna aykırı hareket etmiş olur.
Türk milletinin egemenliğine sadece içerideki Cumhuriyet düşmanları göz dikmiyor. Batı’dan beslenen diasporalar da aynı işlevi görüyor. Binlerce yıldır olduğu gibi barbarlıkla, soykırım iddiası ile suçlayarak Türk halkına boyun eğdirmeye yelteniyorlar.
24 NİSAN BİR TARİHİ YALANIN TEKRARI
Bu faaliyetin başında Ermeni Soykırımı Yalanı geliyor. Bir emperyalist yalan olan bu iddia yine Batı merkezlerinde dile getirildi. Fransa’da binlerce yurttaşımızın soykırım yalanını haykırmak için yürüyüş yapması engellendi.
ABD’de New York’un Hint asıllı, ultra kozmopolit belediye başkanı Zohran Mamdani emperyalist yalanı tekrarladı; iki Türk devletini, Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ı Karabağ’dan Ermeniler’i sürmekle suçladı.
Bu tip devşirmeler, emperyalizm için daha elverişli aparatlar oluyor.
Bir 24 Nisan daha böyle geride kaldı, arkasında temelsiz, tarih biliminden uzak iddialarla…
TARİH BİLİMİNE AYKIRI
Her 24 Nisan’da olduğu gibi “Ermeni soykırımı” iddiasını güncellemeye çalışıyorlar.
Ermeni diasporası değişik vesilelerle bu işi bir dünya meselesi hâline getirmeye çalışıyor; ancak başarı şansı yüzde sıfır; çünkü ne bilim ne de demokratik tartışma ile ilgileri var. Yapmaya çalıştıkları bu meseleyi siyasi plana taşımaktan ibaret. Aynı şeyi bir önceki sene bizim meclisimizde yapmaya yeltenenler oldu. Ayrıca eski ABD başkanı Joe Biden, 24 Nisan’da jenosit (soykırım) ifadesini kullanarak bu yalana ortak olmuştu.
Başkanlık döneminin ilk aylarına denk geliyor olmasından dolayı onun davranışı sürpriz değildi. Ancak o ya da diğerlerinin popülist yaklaşımı nafile bir çabadan ibaret. Tarih ve hukuk bilimi yalanı açığa çıkardı. Önümüzde sarih gerçekler var.
Türkiye Cumhuriyeti, konuyla ilgili arşivleri açmayı, ayrıca uluslararası platformda tarihçilerin bu konuyu tartışmasını teklif etti. Ermenistan, diasporanın tehdidiyle, her iki teklifi cesaret edip, kabul edemedi. Haklı çıkamayacaklarını çok iyi biliyorlar.
TARİH VE HUKUK
Yalanı ortaya çıkaran bir diğer gerçek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin Perinçek kararı.
2013 yılındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesi’nin kararı, 2015’te AİHM Büyük Daire kararı ve 2016’daki İsviçre Federal Mahkemesi kararı olmak üzere 3 mahkeme kararında da “Soykırıma yetkili mahkeme karar verir” denildi ve Doğu Perinçek “Ermeni soykırımı uluslararası emperyalist bir yalandır” dediği gerekçesiyle yargılandığı süreçten başarıyla çıktı. Yani hiçbir mahkemenin “Ermeni soykırımı var” şeklinde bir kararı bulunmuyor ve Ermeni soykırımının yalan olduğunu söylemek hiçbir yetkili mahkemede suç kabul edilmiyor. Hukuk ve tarih, şüpheye yer bırakmayacak şekilde soykırım yalanını ortaya koyuyor. Elbette ki ABD ve onun kullanımında olan Ermeni diasporası, siyasi plandan yola çıkıp, toprak talebine varıncaya kadar bir takım hukuki haklar elde etmeye teşebbüs ediyor. Bunun karşısında esaslı ulusal politikalar geliştirmek gerekiyor. Bu, siyasi iradeyle yapılabilecek bir şey…Tarih ve hukuk bizden yana…
TARİHÎ PERSPEKTİF
Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde etnik milliyetçi ayaklanmalar, emperyalizm destekli bölme ve parçalama çabasına dönüşmüştü. Ermeni sorunu, tam olarak, bu akımın bir yansıması biçiminde ortaya çıktı.
Ortada bir soykırım olamaz. Aksini iddia etmek sosyal bilimler ile siyaset ve tarih bilimine aykırı düşmek anlamına geliyor. Jenosit, yani soykırım, dünya siyasal literatürüne Hitler’in yaptığı katliamlarla girdi.
BİR KAVRAM OLARAK JENOSİT
1939 ile 1945’te Nazi Almanyası’nın, özellikle doğu Avrupa’da yaptığı katliamlar ırkçı kıyım (soykırım) olarak tarif edilmişti. 2. Dünya Savaşı’ndan başlamak kaydıyla bir ulusu, bir etnik grubu bütünüyle yok etmek amacı taşıyan, kitlesel olarak gerçekleştirilen ırkçı katliamlar soykırım olarak tanındı. Nazi ordularının, özellikle yahudilere karşı yaptığı bu türden bir toplu katliamdı.
Ermeni meselesini, jenosit kavramıyla tanımlayamayacağımız gibi, hayatın gerçekleri de bunun bir soykırım olmadığını gösteriyor.
1915-16 olayları bir karşılıklı kırımdır. Ermeniler, Doğu Anadolu’da Sivas’a kadar uzanan bir Ermenistan kurma hayaliyle katliamlara başladılar. Pek çok Türk köyü yok edilircesine saldırıya uğradı. Türkler katledildi. Buna karşı nefs-i mûdafa yaptılar. Canlarını korumak için savunmaya geçtiler. Ermenilerle Kürtler arasında da çok büyük çatışmalar oldu. Birbirlerini öldürdüler. Bunun üzerine dönemin Osmanlı hükümeti tehcir (göç ettirme) kanunu çıkararak bölgedeki Ermenilerin güney ve orta doğuya alınmasına karar verdi. Bu bir tasfiye hareketidir. 1. Dünya Savaşı koşullarında başka türlü bir çözüm bulunamazdı. Yıllar süren savaşların getirdiği yorgunluk ve tahribat Osmanlı’nın o günün koşullarında bölgede asayişi sağlamasını engelledi. Ve tehcir bir tarihî zorunluluk hâline geldi.
KARŞILIKLI KIRIM
Göç yollarında elbette Ermeniler pek çok kayıp verdi. Yağma amaçlı saldırılara uğradılar. Ancak bunların hiçbiri sistemli bir yok etme çabası değildi. Kimse Ermenileri yok etmeyi amaçlamadı. Bunun için bir politika ya da plan yapılmadı.
Ermeni meselesi gerçek anlamıyla bir karşılıklı kırımdır. Bu olaylarda Türkler, Ermeniler, Kürtler hayatını kaybetti. Masumlar öldü.
Ortada bir soykırım yok; bir karşılıklı kırım var. Dürüst Ermeni tarihçiler, örneğin Lalayan da bu gerçeği belgeleriyle ortaya koyuyor. İngiliz asıllı ABD’li tarihçi Bernard Lewis da Ermeni soykırımı olmadığını söylüyor.
Ermeni milliyetçiliği, emperyalizmin planı olarak üretildi; Anadolu’da İngiliz ve Fransızların kontrolünde uydu bir devletçik kurma, Türklerden toprak koparma hülyasına kapılarak katliamlar yaptı.
EMPERYALİZM
Güncel olarak bakıldığında da aynısını görüyoruz; Ermeni diasporası, emperyalistlerin desteğiyle soykırım yalanını söylemeye devam ediyor.
Emperyalist dünya, Fransa, İsviçre, ABD, Kanada, evrensel hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasına yalan demeyi suç ilân ediyor.
Dünden bugüne değişen bir şey yok. Ermeni soykırımı kocaman bir yalan ve mesele emperyalist bir oyundan ibaret; amaçları Türkiye Cumhuriyeti’ni bu asılsız iddiayla suçlayıp, mahkûm etmek… Başarılı olamayacakları kesin; Türkiye emperyalizmi yenerek kurulmuş bir devlettir ve emperyalizme direnerek ayakta kalmaya mecburdur, bu yolda yenilmeyecek.
Yurttaşımız olan Ermenileri, net bir biçimde bu emperyalist oyunun dışında tutmak gerekir.
Ermeniler, sahip oldukları kültürel zenginlikle, Türkiye’nin renkli kimliğinin nadide örneği, toplumumuzun önemli bir parçasıdırlar.
Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür sözü, devrimle kurulan Cumhuriyetin, hangi etnik kökenden gelirse gelsin tüm yurttaşlarını bir üst kimlik etrafında kucakladığını göstermektir.