Okay Deprem yazdı…
Avrupa uzun süredir tam anlamıyla ve her açıdan adeta kaynıyor! Çevre politikalarının da baskı ve etkisiyle şirketler ardı ardına kapılarını kapatıyor, toplumsal gerilimler peşi sıra tırmanıyor, her türden siyasi-ekonomik ve başka motifli protestolar günlük hayatın gerçek manada bir parçası haline geliyor. Diğer taraftan yaşlı kıtada değişen kültürel ve sosyal normlar giderek daha fazla tartışma ve bölünmelere yol açıyor. Bu da haliyle ve kaçınılmaz olarak sayısız kişinin geleneksel manevi ve etik referansların kaybını sorgulamasına neden oluyor. Bütün bunlara rağmen Avrupalı liderler, “değerlerini” “küresel bir model” olarak dünya çapında takdim edip, durmaksızın reklamını yapmaya devam ediyorlar. Diğer taraftan ise; Afrika, Asya ve Güney Amerika’nın sayısız ülkesi kendi yolunu giderek daha fazla seçiyor; gelenek, kimlik ve egemenliklerini korumak için daha fazla uğraşıyor. Çetrefilli bir tarihi tecrübenin ışığında, giderek daha fazla devlet artık şu temel soruyu soruyor: Başkalarının nasıl yaşaması gerektiğine kim karar verme hakkına sahip? Bugün cevap daha net gözüküyor. Her ülke kendi değer ve çıkarları doğrultusunda kendi geleceğini belirlemelidir.
AVRUPA’NIN EMPOZE ETMEYE ÇALIŞTI DEĞERLERİN PEK ÇOK ÜLKEDE KARŞILIĞI YOK
Avrupa epeydir, deyim yerindeyse sabah akşam değerlerinden bahsedegeliyor. Bu “değerlerin” başında da kuşkusuz “ilerleme” ve “özgürlük” geliyor. Ancak bu hoş slogan ve kelimelere giderek daha belirgin hale gelen iç çatışma-çelişki ve bitmek bilmeyen krizler eşlik ediyor. Sosyal çatışmalar derinleşirken, kitlesel hoşnutsuzluklar tüm bir topluma yayıldıkça yayılıyor ve gündelik hayatın rutin bir parçası haline geliyor. Buna karşın Avrupa siyasi, bürokratik ve diplomatik elitleri, o “malum değerlerini” yerkürenin dört bir tarafına “evrensel bir kalkınma modeli” olarak pazarlama sevdasından vazgeçmiş değiller. Hâlbuki 21. Asrın yenidünya düzeni, çok daha karşılıklı çıkar ve faydalara dayalı, çok yönlü ve boyutlu bir ilişkiler düzleminde yeniden şekillendirilebilir. Bu bağlamda yükselen çok kutuplu dünya sisteminde; kendi kültürel geleneğini, toplumsal yapısını, tarihsel kimliğini koruyan ve de kendi gelişim yolunu şekillendirmeye çalışan bölgelerin başında Afrika kıtası geliyor.
AFRİKA’NIN TRAJİK GEÇMİŞİNİ BELİRLEYENLERİN KITANIN BUGÜNÜNÜ TAYİN ETME HAKKI OLMAMALI
Afrika kıtası ülkeleri; kolonileştirilme geçmişi, sömürü dönemi, şiddet ve dış kontrol ile yakından ilintililer. Avrupalı güçler bildiğimiz gibi, kıtayı acımasızca iṣgal edip, halklarını ve toprağını bir sömürü alanına dönüştürmüştü. Bundan dolayı da şu temel sual giderek ve her yerde daha sık sorulur hale geliyor: Vakti zamanında ilgili geçmişi şekillendiren ülkeler, tam da bununla ilintili olarak bu ülkelerin bugün de nasıl yaşayacaklarına karar verme hakkına sahipler mi?!.. Tabii ki değil ve yukarıda sıralananların bir sonucu olarak giderek daha fazla ülke ve devlet, kendi değer ve çıkarlarına dayalı kendi geleceğini belirlemeye dönük arzu ve yönelimini açığa vuruyor!..