1. Haberler
  2. Analiz
  3. İbrahim Anlaşmaları ve karekök

İbrahim Anlaşmaları ve karekök

featured

Şükrü Göksoy yazdı…

Ortadoğu denklemini anlamak isteyenler, önce bu denklemin karekökünü görmek zorundadır. Çünkü görünen rakamlar, diplomatik cümleler, protokol masaları, alkışlar ve fotoğraf kareleri çoğu zaman hakikati gizler. Hakikat ise daha derindedir.

Bu denklemin karekökü İsrail’dir.

Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken bunu açık bir yenilgi gibi göstermek istemiyor. Bir imparatorluk, çekilirken bile kendisine onurlu bir geri çekiliş sahnesi arar. Fakat bu çekilişin arkasında bırakmak istediği temel düzen bellidir: İsrail’in güvenliğini, meşruiyetini ve bölgesel merkeziliğini garanti altına almak.

İbrahim Anlaşmaları tam da bu nedenle sıradan bir diplomatik normalleşme metni değildir. Bu anlaşmalar, İsrail’i Ortadoğu’da yalnızlıktan çıkarmak, ona yeni güvenlik koridorları açmak ve Müslüman ülkelerin sessiz onayıyla bölgenin karekökü haline getirmek üzere kurgulanmış bir projedir.

Daha açık söyleyelim:

İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Ortadoğu’daki siyasi ve ahlaki sıkışmışlığını kurtarma girişimidir.

Pakistan “bu imza halkı ayağa kaldırır” diyerek geri duruyorsa; Suudi Arabistan bu yükü taşıyamıyorsa; hatta savaşlarla parçalanmış, baskı altındaki Suriye bile bu denkleme kolayca giremiyorsa, Türkiye’nin bu masaya nasıl bakacağı sıradan bir diplomatik tercih değil, tarihî bir imtihandır.

Çünkü Türkiye sıradan bir bölge ülkesi değildir. Türkiye, hem Batı ittifakının içinde hem İslam dünyasının hafızasında duran ağır bir devlettir.

Bu yüzden Türkiye’nin tavrı sadece diplomatik bir tercih değildir; aynı zamanda tarih, hukuk, vicdan ve millet hafızasıyla ilgilidir.

Akşamdan sabaha İsrail’e havlayan bir siyaset, sabah olduğunda İbrahim Anlaşmaları masasına nasıl oturabilir?

Eğer İsrail’e karşı çıkışınız hakikatse, bu anlaşmaya “evet” diyemezsiniz. Eğer bu anlaşmaya “evet” diyorsanız, gece boyunca yaptığınız bütün bağırışlar sadece iç siyasete oynanan ucuz bir tiyatrodur.

Gündüz diplomasi, gece hamaset olmaz.

Ya ilken vardır ya da rolün.

Amerika’nın zayıflığından güçlü ve bağımsız bir siyaset üretmek yerine; kölelik, yancılık, mezhepçilik ve sahte Abdülhamitçilik üzerinden ikbal arayan siyaset aklı, sonunda kendi ülkesini de kayıp riskiyle karşı karşıya bırakır.

Çünkü büyük imparatorluklar çekilirken, onların satrapları ya akıllanır ve milletine döner ya da efendisinin enkazı altında kalır.

Bugün mesele şudur:

Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilirken geride bırakmak istediği İsrail merkezli karekök denklemine mi girecek, yoksa kendi tarihî ağırlığıyla yeni ve bağımsız bir denklem mi kuracak?

Karekök ortadayken denklemi bozuyorsan, hukuk ortadayken adaleti çiğniyorsan, halkın vicdanı ortadayken meşruiyet arıyorsan; buna diplomasi değil, devlet aklı hiç değil, düpedüz dalyarakça siyaset denir.

Çünkü gerçekler yalın biçimde ortadayken; matematiği inkâr eden, hukuku eğip büken, tarihî hafızayı yok sayan kaba ve cahil siyaset aklına artık “yanıldı” denmez.

O noktada halkın argosu devreye girer.

Bu artık dalyaraklıktır.

İbrahim Anlaşmaları, barış adı altında İsrail’i bölgenin merkez değişkeni yapma projesidir. Bu projeye dahil olan her ülke, önce kendi halkının vicdanıyla, sonra tarihî hafızasıyla, en sonunda da kendi devlet aklıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.

Çünkü Ortadoğu’da denklem basittir:

ABD çekiliyor.
İsrail korunmak isteniyor.
Müslüman ülkeler denkleme alınmak isteniyor.

Türkiye ise ya bu karekökün içine hapsedilecek ya da kendi denklemini kuracaktır.
Tarih, bu tercihi unutmaz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!