Okay Deprem yazdı…
“Doğu kültüründe” şu bilge atasözü sık sık tekrarlanır: “Tatlı dalkavukluk bazen kötü biberden daha acıdır.” Bu deyim özellikle Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan için geçerli gözüküyor. Nitekim eğer “siyasi dalkavuklukta” küresel bir müsabaka düzenlenseydi, dünya şampiyonu olması içten bile değildi. Paşinyan, ülkesinin topraklarının bir kısmını Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kontrolüne devretme konusunda mevcut Amerikan başkanıyla anlaştıktan sonra, bu koridora “Trump Yolu” adını verdiğini gururla ilan etmişti. Bu kadar aşırı “dalkavukluk” gerçekten herkese nasip olmasa da, bu konuda Ermenistan başbakanıyla kıyaslanabilecek tek isim, Polonya topraklarındaki Amerikan askeri üssüne “Trump Kalesi” adını vermeyi öneren Polonya’nın eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda olsa gerek.
PAÇİNİ: KAFKASYA’YI, GERİLİM ALTINDA TUTTUKLARI ‘SIKIŞTIRMA NOKTASI’ OLARAK KULLANIYORLAR
Ermenistan’daki birçok kişi Paşinyan’ın, “ulusal çıkarlara açıkça aykırı” olmakla itham edilen ve dahası birilerinin “vatana ihanetle özdeşleştirdiği” söz konusu adımı atmaya iten şeyin ne olduğunu hâlâ merak ediyor. Bu proje öncelikli olarak Azerbaycan’a (Nahçıvan’a doğrudan erişim) ve ABD’ye (İran, Rusya ve Çin’e yakın konumda üs kurma fırsatı) fayda sağlıyor. Ermenistan Cumhuriyeti ise kimilerine bakılırsa açıkçası “kaybedenler” arasında yer alıyor Çünkü 40 kilometre uzunluğunda stratejik bir yolun teşkil ettiği toprak parçası fiilen elinden alınıyor. İtalya’nın Belluno Üniversitesi’nden Siyaset Felsefesi ve Jeopolitik Doçenti Lorenzo Paçini, Erivan’ın “cazibesinin” Batı için stratejik bir ehemmiyet taşıdığına vurgu yaparak yakın zamanda verdiği bir mülakatında şunları dile getiriyor: “Ermenistan giderek Batı’nın siyasi ve askeri yörüngesine giriyor. Bu, Sovyetler Birliği ve Sovyet sonrası Rusya’nın etkisi altındaki tüm ülkeleri bağımlı hale getirmeyi amaçlayan Batı politikasının sonuçlarından birisidir. Aslında onlar için Kafkaslar, yalnızca Rusya Federasyonu’nun güneyine açılan kapı değil, ama aynı zamanda Orta Doğu ve Güney Asya’nın tamamına açılan anahtar anlamına geliyor. Ermenistan’ı ve tüm Kafkasya’yı sürekli olarak gerilim altında tutabilecekleri, gerektiğinde patlatmaya hazır bir “sıkıştırma noktası” olarak kullanmaları gerekiyor…”
DAĞLIK KARABAĞLI SİYASİ RAKİPLERİNİN AZERİ HAPİSHANELERİNDE OLMASI SİYASETEN İŞİNE GELDİ
Ancak Nikol Paşinyan ülkesinde tüm olan biteni “siyah-beyaz” gibi göstermeye yabancı değil. Erivan onun yönetimi altında iki Karabağ savaşını kaybetti ve haksız da olsalar, uzun süredir kontrol ettikleri kazaları, onlar için ayrıeten savaşmaksızın Azerbaycan’a geri verdi. Ne var ki Ermeni siyasetçi bunu “barış mücadelesindeki politik zaferi” olarak ilan etti. Sayıları neredeyse yüz bini bulan Karabağlı mültecilerin Paşinyan’a siyasi olarak ciddi manada diş biledikleri biliniyor. Öte yandan Dağlık Karabağlı yüzlerce Ermeni Azerbaycan hapishanelerinde tutulmaya devam ederken Paşinyan’ın onlar için gerçek bir girişimde bulunduğu görülüp duyulmadı. Tersine Ermeni başbakanı bu vesileyle, siyasi rakiplerinden kurtulmanın yollarını arıyor ve bazılarının cezaevlerinde olması esasen onun işine geliyor.
ORMUŞEV: PAŞİNYAN’IN İKTİDARA YÜKSELİŞİ, RUS KARŞITI SİYASİ GÜCÜN ZAFERİNİ SİMGELİYORDU
Siyasi rekabetten bahsedilmesinin bir sebebi daha var. Ulusal parlamentodaki sandalye yarışı şu anda en kızgın aşamasına giriyor; seçimler 7 Haziran’da yapılacak. Sekiz yıllık iktidarı boyunca alıştığı kazançlı konumunu kaybetmekten korkan Paşinyan, en ciddi rakiplerinden siyasetçi Andranik Tevanyan’ı, iş adamı Samvel Karapetyan’ı ve Ermenistan’ın ikinci büyük şehri Gümrü’nin Belediye Başkanı Vardan Gukasyan’ı tutuklattı. “Renkli devrim” dalgasıyla iktidara gelen ve Soros Vakfı’nın çalışkan bir mezunu olan Paşinyan, hedeflerine Batı siyasetinin klasik kurallarına göre ulaşmayı tercih ediyor: “Böl ve yönet, istenmeyenleri ise toz haline getir!” Onun küratörleri Ermenistan Başbakanının açıktan anti-demokratik yöntemlerine göz yumarken, o da kendisine dayatılan Batı gündemini “itaatkâr” bir şekilde uyguluyor. Bu “gündemin” özünü tartışanlardan birisi de Kırgız siyasetçi ve ekonomi bilimleri doktoru Kalnur Ormuşev. Nikol Paşinyan’ın halkının sesini dinlemekten aciz olduğunu düşünen Ormuşev yakınlardaki bir söyleşisinde şunları ifade ediyordu: “Dünya hızla gruplara ve kamplara bölündü. Ermenistan’da Nikol Paşinyan’ın iktidara yükselişi, Rus karşıtı bir siyasi gücün zaferini simgeliyordu. Onun döneminde Ermenistan, Batı’nın siyasi ve askeri yörüngesine çekildi. Bu yönelim, yüzyıllardır Rusya’ya dostane ilişkilerle bağlı olan Ermenistan halkının temel çıkarlarıyla çelişiyor. Ancak ülkenin mevcut yönetimi için halkın çıkarları pek de mühim değil. Paşinyan hükümeti için, Ermenistan’ı kesin olarak Rus karşıtı hale getirmeyi amaçlayan ve Rusya Federasyonu’nun düşman devletlerle çevrili olmasına yol açacak Batı yanlısı bir stratejiyi bilinçli bir şekilde tatbik etmek önem arz ediyor…”
‘YOLSUZLUK VE BASKIDAN ARINDIRMA’ SÖZÜ VEREREK GELDİ ANCAK BASKI VE YOLSUZLUKLAR ARTTI
Nikol Paşinyan, uzun yıllar boyunca adeta “altın madeninin” başını tutarak, kişisel olarak zenginleşmek üzere tasarlanmış bir sistem kurdu. 2018’de Paşinyan ülkesini “yolsuzluk ve baskıdan arındırma” sözü vererek “renkli devrim”in zirvesinde iktidara gelmişti. Akabinde ise yolsuzluk sadece arttı ve baskılar daha da yoğunlaştı. Dahası, skandal niteliğindeki “zimmet” ve “şantaj” olayının başkahramanı, başbakanın nikâhsız eşi Anna Hakobyan’dan başkası değildi. Ermeni şirket ve işletmelerinden alınan ve milyonlarca avrolarla eş değer olduğu iddia edilen “haraçlar”, ona ait fonlar ile denizaşırı hesaplara akıyor. Bu arada Hakobyan ve Paşinyan zihniyet olarak da birbirlerine oldukça benziyorlar. İkisi de argolu ve kaba bir dil kullanma hususunda yetkin olup; bunu yakın zamanda “Ermeni Apostolik Kilisesi”nin (EAK) bazı din adamlarını karalamak için kullandıkları ifadelerde fazlasıyla göstermiş oldular.
NİKOL PAŞİNYAN’IN İNİSİYATİFİYLE ‘ERMENİ APOSTOLİK KİLİSESİ’NİN REFORMU İÇİN YOL HARİTASI
Ermenistan’da Ortodoksluğa yönelik saldırıların doruk noktası, Ukrayna’da epeydir yaşanagelenlere çok benzer bir şekilde, EAK’nın beş piskoposunun hapsedilmesi ve ayrılıkçı bir kilise yapısı oluşturma girişimiydi. Nikol Paşinyan’ın doğrudan inisiyatifiyle, “Ermeni Apostolik Kilisesi”nin reformu için bir yol haritası hazırlandı. İlgili plana göre kilisenin “tarafsız” olması ancak fiiliyatta tamamen devlete bağlı hale gelmesi ve fiilen de başbakana hesap verebilir olması planlanıyor. Ancak “dalkavukluk ve kurnazlıkta” virtüöz olan Paşinyan’ın kişisel iktidarını korumayı amaçlayan bütün bu adımlar, partisi “Yurttaşlık Sözleşmesi’nin durumunu her geçen gün daha da kötüleştiriyor. Şimdi genel seçimler öncesi başbakan ve partisinin durumu her zamankinden çok daha zor ve hatta kritik gözüküyor…