1. Haberler
  2. Analiz
  3. Büyük İskender, vekâlet savaşları ve Kudüs

Büyük İskender, vekâlet savaşları ve Kudüs

featured

Şükrü Göksoy yazdı…

​Bir çocuk düşünün; hocası Aristoteles olsun, Homeros’un İlyada Destanı’nın tarihi ile büyüsün. Ve bu çocuğun tarihsel hafızasında, Pers Kralı Serhas gibi yıkıcı bir figür bulunsun. Perslerin Makedonya ve Yunanistan’a ettikleri, onların tarihsel hafızalarına işledikleri şey sadece yıkım ve korkudur.

​Bu ortamda büyüyen Büyük İskender, iktidara geçer geçmez yaklaşık 40 bin kişilik güçlü ordusu ve güçlü generalleriyle Persler üzerine sefere çıktı. İskender, evrensel olma iradesiyle hayallerinin peşinden gitti. Tüm Orta Doğu’nun ve Anadolu’nun hâkimi Persleri tarihten sildi; ancak bugün bile hâlâ Yunan tarihçilerinin nefretiyle ilintili Pers düşmanlığı sürdüğüne göre, bunu Yunan tarih hafızasından silemediği ortada.

​10 Haziran ya da 11 Haziran… Ne fark eder ölüm günü, böyle demeyin. Fark eder. Usta şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’e göre “Haziranda ölmek zordur”. Büyük İskender dönüş yolunda, ne büyük bir ironidir ki Babil’de, Nabukadnezar’ın sarayında, M.Ö. 323 yılında, 32 yaşında bir fatih olarak öldü. O İskender ki kralları, imparatorlukları devirmiş, baş eğdirmiştir.

​332 yılında Kudüs önüne geldiğinde, Perslere karşı İssos Savaşı’nın galibi olarak gelmişti. Perslere yüzlerce yıllık bağlılık yemini etmiş Süleyman Tapınağı’nın Başrahibi (Başkahin) Yaddua, beyaz bir elbise içinde kollarını açarak yeni ve güçlü hamisini karşıladığında; karşılığında Süleyman Tapınağı’nda ateşin yanmaya devam edeceğini biliyordu. Generalleriyle birlikte Başkahin Yaddua’yı böylesine ikonik bir şekilde karşısında gören Büyük İskender, atından inip kahini selamlamıştır. İskender’in, neden böyle yaptığını soran generallerine, “Ben kahine değil, onun inandığı Tanrı’ya saygı gösterdim” demesi de anlamlıdır.

​Ancak aynı İskender’in, Yahudi teolojisinde travmatik bir kişilik olarak yer alan Nabukadnezar’ın sarayında hayata veda etmesi de bir o kadar anlamlıdır. Ölümünden önce generallerinin “Varisiniz kim olacak?” sorusuna, “Güçlü olan” diyerek kurumsal bir hanedanlığı reddettiğini de göstermiştir. Liyakatin kurumsallıktan çok güçle ilintili olduğunu düşünmesi, Roma’nın kurumsal cumhuriyet yapısından uzak olması ve onun yetişme koşullarındaki Homeros kahramanlarına benzemek istemesi, onun liyakat anlayışıydı. Roma ise İskender’in gücüne ve komutasına hayranlık ile saygı duymuş; gücün, en az kurumsal devlet kadar önemli olduğunu kavramıştır. Keza o dönemde Roma henüz emekleyen bir şehir devletiydi; gücün farkına varmasını İskender’e olan hayranlığında aramak gerekir.

​İskender’in güzel bir haziran günü, henüz yaz başı, Babil’in bahçeleri içinde, Nabukadnezar’ın sarayında ölmesi generallerini o son söze kilitledi: “Güçlü olan.”
​Güç Orta Doğu’da hep vardı. Güç Orta Doğu’da ya hamilik yapıyordu ya da kan döküyordu. Siyah ve beyazın hâkim olduğu bu coğrafyada hayatta kalmak zordu, uyum sağlamak zordu. Ya bir bukalemun gibi gizlenebilecek, usul usul Babil’in gölgesinde, Kyros’un hamiliğinde Talmud’unuzu işleyecek, geliştirecek ya da yok olacaktınız. İşte o dönemde, güçlü olanın savaşlarında yarım yüzyıl vekâlet savaşları yaşandı.

​Bugün Orta Doğu’da hâlâ güçlü olanın vekâlet savaşları yok mu? Lübnan’da, Suriye’de, Yemen’de, Irak’taki, Libya’da, İran’da ve diğer tüm coğrafyalarda… Bu geleneği bize kim bıraktı? Orta Doğu’nun tam da ortasında, Babil’de, bir haziran günü nemli bir ölüm döşeğinde “Güçlü olan” diyerek vekâlet savaşlarını bu uslanmaz, devingen coğrafyanın ortasına kim bıraktı? Tabii ki İlyada Destanı’ndan, Homeros tarihinden çıkıp Babil’e gelen Büyük İskender.

​O zaman soru şu: Kralların hamiliğinde, sarayların gölgesinde, koridorların karanlığında kalan Talmudlarını usul usul işleyen Yakup’un çocukları; hayatta kalma iradesiyle baş eğmeyi, sinmeyi tarih boyunca alışkanlığa dönüştüren bugünün modern İsrail’i, bu Orta Doğu’nun büyük ve acımasız ruhunda başarılı olabilir mi?
​Olabilir… 79 yıl. 2027 ya da 2035… Yahudi ulusu bu teolojik zihniyetle, bu saldırgan Makabi ruhuyla, bu Nabukadnezar korkusu ve Titus karabasanıyla başarılı olamaz. Tarih Yakup’un çocuklarına hiç hoşgörülü davranmadı, davranmayacak. Yeni, Roma’sız bir Orta Doğu yalnızlığı hiç de tekin bir coğrafya değil. Kim bilir, inandığınız Tanrı’ya saygı gösterecek bir İskender daha beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!