1. Haberler
  2. Siyaset
  3. DEM Parti’den ‘çerçeve yasa’ çağrısı: PKK’lılara ‘onurlu dönüş’ istedi!

DEM Parti’den ‘çerçeve yasa’ çağrısı: PKK’lılara ‘onurlu dönüş’ istedi!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bölücü açılım sürecine yönelik çağrıda bulunup "Yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır" dedi. 

featured

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında bölücü açılım sürecine yönelik açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, “çerçeve yasa” çağrısında bulunarak “Yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır” ifadelerini kullandı.

‘BARIŞ HUKUKA BAĞLANMALI’

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Şimdi Türkiye’nin önündeki asıl yol savaş mimarisine eklemlenmek değil. Kürt meselesinde çerçeve yasayla barışı hukuka bağlamak, demokratik çözümü gecikmeden hayata geçirmektir. Yani İzmir’in yaşadığı acıları ortadan kaldırmaktır. Önümüzde Türkiye siyasi tarihinin en büyük fırsatlarından birisi duruyor. Emin olun, bu abartı değil; Türkiye siyasi tarihinin en önemli fırsatıdır bu demokratik toplum ve barış süreci. Barış ve demokratik toplum süreci ikinci yılına neredeyse girmek üzere. Bu süreçte evet bazı adımlar atıldı, hakkını vermek lazım.

Silahlar yakıldı, Meclis’te bir komisyon kuruldu, komisyon İmralı’ya ziyarete gitti ve raporunu tuttu. Bunların hiçbirisini küçümsemiyoruz, yok saymıyoruz. Aksine bu adımların üzerine bu demokratik toplum ve barış sürecini sağlam bir şekilde inşa etmek istiyoruz. Bu tarihi fırsatı kalıcı barışa, onurlu yaşama ve demokratik geleceğe nasıl çevireceğimiz konusunda her gün yoğun tartışmalar yapıyoruz ve kafa yoruyoruz. Bunun yolunun çerçeve yasa olduğunu bir kez daha buradan söyleyelim. Yüzyıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay bir iş değil, katılıyorum, önemli bir iştir.

‘CESARETLE YAZILMALI’

Bu yasa bu önemli işin büyüklüğüne uygun şekilde yazılmalı ve cesaretle yazılmalıdır. Toplumun kulağı bu yasadadır. Dağdan dönmeyi bekleyenlerin de, haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde olanların da, hasta tutsakların da, sürgünde yaşayanların da, bugün İzmir’den gelen çocuğu kırk yıldır cezaevinde olan Barış Anamızın da gözü bu yasadadır. Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse, belki bugüne kadar özlemini duyduğumuz demokratik bir zemine giriş yapmış olacağız. Bakın bu yasa vesilesiyle yine bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Ali Ürküt’ü tanırsınız; yıllarca genel başkan yardımcılığımızı yaptı, Diyarbakır il başkanlığı yaptı, sendikacılık yaptı, yani ömrünü demokratik zeminde siyaset yaparak geçirdi.

Şimdi, 15 gün önce Ali Ürküt hakkında AİHM, itiraza yer bırakmayacak şekilde bir ihlal kararı verdi. Türkiye’nin itiraz hakkı yoktu ve açık bir hak ihlali tespit edildi. Tabii istinaf mahkemesi duymuyor, kulaklarını kapatmış durumda. Şimdi bu AİHM kararından sonra daha dün Anayasa Mahkemesi de bir ihlal kararı verdi. AİHM uluslararası bir mahkeme, Türkiye tanımıyor diyelim ama Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin kendi mahkemesidir. Onun kararını uygulayın. Başta Ali Ürküt olmak üzere, iki yıldır kanser tedavisi gören, damarları tıkalı, yarı felç halde yaşayan Nazmi Gür hakkında da ihlal kararı vardır. İstinaf mahkemesi AİHM kararına uymuyor ama en azından AYM kararına uyulmalıdır. Bu vesileyle cezaevindeki arkadaşlarımızı da Ali Ürküt, Nazmi Gür, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ şahsında selamlıyorum; selam, sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz. İstinaf mahkemesini ve Türkiye’deki yargıyı da AİHM ve AYM kararlarını uygulamaya çağırıyoruz bir zahmet.

Nasıl bir mahkeme ise kendisini her şeyin üzerinde görüyor; aslında öyle değil ama ne yapalım, bazen böyle oluyor. Değerli arkadaşlar, herkes şunu bilmek istiyor. İzmir’deki arkadaşlarla yarım saat sohbet ettik, bir grup toplantısını da yukarıda yaptık, güzel bir sohbetti. Çok önemli sorular sordular. Türkiye’de nereye giderseniz gidin benzer sorularla karşılaşıyorsunuz. “Devlet sözünü tutacak mı?”, “Bu meseleyi hukuka bağlayacak mı?” dediler. Evet, ben de soruyorum: İzmir’den, Konya’dan gelen kardeşlerimizin dediği gibi, sözünüzü tutup gerçekten bu meseleyi hukuka bağlayacak mısınız sayın yetkililer? Önünde bir engel var mı? Tekrar soralım sizin adınıza. İnsanlar güvenle ülkelerine, evlerine dönebilecek mi? Bu ülke gerçekten bu barış sürecini ciddiye alacak mı? Bunları bekleyip göreceğiz. Beklemeyeceğiz tabii, mücadele ederek göreceğiz. İşte çerçeve yasa bu soruların tamamına cevap verecek bir yasadır.

‘ÇERÇEVE YASA TOPLUMA GÜVEN VERMELİ’

Onun için çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalı, güvenlikçi yorumlara kapalı olmalı, topluma güven veren bir yasa olmalıdır diyoruz. Hukuk yoksa güven olmaz değerli arkadaşlar, güven yoksa dönüş olmaz, dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönenler arasında ayrım gayrım yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz; “şunu kapsar, bunu daha az kapsar” denilmemeli, böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır ve yasa buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf mahkemesini görüyoruz; diğerlerinin böyle davranmayacağının bir garantisi var mı?

Dönüş varsa güvence olmalıdır, hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kimse yarın başıma ne gelir belirsizliğiyle yola çıkmaz. Çekip gitmiş, itiraz ettiği için yıllarca sürgünde ya da dağda kalmış insanlar, görmediği ve güvenmediği bir yasa için gelir mi? Sen devletsin, bunu düşünmen gerekiyor. Bir de “barışıyoruz” deniyor; bu ayrı nedir, bu gayrı nedir? Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır… Böyle bir barış olmaz. Onun için huzurlarınızdan tekrar sesleniyorum: kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan, bir savcının ya da hakimin insafına insanların geleceğini bırakmayan açıklıkta bir yasa yapılmalıdır.

‘DÖNMEK İSTEYENLERİN ONURUYLA DÖNEBİLECEĞİ GERÇEKÇİ BİR YASA OLMALI’

Yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir; mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Sözle başlayan barış yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi; şimdi bunu hukukla, yasayla mühürleyelim. Biz bu yasayı önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa yüz yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk halka olabilir. Altını önemle çizmek istiyorum: bu yasa “kim kazandı, kim kaybetti” sorusuna göre ele alınamaz. Barış yapılıyorsa burada asıl soru şudur: bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Kürtler, Aleviler, bütün halklar ve inançlar eşit, özgür ve onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclis’e, iktidara, muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz: bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir; barış gibi hayati bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var; onlar için savaş bir kazanç, kavga bir koltuk, düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerin biteceğini çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden geciken her gün, barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar ve çözüm karşıtı odaklar zemin bulur. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez, ötelemeye bırakılamaz. Bugün açıktır: o kapı açıkken içeri girmek gerekir, çünkü her zaman açık kalmaz.

‘TOPLUM ÖCALAN’LA BULUŞMAK İSTİYOR’

Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle Meclis’e gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla acı değil, hukuka kavuşmaktır. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz: yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi. Değerli arkadaşlar, bu halkın ne istediğini görmek isteyenler hafta sonu yaptığımız dört mitinge baksın: İstanbul, Ahmet, Mersin ve Van’da özgürlük mitingleri yaptık. Ben de İstanbul’da katıldım; büyük bir coşku ve sahiplenme vardı. Katılan herkese teşekkür ediyorum. Dört mitingde de temel bir talep açıkça öne çıktı: katılan halklar “Sayın Öcalan’la artık buluşmak istiyoruz” dedi. Bu da bize şunu gösteriyor: toplum barışın ağırdan alınmasını istemiyor. İzmir’deki annenin söylediği gibi, yıllardır cezaevinde olan ve hastalıklarla boğuşan insanlar var; doğru düzgün tedavi edilmiyorlar. Bu ayıptır. Bir an önce çözülmelidir; insanlar artık cezaevinde yaşamını yitirmemelidir.

Toplum bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç ya. Hem muhatap hem 12 metrelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor. Tekrar ediyoruz: Sayın Öcalan’ın iletişim, yaşam ve çalışma şartları artık bu sürece uygun bir şekle kavuşmak zorundadır. Halk sürecin ciddiyetle ilerlemesini istiyor. Çünkü ciddi bir iş yapıyoruz. Barış öyle kolay bir şey değil. Demokratikleşme adımlarının gecikmeden atılmasını istiyor. Yerel demokrasinin önünün açılmasını istiyor. İki yıldır bir masada oturuyoruz, hâlâ kayyumlar yerinde duruyor. Yetmiyor, ayıp ya. Esnaf odaları yöneticisi arkadaşlarımız da burada. Belediyenin olanakları AK Partili yetkililerin özel işleri için kullanılıyor ya. İşte kayyımcılık böyle bir şeydir. Halkın olanakları, imkânları gidiyor; bireysel işler için, AKP’ye yakın insanların işlerinde kullanılıyor.

Yerel demokrasinin önü açılmalı, kayyım siyaseti son bulmalı; artık insanlar bunu istiyor. Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz ya. Eşit olmayı istemenin neresi kötü, neresi suç? Neresi kavga gerekçesidir? Senin sahip olduğun haklara diğeri de sahip olmak istiyor. Hani kardeşçe birlikte yaşıyoruz, yüzlerce yıllık bir geçmişimiz var, bir hukukumuz var, bir tarihimiz var, bir kader birliğimiz var. Tarihin en zorlu dönemlerinde birlikte hareket etmişiz. Millet 1900’lerin başında ulus demiş, kendisine devlet kurmuş; biz kardeşiz, ayrı devlete gerek yok, bu devlet ikimizi de, hepimizi de temsil eder demişiz. Niye buna uygun davranmıyorsun? Bu kadar açık, bu kadar berrak bir meselede artık birilerinin sesine kulak verilmelidir.

‘100 YILLIK BİR YARAYI SARMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Bakın Ankara dünya savaş mimarisini tartışıyor, biz burada neyi tartışıyoruz? Meydanlarda neyi tartışıyoruz? Barışı ve demokrasiyi. Biri dünyanın savaş mimarisini tartışırken biz gittiğimiz her yerde barış, demokrasi, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşamı tartışıyoruz. Buna bir değer biçmek gerekiyor. Onlar yeni cepheler çiziyor, yeni savaş alanları belirliyor; biz 100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz. Dünya silaha yatırım yaparken biz birlikte yaşama yatırım yapalım diyoruz. Dünya yeni savaşların hesabını yaparken biz yeni bir barışın hukukunu kurmaya çalışıyoruz. Dünya çatışmaları büyütürken Türkiye yarım asırlık bir çatışma sarmalını bitirebilir. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış kurulursa, bunun yankısı sadece Türkiye’de değil savaşın gölgesindeki bütün coğrafyalarda hissedilecektir.

Bunu el birliğiyle başaracağız. Kadir abinin de dediği gibi büyük barış er ya da geç bu topraklara mutlaka gelecektir. Dünyanın en büyük ihtiyacı yeni cepheler, yeni çatışmalar değil, yeni barış hikâyeleridir. Sayın Öcalan o fırsatı yaratmıştır. Türkiye bunu başarabilecek bir eşiğe gelmiştir; biz bu eşiği aşacağımıza inanıyoruz. Çünkü seksen altı milyon insanımızın aklına ve vicdanına güveniyoruz. Umudumuz var, umudumuzu yitirmeyeceğiz, mücadele edeceğiz, barış yolunda yürümeye devam edeceğiz. İnşallah en kısa sürede bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir demokratik cumhuriyet kuracağız.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!