Şükrü Göksoy yazdı…
Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yapısal, ideolojik ve kadrosal bir dönüşüm sürecine sahne olmuştur. Bu dönüşüm; liderlik değişimlerinin ötesinde, dış odaklar, vakıflar ve stratejik hamlelerle şekillenen adeta bir “sistem güncellemesi” olarak okunmalıdır. Deniz Baykal ile başlayan, Kemal Kılıçdaroğlu ile derinleşen ve bugün Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekseninde devam eden bu süreci kronolojik bir akışla analiz etmek, Türk siyasetinin nereye evrildiğini anlamak açısından elzemdir.
1.0 VERSİYONU: DENİZ BAYKAL DÖNEMİ VE KURULUŞ REFLEKSLERİ
2000’li yılların başına kadar CHP, 1.0 Versiyonu olarak nitelendirilebilecek bir çizgideydi. Deniz Baykal liderliğindeki bu dönem; kısmen devletçi, ulusalcı ve eski CHP’nin kurucu reflekslerini büyük oranda koruyan bir yapıya sahipti. Batı ile ilişkiler sürdürülse bile, CHP’nin tarihsel ve ulusal damarı tamamen terk edilmemişti.
Ancak bu dönemin en kritik dönüm noktası, 2002 seçimlerinde milletvekili seçilemeyen Recep Tayyip Erdoğan’ın, Baykal’ın “demokrasi öğretisi” ve “ara seçim formülü” gibi gerekçelerle önünü açmasıyla yaşandı. Siirt’te yenilenen seçimler sonucunda Erdoğan’ın Türk siyasi hayatına ve meclise dönmesi sağlandı.
Bu süreç, Türkiye’de yeni bir dönemin kapısını aralarken, Baykal dönemi de ilerleyen yıllarda (2010) küresel odaklar, FETÖ ve Alman vakıflarının dâhil olduğu iddia edilen, ucuz bir senaryoyu andıran kaset operasyonuyla sonlandırıldı. Amaç, CHP’yi “millici” reflekslerinden arındırarak yeni bir faza geçirmekti.
2.0 VERSİYONU: KILIÇDAROĞLU VE “YCHP” MÜHENDİSLİĞİ (ALMANYA 2.0)
Baykal’ın itibarsızlaştırılarak tasfiye edilmesinin ardından, sistem Almanya 2.0 olarak adlandırılabilecek Kemal Kılıçdaroğlu sürecini başlattı. Alman vakıflarının (özellikle TÜSEV ve TESEV gibi yapıların) Türkiye’deki faaliyetleri ve siyasete etkisi bu dönemde alenen hissedildi. Seyit Rıza hayranlığı ve mezhepsel kimliği üzerinden dizayn edilen Kılıçdaroğlu, CHP’yi kurucu ilkelerinden ve Altı Ok’tan kopararak “Yeni CHP” (YCHP) yapma projesinin mimarı, mühendisi ve psikoloğu oldu.
Kılıçdaroğlu’nun süreç içinde milletvekili yaparak Türk siyasetini kokuşturduğu isimler, bu kurgunun en açık delilleridir:
TR 705 Sezgin Tanrıkulu: Masum CHP seçmeninin oylarıyla partiye yerleştirilen bir Truva atı gibi hareket etti.
Namık Tan: Mavi Vatan doktrinini reddeden yaklaşımlarıyla öne çıktı.
Orhan Sarıbal: Bursa Milletvekili olarak Seyit Rıza’yı anan ve kutsayan açıklamalar yaptı.
Eski AKP’liler ve Diğerleri: Ergenekon döneminin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den, Sızıntı dergisi neşriyatından yetişenlere; Mehmet Bekaroğlu’ndan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi isimlere kadar geniş bir yelpaze sisteme dâhil edildi. Hatta Cumhuriyet değerleriyle sorunlu olduğu bilinen, El-Ezher çıkışlı Ekmeleddin İhsanoğlu bile Cumhurbaşkanı adayı yapıldı.
Bu yıkıcı bileşenlerin tek bir ortak noktası vardı: Ulus devleti çökertmek ve ulusalcı CHP’yi tamamen dönüştürmek. İşte bugün partiyi yöneten Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve ekipleri, bizzat bu 2.0 Kılıçdaroğlu eliyle yetiştirilerek sisteme sokuldu.
3.0 VERSİYONU: ÖZGÜR ÖZEL VE EKREM İMAMOĞLU (ABD 3.0)
2019 yerel seçimleriyle birlikte, “gözlüklü Tayyip” ve “DEM sever” olarak nitelendirilen Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u kazanması, saatlerin ABD 3.0 versiyonu için çalıştığının habercisiydi. Bugün dışarıdan bakıldığında Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu arasında bir “kayıkçı kavgası” var gibi görünse de, her iki figür ve ekipleri bizzat Kılıçdaroğlu tedrisatından geçmiş YCHP’lilerdir.
2023 seçim sürecinde yaşanan tiyatro bunun en büyük kanıtıdır. 6’lı masada, daha sonra AKP mecrasına kayma riski olan eski AKP’li bileşenlere 50’den fazla milletvekili hediye edilirken, Özel ve İmamoğlu ekibi sahadaydı. Seçimi kaybedeceği en başından belli olan “Piro” lakaplı Kılıçdaroğlu’nu “Sen yaparsın, arkandayız” diye sahneye atan, adaylık süreçlerini beraber yöneten kendileri değil miydi? Şimdi Kılıçdaroğlu’nu günah keçisi ilan eden bu 3.0 yapısı, o gün sistem inşa edilirken neredeydi, hangi eksikliği görmedi?
Bugün gelinen noktada Özgür Özel, ABD’de Michael Rubin gibi isimlerin kapılarında adeta ağlama duvarı tutmakta, Newsweek dergisinde “Biz batı çıkarlarına ve NATO’ya daha iyi hizmet ederiz” mealinde demokrasi ve biat dilenmektedir.
Sadece ABD değil; İngiltere’de Financial Times gibi küresel sermayenin yayın organlarında makaleler kaleme alarak, Türkiye’nin jeopolitik öneminin ülkedeki “demokratik gerilemeyi” perdelememesi gerektiğini savunmakta ve Batı’yı Türkiye’ye müdahaleye çağırmaktadır. Almanya ayağında ise imzalı makale olmasa da Deutsche Welle gibi kuruluşlar üzerinden kendisi hakkında editoryal parlatma ve analiz haberler fonlanmaktadır.
Bu durum; Amerikan, İsrail ve Batı çıkarlarına su taşıyan, ulusal dinamikleri tasfiye ederek CHP’yi kadavra haline getiren kirli bir embriyonun (3.0) ürünüdür.
Türk halkının umutlarını önce Ekmeleddin, sonra Muharrem İnce, ardından Kılıçdaroğlu ile tüketenler, şimdi çökmüş 2.0 ile yeni yükleme yapılan 3.0 arasında milleti bir tiyatroya mahkûm etmektedir.
SONUÇ VE ÇIKIŞ YOLU: 4.0 VERSİYONU İLE YENİDEN KURTULUŞ SAVAŞI
Artık ne 1.0 Baykal dönemi geri gelebilir ne de anılarla avunacak vakit vardır. Milli Eğitim müfredatından Kurtuluş Savaşı vurgusunun ve gerçeklerinin silinmeye çalışıldığı bu dönemde, Türk milletinin umutlarını ve ulus bilincini yeniden canlandıracak bir uyanış şarttır.
Tam bağımsız Türkiye hayal değildir. Küresel odakların, dış vakıfların ve onların yerli işbirlikçilerinin kurguladığı bu tiyatroyu yırtıp atmak, ancak Türk milletinin kendi küllerinden doğmasıyla mümkündür. İhtiyacımız olan şey, tüm bu mandacı sistem güncellemelerini reddeden, anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı 4.0 Versiyonudur.
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Atatürk!