1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Özgür Özel: Kimse Mansur Yavaş’a butlancı demesin

Özgür Özel: Kimse Mansur Yavaş’a butlancı demesin

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında "Mansur Bey’in belediye başkanları, belediye meclis üyeleri falan kendileri Yeni Parti’ye gelmemiş değiller, ama şu anda önceki partimizdeler. Çünkü biz onları zaten buraya davet etmedik ama kimse tutup Mansur Yavaş’a ‘Kardeşim sen butlancı mısın?’ demesin" açıklamasında bulundu.

featured

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Cumhurbaşkanı adaylığı için bir somut mekanizma oluşturacak mısınız?” sorusuna yanıt veren Özel, “Biz, kazanacak bir aday göstereceğiz. Kaybedecek adayla işimiz yok. Bu aday genel başkan olsa bile” ifadelerini kullandı. Özel, “Biz bir genel başkanın ve çevresinin kazanacak adaylar varken kendisinin adaylaşması ya da adaylaştırılması, ‘Olsun 25 ama biz 51’i buluruz’ deyip bulamaması sonucunda kazanacağımız bir seçimi kaybettik. O seçimde Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş aday olsaydı şu an Türkiye bu durumda değildi” diye konuştu.

Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında “Mansur Bey’in belediye başkanları, belediye meclis üyeleri falan kendileri Yeni Parti’ye gelmemiş değiller, ama şu anda önceki partimizdeler. Çünkü biz onları zaten buraya davet etmedik ama kimse tutup Mansur Yavaş’a ‘Kardeşim sen butlancı mısın?’ demesin” açıklamasında bulundu.

‘BİR GAZETECİLİK BAŞARISI OLDUĞU KABUL EDİLDİ’

Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yeni bir başlangıç, yeni umutlar ve bundan sonra yeni bir siyaset. Sizler de yakından hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin butlan kararı sonrasında yaşananları, halktaki önce hayal kırıklığını ve öfkeyi, sonra bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesini, daha sonra da bu yeni parti süreci ile ilgili adeta milletin bu yeni partiyi bize kurdurmasını, milletin kurmasını, kurma noktasında ilk ve son kararı milletin vermesini en yakından izlediniz.

Tabii bahsettiğiniz hususu ben artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselelerine girecek, onlara eleştirecek falan değilim. Zaten eleştiriyi kamu adına önce olayı ortaya çıkaran gazeteci arkadaşımız, sizler ve sonra da kamuoyu yaptı yapacağı kadar. Bizim konumuz değil. Orada benim konum olan şey muhabir arkadaşımıza, yani olay ortaya çıktığında ki önemli bir gazetecilik başarısı olduğunu sizler, hepiniz ifade ediyorsunuz. Kurumu arkasında durdu, BirGün gazetesi. Gazetecilerin meslek örgütleri arkasında durdu. Önemli bir gazetecilik başarısı yapılmış. Bir haber yapılmış. Bu haberi yapan genç kadın gazeteci arkadaşımıza yönelik üslubu kabul etmek mümkün değil.

Gazetecilik mesleğine böyle bir saldırı mümkün değil. Çünkü biz kamusal denetim altında görev yapıyoruz. Gazetecinin en önemli görevi de bu kamusal denetimi gerçekleştirmek. Siz bir siyasi parti olarak bir işe kalkışıyorsanız, o işin halka taahhüt ettiğiniz şeffaflıkta ve gerçeklikte olması lazım. Orada bir kurgu varsa onu ortaya çıkartmak gazetecilik başarısıdır. Oradan sonra kullanılan dili kabul etmek mümkün değil. Ben için o tarafındayım. Diğer tarafını milletimiz takdir ediyor tabii.”

‘YARGI ELİYLE GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA’

(MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Gönüllere dokunmadan doldurulan salonların hiçbir yoktur” şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine)

Devlet Bey’in açıklaması da öyle. İşte Cumhuriyet Halk Partisi’nde biz bir darbeye maruz kaldık. Bu iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni siyaset anlayışını hedefe almıştı. O yeni siyaset anlayışı, 31 Mart zaferini getiren siyaset anlayışıdır. Siyasette eşit temsili hedefleyen, üç kademede kadınların Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki temsilini eşit temsil noktasına getirmeye çalışan siyaset anlayışıdır. O siyaset anlayışı, gençlere alan açan, yani sadece sözde ‘Kapılar açık, gelin gençler’ demeyen, işte İzmir’de kazandığı 29 belediyenin 14’ü gençlerden oluşuyor, sekizi kadınlardan oluşuyor. Bu alanı gençlere açan, gençlere ‘Ben siyaset yapıyorum, yardımcı ol’ demeyen, ‘Gel, siyaseti birlikte konuşalım, kurgulayalım, tasarlayalım, hayatı birlikte gerçekleştirelim’ diyen anlaştır.

Bu anlayışın iktidar yürüyüşünü gördü Adalet ve Kalkınma Partisi ve yargı kolları eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş, dört kez üst üste seçilmiş bu zorlayan süreçler yüzünden iki kez de olağanüstü kongre yapmış, bir kez son olarak olağan kongresini mahallelerden başlatarak yapmış, son dört mazbatanın sahibi Genel Başkanı’nı yargı eliyle görevden uzaklaştırmaya çalıştı. Türkiye siyasi tarihinde ve yargı tarihinde olmayan, dünya siyaset tarihinde de eşi benzeri az görülür, tüm dünyanın dikkatini Türkiye’ye çeken ve Türkiye’yi çok olumsuz bir şekilde etkileyen bir karar verdiler. Biz o günden sonra hem hukuken, hem siyaseten, fiziken sokaktaydık. Sokaklardaki insan selini gördünüz. İki şey birleşti. Bunlardan bir tanesi Bertolt Brecht’in şiiridir, ‘Halkın coşkun akan selinin önünde hiçbir şey duramaz’ diye. Adana’da Tekir Yaylasında birisi çıktı dedi ki ‘Genel başkan, millet sel olmuş akıyor. Önünde hiçbir kütük duramaz’ dedi. Yani Bertolt Brecht’in bu sosyolojik, siyasal tespiti ile Adana’nın Tekir Yaylası’ndaki yaylaya çıkmış, Mersin’den ya da Adana’dan gelmiş yörük ağabeyimin tespiti bir yerde buluştu.

‘EN DOĞRU ADAYLARI BELİRLEDİK’

Şimdi öyle bir sel akarken Bahçeli’nin bugün ifade ettiği gibi böyle taşıma kalabalıkların falan milletin gönlünde olmayan kalabalıkların bir hükmü yoktur. Ben de bunu söylüyorum, biz de bunu söylüyoruz, siyaset milletle, halkla yapılır. Halk, siyaset için bir malzeme, dolgu malzemesi, bir dekor falan değil, aksine siyaset, halkın sesini duyurmak için bir görevdir, bir vazifedir. O nedenle siyasetçinin kendini nereye konumlandırdığı, halkı nerede gördüğü çok önemli. Kazandığımız ilk kurultayı hatırlayın. O kurultay konuşmasının özü şuydu. Sokaklardan kaçamayız, meydanlardan kaçamayız. Efendim sokaklar, meydanlar karşıyı konsolide eder lafını kabul etmiyoruz. Bu bizim geçmişte en büyük ayrılık alanlarımızdan biriydi. Dedik ki kutuplaştırıcı bir meydan, kalabalıkla siyaset yapmak ayrı bir şey ama çıkalım bakalım Rize’de çay mitingini yap da AK Partili çay üreticisi kutuplaşıyor mu yoksa sana sempati mi duyuyor.

Bu benim partiyi yönetmeden önce nasıl yöneteceğimi anlattığım, çık bakalım Gaziantep’te fıstık üreticisinin karşısına sen bir miting yap da MHP’li fıstık üreticisi ya da mazot fiyatlarını eleştirdiğinde o caddeden geçen bir başka siyasi partili taksici sana kutuplaşarak mı bakıyor yoksa ‘Aferin be şu CHP’lilere, nihayet birisi de sesimizi duydu’ diye mi bakıyor? Biz bu anlayıştaydık. Dikkat edersiniz, takdir edersiniz ki seçildikten sonra seçime kadar en doğru adayları belirledik, seçimde büyük bir başarı, 47 yıldan sonra gelen birincilik. AK Parti’yi 23 yıl sonra mağlup eden bir siyaset anlayışı ve seçimden önce tematik mitingler ve sonra da ister istemez uğradığımız darbe karşılığında ki o yaptığımız tematik mitingler yani Yeni Parti’nin bundan sonraki siyaset anlayışı, sokakta, halkla beraber, halkın taleplerini, milletimizle birlikte milletin taleplerini ve çözüm önerilerini bolca konuşacağımız, milletle birlikte siyaset yapacağı süreç aslında AK Parti’nin CHP’deki yeni yönetimin iktidara yürüyüş sürecinin darbesinin gerekçesidir. Darbeyi yaşadık. 60, 65 gün boyunca bu darbeden partiyi nasıl kurtarırız diye her şeyi denedik.

Ama milletin de sabrı tükenmeye başladı. Çünkü ilk günler partiyi bunlara bırakma diyen yüzde 90’dı. Yüzde 10, yola çık arkandayız diyordu. 60 günün sonunda partiyi bunlara bırakma diyen yüzde 5’lere düştü, Yüzde 95 arkandayız, ‘yeni parti’ demeye başladı. Biz orada, artık milletin talebi, milletin tazyiki ile Yeni Parti’yi kurduk. Kurulan Yeni Parti’nin meselelere bakış açısından, bizim yönetim anlayışımızdan bir farkı yok. Kutuplaşma siyasetini reddeden, inançlara saygılı, tüm inançların yani herkesin istediği gibi giyinmesinin, örtünmesinin, örtünmemesinin teminatı da olan, bu meseleyi bir özgürlük alanı olarak herkes için tanımlayan ama gençlerin festivallerinin yasaklanmasına da karşı çıkan ya da birilerinin birilerine bir yaşam biçimi dayatmasına karşı karşı çıkan, bu alanda tam olarak özgürlükçü, hiçbir konuda, yani yasakları yasaklayan, kamu düzenini tehdit etmeyen her türlü özgürlüğün savunucusu olan, hem inanç özgürlüğünün, hem istediğin gibi yaşama, kendini ifade etme özgürlüğünün teminatı olan bir yaklaşım. Bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişten söylenen birtakım eleştiriler, haksız eleştiriler, haklı eleştiriler hepsi bir yana, yeni yönetiminin gençlere, kadınlara ve tüm demokratlara alan açan yönetimin anlayışı, burada değişen bir şey yok.

Sokakta, siyasette değişen bir şey yok. Asla ve asla bundan sonraki süreçlerde gerçek sorunlara kalıcı çözümler öneren ve ekonomiyi konuşan, işsizliği konuşan, istihdamı konuşan ya da KOBİ’nin sorunlarını konuşan siyasette değişen bir şey yok. Değişen bir şey var. Kapıları kapalı tutan, kendini içine kapatan bir siyaseti zaten reddediyorduk. Türkiye’nin bütün demokratlarına seslenen, bütün demokratlarına alan açan, hem partinin üyeliği için hem partinin nasıl bir parti olacağı konusunda hep birlikte konuşacağımız yani biz şöyle söylüyoruz, teknik kuruluşumuzu milletvekillerimizle yaptık. Çünkü bir an önce yapmak lazımdı. Milletvekillerimizle birlikte kendimize bir parti, bir grup kurduk. Ana muhalefet lideri olmayı, illerde il başkanlarımın ana muhalefetin il başkanı olması, haklı, milletin verdiği bu yetkiyi geri aldık. Bundan sonra yolumuza böyle devam ediyoruz. Ama siyasi kuruluş ağustos ve eylül ayında ve ekim ayında yapmayı hedeflediğimiz kurultayda. Onu milletimizle birlikte yapıyoruz.”

‘HEDEFİMİZ İKTİDAR’

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapsayan, taşıyan ve aşan bir siyasetle ilerliyoruz. Zaten o yüzde 25’lik cam tavanla benim kavgam vardı yıllardır. İlk seçimde kırdık. Yüzde 38 artık yeni tavandı. Şimdi yüzde 38’i taban yapıp, üstüne sıçrayacağız. (Şimdi taban ne?) 50 artı 1 hiçbir tartışmaya yer bırakmıyorsa, Yeni Parti’nin hedefi tek başına iktidardır. Tek başına meclis çoğunluğudur. Ama şöyle bir kibri yoktur yani şunu söyleyeyim, Yeni Parti, diğer muhalefet partilerine, onları küçük gören, onlara tepeden bakan veya ‘Ben büyük ağabeyim, peşime takılın’ diyen, ‘Ben lokomotifim, vagon arıyorum’ diyen bir siyaset değil. Yeni Parti’nin siyaset anlayışı, ortak geleceği birlikte kurmak. Herkese kapımız açık. Oy verene, ‘Vermeyin’ mi diyeceğiz? Yüzde 50, yarıdan bir fazla oy alırsak, ‘Niye aldık’ mı diyeceğiz? Hayır. Bunu hedeflemek en doğrusu. Bence bütün partiler de zaten bunu hedeflemeli. Öyle, efendim işin kolayı, o. ‘Biz küçüğüz, biz ittifaklar kurarız, günü gelince çözeriz.’ Biz niye küçüğüz? Biz büyüğüz. Bu toplumda bizim dillendirdiğimiz bu sorunlardan muzdarip yüzde 80, 85 var. Hadi yüzde 20, 25 oyunu alamayacağımızı düşünen veya anketlerde sorulduğunda ‘asla oy vermem’ diyen bir grup vardır veya ‘Zor veririm’ diyen. Toplumun yüzde 70’inin, yüzde 75’inin oyuna talip olan bir parti buna göre siyaset yapmalı. Bütün partiler, kendi siyasetini en yüksek oyu almak için yapmalı ama bu kibiri, burnu havada olmayı, ‘Biz büyük ağabeyiz, gelin bakalım siz etrafımızda toplanacaksınız’ demeyip, doğru olan yan yana durmak. Bu milletin şuna tahammülü yok. Ben bunu görüyorum hani hep söylüyoruz ya sokakta ne görüyorsun? Ben sokakta şunu görüyorum. Bir, insanlar bize güven duyuyor, destek veriyor ama bu verdikleri desteğin ve güvenin bir şartı var. O şart da şu, ‘Benim sorunumu çözün. Bu iktidarı değiştirin. Bunu yapmak için de birbirinizle uğraşmayın, hedefiniz iktidar olsun’ diyor. Bunu parti içine de söylüyor, diğer partilerle ilişki açısından da söylüyor.

‘YENİ PARTİ, KURULDUĞUNDA BİRİNCİ PARTİ OLDU’

(Yargıtay, mutlak butlan kararını iptal ederse yol haritası ne olur?)

Bütün olasılıkları gözeten çoklu hazırlıklarımız var. Ama samimi bir cevap vermem gerekirse hani dediniz ya ‘açıklıkla, her zaman olduğu gibi…’ Şimdi Yeni Parti’yi kurduk. Yeni Parti’nin hedefi iktidar. Milletle birlikte yol yürüyor. Bir rotası var. Görünen o ki Yeni Parti, CHP’de bıraktığımız yerde veya daha ileride. CHP’de kalan parçaya bakmaksızın. Anketler gösteriyor ki Yeni Parti’nin bir gerçekliği var. Türkiye siyaset tarihinde, dünyaya da bakıyoruz, görmedik daha ama ana muhalefet olarak kurulmuş ilk parti. Kurulduğu gün, ana muhalefet oldu. Bir partiden ayrılan, bir arayış partisi değil. Aslında bir anlayışın partisi Yeni Parti. Ve yapılan darbeye karşı bir direnişin, bir mücadelenin partisi. Bu çok önemli. Görünen o ki bunu tabii şimdi çok erken söylememek lazım çünkü olmamış bir şeyin ölçümü, yani ‘Özgür Özel yeni parti kursa oy verir misin?’ diyen. Burada çok müthiş bir alan var. En az gösteren yüzde 49, 53, 55. ‘Kesin veririm, veririm ve verebilirim’ diyenler yüzde 50’yi geçiyor. Biz CHP’de bir dönem burada yüzde 23’lerde sıkışıyorduk. Oyun maksimum potansiyeli. Zaten ‘cam tavan’ dediğimiz oydu. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir özelliği var. O da halen gördüğümüz, anketlerde öyle ama ümit ediyorum ki önümüzdeki ay, bu kuruluştan sonra da onu göreceğiz, kurulduğunda birinci parti olan ilk parti olacak. Bu muhteşem bir şey.

‘İKİ AYRI HAZIRLIĞIMIZ SÜRÜYOR’

O zaman sizin bana sorduğunuz sorunun cevabını kapalı grup toplantısında arkadaşlarıma, Kurucular Kurulu toplantısında arkadaşlarıma söylediğim şunu söyleyeyim. Siyaseten baktığımızda şu mantık. Emevi ordusunu, Liberya Krallığına çıkaran, Cebelitarık Boğazına, komutan Tarık’ın, ‘Arkamızda düşman gibi bir deniz, karşımızda deniz kadar çok düşman var. Yaktım gemileri, kazanmak zorundayız.’ Gemileri yakmadan ve kazanmaya mecbur olmadan siyasette yol yürünmez. O yüzden hani YENİ Parti, kafası arkada ileri doğru koşmayacak. Aklı bir yere takılmış olarak kalmayacak. Burada sorunuz, erken bir Yargıtay kararı. O zaman bir kere Yeni Parti kuruluşunu kesin bir şekilde durdurmaz. Çünkü Türkiye siyasetinin YENİ Parti’ye ve hatta ve hatta şu anda seçime girme yeterliliği olan bir baskın seçim durumunda bir kardeş partiye ihtiyacı var. Bu iki hazırlığımız sürüyor. Yeni Parti’nin Ekim ayı içinde süreçlerini tamamlayıp, kurultayını yapıp, mart sonundan itibaren yapılacak bir seçime girme yeterliliğini alması lazım.

‘YENİ PARTİ OLUŞUMU DURMAZ’

Aslında 41 il zorunlu ama herhalde 55 il görevlendirildi. Kuruluş başlıyor ama zaten millet durmuyor ki. Biz illeri görevlendirmedik, ilçe binalarının açılışı yapılıyor. Yani çok iyi niyetle ilçe başkanlarımız, ilçedeki her partilerimiz, ilçenin bizi de aşan inisiyatifleri, partinin tabelâsını takan, yer tutan, konteyner satın alıp orada bilmem ne yapan filan. Böyle bir yürüyüş var. Burada o yüzden bizim aklımızı geride bırakacak bir durumumuz yok. Ama Yargıtay‘ın vereceği bir karar, o kararın kapsamı, kararı bozabilir, yollayabilir, istinaf mahkemesi her türlü kötülüğe teşne olduğunu gösterdi yani. Olmayacak bir karar aldığı gibi kararına güvenmediği için Yargıtay denetimi de iş günü olarak bir gün kala yani cuma günü öğleden sonra yolladı. O kadar kötü yani. O kadar fena bir talimat almış. Mesleği o kadar bırakmış. Aldığı eğitimi o kadar bırakmış. Türkiye’de o kadar onları yetiştiren hukukçu başka bir şey diyorken, ‘Bu karar alınamaz’ diyorken o kararı almış ve o karara güvenmediği için bu kumpası yapmış bir anlayış var. O yüzden ne olur, ne biter bilinmez. Bir kere Yeni Parti oluşumu durmaz.

‘HER TÜRLÜ HAZIRLIĞIMIZ VAR’

Her türlü ihtimalin hazırlığı var. Ama en nihayetinde CHP’nin bu butlan anlayışına… Yani nedir butlan anlayışı? Butlan anlayışı şudur: AK Parti’nin işine gelecek, AK Parti ile bir simbiyotik yaşam kurulmuş, ‘Kazan kazanan ilişkisine gireceğiz. AK Parti’nin istediği iktidar yürüyüşü durdurulacak, iktidara yürüyen CHP’ye çelme takılacak, biz de partinin yönetimine geleceğiz işte imkanlarından yararlanacağız.’ Bu. Şimdi buraya parti bırakılmaz. Biz tamamen partiyi bırakır, kurumlarını boş bırakırsak mahkeme kararı ne olursa olsun birilerinin hukuksuz da olduğu tescil edilecek bir butlan kararıyla partiyi yağmalamasına da izin vermemek lazım. O konuya da hazırlıklarımız var. Çeşitli hazırlıklarımız var.

Tabii kararın ne boyutta çıkacağı, tamamen bu butlan işleminin iptal edilip tamamen partinin başka bir hale gelmesi, başka bir geçiş dönemi veya böyle bir ara dönem gibi yani bu butlancıların gitmesi ama ne olacağının belli olmadığı bir bekleme süreci falan… Siyaset belirsizlik kaldırmaz. O yüzden biz YENİ Parti ile yolumuza devam ediyoruz. Zaten Yeni Parti’nin gördüğü teveccüh, CHP’deyken bizim bütün anlayışımıza rağmen işte ‘Oy potansiyeli yüzde 40’lara yaklaşıyor’ diye sevinirken şimdi yüzde 55-60’ları gördüğümüz yerde, potansiyel her şey yolunda giderse veya o ankete katılan herkesi tatmin edecek bir şeyler olursa en geniş potansiyel. Ama biz yüzde 23’lerlerden işte 38 oy aldığımız, 33’lerde 35’lerde genel seçim potansiyeli diye tarif edilen yerden 55’leri 60’ları görünce bu vakitten sonra YENİ Parti yolunu yürüyecek. Ama bu yargı kumpasına karşı da her türlü tedbirimizi almak durumundayız.

‘TEK BİR MESELEM VAR…’

(‘Simbiyotik ilişki kuruldu, kazan kazan’ dediniz. Mevcut durumda iş ‘Kaybet kaybet’e mi dönüştü?)

Yani şimdi anketler, görünen anketler ve sağdaki durum şu: Bir, CHP’lilerin ankete baktığınızda işte yüzde 90-92’si, sokağa baktığınızda yüzde 99’u. Örneğin dün Bodrum ilçe başkanımla konuştum, bütün üyeleri aramışlar. Yüzde 97’si Yeni Parti’ye geliyor. Bugün biz belediyelere çağrı yapmadığımız hatta aksini önce telkin ettiğimiz halde sokağın talebiyle… Mesela Bergama Belediye Başkanı, Bergama Belediye Meclis Üyesi, Bergama’daki neredeyse bütün üyeler ayrılmışlar önceki partilerinden, ‘İlk biz katılacağız’ diyorlar. Urla, buraya geldiğimde gördüm. Manisa, Denizli, Burdur. En son neredeydik? O kadar çok ki. 20 il belediyesinin 19’u birlikte katılma kararı almış. Şimdi böyle bir durum var. Biz belediye meclis gruplarının durumunu düşünerek ‘Belediye başkanlarına bir çağrımız yok’ demiştik ve halen daha belediye başkanı ve belediye meclis üyesi çağırmadığımız halde sonuçta öyle bir gerçeklik yaşanıyor ki…. Beni arıyor belediye başkanı diyor ki “Genel Başkanım sokakta yürüyemiyoruz, belediyeye gidemiyoruz. ‘Sen niye katılmıyorsun? Özgür Özel’i niye yalnız bırakıyorsun? YENİ Parti’yi niye yalnız bırakıyorsun? Sen butlancı mısın?’

Burada her bir arkadaşımız evinden baskı görüyor, biz nasıl nasıl yapalım?’ Yarın itibarıyla 200’ün üzerinde belediyenin Yeni Parti’ye, yani istifa edip Yeni Parti’ye katılmak için irade ortaya koyduğunu görüyoruz. Öyle bir sel geliyor ki ‘Dur’ demiyorsun. ‘Dur’ dediğinde bu sefer diyor ki, ‘Gel sen anlat derdini’ diyor diyor. Sahada böyle bir durum var. Normalde siyasi tarihte görülmemiş bir istek ve destek var. Bunu engelleyemeyiz tabii. Ama benim burada bir tek meselem var. Hep söylediğim mesele şu. Bir belediye başkanı, bir belediye meclis üyesi çıkıp da ‘Biz YENİ Parti ile beraber değiliz, Özgür Özel’le beraber değiliz, karşısındayız’ demedikçe yanımızdadır. Ama onların içinde birçok arkadaşımız, belediye meclisi dengesinden dolayı bizim de telkinimizle… Yani bugün mesela nasıl söyleyelim, boşu boşuna böyle tartışmaya açmak… Örneğin Mansur Bey, Mansur Bey’in belediye başkanları, belediye meclis üyeleri falan kendileri Yeni Parti’ye gelmemiş değiller, ama şu anda önceki partimizdeler. Çünkü biz onları zaten buraya davet etmedik ama kimse tutup Mansur Yavaş’a ‘Kardeşim sen butlancı mısın?’ demesin. Böyle bir durum olmadığını da hep birlikte görüyoruz.

‘AK PARTİ YARGI KOLLARI’

(Zeydan Karalar’ın durumu) “Zeydan Karalar’ın durumu özel. Dün bir kez daha aradı Zeydan Başkan. Biz abi – kardeş ilişkisi içerisindeyiz. Çok yönlü, farklı farklı farklı çok katmanlı şeyler var. Mesela Zeydan Başkanın yargılandığı dava karar sürecinde. Bir yandan bir çok belediyemize ‘Efendim işte Yeni Parti’ye geçerseniz şöyle olur’ korkusunu yaymaya çalışan bir iktidar medyası, bir AK Parti yargı kolları var. Butlan yönetiminin çok farklı farklı ağızlardan önden, arkadan, sağdan, soldan ona buna yolladığı haberler var. Benim işim; yol arkadaşlarımı, siyaset arkadaşlarımı, çok sevdiğim ve bugüne kadar yani bugüne kadar işte cezaevine düşmüş biri diyor ‘Cezaevi ziyaretleri doğru değil’ ben Zeydan Başkanı 11 kere ziyaret etmişim. Şimdi Zeydan Başkanla arama giremeyecekler, hadsiz hadsiz oradan buradan ıvır zıvır konuşuyorlar. Yani şey açısından söylüyorum şu butlan anlayışı açısından. Ve böyle bir bakıyorsunuz aman Allah’ım yani. Mesela ben şöyle bir AK Partili duymadım. Gelip de bir AK Parti milletvekilinin ‘Efendim Yeni Parti’ye giderseniz başınız derde girer’ diye açık bir tehditte bulunduğunu duymadım. Ama her yerden bu butlan yönetiminin kerameti kendinden menkul bir takım şeyinin orada burada korku salmaya çalıştığını, Meclis koridorlarına kadar gelip de bunların konuşulduğunu görüyoruz.

Veya operasyona uğrayan bir belediye başkanına ‘Biz gerekirse şurası ile konuşuruz, burayla konuşuruz’ gibi. Gerçekse de rezalet yalansa da rezalet. Yani böyle bir durum ortaya çıkabiliyor. O yüzden bugüne kadar yani belediye başkanlarına çok özel bir en sonda bir davet bekliyorduk. Ama sahadaki gerçekleşme ve milletin taziği birçok belediye başkanını harekete geçirmiş durumda. Ama çok rica ediyorum şu ana kadar yani ben bir şey demeden belediye başkanlarından henüz partiye geçmemiş olan kimseye butlancı muamelesi kimse yapmasın. Ağzından ‘Butlancıyım’ demeyen kimse benim gönlümde butlancı değildir. Temel kriterimiz bu. Bir geçiş dönemindeyiz, hassas bir dönemdeyiz ve önemli bir işi başarmak üzereyiz. O yüzden şey değil. Biz butlan CHP’sini zaten muhatap kabul etmiyoruz. Atanmışlar, seçilmemişler, atanmışla işimiz olmaz seçilmişlerin tamamına saygımız sonsuz. Bizim partimizi yargı eliyle elimizden alıp, seçimden kaçıp, ‘Hangi delegeyle diyorsanız gelin yarışalım’ deyince yarıştan kaçıp, ‘Gelin kardeşim bütün CHP’lilere soralım, 2 milyon CHP’li kararını versin’ deyince o yarıştan kaçıp, ‘Yüzde 90’ı bana oy vermezse ben yokum’ deyip o iddiayı ortaya koyduğumuz noktada hala butlancılık yapanlar orada kalacaklar. Biz iktidara yürümeye devam edeceğiz.

‘RAKAMLAR GERÇEKLERİ ORTAYA ÇIKARDI’

(Türkiye gazetesi, Kılıçdaroğlu yönetiminin Cumhur İttifakı’na dokunulmazlıklar meselesini hızlandırmaya teklifi yaptığını yazdı. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda hazırlıklarınız, tedbirleriniz ne olur?)

Vallahi millet bu bakış açısını şamar oğlanı yaptı. Bir şamar daha yerler milletten. Yani ben buna ne tedbir alacağım? Şimdi polemiğe girmek istemem. Yani dokuz tane milletvekilini, bu partinin evladını ihraç edip basın toplantısı kürsüsüne çıkıp ‘Yakında yargılanacaklar’ falan… Düşünsenize sonra bu tip laflar falan. Bunların hepsi Yeni Parti’ye geçişi durdurmak. Türkiye gazetesi butlan adına operasyon gazetesidir. Şöyle bir duyumlar geliyor mesela. ‘Ya işte şöyle şöyle olacakmış.’ Partinin yöneticileri önce ‘Yok’ diyor. Sonra TGRT’de çıkıyor birisi isimler açıklıyor. Sekiz gün sonra TGRT’deki açıklanan isimlerin doğru olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi bu noktada TGRT televizyonu butlan CHP’sinin operasyon aracı haline geldikten sonra bunların mektubu okunur mu?

Ben bunların çektiği çukura düşersem çıkarken vurgun yerim. O dibe inemem ben, inmemem lazım. Bunu yapmalarındaki maksat, milleti korkutmak. Amaçları, ne diyorlardı? ‘Özgür Özel 40’a kadar düştü, 40 milletvekiliyle ancak grup kurar’ diye yemin ediyorlardı o ekranlarda, hem o diğer ekran var ya. Biz de 80’in altına düşmeyeceğini biliyorduk, işte 91-92 arkadaşımızla grubu kurduk. Hani uğraşsak 96’ydı, yurtdışında olan arkadaş vardı bilmem ne falan filan. 95-96’yı bulurdu. Üç milletvekili son dönem istifa etti butlanla kavgasından. Bizim oldukça önemli bir gücümüzün olduğu görülüyor. Bunun dışında orada kalan arkadaşların da yarısı yani ‘Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılmayacağım. Burada mücadele edeceğim başaramazsam geleceğim’ diyen arkadaşlarımız. Zaten dünkü rakamlar da ortaya çıkardı her şeyi. O yüzden o yapılan işlerin tamamı bir; milletvekili geçişinin azaltmak için. Bunda 3-5 milletvekilinde muvaffak oldular kendilerince. İki; belediye başkanlarını ve meclis üyelerini korkutmak için. Üç; milleti korkutmak için. İşte milletin görüyorsunuz, 2 milyon üyenin istifa rakamları, oranları.

Bize işte online üyeliklerinin sayfasının açılması bekleniyor, fiziki üyelikler, görevlendirmelerle birlikte, yarın işte illerin ve ilçelerin görevlendirilmesiyle başlayacak. (‘3-5 vekili korkutmayı başardılar’ dediniz) Birkaç arkadaşı ailesinin işleri çoluğu – çocuğu diye kimi istifa etti bıraktı, kimi ‘Ben kurucu olmayım birkaç hafta sonra geleyim’ diye söyleyen var, birkaç hafta sonrasını görürüz. Sonuçta siyaset söylenenle değil gerçekleşenle yapılır. Ama bu büyük uğraşılarının sonucunda güya bizi 40 vekile düşüreceklerdi, bir tane belediye geçmeyecekti. ‘Gelme’ diyorsun 200 belediye geliyor. ‘Aman durun’ diyorsun 200 belediye meclisi geliyor. Bunun karşısında bir sahada Yeni Parti’nin rüzgârı yani aslında yeni siyaset anlayışının, kaybetmeyen CHP’nin, 47 yıl sonra birinci olmuş CHP’nin, 23 yıl sonra AK Parti’yi ilk kez yenmiş CHP’nin yeni yönetimi anlayışı ve ona yapılan darbeden sonra artık bunun adı Yeni Parti. Bu Yeni Parti’nin yeni potansiyeli ortada.

Bir de işte TGRT’de yalan haberle korkutmaya çalışanlar… Onun dışında ben hep söylüyorum, ilk günden beri. Demirden korkan trene binmez. Beni dokunulmazlıkla bugüne kadar kim korkutmuş da butlancılar korkutacak. Gitsinler işlerine. Böyle işlere kalkıştıklarında da millet bir sonraki şamarı daha fena vuruyor. AK Parti benim gördüğüm kadarıyla birazcık bu işe aydı. Bunlar ayamadı. Kötülük yaptıkça anketler yükseliyor, kötülük yaptıkça yükseliyor. Yeni Parti ana muhalefet olarak milletvekili sayısı olarak kurulan, anket olarak birinci paket olarak kurulan bir parti haline gelmiş. Sonuçta nedir Yeni Parti? Bu butlan kararı olmasa olmayacak bir parti.

‘YILDIRMA ÇABASI İÇERİSİNDELER’

(2002’de AKP’nin kuruluşuyla benzer bir sosyoloji tarifleniyor şu anda. ‘Biz gömlek değiştirmedik ateşten gömlek giydik’ dediniz.)

Şimdi o süreç de bir tepkinin olduğu süreçti. Ama böyle bir tepki, böyle bir öfke yoktu. O süreçte devletin AK Parti’nin kurucu kadrolarına yönelik bir takım yaptığı işler vardı. Ama böylesi yoktu. Yani Tayyip Erdoğan üç ay hapis yattı çıktı. Yanında yatacak kişiyi kendi belirledi. Hapiste şiir kasedi çekti, 30 bin miydi işte, ‘30 bin tane ziyaretçi geldi’ diye de övünüyordu. Bizim Cumhurbaşkanı adayımız bir hücrede tecritte. Bir yıl beş aydır içeride yatıyor. 40’ın üzerinde belediye başkanımıza operasyon yapıldı, 34 tane belediye başkanımız içeride yatıyor. Belediye meclis üyelerimiz, bürokratlarımız falan. Her bir arkadaşımızın eşine, dostuna arkadaşına, her birimizin en yakınlarına operasyonlar yapılarak bir yıldırma çabası var. Artı partinin içine yapılan operasyon var. Partinin kurumsal kimliği elimizden alınmaya çalışılıyor, partinin Genel Başkanına darbe yaptılar. AK Parti’yi kuran kadrolara yapılan kötülüğün 10 katı yapılıyor. Dünün mağdurları bugünün zalimi olmuş, millet bunu görüyor. Ve sokaktaki öfke, o dönem böyle bir öfke falan yoktu sokakta. Tayyip Erdoğan’ın sel olup akmıyordu arkasında insanlar.

Bir rezidansın son katında bir avukat bürosunda işte 500 günlük program, 100 günlük program hazırlıkları vardı. Bunu da dikkatle takip eden, böyle dönüp bakan ‘Acaba bu yeniden bize bir şey çıkar mı?’ diye bakan insanlar vardı. Buradaki sosyoloji bambaşka. Yani yapılan kötülük çok fazla, buna karşı gösterilen direnç çok fazla. Bu dirence bağlanan umut çok fazla. Bambaşka bir şey olduğu kesin. Ben zaten ilk gördüğümde şaşkınlığımı da gizlemeden ‘Bir şeyler oluyor, görüyor musunuz?’ demiştim. Herkes de çok buna karşı şiddetli bir refleks göstermişti. Tabi şunu da söyleyeyim yani. Sorunuzun bir yerinde o da var. Türkiye siyasi tarihi travmalar tarihidir. Sonuçta Demokrat Parti’nin bakanlarının, Başbakanının asıldığı travma, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir belirleyiciliktir. Yine Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı ve onun yarattığı travma önemli bir belirleyiciliktir. 12 Eylül darbesi, darbeyi yapan generalin Cumhurbaşkanı olması başka bir şeydir. Ama ‘Bu askere oy ver’ deyince milletin Özal’ı seçmesi başka bir reflekstir. Daha sonra Özal’ın, o liberal Özal’ın, özgürlükçü Özal’ın ‘Siyasi yasaklar sürsün’ demesi, ‘hayır’ kampanyası yapması da bir travmadır ondan özgürlük umanlara karşı. Ve onun karşılığında ‘hayır’la siyaset dışında tutulmaya çalışılan 80 darbesi öncesinin iki Başbakan, bir Başbakan Yardımcısı rahmetli Erbakan’ın, Demirel’in ve Ecevit’in o tarihten sonra bir kez daha Başbakan olduğunu hatırlamak lazım.

Yani Türkiye siyasi tarihi bu millete istikamet dayatanların, dayattığı istikamete karşı milletin karşı reflekslerinin tarihidir. Ve askerin getirdiğine karşı, askerin zorladığına karşı, darbenin yaptığına karşı millet hep demokrasinin yanında durdu. Gecikmeli durdu. Korkut Hoca’nın çok sevdiğim 2002’de bir şeyi var. ‘Sosyal patlama niye olmuyor?’ diyor. ‘Türkiye’de sosyal patlamalar sandıkta olur’ diyor Korkut Boratav. Ve bugün karşı karşıya olduğumuz durumun gerçekliği de o. Sandık sabrı diye bir şey vardır Anadolu’nun, Trakya’nın. Bir sandık sabrı gösterir ama o sandık gelince de cezasını keser. Şimdi daha AK Parti’nin belli kadroları bunu yeni yeni fark ediyor. Sokakta görüyorlar bunu. Ama sosyal patlamanın sandıkta olacağı, işte o dip dalga, o sel olup akmalar falan…. Ama bir yandan da ‘Kur partiyi’ diyor. Yani şey demiyor. Mesela ‘Çık sokağa’ demiyor. Sokakta arkana düşüyor ama demokratik sınırlar içinde kalıyor, kalmak istiyor. Ama ‘Kur partiyi’ diyor. ‘Kur partiyi, arkandayız’ diyor. Bu ne demek? ‘Ben onlara sandıkta göstereceğim’ demek.

‘MEHMET UÇUM DARBENİN TEORİSYENİ’

(AKP’den ya da Erdoğan’dan bir tebrik telefonu aldınız mı?)

Yok almadım. Dün herhalde Binali Bey aradı. AK Parti’de geçmişte birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlar, yöneticiler falan arıyorlar. Binali Yıldırım aradı. Ama bizim Binali Bey’le şöyle bir ilişkimiz var. Yani darbe gecesinden sonra da devamında da işte ne bileyim trafik kazası geçirir ben ararım, bayramda ben arasam kandilde o arar falan. Bir ilişkimiz var. Bu tip ilişkilere çok önem veririm Binali Bey de bu konuda hiç eksik bırakmaz. Ama Erdoğan’dan böyle bir telefon gelmedi. (Ömer Çelik başta olmak üzere, iktidardan gelen eleştiriler ve ‘Bu kararların içerisinde biz yokuz’ ifadeleri hakkında) Eline sağlık demek lazım Ömer Bey’e. ‘Biz bunun neresindeyiz’ diyor ‘Göbeğindesiniz’ dedik ya. Onlar bir alacakaranlık yaptılar. Biz oradan sıyrıldık. Orada alacakaranlık kuşağı devam ediyor. Şimdi Ömer Çelik, ‘Biz yokuz’ diyorsa Mehmet Uçum’a bakacak. Mehmet Uçum, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan darbenin teorisyeni olarak konuşuyor.

Geçmişte de zaten CHP içindeki bazı yapılarla yakın diyalog halinde olduğunu, şu anki yapılarla, butlan yapısıyla yakın diyalog halinde olduğunu biliyoruz. O da inkar etmez, butlancı arkadaşlar da aksini söylemez. Ama Mehmet Uçum’un nerede durduğuna bakarsanız, Ömer Çelik’in nasıl bir tutarsızlık içinde olduğunu görmek lazım. Bu Ömer Çelik işine gelenin sözcüsü, işine gelmeyenin sözcüsü değil mi? Bu Mehmet Uçum’la birlikte siyaset yapmıyorlar mı? Orada değiller mi? Benim dediğim böyle biraz siyaset okuması kuvvetli AK Partililerin bu işin onlara yaramadığını okumaya başladığını veya okuduklarını, dillendirdiklerini görüyorum, duyuyorum ama onları dinlerse AK Parti daha az zarar görür. Dinlemezse benim işime gelir. Yani AK Parti’nin bize karşı saldırılarının sürüyor olması veya halen daha bu butlan işinden medet umanların egemen oluyor olması sonuçta bizim bugünlük, gündelik hayatımızı zorlaştırmakla birlikte siyasi gücümüzü arttırıyor.

‘BAHÇELİ YANIMIZDA DEĞİL’

(Devlet Bahçeli’nin yazılı açıklaması) Şimdi bir kere şunu söyleyeyim. Burada çok hassas bir şey var. Devlet Bey yanımızda durmuyor. Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın bir bileşeni ve Tayyip Erdoğan’ın yanında duruyor, arkasında duruyor, birlikte duruyor. Biz Cumhur İttifakı ile rekabet ediyoruz. Biz Cumhur İttifakı’nı yenmek istiyoruz. Devlet Bey’in yanında durduğu şey Yeni Parti ya da Özgür Özel değil. Devlet Bey’in yanında durduğu şey demokratik siyaset hakkı. Şunu söylüyor, butlana karşı da bir tutum almışlardı. Onların o tutumuna rağmen butlan gerçekleşti. Orada da ilk değerlendirmelerinde, ‘Biz demiştik, bir partide büyük bir tartışma çıktı, iki başlılık çıktı’ diye demişti. Devlet Bey, ‘Demokratik bir siyaset hakkı olmalıdır. 91 milletvekili bir tercih koymuştur. Toplumsal potansiyeli ortadadır. Bu parti, siyaset yapmalıdır, bu partiye saldırılmamalıdır, bu partiye oradaki birtakım şeyler olmamalıdır’ diyor. Ama bu şu demek değil.

Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın en önemlileri iki bileşeninden bir tanesidir. Devlet Bey olmasa Cumhur İttifakı olmaz. Devlet Bey yaptığı açıklamalarda Cumhur İttifakı noktasındaki pozisyonunu teyit etmektedir. Yani Devlet Bey, ‘Özgür Özel’i, YENİ Parti’yi destekliyor değil.’ O Cumhur İttifakı’nı destekliyor. Ama YENİ Parti’nin siyaset hakkını destekliyor. Bir de biri eksikliği tespit etti. O da şunu söyledi. Diyor ki ‘Bu Hazine yardımı, son seçim başarısı için oransal olarak veriliyor. 130 milletvekili var, 90’ı bir yana gitti. Seçim yardımı buraya verilmiyor, buraya veriliyor.’ 129’u buraya gelse, bir kişi orada kalsa seçim yardımı orada kalacak. Bu konuda Devlet Bey bir saptamada bulunuyor. Bizim tabii mutlak butlan yönetiminden, CHP’den böyle bir talebimiz yok. Böyle bir şeyi kimse düşünmesin. Ama bu mevzunun bir yasal düzenlemeye muhtaç olduğu da açık. Son seçimin sonucunu alanlar o partide yaşayamaz hale geldiyse, Hazine yardımını, yüzde 99’u buraya geldiyse yüzde 1’e neden yüzde 100 verilsin? Son Hazine yardımından varıp da biz CHP’den bir şey talep edecek değiliz. Ama gelecek Hazine yardımları için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu yaşanan son siyasi gelişmeler ortaya koydu.

Devlet Bey bunu da tespit etmiş orada. İyi niyetli ve demokratik yaklaşım, buna bir şey denilemez. Ama kimse şey gibi de düşünmesin, sonuçta Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın ta kendisidir. Ancak bugünkü açıklamaları üzerine Cumhur İttifakı ve Adalet ve Kalkınma Partisi bu demokratik yaklaşım düzeyine gelse ne güzel rekabet ederiz. Erdoğan’la biz siyasi rekabet ediyorduk. 23 senedir o bize yeniyordu. Son sene yine siyasi rekabet ettik. Biz yendik. Biz yenince Sayın Erdoğan masanın altından balta çıkardı, bizim kafaya baltayla vurdu. Şimdi bu olmaz. Biz de bu saldırısının karşısında ilk önce bir yıl bir mücadele verdik. Geldi partimizi elimizden aldı, bir başkasına verdi. Biz de yeni partimizi kurduk. Şimdi bu YENİ Parti’ye biraz önce soruyordunuz, ‘yeni saldırı olur mu?’ Olmayacağının bir güvencesi yok ama bir tek şeyi bilmesi lazım, ben 10 yaşında yatılı okula gittim, orada arkadaş satmamayı öğrendim. Ben 10 yaşında yatılı okulda şunu öğrendim, çok kavganın içinde oldum.

Ben insanları dövmeyi, adam dövmeyi öğrenmedim ama dayaktan yılmamayı öğrendim. Birinin iyi kavga edip etmediğine bakmayın siz. Bugün döver, yarın dövülür. Dayaktan yılmıyorsa ondan korkun. Ben dayaktan yılmam. Ben haksızlığa, saldırıya karşı mücadele azmimi kaybetmem. O yüzden bizim mevzumuz bu. Yatılı okulda en zor baş edilecek kişi, çok döven kişi değildir. Dayak yese de yılmayan kişidir, doğru bildiğinden dönmeyen kişidir. O yüzden bizim pozisyonumuz bundan ibaret. Onun dışında ne yaparlarsa yapsınlar. (Yeni Parti’nin logosu ve yapısı) Bu Yeni Parti’nin tüzüğü, programı. İlk kez bugün basılı olarak önümüzde.”

‘İMAMOĞLU YA DA YAVAŞ ADAY OLSAYDI…’

(Cumhurbaşkanı adaylığı için bir somut mekanizma oluşturacak mısınız?) Benim kafamdaki sistem şu, tabii belli kriterleri sağlamak şartıyla yani bunu söylemem lazım. Biz, kazanacak bir aday göstereceğiz. Kaybedecek adayla işimiz yok. Bu aday genel başkan olsa bile. Biz bir genel başkanın ve çevresinin kazanacak adaylar varken kendisinin adaylaşması ya da adaylaştırılması, ‘Olsun 25 ama biz 51’i buluruz’ deyip bulamaması sonucunda kazanacağımız bir seçimi kaybettik. O seçimde Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş aday olsaydı şu an Türkiye bu durumda değildi. Biz bunu görelim. Biz hala o hatada ısrar edildiği için ki ben o seçimden sonra kendime bir genel başkanlık değil biz parti yönetimini bırakmalıyız, partinin önüne yeni bir yol açmalıyız, bu partiyi kurultaya götürmeliyiz, ben de aday değilim demişken, ‘güvenli liman’ olunca değişim diyen, sonra da değişim ekibi içinden adaylık, kendisine düşmüş birisiyim ben. Kemal Bey 28 Mayıs günü siyaseti, partiyi, genel başkan adaylığını bıraksaydı ben de onunla bir bırakmaya hazırdım. Ama bu yapılmadı, parti bir süreç işletmedi. İşletmesi için sorumluluk bize düştü ve bugünlere geldik. Şimdi bu geldiğimiz noktada kendi adaylığım da dahil olarak Türkiye’nin önünü asla kapatmam. Kazanacak aday. Doğrusu budur. Benim kararlılığım bu. Benim talip olduğum yer, bu iktidarı değiştiren partinin genel başkanı olmak. Partinin şimdi adı değişti, Yeni Parti oldu.”

‘EKREM İMAMOĞLU 15.5 MİLYONUN ADAYI’

Ekrem İmamoğlu benim adayım değildi. Biz hem erken seçimin adayı erken belirlenir mantığıyla sonra da üzerimize doğru gelen yargı baskısı ve kuşatması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını belirlemesi ile ilgili tüm istişari mekanizmaları çalıştırmıştık. Bütün kurulları topladık, her türlü çalışmayı yaptık ve dendi ki Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyelim, bunu da ön seçimle belirleyelim. Ön seçimle belirleme noktasında 1.5 milyon üyeye ulaşmıştık biz. 1.250’den 1.5 milyona çıkmıştı bizim dönemimizde parti. Fikrimi ortaya atmam ve buna rıza oluşması üzerine şubat ayını üye kayıt ayı olarak ilan ettik. Gelin, partiye kayıt olun ve mart ayında yapacağımız ön seçimde oy kullanma hakkına 500 bin üye geldi kısa şubat ayında. 2 milyona yakın üyemizle Ekrem İmamoğlu’nun da aday adayı olduğu bir süreci işletiyorduk. 23 Mart tarihinde ön seçim yapacaktık.

Mansur Başkanımız ön seçime girmeyi kendi açısından doğru bulmadığını ama sonuçlarına saygılı olacağını söyledi. Zaten ön seçim günü gitti, oy kullandı. Ama kendisinin ön seçim adaylığı yoktu. Ama Ekrem İmamoğlu Başkanımız da Mansur Başkan, ben, kendisi yaptığımız bir toplantıda şunu demişti, ‘Ön seçimde adayım, seçilirsem, aday olursam eyvallah. Ama dünyanın bin türlü hali var. O durumda emaneti genel başkanıma teslim ederim.’ O bin türlü hal içinde diplomayı da tarif ediyordu, hukuki süreçleri de tarif ediyordu, adaylık tutmayabilir. Aday olduk, seçim yaklaşıyor, kazanamıyor. ‘Emaneti genel başkana iade ederim’ demişti. Ve bizim oradaki mutabakatımız geleceğe dönük olarak birlikte hareket etme noktasındaydı. 23’ündeki ön seçimden tutukluluk süresi 4 gün, 19’unda Ekrem İmamoğlu’nu aldılar. Niyet belli, o ön seçimi yaptırmamak. Herkes de yapmayacağımızı düşünüyordu. Dedim ki ‘Yapacağız.’

‘GEL, SEÇ, TARİHE GEÇ DEDİK’

Bütün üyelerle ön seçime karar verdik. Üyelere de çağrımız şuydu; ‘Gel seç, tarihe geç.’ Sonra burada çok mütevazi olmayayım. O 19 Mart’tan sonraki o Saraçhane’deki yedi gün ve o arada o Saraçhane’de kalınan ve yoğun olarak ‘Ne yapacağız şimdi?’ diye düşündüğümüz günlerde yine yaratıcı bir fikir aklıma geldi. Ve dedim ki ‘Sandığın yanına bir de dayanışma sandığı koyalım.’ Ve çok uzun süredir hep konuştuğumuz seçmen yoklaması meselesini yani üye olmasa da gelsin. ‘AK Partililer gelir.’ Ya gelsin. Bence gelmez ama gelsin. Bakalım o sandıktan ne sonuç çıkacak. Arkadaşlar hatta dediler ki ‘Bizim sandık bu kadar olur, dayanışma bu kadar olur.’ Dedim ki ’Bakın ben bu işi biraz biliyorsan bizim sandık bu kadar olur, doğru. Dayanışma bu kadar olmaz, bu kadar olur’ dedim. Ben ‘5 – 6 milyon kişi gelir oy kullanır’ dedim, ‘Hadi canım’ dediler. 15.5 milyon kişi oy kullandı. O günden sonra Ekrem İmamoğlu ne benim, ne kurulların, ne partinin; milletin adayıdır. Ekrem İmamoğlu şu anda 15.5 milyon kişinin adayıdır. Bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Diplomasını iptal ettiler, birinci kademe. İkinci kademe istinaf aşaması falan. Bu işin Danıştay aşaması var. Ama orada zorluklarımız var. İki, çoklu davalarla, 20-21 dava, bunlardan her türlü açıyorlar ki ‘Birini istinafta kesinleştirip önünü keselim’ falan. Zorluklarımız var.

Kendisinin tutuklu olma gibi bir zorluğu var. Ama tüm zorluklara rağmen şu anda milletin adayı Ekrem İmamoğlu’dur. Bunu görelim. Ekrem İmamoğlu ne CHP’nin adayıdır, ne Yeni Parti’nin adayıdır; milletin adayıdır. Bunu görmek lazım. Ancak kendisinin ve şartların getirdiği düzeyde Türkiye’nin geleceği ile ilgili de hem kendisiyle ilgili yaptığımız görüşmelerde ortaya koyduğu bir perspektif var. Geçmişte de ‘Başıma bir hal gelirse Genel Başkanım…’ Şimdi o mevkide değiliz, bu mevkideyiz. Ama öyle ümitsiz, umutsuz bir mevkide de değiliz. Bu gelinen noktada Ekrem İmamoğlu‘’nun aday yapılmaması için yapılan her şeyin bedelinin Tayyip Erdoğan ve AK Parti tarafından ödeniyor olması lazım. Bunu bir görelim. Tayyip Erdoğan rakibinden korkan, onun diplomasını iptal ettiren, kendi diplomasını ispat edemediği halde rakibinin diplomasını iptal ettiren ve rakibi aday olmasın diye onu hapse attıran birisidir ve bunu göze almıştır. Bunun siyasi bedelini ödemelidir. Bunun görünür olmasını kimse engellemesin. Yeni Parti oldu, Ekrem İmamoğlu, hayır. Milletin adayına karşı Cumhurbaşkanı kendinden sonraki Cumhurbaşkanına darbe yapmıştır. Kendinden sonraki iktidar partisine darbe yapmıştır. Bir partinin Cumhurbaşkanı adayını, Genel Başkanını ve kurumsal kimliğini hedef almıştır. Bizi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme kumpasını kurmuştur.

Bunu yapan Recep Tayyip Erdoğan ve onun saray düzenidir. Onun etrafındaki bir grup bürokrattır. Bir grup bürokratik oligarktır. Bu vakitten sonra bir aday gösterilecekse, bu adayı millet gösterdi, millet değiştirebilir. Bu konuda Ekrem İmamoğlu’nun ne düşüneceği önemlidir. Önümüzdeki süreçte atacağımız adımlar önemlidir. Benim temel yaklaşımım Ekrem Başkan’ın aday olamaması durumunda Ekrem Başkan kadar güçlü bir adayın millet tarafından adaylaştırılmasıdır. Ve bu noktada Yeni Parti de üstüne düşen sorumluluğu yerine getirir. Çünkü biz de milletin gözünün içine baktığı bir yeni partiyiz. Yeniyiz biz. Bu noktadan sonra temel yaklaşım; milletin dediği olur. Yani Özgür Özel’in dediği olmaz. Yeni Parti’nin zorladığı bir şey de olmaz.

‘DEĞİŞİM UMUDU’

Ama Yeni Parti’nin özelliği şu; bu partinin Genel Başkanı bir önceki Genel Başkanlık, son dört kez kazandığı Genel Başkanlık seçiminin ilkinde ‘Sokak böyle demiyor beyler’ diye itiraz etmiş, ‘Değişim’ demiş; değişim umudunda gençlerle, kadınlarla, Ekrem İmamoğlu’yla, örgütle, milletle bir araya gelmiş sokağın sesini dinleyen ve onu dinledikçe de doğru işler yapan, bugün de sokaktaki desteği buna bağlı olan bir Genel Başkan. Bir iyi tarafı; Yeni Parti’nin bütün kadroları, şu anda bizimle birlikte hareket eden, sokağa inanan, sokağa güvenen, sokağın sesine güvenen, birbiriyle didişen değil, dayanışan ve yeni bir siyasi anlayışa yüzde 100 mutabık olan arkadaşlar.

O yüzden hani bugün yola çıktığımız 91 milletvekilimiz de örgütlerimiz de sokaktaki bakış açısı da nereye kilitlendiğini bilen ve ne yaptığını bilen insanlar. Ve hedefimiz Türkiye’yi bir kez daha bir; demokrasiyi rayına sokmak, o sayede ekonomiyi rayına sokmak, o sayede Türkiye’nin başlattığı batılılaşma, muasır medeniyetleri yakalama, onu aşma, zenginleşme, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yani ‘Ne mutlu Türküm diyene’ diyor ya, o günkü söylendiği anlamda. Herkesin hissettiği ‘İyi ki bu ülkenin vatandaşıyım.’ ‘Lanet olsun böyle pasaporta hiçbir yerde geçmiyor’dan Avrupa’nın tamamının vizesiz olacağı, dünyada da vize sorunu olmayan bir pasaporta sahip olacak bir ülkeyi yaratmak. Bizim derdimiz bu. Herkesin karnın tok olması, işinin olması, Avrupa’nın vizesiz olması, dünyada pasaportun kıymetli, değerli olması. İsteyenin yurtdışına gitmesi ama bu ülkenin evlatlarının yurtdışında değil, dünyanın bütün yetişmiş beyinlerinin bu ülkede hayal kurması, bu ülkeyle ilgili hayal kurması.

Böyle bir hedefteyiz. O yüzden biz aday belirleme yani şeye hiç takılmıyorum, öbür tarafta ne olmuş. Yani hiç olmazsa biz o işlerden kurtulduk, geldik burada huzurlu bir şeyimiz var. Orada yine o yanlış işler olmuş işte. (CHP’yi kastediyorsunuz.) Yani artık dün olanları söylüyor Bengü Hanım. Şimdi ben Yeni Partiliyim artık. CHP’li olsa delirir insan olanlara yani. Hem aday çıkar, adayını yine seçtireme ama. Çünkü organik değil, sahici değil siyaset. Vaktiyle bizim yerimize grup başkanı atama. Bir ara işte diyorlardı ki işte ‘CHP güçsüzleşecek, Özgür Özel‘in yeni grup başkanı seçeceğiz.’ 105’le seçildik, 91 ile parti kurduk, acayip de bir huzur bulduk. Oradaki o işi artık bıraktık biz yani. Soruyu değersiz bulduğum için değil ama orada yaşananları, karşı adaylıklar, mücadele falan değerlidir. Oradaki öbür o kuru inat, kibir, yıllardır bir şey olunacak orada, olunmuş. Ondandır yani.

(Siz bir önceki yayınımızda Faik Öztrak’la ilgili bir şeyler söylemiştiniz) Ne güzel işte mübarek olsun. Burada grup başkanlığı hedefi yok. Burada Genel Başkanlık var, grup başkanvekilliği, genel başkan yardımcılığı yarışı yok. Burada varsa bir yarış bakanlığa dair, Cumhurbaşkanlığına dair, bakan yardımcılıklarına dair, hizmete dair.

‘MESELE İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK’

Burada mesele, iktidarı değiştirmek. Oradaki iktidar kavgası orada kalsın. Mübarek olsun. Buradaki iktidar kavgası Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine kimi geçireceğiz. Milli Eğitim Bakanı kim olacak ki bu tarihin en berbat Milli Eğitim Bakanı’ndan, yarattığı bu tahribattan, Türkiye’de eğitimin, AK Partili kadın seçmenin evladının aldığı eğitimden memnuniyeti yüzde 19 diye ölçülüyor. 19 yani. Çocuklar okula aç gidiyorlar, aç dönüyorlar, hasta oluyorlar, okulda taranıyorlar, öldürülüyorlar, hastalık kapıyorlar. (Kendisini takip eden gazetecilere iPad hediye ediyor, biliyorsunuz değil mi?) Gördüm onu da. (Bir de müfredatla ilgili de laiklikle ilgili de çok erozyon var.) Ya hepsi hepsi. Bakın öyle bir şey ki veya bunun yanında ‘Nasıl bir vergi sistemi gelecek, nasıl bir kalkınmacı ekonomi gelecek?’ Ya o kadar yüksek potansiyeli olan büyük ülke o kadar çarçur ediliyor ki o kadar perişan edildi ki.

Yani dünyada 100 bin doları geçen gayrisafi milli hasılalar var, İskandinav ülkelerinde. İnanamazsınız. Ben kefeye koyuyorum, bir gün burada anlatmadım herhalde ama gençlik bulaşmaları düzenliyorduk. İki ülkeyi kefeye koyuyorum. Anlatmaya başlıyorum. İşte birinde dört mevsim, birinde bir ay yaz. Birinde şu kadar balık, birinde bir çeşit balık. Birinde şu kadar mineral işte maden, birinde sadece doğal gaz. Birinde genç nüfus, birinde yaşlı nüfus. Birinde üç deniz, birinin içinden nehir geçen şehri bile yok, birisinin iki şehrin içinden deniz geçiyor. Birinde tarih yok, birinde üç-dört imparatorluk. Kazıyorsun tarih fışkırıyor. Birinde şu yok, bu yok. Sayıyorum böyle tamam mı? Bunu 15 dakika falan anlatabiliyorum. Avantajı, dezavantajı. Bunlardan birinde milli gelir 12 bin dolar. İşte o anlattığım günlerde 9 bin olduğu da oluyordu. Birinde 100. bin doları geçmek üzere. İşte bir aralar 78 bin dolardı. Bunlardan bir tanesi işte bir İskandinav ülkesi, bir tanesi Türkiye. ‘Hangisi Danimarka, hangisi Türkiye?’ diyorsun. Bunun Danimarka olması lazım, bu Türkiye. Niye? Kötü yönetiliyor diye. Bütün avantajlarına rağmen kötü yönetiliyor. Burayı ayıptır söylemesi 25 yıldır sosyal demokratlar yönetiyor, tıkır tıkır liyakatle yönetiyor. Doğru şeylerle. Burası da kötü yönetiyorlar. Bunları görmek, bunları anlatmak lazım.

Hani Amerika’ya fırsatlar ülkesi diyorlar ya, en büyük fırsatlar ülkesi Türkiye. Türkiye’nin işleri birazcık yolunda gitsin Türkiye’nin mesela Manisa’nın ayakkabıcıları bir anda önce Türkiye sonra dünya çapında ayakkabıcı haline geliyor. Acayip markalara dönüşüyor. Bir fırsat ver, Denizli’den neler çıkıyor, Kayseri’den neler çıkıyor. Git bir Gaziantep’i gör. Diyarbakır’daki tekstil sektörü kan ağlıyor şimdi ama bir fırsat ver bir anda neler oluyor adamlara. Girişimcisinin hem gözü kara, yatırımcısının yeteneği çok yüksek, evlatlarımızın hani iyi eğitim alıyorlar, çok doğru işler yapıyorlar. İhracat dediğinde şey. Ama öbür tarafta ne oluyor? ‘Efendimiz herkesi baskılarken TÜSİAD Başkanını alalım. İçeri mi atalım yoksa son anda adli kontrol tedbir verelim, yurt dışına çıkış yasağı verelim.’ Adamın 78 ülkede bayileri var yurt dışına çıkışını yasaklıyor. Bunun gibi bir sürü. Korku yayarak, bilmem ne yaparak, onu yaparak bunu yaparak. Özal’ın, Demirel’in, Erbakan’ın, Türkeş’in tahammül ettiği karikatürlerin yüzde 1’ine direkt Cumhurbaşkanına hakaret. Karikatür falanda da değil. Ucundan ima, şaka. Mizah, mizah. Mizah Cumhurbaşkanına hakaret olmuş. Ne karikatürler çiziliyordu o Gırgırlarda, Fırtlarda. Özal dediğiniz Allah rahmet eylesin ki biz de çok eleştirdik bir sürü şeyini. Ondan sonra Çankaya Köşkü’nün duvarlarına kendisiyle ilgili karikatürleri astırıyordu. Demirel Plastip Show’a katılıyordu yılbaşı gecesi. Kendisiyle bir yıl boyunca dalga geçenlerle yeni yıla giriyordu yani. Yani ülkenin Başbakanı hakkında bu kadar fıkra kitabı vardı. Adam kendi fıkra kitabına, ‘Birazcık abartmışlar’ falan diyordu, yazık. Bir sayfasına Erdoğan’ı söyle, Yıldırım Akbulut’a yapılanların bir sayfasını Erdoğan’a söyle vallaha o seçime kadar güneş yüzü göstermezler adama.

‘YENİ PARTİ KURULMALIDIR DEMİŞTİ’

(Cemil Tugay’ın durumu nedir? O bağımsız kaldı değil mi?)

Cemil Bey’in durumu şöyle. CHP’den ‘Bir an önce parti kurmalıyız’ diye istifa etti ve hatta benimle yaptığı görüşmede hatta ben dedim ki ‘Ya öyle böyle demişsiniz, benim rızam yok bu işe’ dediğimde bana dedi ki ‘Ya sizin sırtınızdan birilerinin yük alması lazım. Hep biz size yük oluyoruz’ diyerek böyle son görüşmelerimiz falan böyleydi. ‘Yeni parti kurulacak oraya gideceğim, yeni parti kurulmalıdır’ dedi. Biz Yeni Parti’yi kurduk. Bilmiyorum Cemil Bey’in durumuyla ilgili ama İzmir’de İzmir’i tutamıyoruz. Bütün belediye başkanı, belediye meclis üyelerimiz ‘Yeni Parti’ye gelmek istiyoruz’ diyorlar. Cemil Bey de tahmin ediyorum hani o günkü yaklaşımı belediye meclis üyelerine ve başkanlara ‘Bir an önce gitmeliyiz’ diyordu, onlar da ‘Genel Başkanla birlikte hareket edeceğiz’ diyorlardı. Şimdi bu tarafından bakarsan biz Cemil Bey’in dediğine geldik veya diğer arkadaşlar. Öbür taraftan bakarsan Cemil Bey biraz acele etti, biz disiplin içinde bir süreç getirdik. Ama bizimle yolunu kesiştirmek isteyen, bizimle meselesi olmayan herkesle bir arada oluruz. Cemil Bey’le benim kişisel olarak bir sorunum yok. Ama Cemil Bey’le bizim zamanlama sorunlarımız olabiliyor, oldu. Severiz kendisini. Bakacağız yani. Ne diyeyim Cemil Bey’e?”

‘MİLLETİN GÖNLÜNDE ÇOK BAŞKA BİR YERDE’

(Halk TV’ye yönelik saldırılar) “Şimdi Halk TV’nin takındığı tutum, bir kere ticari bir tutum değil. Halk TV’nin tutum takındığı tutum, mesleki bir tutum ama tarihi bir tutum. Çünkü herkesi korkuttular, sindirdiler. Şimdi Halk TV, mesleğini yapan gazeteciler işini yapıyorlar falan. Halk TV’yi bir hedefe böyle süreçlerde koyuyorlar. Ama ben bir şey söyleyeyim. Özgür Özel hedef. Ekrem İmamoğlu hedef, o hedef, bu hedef. Millet öyle bir sahip çıkıyor ki şimdi Yeni Parti çıktı ve yoluna devam ediyor. Halk TV’yi yıkmayan her rüzgâr, her darbe bence güçlendirdi. Milletin gönlünde çok başka bir yerde Halk TV. Yani işte patronuna yapılanlar ortada, çalışanlarına yapılanlar ortada, zaman zaman neler yaşadınız.

Teker teker, hep birlikte Halk TV’nin uğradığı her şeyi hep beraber yaşadığımız için bu kısa zamanda tekrar etmeyeyim. Ama gözaltılar, tutuklamalar, işte yurt dışında yasaklar, onlar bunlar. Bir takım iftiracıların konuyla alakası olan bir yerden bir kelime yakalayıp oradan kriminalize etmeler falan. Ama bu işleri biraz biliyorsam ve AK Parti ve Cumhur İttifakı’nda birazcık bu işlerden anlayan birileri varsa Halk TV öyle sahipsiz bir yer değil. Bu milletin gönlünde bambaşka bir yeri var. Ve Halk TV’ye yapılanı ve yapılacak olanı millet direkt kendine yapılmış sayar. Gençlerin iktidar karşısındaki en büyük sorunu ne? Dinlemek istediği dinlettirmeyen, kampüsüne gelmesini istediği sanatçıya yasak koyan, dinlediği sanatçının giyimine kuşamına, sözüne, sazına bilmem nesine karışanlara gençler gönül bağını koparmış. Şimdi uğraşıyorlar o gönül bağını kuracağız diye çok suni kalıyor. O gönül bağı kopmuş bir kere. Şimdi bugün Halk TV’nin muhalefeti de aşan bir izleyici kitlesi var. Çünkü o AK Parti’nin yarattığı yankı odalarından millet nefes almak için açıp baktığı bir, iki kanaldan birisi de bu. AK Parti seçmeni bile Halk TV’nin kapatılmasını veya Halk TV’ye bir kötülük yapılmasını meşru görmez. ‘Biz ne ara buraya geldik?’ der.

Bir tarafta 30 tane kanal iktidarın borazanını çalacak, buna devletin televizyonu, devletin ajansları, bilmem nesi de dahil. Gerçekleri çarpıtacak, bilmem ne yapacak. Bütün cezalar zaten muhalif medyaya kesilecek falan. Bir yandan da hala Halk TV ile uğraşacaksın ve tutup Halk TV’ye kötülük yapacaksın. Millet o kötülüğü kendine yapılmış sayar. Ve bunun da çok ağır bedelleri olur. Bunu görüyor olmaları lazım. Bir gözü dönmüşlükle, işle birtakım yargı kollarının faaliyetleriyle ‘Biz onu yaptık, bunu yaptık. Halk TV’yi de susturalım.’ Halk TV’nin hani Halk TV diye sesini kesersin, başka bir yerde o sesler duyulur. Hiçbir şey olmasa milletin, o hani sosyal patlamayı sandıkta yapacak olan, beş yapacaksa on yapar. O yüzden bunun görülüyor, biliniyor olması lazım. Halk TV bir kanalın yayında olması aslında iktidara güç verir. Bunu böyle şey gibi düşünüyorlar. Ya düşünsenize bir tane işte yani SZC’ye de haksızlık yapmayayım, TV 2’ye de yapmayayım ama yani kendisini muhalefetin ifade edebildiği, sözünü söyleyebildiği birkaç tane kanal var. Sen onları da kapat.

Ondan sonra da de ki ‘Biz demokrasicilik oynuyoruz.’ Bu kanalın varlığı iktidara güç verir. Yokluğu muhalefete güç verir. Yokluğu seçmenin bir daha affetmeyeceği bir yarayı yüreğinde hissetmesine sebebiyet verir. O yüzden ben Halk TV’ye kimsenin bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Olmaması gerekir. Halk TV’nin sahibi ne benim ne Yeni Parti’nin ne CHP’nin; Halk TV’nin sahibi millet. Millet Halk TV’ye veya işte SZC TV’ye yapılacak her kötülüğü kendisine yapılmış sayar. Bir de bir şeyler oluyor, insanlar bir yerlerde bir şey oluyor, bakar. Gözünü kapayana kızlar. Kulağını kapayana kızar. Duymak ister, görmek ister. Buna engel olanı da cezalandırır. Bu konuda böyle düşünüyorum. Ama bir kötücül aklın devrede olduğu, troller eliyle hedef gösterildiği ortada. Karar vericilere ‘Bu trollerin yaptığı işlerden hangisinden fayda gördünüz, size ne zararı oldu onu bir doğru edin’ diye tavsiye ederim.”

‘ÖFKEYİ ENERJİYE DÖNÜŞTÜRMEMİZ GEREKİYORDU’

(Bu süreçte sizi sahada en çok motive eden ne oldu?) “Bir bütün olarak sokakta duyduğum her şey. Yani çok fazla dua duydum. Çok fazla dua duydum. Yani ‘Sabahlara kadar ağladım’ diyen teyzeleri duydum, hep sizin ekranlara da yansıdı zaten. ‘Sabahlara kadar ağladım’ diyenler, ‘Dua ettim’ diyenler, ‘Ayet-el Kürsi’ okuyorum diyenler, işte ‘Sabah her namazda kalkıyorum, sana 5 dakika okuyorum’ diyenler. İşte o kısıtlı emekli maaşı ile yardım etmek isteyenler. Tesbih de çok anlamlı, ‘Sana otobüs alacağız’ diyen teyze de çok anlamlı. İşte ‘Buğdayı biçtim, bir küçük römork sizin. Satacağım parayı partiye vereceğim’ diyenler çok anlamlı. Biz konuşurken ağlayanlar. İlk günlerde mesela İzmir’de o kötü ses sistemli otobüsün resmen köşelerinden tırmanmaya çalışıyordu insanlar. Acayip bir öfke vardı. Hep böyle yalvardım, ‘Bu öfkeyi enerjiye dönüştürmemiz lazım’ dedim. ‘Kötü söze dönüştürmeyelim’ diye. Ama şundan çok etkilendim. Yani çıkıyorsunuz, hiçbir organizasyon yok. Yani hiçbir şehirde bir başka şehirden gelen bir kişi yok, bir organizasyon yok.

(Figüran da mı yok?) Zaten kurumsuz kalmışsın, araçsız kalmışsın. Bütçesiz kalmışsın falan. Sel olup akıyor insanlar. Böyle şey aklımda hala. Yani her şey bittiğinde bunu çok konuşmak, anlatmak isterim. Mesela parmağımı tutuyor, kıvırıyor acıtacak şekilde. Duyduğu öfkeyi bana yansıtıyor, ne kadar sinirli olduğunu, en az 10-15 kez, zaten hala şişliklerim de var. 10-15 kez parmağım kırılacak gibi oldu. Birbirinden alakasız, habersiz. Gümüşhane’nin Tekkesi’nde veya işte Burdur’da, Denizli’de, Diyarbakır’da. Parmağımı çevirip, diyor ki ‘Mücadeleyi bırakma’ diyor. Beni seviyor, kızgınlığı başkasına, benim canımı yakıyor. Mesela şuradan tutuyor, bir grup toplantısında da söyledim biraz güldü de millet. Tutuyor, tırnaklarını geçirip sıkıyor tamam mı? ‘Partiyi bunlara bırakma’ diyordu başta. Sonra ‘Hadi artık kur partiyi seninleyiz’ diyor. Böyle sözü yetmeyeceğini fiziki bir temasla, mutlaka dokunmak istiyor. Ve o böyle bir izdiham görüntüsü, bir dalgalanma, üzerine gelme, sana temas etme falan. Bunları unutamayacağım. Çok etkili. Bazen böyle ilk başlarda birkaçına yani ‘Ne yapıyor?’ diyorsun. Sonradan gördüm ki bu genel toplumsal bir şey yani. Öfkesini hissetmeni, duyduğu acıyı senin de çekmeni ve bunun kulağına küpe olmasını istiyor. Yani benim parmağıma, vücuduma o o acıyı ‘Unutma bunu’ diye, sözün dışında da hissettirerek yapmaya çalışıyor. Bunu biraz konuştum. Yani bunun başka bir duygu durumu olduğu, bu siyaset değil. Bu çekilmiş çok fazla acı, duyulan çok fazla kaygı ve sizin üzerinizde somutlaşan hani sevgi gibi görünen aslında bir sorumluluk yükleyen bir tutum var orada. ‘Vazgeçme, devam et.’

Biri duasıyla, biri küçücük parasıyla, biri bilmem nesiyle ve sürekli aynı kararlılığı söyleyerek. Bunu bu açıdan unutmam yani. Şahsıma alıyor değilim. Ben hani bin 333 oy aldığımda demiştim ki ‘Üçünü kendime saymam.’ Neden? Partinin birliğine, bütünlüğüne oy veriyor. Yoksa böyle oy mu olur? Yani oyların tamamını alma falan. Ne bu? Bu dönemin ruhuna uygun bir şey yapıyor. ‘Birlikte olmak lazım’ diyor. O vurguyu yapıyor. Bu sokaktaki şeyi de kara kaşımıza, kara gözümüze gösterilen bir teveccüh olarak değil; bir kurtarıcı arıyor insanlar. Veya öne çıkmış birine ‘Mecbur bunun arkasında duracağız. Çünkü bunu da kaybedersek toptan kaybedeceğiz’ diyor. Ondan onu gösteriyor. O yüzden mesela bu Yeni Parti’yi CHP’nin geri alınamama riskine karşı çok büyük bir ısrarla talep ettiler. Yani işin o boyutu çok önemli. Onun dışında yani bir bütün olarak yaşadığımız her şeyi çok tarihsel ve hani bu görev bugün bana düştü ama oyunu kuran, görevleri dağıtan ve sonuca doğru yürüyen ve yürüten ne benim ne bir ekip ne bir şey. Milletin ta kendisi yani. O yüzden çok organik, o yüzden çok güçlü, o yüzden çok gerçekçi, o yüzden de bu kadar aşırı bir sahiplenme var. Zaten bizi kurtarırsa da bu kurtaracak.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!