DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin konuştu.
Sözlerine Yeni Parti’yi tebrik ederek başlayan Hatimoğulları, “Yola Yeni Parti ismiyle devam eden Sayın Özgür Özel’e ve partinin tüm üyelerine buradan tebriklerimizi bir kez daha iletiyorum ve Yeni Parti’nin ülkemizin demokrasisine, hukukuna katkı sunacağımıza olan inancımızı bir kez daha belirtmek isterim” dedi.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin başarıyla sonuçlanmasının da bu açıdan çok önemli olduğunu iddia eden Hatimoğulları, “Barış sağlanınca boşaltılan binlerce köy, mezra, mera yeri… Buralara geri dönüş teşvik edilmeli. Özel olarak bunun çalışması yürütülmeli. Mayınlı araziler tamamen temizlenmeli ve tarıma açılmalı. Tarım ve hayvancılık burada yeniden canlandırılmalıdır” dedi.
Altı yılı aşkın süredir hakikatin önüne örülen kalın bir duvarın varlığına işaret eden Hatimoğulları, Gülistan Doku soruşturmasına atıfta bulunarak, “Bu ülkenin adaleti, kayıp bir kadının izini ne kadar cesaretle sürdüğüyle ölçülür. Gülistan’ın izini sürmek yerine; dijital izlerin silindiği, hastane kayıtlarının karartıldığı, kamu gücünün bazılarını korumak için kullanıldığına dair ağır gerçeklerle karşı karşıyayız. Bugün dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in, eşinin, oğlunun, polislerin ve kamu görevlilerinin soruşturma kapsamında tutuklanması sıradan bir gelişme değil. Soruşturma; kasten öldürme, cinsel saldırı, delilleri yok etme, suçluyu kayırma gibi vahim durumları kapsıyor. Bu tablo aynı zamanda Süleyman Soylu döneminin özetidir. Bu dönem bütünlüklü olarak mercek altına alınmalıdır. Devlet gücünü kullanarak suç işlediği ya da suçu örttüğü iddia edilen her kimse hesap vermelidir” diye konuştu.
‘EVE VARMAK İLE EVE DÖNMEK AYNI ŞEY DEĞİLDİR’
Hatimoğulları, iki yıldır yürütülen sürece yönelik çerçeve yasa çalışmalarıyla ilgili, “Çerçeve yasa için artık son düzlüğe girilmiş durumda. Bu, tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konu ve dar, polemikçi, birbirini yıpratan, sürece dönüşmemesi için herkesin büyük bir sorumlulukla davranması gerekiyor. Her siyasi parti bu konuda elbette ki farklı düşünüyor olabilir. Bundan daha doğal da bir şey yoktur. Ama ortada bir mesele var ki Kürt meselesi. Bu ülkenin 100 yılı aşkın temel bir meselesi. Bir asırdır şiddetle ve inkarla çözülmeyen, çözülen değil de apaçık ortada olan bir mesele. Bütün siyasi partilerin bu tarihsel sorumlulukla hareket ederek barışın kapısını açacak bir yasanın çıkması için elini taşın altına koyması son derece tarihidir ve önemlidir” dedi.
Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın son yapılan görüşmede “27 Şubat Çağrısı’nın ruhuna bağlı kalma iradesini ve kardeşlik hukukunu gözeten yasal bir zeminin gerekliliğini bir kez daha vurguladığını” savunan Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
“‘Dar, günü kurtaran yaklaşımlardan çıkılmalı; yasa, bir dönemin ve yeni bir sayfanın başlangıcı olmalıdır’ diyor ve son görüşmede Sayın Abdullah Öcalan bütün halklarımıza selam ve sevgilerini gönderdi. Bakın bu yaklaşım Sayın Öcalan’ın bu yaklaşımı 10 yıllardır süren çatışmaların bitirilmesi, hukuki ve yasal adımların atılması bakımından tarihi, muazzam bir zemini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın, bu zeminin özü açık, net: Ortak eşit yaşam, hukukla tanımlanınca, yasayla somutlaşınca hakiki olur. Kürt meselesinin demokratik çözümü, devletin sürekli ertelediği bir dosya olmaktan çıkarılmalı. Kürtler bugüne kadar hep inkar edildi, hep yok sayıldı. Dilleri yok sayıldı, varlıkları yok sayıldı, isimleri yok sayıldı. Bugünse Kürtler ve dostları toplumsal barışı inşa etmek için çaba harcayan bir seviyeye gelmiş durumda, mücadele eden bir seviyeye gelmiş durumda, müzakere eden güçlü bir seviyeye gelmiş durumda.
‘DÖNÜŞ MESELESİ DAR YORUMLANMAMALI’
Bu süreçteki muhataplarımız, onlara da bu konuda seslenmek isterim: Dönüş meselesi dar yorumlanmamalı. Dönüş, sınırların kapısından geçmekten ibaret değildir. Son günlerde çok konuşulan Odessa Destanı’nda ifade edildiği gibi; eve varmakla eve dönmek aynı şey değil. Dönüş; sürgündekinin ülkesine, cezaevindekinin ailesine, KHK’lının ihraç edildiği mesleğine, kayyımla iradesi alınan halkın ve seçilmişlerin belediyelerine, yargılananların siyasal hayata dönmesi demektir. Yani topluma dönüş, işe dönüş, söze dönüş, memlekete, toprağa dönüş… Gerçek barışın coğrafyası da buradan ve böyle başlar. Bu bağlamda çerçeve yasadan beklenti nettir: Bugünün geçişini düzenlerken yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamaktır.”
‘YENİ SÜRPRİZLERLE SÜREÇ UZAMAMALI’
Hatimoğulları, bu sürecin İmralı’da Öcalan tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Çerçeve yasa bunu yok saymadan, ortaklaşılmış bir formülü içermelidir. Bu yasada Sayın Öcalan’ın bu süreci ileriye taşıyabilmesinin olanakları açılmalıdır. Özgür yaşar ve özgür çalışır koşulların artık acilen hayata geçmesi lazım. Hiç vakit kaybetmeksizin bu haftadan itibaren, bugünden itibaren gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, toplumun farklı kesimleri herkes artık İmralı’ya gidebilmeli ve Sayın Öcalan’la görüşebilmelidir” diye konuştu.
İmralı Heyeti’nin son İmralı ziyaretinde oluşan mutabakatın olduğu gibi yasaya yansıması gerektiğini vurgulan Tülay Hatimoğulları, “Üzerinde konuşulan, ortaklaşılmış, mutabık kalınmış her şeyin bu yasaya yansıması lazım. Çerçeve yasanın yasanın kapsamı, içeriği bir mutabakatla çıkmalı ki pratikte karşılığı olsun, kağıt üzerinde kalmasın. Hiçbir şey oldubittiye de getirilmemeli. Yeni sürprizlerle de bu süreç uzamamalı, uzatılmamalıdır” dedi.
